3 Mayıs 2026 Pazar

“Bugün En iyi Günümüz”

 


Bugün sağ tarafımdan mı sol tarafımdan mı kalktığımı hatırlamıyorum. Önceki kalkışlarımdan farklı taraf olsa gerek. Çünkü bugün yani 03 Mayıs 2026 Pazar günü zinde kalktım. Üstelik olumlu enerjim devam ediyor. İnşallah böyle devam ederiz.

Kendi kendimi de gözlerim arada bir. Bugünkü çalışmalarım gerçekten verimli oldu. İnsan inanamıyor ama gözlerim de daha iyi görüyor, kulaklarım da daha çok işitiyor. Yanımda doktorlar da olsa da bu durumu tespit ettirebilsem. Tıp tarihine de bir katkımız olurdu: Moral gücü bütün uzuvların işlevini artırır.

Her gün 8 sayfa günlük yayınlıyorum. Bugünkü sayfalarımın hepsi de birbirinden kıymetli ve de ilgi çekici geldi bana:

Medyadan alıntılarda “Derebaşı Virajları”nı yayınladım.

“Turistik Değeri: "World's Most Dangerous Roads" gibi uluslararası platformlarda Bolivya'daki ünlü "Ölüm Yolu"nu geride bırakarak birinci seçilen bu rota, günümüzde özellikle motosiklet sürücüleri, off-road tutkunları ve doğa fotoğrafçıları için popüler bir duraktır.” (AI Bakışı)

1955 yılı sonbaharında geçtim bu virajlardan. İlkokulu bitirdim, Erzurum Pulur İlköğretmen okulunu yazılı sınavını kazanmıştım. Sözlü sınavlara katılmak üzere Kondulu iki arkadaşla birlikte (İkisi de rahmetli oldu. Yerleri cennet olsun) Erzurum’a kısa yoldan hem de daha ucuza gitmek için Çaykara Bayburt arasındaki bu yolu seçmiştik. Tabii ilk ve son geçişimiz oldu.  Öylesine bir yol. Ama faydalı da oldu. Ondan sonra hiçbir yol korkutmadı gözümüzü. Bunu da psikoloji ile ilgilenenler kaydetsin. (Derebaşı Virajları)

Kitaplardan alıntılarda Ayna Olamayan Günlük adlı kitabımdan Kovanımızdan Çıkalım başlıklı bir günceyi aldım. Ya, biz yazarmışız de farkında değiliz. huzuradogru.com’dan bir alıntı yaptım ki sormayın: “Düşünmekle ibadet olmaz, oturmakla ticaret olmaz. Kovandan çıkmayan arı, bal yapamaz.”

26. 07. 2019’da yazdığım bu günlükteki şu satırlarım, şimdi bile doyuruyor beni:

Lavaşçıya gittim. Sıcak lavaş ve Erzincan Tulum Peyniri ile bir dürüm yaptırdım. Mecidiye Parkı Büfesi'nde bir masaya oturarak yedim. Çay da güzeldi, havada güzeldi tabii park da... Bu güzellikleri cebimize koyamayız bari gönlümüze dolduralım, dedimse de… Neyse ağır ağır yürüyerek evin yolunu tuttum. (Tık)

Vecizelerde adaşım Sabahattin Ali’nin “Bir insanın en büyük hatası, bir başkasının onu mutlu etmesini beklemektir.” Öyle ya lavaşçıyı beklemeyeceksin. Gideceksin şu yağdan, şu peynirden koy diyeceksin, biraz da ince olsun lavaş diyeceksin… Bugün iştahım da açıldı.

Oldu olacak diğer sayfaları da açalım. Bakalım daha neler var:

Görsel sayfasında Beyoğlu semtindeki Kadri Bey Çıkmazı'nda (Karaköy/Galata bölgesi) bulunan bir sanat dükkanının ve sokağın fotoğrafı. Güya İstanbul’da yaşıyoruz. Estetiği de unuttuk… (Tık)

İmam-ı Rabbani’nin 71. Mektubunun özeti var. Birkaç defa yazmıştım. Buna rağmen kimsecikler okumadı. Bunun için şahıslara mektup yazacak değilim ya… (Tık)

Sertap Erener’den Yanarım’ı dinlemezseniz yanarım. Ah, zamanımızı iyi değerlendiremediğime yanarım. Kör noktayı göremediğime yanarım.

Kör nokta demişken itirafta bulunayım: Bizi idare edenlerin kör noktaları göremediklerini yazmıştım 15 Temmuzlarda… Asıl ben körmüşüm. Başka izah tarzı yok. Köroğlu körmüşüm.

Kütüphane raflarında, İnternet sitelerinde “düşünme” yeteneğimizi geliştirecek filozofları aradım durdum. Okuya okuya yoruldum. Oysa filozof yanımda. Gerçi daha önceleri de derdim. Bunda bir Allah vergisi var. Bunda bütün filozofların özellikleri var… O sözünü ettiğim kişi kendini saklaması, çok konuşmaması, girişken olmaması vb. yönleriyle de bana benzeyen oğlum Ahmet Gencal.

Günceye başladığımdan beri şiirlerini, şiirden şarkıya çalışmalarını yayınladım. Beğenerek yayınladım. Müziği bir tarafa bırak, şiiri bir tarafa bırak. Düşünceye bak. Sadece ben bakmayayım sen de bak. Ey psikologlar, sosyologlar, edebiyatçılar, editörler, eleştirmenler, felsefeciler, sanatçılar… Neredesiniz. Yağmalanmaya hazır altın kaynaklar. Bazen buz gibi yayla sularına benzetirdim. Bazen şifalı kaplıca sularına. Su su, resmen su. Her mineralin bulunduğu, her türlü harareti giderecek su. Oğlum diye övmüyordum. Ama o artık benim filozofum. Zaten önceleri verimli çalışmalar yapmıştık onunla. Umarım ben de açılırım onun yanı sıra.  Niçin olmasın?

“Niçin olmasın?” Ahmet Gencal’ın Anadolu Lisesi sınavını kazandığı zamanlardaki slogan sözüydü.

Coştum yine dalgalanıyorum ben. Durulalım artık ve bugünkü sayfasından bir dörtlük alalım:

GÖZYAŞI

Söyle kalbim neden böyle sürgün

Her gözyaşı bir hikâyeye dönüşür

Derinlerde saklı bir vuslat

Kalbimde kalan gerçek aşk

(Ahmet Gencal) (Tık)

Tasavvuf dahil bütün ekoller açısından incelenebilseydi ciltler dolardı. Buna Ahmet’in kendisi de şaşardı…

Başta dedim ya bugünkü performansıma ben de şaşıyorum.

Allah’a (cc) şükür yaşıyorum.

Sabahattin Gencal, İstanbul, 03. 05. 2026

_________________________ 

Bugün bol tık tıklı gün oldu. Bugünü "tıktıklı gün" olarak hatırlayacağım Allah izin ederse.