5 Mart 2026 Perşembe

Anaç (Gurk) Tavuk Benzetmesi

 


“Yazar anaç (gurk) tavuk gibi olmalıdır.” diyorum. Bu konuya girmeden önce açıklama yapmam gerekli:

Bu sözü başka bir söze benzeterek söylemiş bulunuyorum. Sözün aslı benim değildir. Sözün aslını nereden öğrendiğime gelince, kısaca anlatayım:

İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezinde avukatlık stajımı yaptığım sırada bir tecrübeli avukat: “Avukat bir anaç tavuk gibidir.” dedi ve devam etti. Nasıl ki gurk tavuk 21 gün yumurtalar üzerinde durursa avukat da veriler üzerinde durmalı ve onları zaman zaman çevirmelidir. Vb.

Bu sözü çok makul buldum. Avukat olduğumda büroya gelenlere, “Bu verileri bir inceleyeyim.” diyordum ama müvekkil tatmin olmuyordu. Şipşak cevap istiyorlardı. Bazı meslektaşlarımız  Fifty fifti taktiği uygulamak gerektiğini söylüyorlardı. (İngilizce fifty fifty “yüzde elli elli, yarı yarıya” deyiminden alıntıdır.) Rahmetli Özal da bu taktiği kullanırdı? Ama ben siyasetçi miyim?

Büroya müracaat edenler bazen dölsüz yumurtalar (mesnetsiz iddialar) için de kendileri gibi düşünmemi istiyorlardı. Ya, civciv 21 günde çıkar; bunu değiştirebilir miyiz? Bazı davaların da aşağı yukarı belli sonuçları olur. Bunu değiştirebilir misiniz? Aklıma gelmişken yazayım: Amcam (Teyzemin kocası) “Dükkanımdaki kirâcıyı kaç günde çıkartabilirsiniz?” diye sordu. Her şey normal giderse üç ayda ama normal gitmezse zaman veremem, dedim. O da falan avukat 20 günde çıkartabileceğini söyledi. Tabii bir günde de kiracıyı defedenler görülmüştür.

İhtiyarlığın bir belirtisi de işte budur. Bir konuya girince…

Neyse ileri gidersem sanki meslektaşlarımı kınar gibi olmamdan çekinirim. Meslek ahlakına uymayanlarla ilgili çağrışımlar yapabilirsiniz. Örneğin bir iddianameye 20- 30 dölsüz yumurta koyuyorsunuz. (Arada birkaç tane de döllü koymaya bile gerek görülmüyor) Şimdi nasıl civciv çıkacak? Gurk tavuğun kapasitesi belli. Dölsüz yumurtanın da… Döllü olsa tavuk yerine civciv makineleri kullanabilirlerdi.

Ey gidi günler. Anlatacaklarımızı benzetmelerle anlatmak durumunda kalıyoruz.

Ben bir yazımda öğretmenleri de anaç tavuğa benzetmiştim. Bu daha uygun bir benzetme. Öyle ya öğretmen anadır, babadır, her şeydir. “Öğretmen kutsaldır ana gibi / Öğretmen kutsaldır baba gibi” (A. R. Binboğa) O eskidendi demeyiz inşallah…

Şimdi de yazarların ve gazetecilerin de gurk tavuklara benzemesi gerektiğini söylersem yanlış mı söylerim. Bence, eksik söylemiş olabilirim ama yanlış değil.

Göz önüne getirelim bunca gazeteyi, televizyonu ve internete bağlı medyayı. 24 saat durmaksızın yumurta gösteriyorlar. Kimileri bunların döllü veya dölsüz olduğunu bilemiyor. Kimileri biliyor ama ne hikmetse hepsini döllü yumurta diye gösteriyor. Bu durumda biz ne yapalım?

Böyle bir bakışta yumurtanın döllü mü dölsüz mü olduğunu anlayamayız. Bu arada bir parantez açayım. Oğlum Fuat gibiler anlayabilir çünkü onun bu konuda da birçok tecrübesi vardır. Peki tecrübesi olmayanlar? Bunlardan bir kısmı, falan zamanda falan kümeste hep dölsüz yumurta… deyip bunların da mesnetsiz olduğunu söylüyor. Bazıları bekleyelim gurk süresi bitince anlarız diyor. Gurk süresi bitiyor ama? Gerçi bir anaç tavuk birkaç kez üstüste yatabilir ama ilânihaye? Olmaz ki değil mi?

Nasılsa oğlunun kümesinde tavukları inceledi yazar da yazar… demeyiniz. Ben evet, avukatlık yapmadım, yapamadım. Ama staj merkezindeki kütüphanede birçok şey öğrenmiştim. (Öğrenmiştim, diyorum çünkü şimdi aklımda bir şey kalmadı)

Şu kadarını beraberce düşünelim: Bir gurk tavuk yumurtaların üzerinde oturuyorken onu alıyor ve yerine başka bir gurk tavuk oturtuyoruz. Tabii bu değişimi bizim Fuat gibiler yapsa bir şey olmaz belki ama bu değişimi yapan eller kimler bilmiyoruz ki…

Benim yurttaşım bu gurk tavuk değişimini anlar ama ikide bir hâkim değişimini? Şimdi savcı, bakan makan diye karıştırmadan sağlıklı olarak düşünelim: Tabii geniş olarak. Açık deyişle sadece adli konularda değil. Medyanın gerek savaş gerek barış haberlerini nasıl sunduğuna bakalım.

İşte ben böyleyim. Kendime acımıyorum. Sözümü tam olarak tutamıyorum. Daha dün mini sözleşme imzalamıştım yapay zekâyla. Haber diyeti yapacaktım. Kaygılara, saat 11.00’de randevu verecektim…

Sabahattin sözünü tutar. Öylesine işte. Haberlere girmez ama benzetmelerle yandan dolaşır. Yani sözde uyuyoruz… Ben de bazı büyüklerimize mi benziyorum, Allah korusun! Çokları da biliyor ya bazıları arkadan dolanıveriyor. Yanda yandan demiştik ya…

"Bu Fasulye 7,5 Lira " şarkı sözleriyle devam diyelim;

Bu fasulye 7,5 lira/ Bu fasulye 7,5 lira

Hem kaynasın hem oynasın / Hem kaynasın hem oynasın

Yandan Halime'm yandan/ Severim seni candan

Seviyorsan candan / Erken gel akşamdan

(İbrahim Tatlıses)

Daldan dala demeyelim. Yandan yandan devam edelim:

Hem oynasın hem kaynasın. / Hem okunsun hem de düşünülsün.

Azıcık düşünmek umuduyla…

Sabahattin Gencal, İstanbul, 05. 03. 2026

 

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ




 

Ali Rıza Binboğa - İlk Öğretmen (1979) | TRT Arşiv
Ali Rıza Binboğa'nın 1979 yılında seslendirdiği "İlk Öğretmen" şarkısını TRT Arşiv'de dinliyoruz. “İlk Öğretmen” şarkısı sözleriyle; Öğretmen kutsaldır ana gibi Öğretmen kutsaldır baba gibi Öpülesi elleri var Şirin tatlı dilleri var Öğretmen öğretir A, B, C Öğretmen öğretir K, L, M İlk öğretmenin kim senin Kim öğretti alfabeyi Bir hak için kırk yıl Köle olunuyorsa Yirmi dokuz kere kırk yıl Kölesiyiz öğretmenin


 

TAVUK NASIL GURKA YATIRILIR. İNCE NÜANSLAR. KILAVUZ ATAN CÜCE KOŞİN GURK OLDU
Daha yeni yumurtaya başlayan cüce koşin yarkamız hemen gurk oldu. 2 hafta beklememize rağman kalkmayınca altına yumurtalarını koyduk. Tavuklarımızı gurka yatırırken dikkat etmemiz gerekenlerden de bahsettiğimiz videomuz yayında.
https://www.youtube.com/watch?v=OI_ZyJf-Cl8 İyi seyirler.

Rabbani'nin Mektupları- 012

 İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin mürşidi Muhammed Bâkîbillah’a yazdığı bu mektup, tasavvufi seyrü sülukun en ileri merhalelerine dair derin manevi keşifleri ve tevazu dolu bir hal arzını içermektedir.

Aşağıda metnin sistemli özeti yer almaktadır:


1. Manevi Hal Arzı ve Tevazu

Mektup, İmam-ı Rabbani’nin mürşidine karşı takındığı derin edep ve tevazu ile başlar. Kendisini "kulların en küçüğü" olarak nitelerken, yaşadığı manevi hallerin çokluğu karşısında hangisini anlatacağını bilemediğini ifade eder. Tüm başarıyı ve kudreti mutlak surette Allah’ın dilemesine (meşiet-i ilahiyye) bağlar.

2. Temel Tasavvufi Hakikatlerin Keşfi

Hak Teâlâ’nın inayetiyle kendisine açılan sırlar dört ana başlıkta toplanmıştır:

  • Fena ve Beka: Nefsin masivadan (Allah dışındaki her şeyden) kesilmesi ve Hak ile baki olması halinin ilmi derinliği.

  • Eşyanın Has Yüzü: Her varlığın arkasındaki ilahi tecellinin ve o şeye özel olan hakikatin belirmesi.

  • Seyr-i Fillâh: Allah’ın isim ve sıfatlarında gerçekleşen manevi yolculuğun mahiyeti.

  • Zat-ı Berkî Tecellisi: İlahi Zat’ın şimşek çakımı gibi anlık ve çok kuvvetli tecellilerinin (Muhammedi meşrebe uygun olarak) kavranması.

3. Makamlar Arası Geçiş ve Vuslat

İmam-ı Rabbani, manevi durakların (makamların) her birine vakıf olduğunu, ancak bu makamlarda takılıp kalmadığını belirtir.

  • Lüzum ve Zaruret: Her makamın gerektirdiği edep ve gerekler yerine getirildikten sonra bir sonrakine geçilmektedir.

  • Velilerin Mirası: Geçmiş büyük velilerin haber verdiği hallerin neredeyse tamamının kendisine gösterildiğini ve yaşatıldığını beyan eder.

4. Yaratılış ve Kabiliyetlerin Mahiyeti

Metnin sonunda eşyanın ve insanın sahip olduğu kabiliyetlerin (istidatların) "sonradan yaratılmış" olduğu vurgulanır:

  • İlahi Özgürlük: Allah’ın (Sübhan), varlıkların kabiliyetlerine mahkûm olmadığı ifade edilir. Yani Allah, yarattığı varlıkların istidatlarıyla sınırlı değildir; aksine her şey O’nun dilemesi ve yaratmasıyla var olur.

  • Edep Sınırı: Yazar, bu derin mevzularda daha fazla detay vermeyi, mürşidine karşı duyduğu edep gereği uygun görmeyerek sözlerini bir "haddini bilme" uyarısıyla (şiirle) sonlandırır.

 

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ



******************************************************************************


Mektubat - Ders 33 - İbadetten Nasıl Haz Alırız? (No: 97) I İhsan ŞENOCAK

İnsan Olmak Böyle Bir Şey

 


                                 İnsan olmak böyle bir şey 

                                işte din ırk fark etmiyor vicdan ve adalet...

 

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ


Ön Söz Denemesi

  

 


 Merhaba Değerli Okurum,

 

Siz, gerçekten tebrik edilecek bir okursunuz. Sizin hakkınızda, sizi hiç görmemekle beraber oluşturduğum bu kanım boşuna değil. Bir nevi okuyucuya şirin görünme, menfaat temin etme başka deyişle yalakalık da değil.

Beraberce düşünelim bir: Günümüzdeki Türkiye’de okuma oranı nedir? Bu konudaki kişisel gözlem ve düşüncelerimiz bizde kalsın. Biz Google’dan yararlanarak bu soruya cevap arayalım:

    “Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) verilerine göre Türkiye, kitap okuma oranında dünyada 86'ncı sırada, yoksul Afrika ülkeleriyle aynı kategoride.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’e göre ise Türkiye'de kitap, ihtiyaç listesinin 235'inci sırasında yer alıyor.”(https://www.cnnturk.com/dunya/dw/unesco-turkiye-kitap-okuma-oraninda-86inci-sirada)

Bu durumda siz tebriki, ben yazsam da yazmasam da çoktan hak ettiniz.

Bu kadarla da değil. Okuduğumuz eserlerin yüzde kaçı edebiyatla ilgili? Peki, okuduğumuz edebi eserlerin yüzde kaçı fikri yazılar. Ya deneme okuma oranı? Biraz da abartarak yazalım: ‘Bir sen okuyorsun bir de ben.’

Mevla’na gibi söyleyelim: “Ben sen oldum, sen de ben.”

Bakın bu son cümlemizi, diğer cümleler gibi akışa uyarak değil kasıtlı yazdım. Neden mi?

Denemeciler genellikle kendileriyle konuşur gibi yazarlar. Eee, ben ne yapıyorum? Sizinle konuşur gibi yazıyorum. O zamanda deneme olmuyor. Onun için ‘Ben sen oldum, sen de ben.’ deyiverdim.

Öyle deyivermekle olmuyor deneme yazmak. Hiçbir denemeci dimağından ve gönlünden gelenleri kalemle kâğıtlara, kitaplara aktarırken ‘Deneme yazıyorum.’ dememiştir.

Aslında ben de yazılarımı yazarken şu tür, bu tür demedim. Bloglar için yazdığım bu yazıları bir gün iki kapak arasına alarak kitaplaştıracağım da aklıma gelmemişti.

Kitap yazma tutkusu kursağında kalan bir emekli öğretmenim. Bu tutkumu yakından gören/bilen bir akademisyen öğrencim bu yazıların kitap haline getirilebileceğini söyledi. Ben de ne yaptım?

Bloglardaki yazılarımdan seçerek iki deneme kitabı yayınladım. Bir müddet sonra da, yani şimdilerde de kitaplara koymadığım, başka deyişle hiçbir kitaba sığmayan yazılarımı ele aldım. Bunları ‘Elenenler ismi ile yayınlamayı düşündüm, daha doğrusu düşünüyordum. İsim koymayı da, belki bir soruşturmadan sonra yaparız. Atalarımızın çocuklarına isim koymalarını düşünün.

Bu düşüncelerle yazılarımı yeniden okudum:

‘Aaa, bu yazıları ben mi yazmışım?’

‘Aaa, bu yazıları niye yayınladığım kitaplara almamışım?’ vb. duygusal cümleler kurdum.

Belli ki şimdilerde duygusallığım arttı. Demek ki önceleri okunabilir de olsa kategorilere uymayanları çekmecelerde bırakmışım.

Ne çekmecesi! Ne kategorisi! Hem denemeler öyle kalıplara sığar mı? (Buldum! Buldum! Kitaba koyacağım ismi buldum: Kalıpları Kıran Denemeler)

Kalıpları Kıran Denemeler, bir bakarsın makaleye benziyor, bir bakarsın fıkraya, sohbete ve eleştiriye…

Hem, bu günlerde ne okudum biliyor musunuz? Bir sayfa kadar kısa deneme olacağı gibi bir kitap kadar da uzun olabilir. Doğrusu böyle uzun bir deneme okumadım hiç. Bunu yazanın da okuyup okumadığından şüpheliyim.

Aklınızdan, ‘Yazar, uzun denemeler için, makale gibi olan yazılar için bir gerekçe yazıyordur.’ gibi düşünce geçti mi bilemem. Okuması 200 karakterle sınırlı okuyucular için böyle gerekçeler hazırlayabilirdim. Ama sizin gibi okuyuculara öyle gerekçe ayakları yapmam yapamam. Dedim ya seni ben bilmişim. Zaten öylesin de; çünkü gönüllü olarak ünsüz birinin, hacimli ‘denemelerini’  alıyorsunuz.

Ne güzel. Burada kelime oyunu da yapıyoruz. Deneme kategorisine sığmayanlar için ‘denemelerini’ diyerek topu taca atıyoruz. Tabii bizde topu kasıtlı olarak taca atmak diye bir şey yok. Ama denemelerde arada sırada da olsa değil taca atma mizah dünyasına da atarlar. Taa stat türbinlerine de atarlar. Siyasetçilerin, kodamanların oturduğu localara kadar…

Bir şey daha söyleyeyim mi? Şimdilerde moda oldu. Önsözlerde ya okuyucu yönlendiriliyor ya da eksiklere gediklere bahaneler üretiliyor. Okuyucu zaten ön yargılarla dopdolu. Bir de sen doldurmaya kalkarsan bozulur. Okuyacağı varsa da okumaz veya okuyamaz.

Bazı önsözler de kullanma kılavuzu gibi. Şöyle oku, böyle oku… Ya, dur bi, sus bi. Adam kırk yılda bir kitap aldı. İstediği gibi okusun. Yaygın bir kanaat var: Yazar okuyucuya bir şey veremez. Alsa alsa okuyucu alır.

Sizin gibi okuyucuların bu eserimizden çok şey alacağını tahmin ediyorum. Ama yazılanların hepsini birden almaya kalkarsanız kaldıramazsınız, hazmede-mezsiniz. Yavaş yavaş, ağır ağır, sessiz sessiz…

Aklınıza bir şey gelmesin dedik ya ben sen oldum. Seni biliyorum. Seni de bütün okuyucuları da seviyorum.

 

Çekmeköy-İstanbul, 25. 09. 2018

______________________________

SabahattinGencal, Kalıpları Kıran DENEMELER, Cinius Yayınları, İstanbul, 2019

  

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ


Altın Yüzüğüm Kırıldı

 


KESİNTİSİZ TÜRKÜ DİNLE | TÜRK HALK MÜZİĞİ

KESİNTİSİZ TÜRKÜ DİNLE 00:00 Orçin Kaya - Altın Yüzüğüm Kırıldı 04:22 Orçin Kaya - Deriko 06:34 Serhan Giden - Pınar Başından Bulanır 10:08 Seda Kurnaz - Mevlam Birçok Dert Vermiş 13:07 Orçin Kaya - Kızılcıklar Oldu mu 14:52 Songül Karlı - Bu Dere 17:33 Songül Karlı - Dön Geri Yar 20:05 Yalçın Çelik - Karadır Kaşların 24:17 Orçin Kaya - Çayır Çimen Geze Geze 26:51 Songül Karlı - Harput harika türküler,seçme türküler,herkesin aradığı türküler,muhteşem türküler,

 

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ