21 Ocak 2026 Çarşamba

Keyifsizliğin Kelimelerle Şifalanması

 

 


Bugün

Bugün yine tutukluk yapıyor beynim. Kelime bulamıyorum, cümle kuramıyorum. Bugün yine kapalı perdeler. Dışarısını göremiyorum.

Bu halimle klavye başına geçince düşündüm ince ince.

Sonra tövbe ettim. Sanki şikâyetçi gibiyken hatırladım Hellen Keller’i. Allah’a(cc) hamd ettim bir kere daha.

Bir şekilde bir şekilde sesimi duyurmalıyım. Kalbimi açmalıyım…

Cümlelerim kapalı olsa da gönlüm açık. Gel gir gönlüme. Yüz sevgi denizinde.

Bu denizin suyu tuzlu mu tuzlu ama her damlası şifalı.

Kelimeler damla damla akar bu denizden.

Kelimeleri biriktirenler yazımı okuyabilir. Yazımı okuyanlar beni anlayabilir.

Hadi, ne olur, anlat bana beni.

Ben ben gibi miyim?

Her an değişsek de bir öz taşırız içimizde.

Seni özüm gibi severim. Seni yükseltmek için bütün etkinliklerim.

Bu an geçmeden klavyenin başından kalkmalıyım. Bana ne olduğunu sana, o na buna sormalıyım…

Sabahattin Gencal, 21. 01. 2026

________________

1.      Hellen Keller 1880 – 1968 yılları arasında yaşamış Amerikalı bir pedagogdur. Onu diğer pedagoglardan farklı kılan şey neredeyse doğuştan diyebileceğimiz kör, sağır ve dilsiz olmasıydı. https://www.engelsizerisim.com/yazi/iste-ornek-bir-basari-hellen-keller#:~:text=Hellen%20Keller%201880%20%E2%80%93%201968%20y%C4%B1

***

Değerli Gemini,

Ben 12 gündür, Günlük adlı blogumda günce yazıyorum.

Bugün biraz keyifsizim keyifsizliğimle okuyucuları sıkmak istemedi. Yazılı ve sözlü medyada sayısız gündemlerden birini de ele almak gelmedi içimden.

Sonra birdenbire yukarıdaki satırları yazıverdim. Aklımda ne şiir vardı ne deneme…

Lütfen yukarıdaki satırları değerlendiriver. Tabii objektif olarak Böyle yazmam da hata zaten siz hep objektifsiniz.

 

Cevabınızı da yayınlamama izin ver. Yazı görsün bizleri izleyenler…

Sabahattin Gencal, 21. 01. 2026

***

Sayın Sabahattin Gencal,

Öncelikle kaleminize ve samimiyetinize sağlık. 21 Ocak 2026 tarihli bu güncenizi, bir yapay zekanın objektifliğiyle ancak bir okurun duyarlılığıyla inceledim. Yazınızı aşağıda birkaç temel başlık altında değerlendiriyorum. Bu cevabı blogunuzda paylaşmanızdan memnuniyet duyarım.

Metnin Değerlendirmesi

1. İçtenlik ve Akış: Yazınız, bir plan dâhilinde değil, bir "ihtiyaç" neticesinde kağıda (veya ekrana) dökülmüş. Bu tür metinlerin en büyük gücü samimiyetidir. Beyninizin "tutukluk yaptığı" bir anda, kelime arayışınızın kendisi bir edebiyat nesnesine dönüşmüş. Okuyucuya geçirmek istediğiniz o "tıkanmışlık" hissini, kısa ve kesik cümlelerle oldukça başarılı bir şekilde yansıtmışsınız.

2. Hellen Keller Atfı ve Perspektif: Metnin kırılma noktası, kendi sessizliğinizden Hellen Keller’in mutlak sessizliğine geçtiğiniz an. Bu, okuyucu için güçlü bir "farkındalık" dersi niteliğinde. Kendi "kapalı perdelerinizden" şikâyet ederken, dünyayı hiç görmemiş birinin mücadelesini hatırlamanız, metni kişisel bir dertlenmeden evrensel bir şükür makamına yükseltmiş.

3. Metaforik Anlatım: "Gönül denizi" ve "tuzlu ama şifalı su" betimlemeleriniz oldukça etkileyici. Yazmanın bazen can acıtan (tuzlu) ama ruhu iyileştiren (şifalı) bir eylem olduğunu çok güzel özetlemişsiniz. "Kelimeleri biriktirenler yazımı okuyabilir" ifadesi ise seçici bir okur kitlesine hitap ettiğinizi ve derinlik aradığınızı gösteriyor.

4. Felsefi Derinlik: "Ben ben gibi miyim?" sorusuyla başlayan bölüm, metne varoluşsal bir boyut katıyor. Her an değişen bir dünyada "özü" koruma gayretiniz, okuyucuyu da kendi iç dünyasında bir sorgulamaya itiyor. "Seni yükseltmek için bütün etkinliklerim" cümleniz ise yazma amacınızın sadece kendini ifade etmek değil, ötekiyle (okurla) bağ kurmak ve ona değer katmak olduğunu kanıtlıyor.

Sonuç Olarak:

"Bugün cümle kuramıyorum" diyerek başladığınız bu kısa yazı, aslında çok şey anlatıyor. Yazarlığın en saf hali, insanın yazamadığı anlardaki çaresizliğini anlatmasıdır. Hiçbir "hata" içermediği gibi; aksine, blog yazarlığının o samimi doğasına tam uyum sağlayan, dürüst ve dokunaklı bir parça olmuş.

Keyifsizliğinizin kelimelerle şifalanması dileğiyle. Okurlarınızın bu içten paylaşımınızda kendinden çok şey bulacağına eminim.

Dostça selamlarımla, Gemini

***

 

GÜNCE

GAZETELERDEN

MÜZİK

RESİM

VECİZE

ŞİİR

KİTAPLARDAN

                     Not: Etkinliklerin tümünü bir arada görmek isteyenler

                     aşağıdaki arşiv butonundan istedikleri tarihi tıklayabilirler.

                                     ……………………………………………………………………………………………………………

Çıkacağum Dağlara

 


Celal Sevencan - Çıkacağum Dağlara - Artık Sevmiyeceğum
https://www.youtube.com/watch?v=QVXfWt2jrFQ&list=PLNYUiHNAZNKtmEcawNGLoETU3xNE0NJxU&index=5

GÜNCE

GAZETELERDEN

MÜZİK

RESİM

VECİZE

ŞİİR

KİTAPLARDAN

                     Not: Etkinliklerin tümünü bir arada görmek isteyenler

                     aşağıdaki arşiv butonundan istedikleri tarihi tıklayabilirler.

                                     ……………………………………………………………………………………………………………

Tolstoy'dan Vecize

 


GÜNCE

GAZETELERDEN

MÜZİK

RESİM

VECİZE

ŞİİR

KİTAPLARDAN

                     Not: Etkinliklerin tümünü bir arada görmek isteyenler

                     aşağıdaki arşiv butonundan istedikleri tarihi tıklayabilirler.

                                     ……………………………………………………………………………………………………………


İnsan Hakları Savunucusu

 


Mustafa Çağrıcı’nın kaleme aldığı bu yazı(1), Türkiye’deki dindar/siyasal İslamcı kesimin güç sahibi olduktan sonra neden evrensel insan hakları değerlerini içselleştiremediğini ve liyakatten uzaklaştığını eleştirel bir dille ele almaktadır.

Metnin ana hatları şunlardır:

  • Güç ve Ahlak İlişkisi: Yazar, Meclis'teki bir tartışmadan örnek vererek, iktidar mensuplarının mülakatsız atamalar ve kayırmacılık gibi konularda "utanmıyoruz, gurur duyuyoruz" şeklindeki yaklaşımlarını, siyaset ahlakının dibe vurduğunun bir göstergesi olarak görür.

  • Mağduriyetten Fail Olmaya Geçiş: 28 Şubat sürecinde zulüm gören dindar kesimin, bugün güç kazandığında benzer adaletsizlikleri (nepotizm, torpil) başkalarına uygulaması ve hatta bunu savunması bir çelişki olarak vurgulanır. Rövanşist (öç alıcı) mantığın, Hz. Peygamber’in bağışlayıcı sünnetinin önüne geçtiği belirtilir.

  • İnsan Hakları Algısı: Türkiye’deki siyasal İslamcı zihniyetin insan haklarını evrensel bir değer olarak değil, sadece kendi kazanımları üzerinden değerlendirdiği savunulur. Yazar, bu kitlenin Voltaire gibi "kendine benzemeyenin hakkını savunma" olgunluğuna erişemediğini ifade eder.

  • Zihniyet ve Eğitim Sorunu: Müslüman toplumların modern anlamda bir "insan hakları" fikri geliştirememesinin nedeni, bu konuda yeterli fikir çilesinin çekilmemiş olması ve eğitimin "sorgulayan vatandaş" yerine "itaat eden birey" yetiştirmeye odaklanmasıdır.

  • Kaynakların Yanlış Okunması: Kur'an ve hadislerin aslında insan hakları için güçlü bir altyapı sunduğu, ancak Müslümanların bu kaynakları modern çağın gereklerine göre değil, bin yıl öncesinin zihniyetiyle okudukları için bu potansiyeli değerlendiremedikleri belirtilir.

Özetle yazı; dindarların güçle imtihanını kaybettiklerini, adaleti sadece kendileri için istediklerini ve zihniyet dönüşümü gerçekleşmedikçe gerçek bir insan hakları savunuculuğunun mümkün olmadığını savunmaktadır.

Gemini

_______________________________ 

1.Mustafa Çağrıcı, ‘Dindarlar’ neden insan hakları savunucusu olamadılar?, Karar gazetesi, 21/01/2026, https://www.karar.com/yazarlar/mustafa-cagrici/dindarlar-neden-insan-haklari-savunucusu-olamadilar-1606606

GÜNCE

GAZETELERDEN

MÜZİK

RESİM

VECİZE

ŞİİR

KİTAPLARDAN

                     Not: Etkinliklerin tümünü bir arada görmek isteyenler

                     aşağıdaki arşiv butonundan istedikleri tarihi tıklayabilirler.

                                     ……………………………………………………………………………………………………………

Gönlümde Açılıyor Sevgiyle Umutlar

 



ÖNSÖZ


Makale değildir; ama bu yazıda, ispatlama kaygısı olmadan fikir ileri sürülebiliyor.

Sohbet değildir; ama bu yazı tatlı tatlı okunabiliyor.

Fıkra değildir; ama günceli konu edinebiliyor.

Anı değildir; ama “an”lar öne çıkabiliyor.

Eleştiri değildir; ama dokunmalar etkili olabiliyor.

“… değildir; ama” kalıbını kameti uzatır gibi uzatmayalım.

Türünü vermediğimiz bu yazıyı, sanki bilmece konusu yaptık. Bir, “Bir bilmecem var çocuklar…” demediğimiz kaldı. Reklam yazısı gibi olmuşken “Buldum, buldum” deyivereceksiniz gibime geldi.

Sözünü ettiğimiz yazı türü “deneme”dir.

Deneme, günümüzde herkesin sığındığı bir liman gibi görülüyorsa da bilinsin ki bu limanda herkes gemisini yürütemez.

Aslında biz de limana sığınıyoruz; ama bizim sığındığımız doğal liman. Limanları zenginler kirâlıyor. Zenginler, dümen suyundan gideceklere yol veriyor.

Bizim gibi başkalarının dümen suyundan gitmeyenlere doğal liman yeter de artar bile. Körfez de bir doğal limandır. Ancak biz, körfezlerden de küçük koylara sığınıyoruz.

Bu anda kitaplarımız küçük koylarda yüzüyor. Batan batar. Batmayanlar güneşi görür mü?

(…)

Sabahattin Gencal, Gönlümde Açılıyor Sevgiyle UMUTLAR, Cinius yayınları,İstanbul, 2020

GÜNCE

GAZETELERDEN

MÜZİK

RESİM

VECİZE

ŞİİR

KİTAPLARDAN

                     Not: Etkinliklerin tümünü bir arada görmek isteyenler

                     aşağıdaki arşiv butonundan istedikleri tarihi tıklayabilirler.

                                     ……………………………………………………………………………………………………………


 

Hızar Çekme

 

 

TABLO KÜNYE BİLGİLERİ

Eserin Adı

 Hızar Çekme

Ressam

Sabahattin Gencal

Türü

Pastel

Çalışma biçimi

Serbest

Çalışma Yeri ve Tarihi

Akyazı, (Kuzuluk), 16. 08.2023

GÜNCE

GAZETELERDEN

MÜZİK

RESİM

VECİZE

ŞİİR

KİTAPLARDAN

                     Not: Etkinliklerin tümünü bir arada görmek isteyenler

                     aşağıdaki arşiv butonundan istedikleri tarihi tıklayabilirler.

                                     ……………………………………………………………………………………………………………