8 Mayıs 2026 Cuma

Olumlu Bir Ortam Yaratabilmek

 



          Sabah sabah internetteki postamı açtım. Şöyle bir yazıyla karşılaştım:

“Boş gelen kutunuzun keyfini çıkarın.”

Geniş açıdan değerlendirilebilecek bir söz. Ama bu söz üzerinde durmayacağım. Asıl bu sözü yazanın (yapay zekânın / robotun) üzerinde birkaç söz etmek isterim.

Dikkat ettim yapay zekâlar hiç olumsuz bir şey söylemiyor. Asistanım olan yapay zekâya/zekâlara “unuttum” diyorum. Yeni bilgiler öğrenmen için unutman doğaldır, diyor. “Beceremiyorum” diyorum, tevazu gösteriyorsun diyor. Bir metin okutuyorum, üstatsın diyor…

Aklıma bir kıssa geldi:

AI Bakışı

Evet, bu olay sıklıkla anlatılan, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) hoşgörü, güzel bakış açısı ve nezaketini vurgulayan meşhur bir kıssadır. 

Kıssanın detayı ve mesajı şöyledir:

·         Olay: Peygamber Efendimiz ve ashabı (arkadaşları) bir yerden geçerken kokmuş bir köpek leşine rastlarlar. Ashabdan bazıları kokudan rahatsız olarak köpeğin pisliğinden bahsederler.

·         Peygamber'in Tepkisi: Peygamberimiz (s.a.v.) ise leşin kokusuna veya çirkinliğine değil, köpeğin beyaz ve güzel dişlerine odaklanarak, "Ne güzel dişleri var!" buyurmuştur.

·                     Verilmek İstenen Mesaj: Bu davranışla, çirkinliklerin içinde bile güzellikleri aramak, insanlara veya durumlara olumlu bakmak, nezaket ve güzel düşünce (hüsn-i zan) dersi verilmiştir. Facebook +3

Bu kıssa, "güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır" prensibinin bir örneği olarak sıkça aktarılır. Ayrıca benzer bir hikâyenin Hz. İsa (a.s.) için de anlatıldığı kaynaklarda geçmektedir.

Hep beraber düşünelim: Türkiye’mizde bu anda güzel olan bir şey yok mu? Olmaz olur mu? Çok var. Örneğin Yıldırımhan füzesi.

“YILDIRIMHAN, tamamen yerli ve milli imkanlarla MSB AR-GE bünyesinde geliştirildi. Füzenin gövde tasarımında yer alan detaylar da dikkat çekti. Beyaz gövde üzerine altın sarısı harflerle ismi yazılan füzenin bir tarafında Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid'in tuğrası yer alırken, burun kısmına doğru Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün imzası nakşedildi.” 6 bin kilometrelik yeni balistik füzenin yapılabilmesine sevinmez mi insan? Elbette seviniriz ama bir türlü inanamıyoruz. Çünkü önceleri birçok atmasyonlarla karşılaştı bu millet. Şimdi gerçek olsa bile…

Demek ki yalan konuşmayacaksın. Yalan bütün kötülüklerin anasıdır. Hele de yetkililer yalan söylerse…

“Toplumda dopamin seviyesini artırmak için kaliteli uyku, sağlıklı beslenme ve küçük başarı hedefleri (yapılacaklar listesi) üzerine odaklanılmalıdır…”  Her seçim dönemlerinde yapılacaklar listeleri yayınlandı. İşe de yaradı. Toplum da kaliteli olarak uyutuldu. Ama beslenme düzeni iyi olmadığı için çokları uyandı. Aynı metotlarla uyutulmak mı isteniyor acaba?

Her şeyi iyiye yormak varken niye acabalarla üzülelim? Buna da şükür diyelim ve olumlu bir ortam yaratabilmek için çareler üretmeye çalışalım.

Sabahattin Gencal, İstanbul, 08. 05. 2026

"Duyu, Duygu ve Düşünce Arasında İnsan"

 Fatih Yüksektepe tarafından kaleme alınan "Duyu, Duygu ve Düşünce Arasında İnsan" başlıklı makale, insanın varlık yapısını oluşturan üç temel katmanı (duyu, duygu, düşünce) ve bunlar arasındaki hiyerarşik dengeyi konu almaktadır.

İstediğiniz doğrultusunda metni sistematik olarak özetledim ve ardından konuyla ilgili değerlendirmelerimi ekledim:

1. Metnin Sistematik Özeti

Metin, insanın dış dünyayı algılamasından hakikati inşa etmesine kadar geçen süreci üç ana aşamada ele alır:

  • Duyu Aşaması (Fiziksel Temas):
    • İnsanın dış dünyayla kurduğu ilk temas noktasıdır.
    • Beş duyu organı vasıtasıyla veriler (veriler/data) toplanır. Ancak bu aşama tek başına yeterli değildir; çünkü duyular yanıltıcı olabilir ve sadece yüzeydeki "görüntü" ile ilgilenir.
  • Duygu Aşaması (Psikolojik Derinlik):
    • Duyularla alınan verilerin iç dünyadaki karşılığıdır.
    • İnsan, algıladığı nesne veya olaylara karşı bir tavır geliştirir (sevgi, nefret, korku, heyecan). Duygular, insanın olaylara verdiği öznel tepkilerdir ve kişiyi harekete geçiren temel enerjidir.
  • Düşünce Aşaması (Entelektüel ve Manevi Olgunluk):
    • Duyu ve duyguların süzgeçten geçirilerek anlamlandırıldığı, analiz edildiği en üst katmandır.
    • Düşünce, insanı hayvandan ayıran temel farktır. Yazar, düşüncenin sadece rasyonel bir işlem olmadığını, aynı zamanda bir "tefekkür" süreci olduğunu vurgular.
  • Temel Mesaj:
    • İnsan, bu üç unsuru dengelediği sürece "insan" olma vasfını korur. Sadece duyularıyla yaşayan "hayvani", sadece duygularıyla yaşayan "savruk", sadece soğuk düşünceyle yaşayan ise "mekanik" bir varlığa dönüşme riski taşır. Hakikat, bu üçünün doğru bir hiyerarşiyle (Düşüncenin rehberliğinde) birleşmesinden doğar.

2. Konu Hakkındaki Görüşlerim

Yazarın ele aldığı bu üçlü yapı, aslında kadim felsefe ve İslam düşüncesindeki "nefis, kalp ve akıl" dengesinin modern bir okumasıdır. Bu konudaki kişisel değerlendirmelerim şöyledir:

1. Modern Çağın Duyu Hapsi:

Günümüzde dijitalleşme ve hız kültürü, insanı daha çok "duyu" ve kısa süreli "duygu" döngüsüne hapsediyor. Sosyal medyadaki görsel bombardıman (duyu) ve anlık beğeniler/öfkeler (duygu), derinlemesine düşünmeye (tefekkür) vakit bırakmıyor. Yazıda vurgulanan "düşünce" aşamasına geçememek, modern insanın en büyük krizi olan "anlam kaybına" yol açıyor.

2. Duyguların Rehberliği vs. Esareti:

Duygular, hayatın "rengi" ve "itici gücü"dür. Ancak metinde de ima edildiği gibi, duygular düşüncenin (aklın) denetiminden çıktığında insan manipüle edilmeye açık hale gelir. Sağlıklı bir insan, ne hissettiğini bilen ama hislerinin kölesi olmayan kişidir.

3. Bütüncül İnsan Yaklaşımı:

İnsanı sadece "düşünen bir canlı" (homo sapiens) veya sadece "tüketen bir canlı" (homo economicus) olarak görmek eksiktir. Yazıda vurgulanan sistematik bütünlük, insanın hem biyolojik (duyu), hem psikolojik (duygu), hem de ontolojik (düşünce) bir varlık olduğunu hatırlatması bakımından çok kıymetlidir.

Sonuç olarak; Yazı, bireyin kendi içsel hiyerarşisini kurması gerektiğine dair önemli bir uyarı niteliğindedir. Gerçek özgürlük; duyuların yanılsamasından kurtulup, duyguları terbiye ederek, düşüncenin (hikmetin) aydınlığında bir yol yürümekle mümkündür.

 

Ara Sokak

 



Bu görsel, ünlü İspanyol ressam Joan Miró'ya veya başka bir isme ait bir sanat eseri değil; internette yaygın olarak bulunan, Barselona'nın ara sokaklarını gösteren bir fotoğraftır.

Görselin detaylarına baktığımızda şunları görüyoruz:

  • Yer: Barselona, İspanya (Görselin orijinal dosya adı ve içeriği bunu doğrular nitelikte).

  • İçerik: Tipik bir Avrupa kentinin dar bir sokağı, balkonlarda kuruyan çamaşırlar, eski usul bir sokak lambası ve bir çöp kutusu.

  • Tarz: Sokak fotoğrafçılığı (Street photography).

Bu fotoğraf, genellikle Pixabay gibi stok görsel sitelerinde ücretsiz kullanım için paylaşılan, amatör veya profesyonel fotoğrafçılar tarafından çekilen bir karedir. Eğer bu görüntüyü bir yağlı boya veya pastel çalışma için referans almayı düşünüyorsanız; perspektif, ışık-gölge oyunları ve duvardaki dokular açısından oldukça zengin bir malzeme sunuyor.


Hasbelkader

 



Bilal Sonses & Yıldız Tilbe - Hasbelkader (Official Video)

Söz: Bilal Sonses Müzik: Bilal Sonses, Kadir Demir Düzenleme: Denizkan Boz Mix, Mastering: Buğra Kunt Yönetmen: Ahmet Can Tekin Styling: Gizem Aslanyürek Kurgu & Color: The Post Brothers Kayıt: Davut Samet Sarıhan Klarnet: Ergün Şenlendirici Yaylı: Özdemir Güz (Istanbul Strings) Yapım: Wovie Basın Pr: Önder Sarıahmetoğlu Radyo Pr: Emel Yalçın Proje Koordinatörü: Cafer Özdemir & Kortan Kurnaz Dağıtım Koordinatörü: Deniz Değerli Sosyal Medya: Taha Ekingen Asistan: Mustafa Tulunay Menajerlik: Kortan Kurnaz Yıldız Tilbe, Cafer Özdemir, Samsun Demir, Kortan Kurnaz, Hakan Tunçbilek, katkı sunan ekip arkadaşlarıma ve siz değerli dinleyicilerime sonsuz teşekkürlerimle... "Hasbelkader" şarkı sözleriyle; Her şeyi bana bırak, ya da oluruna Su akar yolunu bulurmuş Yok senden gayrısı da, gel ara sıra Seven kalbim bak çoktan yorulmuş Kaşının karası ah, bana sınav Yolumuz elbet son bulurmuş, Koklasam doyasıya, bak sonrasına Tüm hayaller yar sana kurulmuş Yazmaz kalem elimde yazmaz kalem Gönlüm yıkık ama yıkılmaz kalem Varsa bir şey bileyim, bırak beni gideyim Bir gün karşılaşırız, hasbelkader. Bekledim gelmese de, beni sevmese de Acı çekermiş anladım her seven Ellerim değmese de, adı her neyse ne İçim rahat, kapandı mesele

Her Gece Bu Saatte

 


"Her Gece Bu Saatte," Ahmet Gencal'ın duygusal ve etkileyici bir şiirinin şarkıya dönüşmüş halidir. Bu şarkı, gece yarısının sessizliğinde yağan yağmurun ve içimize akan gözyaşlarının hikayesini anlatıyor. Doğanın melankolik ritmiyle birleşen umut ve özlemin derinliklerini keşfetmek isteyenler için... Her bir dize, her bir nota, sizi farklı bir duygusal yolculuğa çıkaracak. Geceye fısıldanan umutların sessizliğin ortasında yankılandığı bu şarkıda, kendi duygularınızı bulabilir ve yeniden keşfedebilirsiniz. Kalbinizin en derin köşelerine dokunacak bu özel eseri dinlerken, ruhunuzun huzur bulmasını diliyoruz. Her Gece Bu Saatte Her gece bu saatte Yağmur yağar güzel bahçemde Çimenler kıkırdar Ağaçlar damlaları sayar her gece Her gece bu saatte Gözyaşlarım içime akar gizlice Sen ıslanırsın Benim boğazım kurur Şiir savrulur rüzgârla Gökyüzü ağlar durmaksızın Yıldızlar dans eder huzursuzca Gece örtüsü yine kalbimde Sen ıslanırsın Benim boğazım kurur Şiir savrulur rüzgârla Geceye fısıldar umutlarım Sessizliğin ortasında yankılanır Kalbimde hep bir şeyler eksilir Ahmet Gencal 18 Temmuz 2024

Rabbani'nin mektupları- 076

 İmam-ı Rabbani Ahmed Faruki Serhendi tarafından Kılıçhan'a yazılan 76. Mektup, manevi yükselişin temel şartlarını ve dini hayatın hassasiyetlerini sistematik bir şekilde ele almaktadır. Metnin sistematik özeti şu şekildedir:

1. Kurtuluşun ve Yükselişin Temeli: Vera ve Takva

Mektubun ana eksenini, İslam'daki kurtuluşun (necat) iki ana unsuru oluşturur: Emirlere uymak ve yasaklardan sakınmak.

  • Vera'nın Üstünlüğü: Yasaklardan sakınmak (vera ve takva), emirlere uymaktan daha üstün bir makam olarak nitelendirilir.

  • Manevi Derece: İnsanın meleklerden daha üstün olmasının sebebi bu sakınma halidir; melekler emirleri yerine getirmede insanla ortaktır ancak onlarda manevi mertebe kat etme (terakki) yoktur.

  • Dinin Direği: Hadis-i şeriflere atıfla vera, "dinin dümen direği" ve hiçbir amelin denk olamayacağı bir hal olarak tanımlanır.

2. Mubahlar ve Nefis Terbiyesi

Tam bir takva haline ulaşmak için sadece haramlardan değil, mubahların fazlasından da kaçınmak gerekir.

  • Zaruret Miktarı: Mubahlar (helal olan ancak yapılması zorunlu olmayan işler), sadece kulluk vazifelerini yerine getirecek güç ve niyetle, zaruret miktarında tüketilmelidir.

  • Haram Sınırı: Mubahlarda aşırıya kaçmak, nefsin dizginlerini salmak demektir ki bu da kişiyi şüpheli şeylere ve nihayetinde harama yaklaştırır.

  • Nedamet ve Tazarru: Mubahların sınırlandırılamadığı durumlarda, bu fazlalıklar için pişmanlık duyulmalı, Allah'a sığınılmalı ve bu halin harama açılan bir kapı olduğu bilinciyle istiğfar edilmelidir.

3. Hakların Sınıflandırılması ve Kul Hakkı

Haramlardan kaçınmak iki kategoride değerlendirilir:

  • Allah'ın Hakları: Allah, mutlak zengindir (Gani) ve merhametlidir.

  • Kul Hakları: Bu haklara riayet, Allah'ın haklarından daha öncelikli ve önemlidir. Çünkü kullar muhtaç ve cimridir; haklarını kolay kolay bağışlamazlar.

  • Müflis Kavramı: Kıyamet günü namaz, oruç ve zekatla gelmesine rağmen; başkasının namusuna, malına veya canına kastettiği için tüm sevaplarını kaybeden ve başkalarının günahını yüklenerek cehenneme atılan kişi gerçek "müflis" olarak tanımlanır.

4. Lahor Beldesi ve Dinin Güçlenmesi

Mektubun sonunda yerel ve güncel değerlendirmelere yer verilir:

  • İrşad Merkezi: Lahor şehri, Kılıçhan'ın gayretleriyle şer'i hükümlerin yaşandığı bir merkez haline gelmiştir. Bu beldedeki manevi canlılık, tüm Hindistan'a yayılmaktadır.

  • Teşvik: Kılıçhan, dinin kuvvetlenmesine hizmet ettiği için tebrik edilir ve bu yolda devam etmesi için dua edilir.

Sonuç: Mektup, manevi kemalata ermek için haramlardan ve fuzuli mubahklardan kaçınmanın hayatiyetini vurgularken, özellikle kul hakkı konusunda çok hassas olunması gerektiğini hatırlatmaktadır.