Değerli arkadaşım Erdoğan Teke Beyle saat 15.15’te, Dörtyol Kafede buluşmayı kararlaştırmıştık.
Geç
kalmamak için biraz kendimi zorlayarak ve nefes nefese tam dakikasında kafeye
geldik Ahmet’le beraber.
Erdoğan
Bey, bugün ev sahipliğini üstlendiği için daha erken gelmişti. Erdoğan Bey bugün yedek subay saati
kullanmıştır. 1971 yılında Tuzla’da 112. Dönem yedek subay okulundaydık. Orada
arkadaşlarla saatimizi 5 dakika ileri alırdık. Allah’a hamd olsun dakikliğimiz
sürüyor. Herhangi bir sebeple geç kalsak özür dileriz. Örneğin Erdoğan Bey,
geçen hafta 60 saniye geç kaldığı için özür diledi. Biz böylesine hassaslaştık.
Bugünkü
toplantımıza büyük oğlum Fuat da katıldı.
Erdoğan
Beyin, kendisinden Allah (cc) razı olsun ikramları çok güzeldi. İki saat süren
sohbetimiz de güzeldi. Sohbetten geriye ne mi kaldı? Çok şey kaldı:
Bir
kere hiçbir kahve sohbetlerine benzememek vardı. Evet spor yoktu, magazin
yoktu, mahalle dedikoduları yoktu. Siyasetin S’si bile yoktu. Zaten siyasetin
anlatılacak neyi kaldı ki…
Erdoğan Bey arkadaşımız okumaya başladığı üç romanını getirdi. Ben bunu bir tevafuk olarak gördüm. Çünkü “Cumhuriyet gazetesi, Cumhuriyet Kitapları ve Kadıköy Belediyesi iş birliğiyle “2. Kadıköy Cumhuriyet Roman ve Öykü Günleri” 24-26 Nisan tarihleri arasında Tarih, Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi’nde (TESAK) düzenleniyor.” Dün Ahmet okulda olduğu için gidemedik. Bugün de ta Kadıköy’e gitmeyi göze alamadım…
Erdoğan Bey’e bu kitapları bilerek mi getirdiğini
sormadım. Yukarıda dedim ya bir tevafuk olduğunu kabul ettim.
Genel olarak roman üzerinde konuştuk. Bilindiği üzere Erdoğan Beyin Yarım KalanMutluluklar adlı romanı var.
Günümüzde
hacimli eserler pek okunmuyor. Hacimli eser bir yana birkaç paragraflık yazılar
bile doğru dürüst okunmuyor. Buna tesir eden etmenler üzerinde özellikle sosyal
medya ve yapay zekâ üzerinde de durduk. Yapay zekâ deyince Ahmet durur mu hemen
bizleri Trabzon’un Uzungöl’üne götürdü. Gerçekten Karadeniz havasını teneffüs
ettik bu sohbette.
23
yılını İsviçre’de geçiren Erdoğan Beye sordum: Karadeniz’imiz İsviçre olabilir
mi? “Olduğu gibi kalsaydı olabilirdi.” dedi. Demek ki doğamızın kıymetini
bilmiyoruz. Neyimizin kıymetini biliyoruz ki…
Söz
Karadeniz’den açılmışken Erdoğan Bey, Rahmetli Hasan Saka’nın başbakanlığı
sırasındaki durumundan bir kare anlattı. Fıkra gibi. Fıkrayı anlatmadan son
sözlerini yazalım İki memurundan birine “Seni şey ettim.” Diğerine “Seni de şey
ettim.” İkisine birden “Kendi aranızda şey edin…" demiştir…
Nurullah
Ataç (ve) yi kullanmayı yasaklamıştı. Sabahattin Gencal da bir zamanlar (ve)
yanında (şey) i de yasaklamıştı.
Bir
kelime bile edebiyatta önem arz ediyor. Elbette günlük konuşmalarımızda ve
sohbetlerimizde de önem arz eder. Aklınıza siyaset dili gelmişse unutun gitsin.
Başta dedik ya siyasetin s’sine bile yer yoktu bugünkü sohbetimizde.
Güzel
sohbetlerin devam etmesi dileğiyle…
Sabahattin Gencal, İstanbul, 25. 04. 2026






