25 Nisan 2026 Cumartesi

Sohbetin Tadı

 



         Değerli arkadaşım Erdoğan Teke Beyle saat 15.15’te, Dörtyol Kafede buluşmayı kararlaştırmıştık.

Geç kalmamak için biraz kendimi zorlayarak ve nefes nefese tam dakikasında kafeye geldik Ahmet’le beraber.

Erdoğan Bey, bugün ev sahipliğini üstlendiği için daha erken gelmişti.  Erdoğan Bey bugün yedek subay saati kullanmıştır. 1971 yılında Tuzla’da 112. Dönem yedek subay okulundaydık. Orada arkadaşlarla saatimizi 5 dakika ileri alırdık. Allah’a hamd olsun dakikliğimiz sürüyor. Herhangi bir sebeple geç kalsak özür dileriz. Örneğin Erdoğan Bey, geçen hafta 60 saniye geç kaldığı için özür diledi. Biz böylesine hassaslaştık.

Bugünkü toplantımıza büyük oğlum Fuat da katıldı.

Erdoğan Beyin, kendisinden Allah (cc) razı olsun ikramları çok güzeldi. İki saat süren sohbetimiz de güzeldi. Sohbetten geriye ne mi kaldı? Çok şey kaldı:

Bir kere hiçbir kahve sohbetlerine benzememek vardı. Evet spor yoktu, magazin yoktu, mahalle dedikoduları yoktu. Siyasetin S’si bile yoktu. Zaten siyasetin anlatılacak neyi kaldı ki…

 


Erdoğan Bey arkadaşımız okumaya başladığı üç romanını getirdi. Ben bunu bir tevafuk olarak gördüm. Çünkü “Cumhuriyet gazetesi, Cumhuriyet Kitapları ve Kadıköy Belediyesi iş birliğiyle “2. Kadıköy Cumhuriyet Roman ve Öykü Günleri” 24-26 Nisan tarihleri arasında Tarih, Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi’nde (TESAK) düzenleniyor.” Dün Ahmet okulda olduğu için gidemedik. Bugün de ta Kadıköy’e gitmeyi göze alamadım… 



Erdoğan Bey’e bu kitapları bilerek mi getirdiğini sormadım. Yukarıda dedim ya bir tevafuk olduğunu kabul ettim.

Genel olarak roman üzerinde konuştuk. Bilindiği üzere Erdoğan Beyin Yarım KalanMutluluklar adlı romanı var.


Günümüzde hacimli eserler pek okunmuyor. Hacimli eser bir yana birkaç paragraflık yazılar bile doğru dürüst okunmuyor. Buna tesir eden etmenler üzerinde özellikle sosyal medya ve yapay zekâ üzerinde de durduk. Yapay zekâ deyince Ahmet durur mu hemen bizleri Trabzon’un Uzungöl’üne götürdü. Gerçekten Karadeniz havasını teneffüs ettik bu sohbette.



23 yılını İsviçre’de geçiren Erdoğan Beye sordum: Karadeniz’imiz İsviçre olabilir mi? “Olduğu gibi kalsaydı olabilirdi.” dedi. Demek ki doğamızın kıymetini bilmiyoruz. Neyimizin kıymetini biliyoruz ki…

Söz Karadeniz’den açılmışken Erdoğan Bey, Rahmetli Hasan Saka’nın başbakanlığı sırasındaki durumundan bir kare anlattı. Fıkra gibi. Fıkrayı anlatmadan son sözlerini yazalım İki memurundan birine “Seni şey ettim.” Diğerine “Seni de şey ettim.” İkisine birden “Kendi aranızda şey edin…" demiştir…

Nurullah Ataç (ve) yi kullanmayı yasaklamıştı. Sabahattin Gencal da bir zamanlar (ve) yanında (şey) i de yasaklamıştı.

Bir kelime bile edebiyatta önem arz ediyor. Elbette günlük konuşmalarımızda ve sohbetlerimizde de önem arz eder. Aklınıza siyaset dili gelmişse unutun gitsin. Başta dedik ya siyasetin s’sine bile yer yoktu bugünkü sohbetimizde.

Güzel sohbetlerin devam etmesi dileğiyle…

Sabahattin Gencal, İstanbul, 25. 04. 2026