26.03.2026 -
İnsan, ahsen-i takvim (en
güzel yaratılış) sırrına mazhar olduğunu unuttuğu anlarda, kendi bütünlüğünü
gözden kaçırır. Çünkü o, yalnızca madde âlemine sıkışmış düşünen bir beden
değil; aynı zamanda hisseden bir kalp ve ilahi nefesi taşıyan bir ruhtur. Ne
var ki asrımızın gaflet perdeleri ardında insanın bu üç temel yönü—bedeni
(duyuları), kalbi (duyguları) ve aklı (düşüncesi)—arasındaki o mukaddes bağ
kopmuş gibidir.
(…)
İnsan olmanın asıl sırrı, bu üç
alanın çatışmasında değil, İslam inancının
uyumunda saklıdır. Duyular, Allah'ın ayetlerini (kâinat kitabını) okumamızı
sağlar; kalp, bu ayetlere iman edip muhabbetle bağlanır; akl-ı selim ise
bu muazzam nizamı tefekkür eder. Bu üçü fıtrat çizgisine oturduğunda insan,
sıradan bir varlık olmaktan çıkar, varoluş gayesinin bilincinde bir İnsan-ı
Kâmil yolcusuna dönüşür.
***
Üç kapı var derûnumda, üç ayrı feryat
Biri suretimden seslenir: "Gör, dokun, tat."
Biri sîretime çöker sessizce: "Sev, yan, feryat et."
Biri aklımda yankılanır: "Ölç, biç, ispat et."
*
Ve ben, kimim diye sorarım aynaya—
Kesrette dağılmış bir zerre mi, Vahdeti taşıyan bir sır mı?
*
O an anlarım—
Nefsim, gönlüm ve aklım,
Ayrı yönlere değil, aynı kıbleye dönmeli.
Çünkü insan, dünyaya daldıkça parçalanıp ziyan olan,
Hakk'a kul oldukça toparlanıp "BİR" olandır.
*
Ey gönlüm, masivada dağılma,
Ey aklım, cüz'i davanla kibirlenme,
Ey bedenim, fani bir gölge olduğunu unutma—
Çünkü Sen, başıboş bırakılan değil,
O'ndan kopup gelen ve yine mutlak O'na rücu edecek olansın…
https://www.milligazete.com.tr/duyu-duygu-ve-dusunce-arasinda-insan
.jpg)
