19 Nisan 2026 Pazar
Yağmur Altında Aşk
Kötülük Olmazsa
Yeryüzünde Kötülük Olmazsa Yaratılışın Gayesi, İmtihanın Hikmeti Kaybolur
Allah,
iyiliği, adaleti, merhameti yeryüzüne egemen kılmayı bize görev olarak verdi;
kötülüğü, zulmü, acımasızlığı ortadan kaldırmayı insanın varoluş gayesi olarak
zikretmiştir. Hâl böyleyken (size soruyorum) bizim Allah’a dönüp sen niye
kötülüğü yarattın, niçin kötülüğü önlemiyorsun, deme hakkımız olur mu? Dünyada hiç kötülük olmasaydı insana irade
ve özgürlük verilmezdi. İnsan iyi olmakla kötü olmak arasında hatta mümin
olmakla kâfir olmak arasında muhayyer bırakılmazdı, tercih hakkı verilmezdi.
İnsanın, varlığın ve hayatın yaratılışının hikmeti
imtihandır. Bu dünya imtihan dünyasıdır, hesap ve ceza yeri değildir. Şunu da ifade
etmek gerekir ki: bu hususta imtihanı
kaybetmekten daha tehlikeli olan şey, imtihanda olduğumuzu kabul etmemektir.
Allah Mülk suresinde şöyle buyurmaktadır: (67/Mülk, 2)
A’râf
suresinde ise şöyle buyurulur: “Onları grup grup yeryüzüne dağıttık.
İçlerinden bazıları iyi kimselerdir, bazıları da böyle değildir. Bu
sonuncuları, belki dönüş yaparlar diye, iyi durumlarla da kötü durumlarla da
imtihan ettik.” (7/A’râf, 168) Enbiyâ suresindeki bir ayette ise
şöyle buyurur Yüce Rabbimiz: “Denemek için sizi kötü ve iyi durumlarla
imtihan ederiz. Sonunda bize geleceksiniz.” (21/Enbiyâ, 35)Varlık âleminde
bize kötü gelen nice şeylerde aslında hayır vardır.
Prof. Dr. Mehmet Görmez,
(İslam
Düşünce Enstitüsü’nde yüksek lisans ve doktora öğrencileri için yaptığı
derslerden, 08 Nisan 2020)
____________________________
Rabbani'nin Mektupları- 057
İmâm-ı Rabbânî Ahmed Faruk es-Serhendî Hazretleri'nin Şeyh Muhammed Yusuf'a yazdığı 57. Mektup, İslam düşüncesinde şeriat ve hakikat arasındaki ilişkiyi netleştiren temel metinlerden biridir. Metnin sistematik özeti şöyledir:
1. Giriş ve Dua
Mektup, muhatabın (Şeyh Muhammed Yusuf) ve ailesinin manevi mirasına vurgu yaparak başlar. İmâm-ı Rabbânî, onun ve neslinin Hz. Peygamber’in (s.a.v) izinde ve büyük babalarının asil yolunda daim olması için dua eder.
2. Miras ve Sorumluluk
Yüksek bir hanedana mensup olmanın bir "yükseklik mirası" getirdiğini ifade eder. Ancak bu mirasa sahip çıkabilmek için, kişinin bu asalete uygun bir hayat sürmesi ve bu hakkı kazanması gerektiğini hatırlatır.
3. Şeriat, Tarikat ve Hakikat Bütünlüğü
Mektubun en can alıcı kısmı, İslam’ın zahiri (görünen yüzü) ile batını (iç yüzü) arasındaki kopmaz bağı açıklamasıdır:
Zahir ve Batın Süslemesi: Müslüman, dış görünüşünü ve davranışlarını İslamiyet’in zahiri (şeriat) ile, iç dünyasını (kalbini) ise İslamiyet’in batını (hakikat) ile süslemelidir.
Ayrılmazlık İlkesi: Tarikat ve hakikat, şeriatın dışında veya ondan bağımsız şeyler değildir. Bunlar bizzat şeriatın özüdür ve ondan ibarettir.
İlhad ve Zındıklık Uyarısı: Şeriatı ayrı, tarikat ve hakikati ayrı şeyler gibi görmek sapkınlıktır. Bu kavramları birbirinden koparmak İslami bütünlüğü bozmak anlamına gelir.
4. Şahsi İlişkiler ve Tavsiye
İmâm-ı Rabbânî, muhatabına karşı beslediği hüsnüzannı (iyi düşünceleri) dile getirir ve gördüğü bazı rüyaların/vakıaların buna delil olduğunu belirtir. Mektup, Şeyh Abdülgani adlı salih bir kimsenin takvasına şahitlik edilmesi ve ona bir hizmet/iş verilmesi ricasıyla (şefaat/tavsiye) sona erer.
Özetle ana mesaj: Hakiki bir manevi yükseliş, şeriatın zahiri hükümlerine tam bağlılık ile kalbin tasfiyesini birleştirmekten geçer; tasavvuf şeriatın bir alternatifi değil, onun derinlemesine yaşanmasıdır.
"İki Selvi"
Bu tablo, dünyaca ünlü Hollandalı Post-Empresyonist ressam Vincent van Gogh'a aittir.
Eserin adı "İki Selvi" (İngilizce: Two Cypresses) olup, Van Gogh bu tabloyu 1889 yılında, Fransa'nın Saint-Rémy şehrindeki akıl hastanesinde kaldığı dönemde yapmıştır.
Tablonun Öne Çıkan Özellikleri:
Selvi Ağaçları: Van Gogh, selvi ağaçlarını bir Mısır dikilitaşına benzetmiş ve onların formuna, çizgilerine büyük bir hayranlık duymuştur. Bu ağaçlar onun o dönemdeki eserlerinde sıkça görülen bir temadır.
Teknik: Sanatçının karakteristik "impasto" tekniğiyle (boyayı tuval üzerine kalın katmanlar halinde sürme) yapılmıştır. Bu teknik, tabloya müthiş bir hareket ve doku kazandırır.
Dinamizm: Gökyüzündeki rüzgarlı dalgalanmalar ve ağaçların alev gibi göğe yükselen kıvrımlı yapısı, sanatçının o dönemdeki içsel dünyasının ve enerjisinin bir yansıması olarak görülür.
Bu etkileyici eser günümüzde New York'taki Metropolitan Sanat Müzesi (The Met) koleksiyonunda bulunmaktadır.
Gencal Bulmaca- 001
Laiklik Karşıtı Bir Propaganda
Paylaştığınız Cumhuriyet Gazetesi haberine dayalı sistematik özet ve konu hakkındaki karşılaştırmalı değerlendirme aşağıdadır:
Haber Metninin Sistematik Özeti
Haber, Türkiye'de meydana gelen sarsıcı okul saldırılarını ve bu trajik olayların ideolojik bir propaganda aracına dönüştürülmesini konu almaktadır.
Olayların Kapsamı: Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullara yönelik silahlı saldırılar düzenlenmiştir. Şanlıurfa’da 16 kişi yaralanırken, Kahramanmaraş’ta 8’i öğrenci, 1’i öğretmen olmak üzere toplam 9 kişi hayatını kaybetmiştir.
Radikal Odakların Tepkisi: Yargıtay tarafından terör örgütü olarak kabul edilen Hizbuttahrir, yaşanan bu trajedileri doğrudan laiklik karşıtı bir propaganda malzemesi olarak kullanmıştır.
İddialar ve Argümanlar:
Saldırıların asıl suçlusunun "laik ve kapitalist düzen" olduğu iddia edilmiştir.
Mevcut eğitim sisteminin "ilke ve inkılaplar" adı altında nesilleri değerlerinden kopardığı ve çocukları suça sevk ettiği savunulmuştur.
Hukuk sisteminin bozuk olduğu ve toplumsal şiddetin kaynağının bu sistem olduğu öne sürülmüştür.
Çözüm Önerileri: Örgüt, tek çözümün "Raşidi Hilafet" devleti olduğunu ve eğitimde "Suffa" modeline (İslami eğitim metoduna) dönülmesi gerektiğini savunarak açıkça rejim değişikliği çağrısı yapmıştır.
Karşılaştırmalı ve Örnekli Görüşler
Haberde sunulan iddialar ile modern toplum yapısı ve bilimsel veriler ışığında şu karşılaştırmalı değerlendirmeler yapılabilir:
1. Şiddetin Kaynağı: Eğitim Sistemi mi, Sosyo-Ekonomik Faktörler mi?
İddia: Hizbuttahrir, şiddeti laik eğitim sisteminin bir sonucu olarak görür.
Karşılaştırmalı Bakış: Dünya genelinde okul saldırıları (örneğin ABD’deki "school shootings") incelendiğinde, bu olayların genellikle bireysel psikolojik sorunlar, akran zorbalığı, silaha erişim kolaylığı ve yetersiz sosyal destek mekanizmalarından kaynaklandığı görülür.
Örnek: Eğitim sisteminin tamamen dini temellere dayandığı bazı Ortadoğu ülkelerinde (Afganistan gibi) şiddet oranlarının düşmediği, aksine toplumsal baskı ve radikalleşmenin arttığı gözlemlenmektedir. Buna karşın, laikliğin en güçlü olduğu Kuzey Avrupa ülkelerinde okul şiddeti en düşük seviyededir.
2. Laiklik ve Güvenlik İlişkisi
İddia: Laik düzenin kokuştuğu ve toplumsal huzuru bozduğu savunulmaktadır.
Karşılaştırmalı Bakış: Laiklik, farklı inanç ve yaşam tarzına sahip bireylerin bir arada barış içinde yaşaması için bir "hakem" görevi görür. Laikliğin zayıfladığı toplumlarda, inanç eksenli kutuplaşmaların ve şiddetin arttığı tarihsel bir gerçektir.
Örnek: Türkiye Cumhuriyeti'nin laik yapısı, eğitimin tarikat ve cemaatlerin dar ideolojik alanından çıkarılıp evrensel bilimsel kriterlere dayanmasını sağlar. Bu saldırıları laikliğe bağlamak, sorunun asıl kaynağı olan "güvenlik zafiyeti" ve "bireysel radikalleşme" gibi unsurları gölgelemektedir.
3. Acılar Üzerinden İdeolojik Manipülasyon
Haberde de vurgulandığı üzere, henüz çocukların yası tutulurken konunun hilafet ve şeriat çağrılarına getirilmesi, "fırsatçı bir ajitasyon" örneğidir. Modern hukuk devletlerinde bir suçun faili bireydir; ancak örgüt, suçu bireysel bir eylemden çıkarıp sistemik bir rejim düşmanlığına dönüştürmeye çalışmaktadır.
Sonuç olarak; okul saldırıları gibi toplumsal travmalar, ideolojik hesaplaşma alanı değil; eğitim kalitesi, çocuk psikolojisi ve silahlanma kontrolü gibi rasyonel zeminlerde tartışılması gereken güvenlik ve sağlık sorunlarıdır.
Bu video, okulların şiddetten uzak, güvenli ve laik kamusal alanlar olması gerektiğine dair sivil toplumun ortak çağrısını içermektedir.






