14 Mayıs 2026 Perşembe

Allah'ın Rahmetinden Ümit Kesilmez

                       



                 Ahmet Mutluoğlu - Benim bir senedir kafayı taktığım              bir   soru var hocam, soru  şu: "insan nedir?"

Sabahattin Gencal- Değerli hocam, Aşağı yukarı 50 senedir "insan" ve  "insanlık" üzerinde okuyor ve zaman zaman da yazıyorum. Ama bu  konuda net bir cevap veremiyorum.

En iyi cevapları Kur'an-ı Kerim'den alabilirsiniz sanırım. İnsanın en üstün şekilde ve halife potansiyeli ile yaratıldığı konuları başta olmak üzere bütün yönleriyle sözü edilen 300'den fazla ayet var. Gerçi bunlar    farklı biçimlerde tefsir ediliyor ama öz hep aynı:

İnsan Allah'ın aynası da olabilir, sefillerin en sefili de olabilir. Bizim  görevimiz insanı ve insanlığı yüceltmek ve "hayata" katkı sağlamaktır.       

Hayırlı günler dileğiyle selâm ve sevgiler...

*

Sabah sabah dünkü yazımın yorum kısmında bir soru soran bir arkadaşımın sorusuna yukarıdaki gibi cevap vermeye çalıştım. Başka ne yazabilirdim? Hz. Ademden beri bu soru soruluyor ve de zaman ve ortama göre çeşitli cevaplar veriliyor.

Sonra kendi kendime dedim ki “Ahmet Bey hocamız doğduğum ve çocukluk dönemimi geçirdiğim yörenin insanı. Yani en çok hoca çıkan (Of ve Çaykara)’da yetişen insan.  Kur’an’ın anlattığı insanı elbet benden daha iyi tanır. Öyleyse bu soruyu niçin sormuş olabilir? Tabii zihin okuyamam ama tahminim şu:

Bir seneden beri insan onuru, yetkili merciler ve yazılı ve görsel medya tarafından önceki senelerden daha fazla silkeleyerek ayaklar altına alınmıştır.

 “İnsan onuru, bireyin sırf insan olması sebebiyle doğuştan sahip olduğu, dokunulamaz, devredilemez ve vazgeçilemez temel değerdir. Bu kavram, haysiyet, özsaygı ve toplumsal saygınlığı kapsayan, evrensel insan haklarının temelini oluşturan en üstün değerdir.

Bu durumu elbette bilir yetkililer. Buna rağmen yayınlanan operasyon görüntüleri, daha hüküm giymemişken bırakın hüküm giymeyi daha iddianame bile yayınlanmamışken kişilerin saygınlıklarının gölgelenmeye çalışılması.

“Usul kurallarının keyfi uygulanması, adalete olan güveni sarsan ve hukuki uyuşmazlıklarda öngörülebilirliği yok eden bir durumdur.”

Hocamız acaba bunları mı kafasına takıyor?

Öte yandan bazıları diyor ki başta ekonomik çöküntü ve temel sorunları örtmek için bu tür gündemler çıkartılıyor. 

Yine halkımızın, yakınanlarımızın ve emekçilerin ve emeklilerin, öğrencilerin ve memurların görüntülerini yayınlanıyor… Bu yayınlarla da insanların onurları kırılıyor. Bütün bu yayınları yetkilileri postalayıver olsun bitsin.

Her gün ekranlardan maç seyrediyoruz sanki. Hangi hakem düdük çalmaz bu anlatılanlara. Hangi hakem kırmızı kart vermez.

Yeter artık, milleti ümitsizliğe sevk ediyorsunuz ki bu en büyük insanlık suçlarından biridir.

Allah’tan toplumumuzun büyük bir çoğunluğu sağduyularını kaybetmemişlerdir.

“Sağduyuyu kaybetmek, mantıklı düşünme, doğru karar verme ve makul davranma yeteneğinin geçici veya kalıcı olarak yitirilmesi durumudur.”

İnşallah milletin doğru karar verme ve makul davranma yeteneğini kaybetmeden önce seçim sandığı ortaya konur da bu hengâme bitiverir.

Allah’tan ümit kesilmez.

 

Sabahattin Gencal, İstanbul, 14. 05. 2026

_____________________________

 

·         Allah'ın rahmetinden ümit kesilmez ile ilgili ayetler (2 kayıt)

·         Yusuf / 87. Ayet

·         يَا بَنِيَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَاَخ۪يهِ وَلَا تَا۬يْـَٔسُوا مِنْ رَوْحِ اللّٰهِۜ اِنَّهُ لَا يَا۬يْـَٔسُ مِنْ رَوْحِ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ

·          

·         “Evlatlarım! Haydi gidin! Yûsuf ve kardeşini arayıp bulmaya çalışın. Sakın Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez” dedi.

·          

·          

·         Zümer / 53. Ayet

·         قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعًاۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ

·          

·         De ki: “Ey günah işleyerek kendilerine yazık eden kul­la­rım! Al­lah’ın rah­me­tin­den ümî­di­ni­zi kes­me­yi­n! Çünkü Al­lah, bü­tün gü­nah­la­rı bağışlar. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.”

 

Önce Onur

 

Son zamanlarda siyaset arenasında ve yargı alanında yaşanan kimi gelişmeler bana onlarca yıl önce yazdığım bir yazının başlığını çağrıştırdı: Önce Onur!

Onursuzların hiç de az olmadığı bir toplumda yaşıyoruz. Kimi seçilmişlerin aldıkları oyun niteliğine bakmaksızın parti değiştirmeleri, önemli siyasi davalarda itirafçı olmuş birilerinin ifadelerinde ortaya çıkan iftiraya zorlama girişimleri, kimi tanıkların ifade değiştirmelerine karşın yetkili yerlerde bulunan birilerinin bu durumu göz göre göre inkâr edebilmesi, kamu görevlilerinin edindikleri mülklerin listesi, hep aynı kavramı önümüze çıkarıyor: Önce Onur!

Onursuzluk, doğuştan kişiliğimize işlemiş bir özellik değil, içinde yaşadığımız toplumdan kaptığımız bir alışkanlık ve davranış biçimi olarak bazılarının yakasına yapışıyor.

Onlarca yıl önce üniversite sınavlarına hazırlanan gencecik çocuklarımızı herkesin sahte olduğunu bildiği raporlarla okullardan dershanelere ve özel çalışma alanlarına çekerken, o gençlere yalan söylemeyi, olmayan bir şeyi varmış gibi gösterme kötü alışkanlığını da aşıladığımızı, onursuzluğu teşvik ettiğimizi yazmıştım. O zamanlar hiç tanımadığım bir lise öğretmeni olan ve sonradan Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinde Türkçe okutmanı olacak K. Semra Eren ile böyle tanışmıştık. Benim Cumhuriyet Gazetesi ikinci sayfasında çıkan yazımı çoğaltıp bütün öğrencilerine dağıtmış Semra. Sonra da onun çağrısıyla yıllarca Burdur’da yapılan Fakir Baykurt anma etkinliklerine katılmıştım…

Bugün, seçilmişlere yönelik parti değiştirmeleri için yapılan baskılar eşleri üzerinden baskı kurulduğu için parti değiştirdiği söylenen kimi politik isimler, ne hikmetse bu değişimlerin hep iktidardaki partiye geçme biçiminde gerçekleşmesi, bizi kendi resmimize daha yakından bakma zorunluluğu doğuruyor. Bu kıvırmaların, bu yalpalamaların tarihi ve toplumsal kökeni nereden geliyor, ona bakalım.

Öncelikle, medeniyet denilen sınıflı toplumun, işi gücü yalan dolan olan, yazı-para-devlet üçüzünün öncüsü Tefeci Bezirgân zümresinin ilk doğduğu topraklarda yaşıyoruz. Çalışmadan, emek harcamadan, çalışanların, üretenlerin emeklerini sömüren bu asalak zümre, bugün de en ücra köylerimize kadar üreticilerimizin baş belasıdır.

17 Aralık 1979 günü, evinin önünde, Ziya Gökalp’le ilgili üç kitap yazmış, onu Türkiye sosyal gerçekliği için önemli bir düşünür saymış ve kendilerinin “Türkçü “ olduğunu sanan kışkırtılmış tetikçiler tarafından kurşunlanarak öldürülmüş Cavit Orhan Tütengil hocamızın kitaplarını okurken karşıma çıkmıştı bu sosyal gerçekliğimiz. “Azgelişmişliğin iktisadi ölçütleri arasında yer alan diğer bir etken de ‘şişkin bir ticaret kesimi’dir. Azgelişmiş ülkelerde şaşırtıcı bir biçimde, ticaretle uğraşanlar üretici kesimden daha fazla bir nüfus oranı oluşturmaktadır. Türkiye’de 100 üretene göre 780 ticaretle uğraşan vardır.” (Le Pays Sous – Developpes, Paris 1963, alıntılayan Cavit Orhan Tütengil, Azgelişmenin Sosyolojisi, s 92) … Bu denklem, 63 yıl öncesine ilişkin rakamlar üzerine kuruludur; günümüzde bu makasın daha da açılmış olduğuna hiç kuşku yoktur. İngiltere’de iki kesim birbirine eşittir; Yeni Zelanda’da ticaretle uğraşanlar tarım kesiminde çalışanlardan daha azınlıkta kalmaktadır.

Ortaçağ’daki bezirgân ilişkilerin ahlâklarını az kemirebildiği ülkeler toplumsal gelişme açısından da hızlı ilerleyebilmiş ülkeler olmuştur. Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın çok ayrıcalıklı bir yere koyarak okuduğum iki kitabı” “İlkel Sosyalizmden Kapitalizme İlk Geçiş: İngiltere” ve “İlkel Sosyalizmden Kapitalizme Son Geçiş: Japonya”dır.

Kapitalizm, ilk doğduğu “Serbest Rekabetçi” çağında devrimci bir nitelik taşıyordu. Arkasına sanayi proletaryasını ve yoksul köylülüğü alan burjuvazi “Eşitlik, Kardeşlik, Hürriyet” parolası ile 1789 Burjuva Devrimi’ni gerçekleştirmişti.

Türkiye Cumhuriyetini kuran, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’ya göre “Sınıfsız Devrimciler,” Cumhuriyetin geleceği için Türkiye’de de Batı’daki gibi burjuva sınıfının gelişebilmesi için çok çaba gösterdiler. Savaş yıllarında “Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri”nde örgütlenmiş, “kediye göre budu” yerli burjuvazimiz henüz emekleme çağını yaşıyordu. Cumhuriyet kurucularının farklı niyetlerle destekleyip büyüttükleri işveren sınıfı, artık emperyalist çağa ulaşmıştı ve rüştünü ispat eder etmez ilk yaptığı iş, Cumhuriyet kuruluş döneminde siyaset alanında sinmiş, Kubilay olayı gibi birkaç olayda başını göstermiş Tefeci-Bezirgân zümresini de arkasına alarak kendilerini büyüten Cumhuriyet’in birçok değerini arkadan hançerlemek oldu. Attilâ İlhan’ın dönem romanlarında bu gerçek çok başarılı bir biçimde edebiyat alanına taşınmıştır.

Türkiye bugün çok önemli bir süreçten geçiyor. Emperyalizm ve ortakları, Orta Doğu ve Ortaçağ karanlığına sürüklemek istedikleri Türkiye’de kendileri için engel gördükleri siyasal güçlerin ve dürüst habercilik yapanların üzerine pervasızca saldırıyor.

Onursuzluk ve ahlâksızlık çoğalmış gibi görünürken aynı zamanda bir arınma sürecine de girdik. Yalandan, çıkar ilişkilerinden uzak kalmaya çalışan onurlu insanların büyük çoğunluğu boyun eğmiyor. Parti değiştirenlere, ikiyüzlü davrananlara yönelik halk desteği de giderek azalıyor.

En tepedeki kamu görevlisinden en sıradan yurttaşımıza kadar hepimiz, artık kendimize bir yer seçmek zorundayız. Ya onurlu, özgür bir yaşamdan, gerçek adaletten yana olacağız, ya da birilerine çıkar ortağı olacak biçimde boyun eğerek yaşamaktan yana tavır alacağız.

Karar bizim. Karabük SSK Hastanesi’nde idari görev almış bir hekim olarak işe giriş için açtığımız yazılı sınavı kazanmış adaylar arasında yaptığımız yoklamada, “Sizce yaşamda en önemli şey nedir?” sorusuna “Onur!” yanıtını vermiş bir genç arkadaşımızı hastane çalışanları arasına katmış ve çalışmasından çok hoşnut kalmıştık.

Gelin, yediden yetmişe, şu güzel kavram çevresinde birleşmeye çalışalım: Önce Onur!

Gününüz aydın olsun değerli dostlar…

9 Mayıs 2026, Alper Akçam

https://www.facebook.com/

Gitme

 


Müslüm Gürses - Gitme (Full Albüm) - Esen Müzik

Ahmet Gencal Şiirleri

 


Ahmet Gencal ŞİİR ALBÜMÜ | Kendi Sesinden Ahmet Gencal Şiirleri |

Çiçek Açan Meyve Ağaçları

 


Paylaştığınız claude-monet-81511_1280.jpg isimli bu tablo, Fransız Empresyonist (İzlenimci) ressam Claude Monet'ye aittir.

Tabloya dair bazı kısa bilgiler şöyledir:

  • Eser Adı: Vétheuil'de Çiçek Açan Meyve Ağaçları (Plum Trees in Blossom, Vétheuil).

  • Tarih: 1879 civarında yapılmıştır.

  • Stil: Monet'nin karakteristik fırça darbeleriyle ışığı ve mevsimsel değişimi yakaladığı klasik bir empresyonist çalışmadır.

Sanata olan ilginiz harika; özellikle bu tarz manzaralar doğanın huzurunu çok güzel yansıtıyor. 

Rabbanı'nın Mektupları- 081

 İmam-ı Rabbani Hazretleri tarafından Lâlâ Beğ'e yazılan 81. Mektup, İslam dininin içinde bulunduğu zor durum ve bu durumdan kurtulmak için gösterilmesi gereken gayret üzerine odaklanmaktadır. Metnin sistematik özeti şu şekildedir:

1. Mektubun Temel Amacı ve Muhatabı

Mektup, devlet kademesinde etkili bir isim olan Lâlâ Beğ'e yazılmıştır. Temel amacı, İslam dininin izzetini korumak, dini hükümleri canlandırmak ve Müslümanların üzerindeki baskıyı kaldırmak için muhatabını teşvik etmektir.

2. İslam'ın "Garip" Durumu ve Küfrün İstilası

  • Zamanın Tavsifi: İslam'ın yaklaşık bir asırdır "garip" (sahipsiz ve zayıf) bir durumda olduğu ve bu durumun artık son raddeye ulaştığı vurgulanır.

  • Küfrün Baskısı: Küfür ehlinin sadece kendi inançlarını yaşamakla kalmayıp, İslam ahkamını tamamen yok etmeye ve Müslümanların izini silmeye çalıştığı belirtilir. Müslümanların dini vecibelerini yerine getirmelerinin hayati tehlike oluşturacak kadar zorlaştığı bir dönemden bahsedilir.

3. Sembolik Bir Örnek: Sığır Kesilmesi

  • Dönemin Hindistan şartlarında İslam'ın en belirgin alametlerinden (şerairinden) biri olan sığır kesilmesi konusu üzerinden örnek verilir.

  • Gayrimüslimlerin, İslam'ın bu nişanesini engellemek için her türlü maddi fedakarlığı (haraç vermeyi) göze aldıkları, buna karşılık Müslümanların bu tür dini özgürlükleri savunması gerektiği ifade edilir.

4. Devlet ve Saltanatın Sorumluluğu

  • Kritik Eşik: Yeni başlayan saltanat döneminin, İslam'ın yeniden itibar kazanması için büyük bir fırsat olduğu belirtilir.

  • Uyarı: Eğer bu başlangıçta İslam'a kuvvet ve revaç verilmezse, gelecekte Müslümanların halinin çok daha zor olacağı konusunda ciddi bir uyarı yapılır.

5. Manevi Müjde ve Dua

  • Saadet ve Devlet: İslam'a hizmet etme ve dinin emirlerini yayma şerefine nail olanların çok büyük bir saadete erdiği ifade edilir. Bu durum, Allah'ın dilediğine verdiği büyük bir lütuf (fazl) olarak nitelenir.

  • Kapanış: Mektup, Hz. Muhammed'in (s.a.v) yolunda sebat etme duası ve ona olan salat-ü selamlar ile sona erer.

Özetle: Mektup, dini değerlerin korunması için siyasi ve toplumsal gücün seferber edilmesi gerektiğini savunan, İslam'ın izzetini her şeyin üzerinde tutan bir çağrı niteliğindedir.