9 Mart 2026 Pazartesi

Yargımızın Bağımsız Olması Dileğiyle

 


İBB davası konusunda benden başka, hemen hemen herkes az çok kanaat belirtmiştir. Ben kanaat belirtmedim ama bu konuda kanaat belirtenleri içimden çok kınamıştım. Hâkim ve savcıları etkileyen; toplumun bir kısmını konsolide etmek1, bir kısmını da düşmanlaştırmak, bölüp parçalamak için yapılan konuşmaları, muhtemelen başkaları da faal siyaset yapanlar hariç benim gibi içinden kınamışlardır. Bir yıl böyle geçti ve nihayet bugün 09. 03. 2026’da İBB davası Silivri’de başladı.

Saat 11.30 sıralarında televizyonu açtım ve ummadığımız, davalarda pek şahit olmadığımız bir durumla karşılaşıldığını öğrenmiş oldum. Yargıç söz isteyene söz vermediği gibi itibarsızlaştırıcı sözler sarfetmiş… “Bu nasıl olur?” derken içimden bir ses:

“Sabahattin, ne zamandan beri bir ebe yardımcısı diplomasına sahip olduğunu unutmuş durumdasın!” dedi. Mahcup oldum ve bu ebelik konusunun da nereden çıktığını düşündüm:

Bilindiği üzere Sokrat’ın annesi bir ebeydi. Kendisi de “Ben bir fikir ebesiyim.” diyordu. Fikir ebesi olamadık bari adalet ebesi olalım dedik. Bilindiği üzere adaletin üç ebesi var: Baş ebe yargıç, yardımcı ebeler de savcı ve avukat:

Adaletin üç ayağı vardır. Bu üç ayağın birincisi yargıç, ikincisi savcı, üçüncüsü avukattır. Adaletin bu üç ayağından biri zedelenirse, adaleti ayakta tutmaya olanak yoktur. Bunun içindir ki hukuk devleti, yargı bağımsızlığına ve özgür barolara dayanır. Yargıç bağımsız değilse, savcı bağımsız değilse, avukat, her gün çeşitli baskılarla karşı karşıya ise bundan adalet duygusu zarar görür, dolayısıyla bütün toplum, bu zararın yükünü taşımak zorunda kalır.3

Maalesef, adaletin doğumunda diplomam olmasına rağmen ebe yardımcılığı yapamadım. Yapamayacağımı önce akrabalarım sonra da arkadaşlarım hem de yüzüme karşı söylüyorlardı. İşin garibi iltifat olarak söylüyorlardı. Meslektaşlarımdan özür dilerim. Durumun vahametini belirtmek açısından bunu yazdım. Bir de anımı anlatayım:

Avukatlık stajımda Kadıköy’de Ağır Ceza Mahkemesinde, duruşmalar bitince sağ olsunlar yargıçlar stajyerleri toplar ve görüş alışverişi yaptırırdı. Alışveriş dedik ama hep veriş olurdu. Bizim fikirler çöpmüş gibi… Bir defasında fikrimi sordular, ben de falan maddenin falan fıkrasının filan bendine göre yanlış karar verdiniz, dedim. Haa haa ha… gülümsediler ve teoriyle pratiğin başka olduğunu, pratiği bilmediğimi söylediler.  Sanki bıçaklanmış gibi oldum. Yüzüm kızardı, başımı önüme eğdim ve başka söylenenleri duymayarak çıkışa kadar bekledim. Çıkışta genç arkadaşlar mesele edecek bir şey olmadığını söylediler. Ama bilmiyorlardı ki bu ikinci bir darbeydi.

Birinci darbe sözde liyakat sistemini getireceklerdi biz de Kamu Yönetimi uzmanı olalım, dedik ve dediğimizle kaldık. Ya şimdi? Eskisinden bin beter. Bütün amirler ve memurlar baştan sonra hep aynı okul menşeli. Dünyada böyle şey görülmüş mü bilemem.

Biz ebelik meselesini anlatacaktık değil mi? Eh olacak o kadar. Malum öğretmenler güya fırsat eğitimi yapar ya… Kaldı ki bu işi ben değil bir köy ebesi bile anlatabilir. Tabii soramayız ama Google’a sorarsak şu cevabı alırız:

“Normal doğumda, bebeğin önce başı (baş gelişi) doğum kanalından çıkar. (…) başın çıkışını omuzlar, ardından gövde ve bacaklar takip eder. En yaygın pozisyon olan baş gelişi, bebeğin dünyaya en güvenli şekilde gelmesini sağlayan doğal süreçtir.”

Şimdi gelelim televizyondan öğrendiklerimize. İBB başkanı İmamoğlu söz istemiş ki kanuna göre hakkıdır. Usul konusunda söz alabilir ya da önce kendisinin konuşma yapmasını isteyebilir. Ancak istekleri kabul edilir veya edilmez. Ama söz verilir. Söz verilmediği gibi itibar kırıcı bir üslup kullanılmış. Gazeteciler diyor ki o mahkûm değil, masumiyet karinesi var… Ne demek bu? Mahkûm olsa bile hiç kimse insanın onuru ile oynayamaz. İmamoğlu’na belediye örgütünün başı, der gibi suç örgütünün başı diyorlar. Bu durumda yukarıda belirtildiği üzere önce baş gelmesi normal değil mi? Bu konuda önemli bir husus daha var:

Ne demiştik? Bir baş ebe iki de yardımcı ebe var. Bunlar aralarında konuşmalı değil mi? Öyle ya kimin ne yapacağı hangi önceliklere göre yapacağı, nasıl yapacağı… Öğreniyoruz ki avukatlar yargıçla görüşmek istemiş, konuşma sıralarını öğrenmek istemiş ama baş ebe görüşmek istememiş. Yine öğreniyoruz ki bir gazete konuşma sırasını bir gün önce yayınlamış. Şaşırıyor muyuz? Hayır. Olur biz de bu vakalar…

İmamoğlu’nun konuşma sırası sonlardaymış. Benim büyük annem de ebelerin ebesiydi. Böyle bir durumda çocuk rahimde ters dönmüş diyerek düzeltme işine girerdi. Peki, bunu düzeltebilirler mi?

Şöyle soralım: HSK baş ebeyi yani bu tersliği göremeyen baş ebeyi görevden alır mı? Güldürmeyin beni, diyecekler çok olur burada çünkü HSK başkanı bu davanın dosyasını hazırlayan değil mi? Başka bir soru:  HSK başkanın 06 Marttaki gazetelere yansıyan demeci yargıcı düşündürür mü? Öyle ya başkanımızın hazırladığı, vicdanını da rahat olduğu bu davada aksi bir karar… Yani değneğin her iki tarafı da…

Bu arada “Çok ebe çocuğu öldürür.” diye bir söz kaldı aklımda. Google baktım ki ne bakarsın. Yenidoğan çetesinden, bebek ölümlerinden… Ne olacak halimiz? Hemen konuya dönüverdim.

Bu ebe konusunu davanın seyrini toplumun büyük kesimleri tarafından daha iyi anlaşılabilmesi için yazıya döktüm. Bugün çocuk/adalet ters dönmüş doğum ihtimali yok. Ebeler insan doğumu ile hayvan örneğin inek doğumunu karıştırıyorlar mı acaba? Soruya cevap vermeden önce bu konuda Google’nin verdiği bilgiyi yazalım:

“İneklerde normal bir doğumda (baş geliş), amniyon kesesi (su kesesi) göründükten sonra yavrunun ilk olarak ön bacakları ve hemen ardından bu bacakların üzerine uzanmış şekilde baş (burun/kafa) dışarı çıkar. Normal geliş pozisyonunda buzağı, ön ayakları ve burnu önde olacak şekilde "dalış yapar" pozisyondadır.”

Bunu herkes bilir. Oğlum Fuat, ön bacak ve burun/kafadan tutarak az çekmedi. Ayrıca içeri dalıp düzeltme işi bile yapardı. Tabii Fuat bu işlerle uğraşıyordu da onun için bilebilir demeyin. Hukukçu olmaya gerek yok, bir Ceza mahkemesini izleyen bu sıralamayı az çok fark edebilir. (Fuat’tan her söz edişimde içim cız eder. Ziraat ve hayvancılık konusunda bilgisi mühendislerden ve veterinerlerden az olmayan Fuat üniversite sınavlarında ancak Seramik bölümünü kazanabildi. Değerleri kaynağın başında/Sınavlarda harcıyorlar. Ve de buna diğer aşamalarda da devam ediyorlar)

Bu benzetmelerin kullanılması konunun anlaşılması bakımından iyi ama çok ileri götürmemek gerekir. Çünkü iş fenaya varır. Nasıl mı?

Tutar birileri der ki: Normal doğum olmazsa sezaryen yapsınlar. Bir başka biri, sezeryen mi dedin yani ameliyat, hııı sen demek istiyorsun ki?

Biz kötü bir şey düşünmeyiz.  Kötü bir şeyi aklımızın ucundan bile geçirmeyiz. Ama Yargımız bağımsızlığa kavuşmazsa yarınlarımız güzel olmaz. “Her şey güzel olacak.” dilekleri de gerçekleşmez.

Yargımızın bağımsız olması dileğiyle.

Sabahattin Gencal, İstanbul, 09. 03. 2026

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ

____________________

1.               Siyasette "konsolide etmek", bir siyasi gücün (parti, lider, ideoloji) taraftar kitlesini, etki alanını ve gücünü birleştirmek, sağlamlaştırmak ve pekiştirmek anlamına gelir; yani parçalı grupları tek bir bütün haline getirmek, destekçileri harekete geçirmek ve muhalifleri etkisizleştirerek pozisyonunu güçlendirmektir, bu süreç genellikle yeni kazanılan desteği kalıcı hale getirmeyi hedefler.

2.               Sokrates: Benim bir ebenin, Phaenarete adında güçlü, soylu bir

kadının oğlu olduğumu duymamış mıydın?

Theaetetus: Evet, duydum.

Sokrates: Ve benim de aynı zanaatı, ebelik yaptığımıda duydun

o zaman.

Theaetetus: Yoo, hiç duymadım.

Sokrates: Seni temin ederim ki doğru. … Ebelerin zanaatı ne

denli önemli olsa da benimkinden daha az işleri olur … benim

zanaatım şu üçü dışında her açıdan kadın ebelerin zanaatına

benzer: birincisi ben kadınlara değil erkeklere ebelik ederim;

ikincisi bedenlerle değil akılla ilgilenirim. Üçüncüsü en önemli noktadır; genç erkeklerin düşüncelerinin yalan ve sahtekârlığa

mı yoksa hakikat ve asalete migebe olduğunu test ederim. (Platon,2004: 43-44,  https://aramizda.org.tr/wp-content/uploads/2021/09/022-SokratesinEbeligErilFelsefe-.pdf)

3.               Gözlem /Uğur Mumcu, Cumhuriyet, 16 Şubat 1981

4.               Adalet Bakanı ve HSK Başkanı Akın Gürlek, 6 Mart 2026 tarihinde yaptığı açıklamalarda, geçmişte yürüttüğü İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı dönemindeki kararlarına ilişkin "Vicdanen rahatım, sadece Cumhuriyet savcısı/hakim olarak görevimi yaptım" ifadesini kullandı. Ekrem İmamoğlu davası da dahil, verdiği tüm kararların hukuki denetimden geçtiğini belirtti.

https://www.google.com/search?=chrome&ie=UTF-8


 

 

Rabbani'nin Mektupları- 016

 İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin mürşidi Muhammed Bakibillah'a yazdığı bu mektup, manevi yolculuğun mertebelerini, irşad makamına dönüşü ve bu süreçteki hakikatleri konu almaktadır.

Metni sistemli bir şekilde şu başlıklarla özetleyebiliriz:


1. Risalenin Mahiyeti ve Nebevi Onay

İmam-ı Rabbani, talebelerin amel etmesi için yazdığı bir risaleden bahseder. Bu risalenin manevi alemde Hz. Peygamber (sav) tarafından büyük bir takdirle karşılandığını, Efendimizin bu risaledeki itikadi bilgilerin tahsil edilmesini buyurduğunu ve rüya yoluyla bu durumun yayılmasını emrettiğini nakleder.

2. Manevi Yükseliş (Uruc) ve Makamların Geçilmesi

Yazar, manevi yolculuğunda (seyr-i sülük) yaşadığı halleri şöyle detaylandırır:

  • Sonsuz Yükseliş: Yakınlık derecelerinde sonu olmayan bir yükseliş müyesser olmuştur.

  • Makamların Aşılması: Allah'ın inayeti ve meşayihin (mürşidlerin) ruhanî desteğiyle, bütün büyük makamlardan ve bunların "gölge" hükmündeki mertebelerinden geçmiştir.

  • Velayet ve Kemalât: Kendisine anlatılması mümkün olmayan çeşitli velayet sırları ve kemalât dereceleri sunulmuştur.

3. İniş (Nüzul) ve İrşad Makamı

Yükselişten sonra, halka faydalı olmak ve onları eğitmek için geri dönüş süreci başlamıştır:

  • Kalp Makamına İniş: Zilhicce ayında "nüzul" gerçekleşmiş ve irşad (yol gösterme) makamı olan kalp makamına inilmiştir.

  • Murad ve Mürid Farkı: Bu zorlu yolların ancak "Murad" (Allah tarafından çekilip götürülen) olanlar için kolay olduğunu; müridlerin (kendi çabasıyla gidenlerin) Nuh ömrü kadar uğraşsalar da bu inceliklere ulaşamayacağını vurgular.

4. Uzlet Arzusu ve İrşad Görevi

İmam-ı Rabbani, içsel olarak insanlardan uzaklaşıp bir köşede ibadetle meşgul olma (inziva) arzusu taşısa da, yaptığı istiharelerin bu duruma uygun düşmediğini belirtir. İnsanların hallerini müşahede etmenin zorluğuna rağmen, ilahi emir gereği irşad görevine devam etmektedir.

5. Tasavvufi Kavramların Hakikati: Cem ve Fark

Mektubun sonunda teknik bir ayrım yapılır:

  • Gerçek Fark Makamı: İrşad makamı olan bu mertebe, nefsin ruhtan ayırt edilmesidir.

  • Manevi Sarhoşluk (Sekir): Bazı yolcuların ruhu Hak sanarak yanıldıklarını, gerçek ayrımın (farkın) ise ancak manevi sarhoşluktan kurtulup ayık hale geçince anlaşılabileceğini ifade eder.

  • Hakk'ın Tenzih Edilmesi: Allah’ın zatının, mahlukatın ve hayallerin çok ötesinde, mukaddes ve münezzeh olduğu hatırlatılır.


Not: İmam-ı Rabbani, bu derin mevzuları (cezbe ve sülük ilimlerini) daha ayrıntılı anlattığı başka bir risaleyi de mürşidine sunduğunu belirtmektedir.

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ


Mektubat-ı Rabbani Dersi ( 50. Mektup ) | Ferdi Parmaksız