28 Nisan 2026 Salı

Güleriz...

  


Gülümsemenin ve gülmenin ilâç gibi olduğu söylenir. O kadar ki normal olarak gülemeyenler için yapay olarak gülmeye başlayın arkasından normali de gelir, derler. Keh keh keh…

Bazıları da komedi filmleri seyretmeyi önerir. Bazıları da fıkra anlatmayı…

Gülemeyenlerden biri olarak bugün Temel fıkraları derleyeyim, dedim. Öyle fıkralar döküldü ki gülmekten bayılıyor insan. Kahramanları Temel ile Dursun olunca bir de araya cinsel durum girince kahkaha tufanı oluşuyor. Kahkaha atmak yakışmaz diyerek daha basit düzeydeki fıkraları yazıma alacağım:

(ADAMI GÖZÜMÜN ÖNÜNE GETİRİRİM) 

Arkadaşı Karadenizliye sormuş: 

-Yalnızken kendi kendine konuşma huyun var mıdır? 

-Ben kendi kendime konuşmam, demiş Karadenizli. Adamı gözümün önüne getiririm, öyle konuşurum.

Ben de kendi kendime konuşmam. Hep seni gözümün önüne getiririm. İşte sana bir fıkra daha:

(ARİTMETİK)                               

Aritmetik öğretmeni Temel öğrencilerinden şikâyet ediyormuş: 

-Derste peş kere peş kaç ediy, diye sorayrum, kırk cevapı alayrum. Halbuki peş kere peş yirmi peş, pilemedun otuz

(https://web.itu.edu.tr/~yildizh/fikralar/karadenizfikralari.html)

Güldün güldün. Gülemedinse televizyonda haber kanallarını izle…

 O zaman da güleriz ağlanacak halimize…

Sabahattin Gencal, İstanbul, 28. 04. 2026

 

 

"İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık"

 Taha Akyol'un "İslam Düşüncesinde Büyük Değişim" başlıklı köşe yazısı, Prof. Dr. Ahmet T. Kuru’nun "İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık" adlı kitabını temel alarak, İslam dünyasının tarihsel süreçteki yükseliş ve duraklama nedenlerini sistematik bir şekilde analiz etmektedir.

Metnin sistematik özeti aşağıdadır:

1. Temel Tez: Sınıf İlişkileri ve Entelektüel Başarı

Yazının ana odağı, bir toplumun başarısının veya başarısızlığının arkasındaki temel etkenin sınıf ilişkileri olduğudur. İslam dünyasının 8. ve 12. yüzyıllar arasındaki altın çağının, "bağımsız entelektüel ve tüccar sınıflarının" varlığı sayesinde gerçekleştiği vurgulanmaktadır.

2. Yükseliş Dönemi (8. - 12. Yüzyıllar)

  • Bağımsızlık: Alimler ve filozoflar siyasi otoriteden bağımsız hareket edebiliyordu. Mezhep imamlarının (özellikle İmam-ı Azam) siyasi otoriteye karşı direnci bu bağımsızlığın simgesidir.

  • Rasyonalite ve Ticaret: Ticaretin gelişmiş olması, hesap ve kitap yapma zorunluluğunu getirerek rasyonel düşünceyi ve akli bilimlere olan talebi artırmıştır.

  • Çoğulculuk: Bir hanedanın baskısından kaçan bir düşünürün, başka bir hanedanda himaye bulabildiği rekabetçi ve özgür bir ortam mevcuttu.

3. Dönüm Noktası ve Duraklama: "Ulema-Devlet İttifakı"

  1. ve 12. yüzyıllardan itibaren bu yapı köklü bir değişime uğramıştır:

  • İttifak: Bağımsız sınıf yapısı yerini "ulema-devlet ittifakı"na bırakmıştır. Alimler devlet memuru haline getirilmiş, din ise siyasi otoriteyi kutsayan bir araç olarak yorumlanmaya başlanmıştır.

  • Siyasi Kutsallık: Hükümdarların "Allah'ın yeryüzündeki gölgesi" olarak görülmesi, toplumda sıkı bir itaat kültürünün yerleşmesine yol açmıştır. Yazıda, Gazali'nin aktardığı "Din ve devlet ikizdir" anlayışının aslında İslam öncesi Sasani kökenli bir otoriter model olduğu belirtilir.

  • Ekonominin Askerileşmesi: "İkta sistemi" ile toprakların askerileştirilmesi, sermaye birikimini ve özel mülkiyetin gelişimini engellemiş; tüccar sınıfı marjinalleşmiştir.

4. Modernleşme ve Zihniyet Dönüşümü

  • Eğitimdeki Farklılık: Osmanlı döneminde medreselerin rasyonel bilimlerden uzaklaşması, modernleşme çabalarında "mektep" (modern okul) açma zorunluluğunu doğurmuştur.

  • Sonuç: Yazar, günümüzdeki sorunları anlamak için tarihteki bu otoriter, itaatkar ve dogmatik zihniyetle İslam'ın evrensel özünün birbirinden ayırt edilmesi gerektiğini savunur.

Özetle yazı; İslam dünyasındaki gerilemenin sebebini dinin kendisine değil; bağımsız düşüncenin, ticaretin ve sivil sınıfların yerini otoriter devlet yapısı ile devlet güdümlü din anlayışının almasına bağlamaktadır.

İşte O Cümle

 


 

 

İŞTE O CÜMLE

Her zaman okurların zamanını alacak değiliz ya, bu kez de okurlarımıza zaman kazandıralım. Zaman kazanmak kazançların en güzeli bence. Zaman kazanma, benim sağladığım ek kazanç olacaktır. Bu paylaşımı okuyanlar için asıl kazanç Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın’ın insanla ilgili cümlesini kavrayanların olacaktır.

İnsanın hâlâ meçhuldür. Bilindiği üzere Kendimizi Görme Denemesi adlı kitabımızı yazmaya başladığım 40-45 yıl öncesinden beri (Unutkanlığım çok arttı kendi kitabımı bile ne zaman yazmaya başladığımı unuttum) nefsimi bilmek istiyorum ki Allah’ı (cc) da bilebilelim. İnanın ki bu konuda bir arpa boyu yol alamadım. Tabii yöntemsizlikten, imkânsızlıktan dahası da var dil bilmemekten. Evet, evet, bu konuda yazılan ne Yabancıların yazdığı kitapları asıl dillerinden okuyabiliyorum, ne Arapça biliyorum, ne Osmanlıca... Çeviri eserler de pek tatmin edici olmuyor...

Kendi kendime “Vakit henüz geçmedi okumaya devam et” diyorum. Evet, zaten başka bir şey yapamıyoruz, okuyacağız. Bugün ancak bir cümle okuyabildim. Benim kafa bu cümleyi kaç günde hazmeder bilemiyorum. Bu hazmetmek önemli bir mesele. Bir cümleyi, paragrafı ya da metni hazmetmeden diğerine başlamayın, Allah korusun mide fesadına uğrarsınız; pardon beyin fesadı.

Mide fesadı konusunda uzmanlar çokça uyarıyor bizleri; ama beyin fesadı hakkında çıt yok. Zaten hiç okumuyoruz mu diyeceksiniz. Olsun bir kişi bile okusa onu uyarmak gerekir. Ne diyordu Prof. Dr. Niyazı Kahveci yabancı bilim adamları 10 saat okuyorlarsa en azından 10 saat da düşünüyorlar. Tabii en azından diyoruz. Çünkü okunan metinlere göre değişir bu. Örneğin Aydın’ın yazdığı aşağıdaki cümleyi bir iki dakikada okuduk diyelim. Eee sadece bir iki dakika mı düşüneceğiz? Ne dersiniz sadece bilemediğimiz kelimelerin araştırılması şu kadar sürer... İşte yukarıda da bunu diyordum. Siz bu araştırmayı yapmayacaksınız, bir kelime hariç bütün kelimelerin anlamlarını kısaca yazdım. Umarım yararlı olur. Yani genel olarak diyorum. Yoksa bu cümleyi kavramak, özümsemek hele de cümlede belirtildiği gibi olmak için bir ömür ister.

Henüz cümleyi okumaya sıra gelmedi. Okuyunca, eminim ki, ya, ne cümleymiş be diyeceksiniz. Sabahattin Hocamızın 353 sayfalık kitabında anlatılamayanı Aydın Hoca bir cümlede anlatmış. Bravo Hocamıza. Benden de bir o kadar diyeceğim; ama haddimizi aşmaktan korkarım.

Daha fazla meraklandırmayalım. İşte “O Cümle”. “O Cümle” deyişimde güzel değil mi. Evet, böylesi cümleler pek nadirdir. Hele günümüzde hiç kullanılmamaktadır desek yeridir.

İNSAN; Tahammülü, tahassüsü, tahayyülü, tahayyürü, tasavvuru, teakkulü, teallümü, teammülü, tearrufu, tebahhuru, teceddüdü, tecemmülü, tecennübü, tecessüsü, tedebbürü, tederrüsü, tedeyyünü, teemmülü, tefaddülü, tefakkuhu, tefekkürü, tefennünü, tefeyyüzü, tehayyürü, tekemmülü, temeddünü, temeyyüzü, tesellümü, teşekkürü ve tezekkürü kadar İNSANDIR!Prof. Dr. İsmailHakkı Aydın

Yukarıdaki Cümlede Geçen

Osmanlıca Kelimelerin Anlamları

Tahammül: ad 1.(nesneler için) zorlayıcı dış etkenlere karşı koyabilme gücü, dayanma, kaldırma, dayanç.       2. (insan için) olumsuz, zor, kötü, güç durumlara dayanabilme gücü,         dayanç, dayanma, kaldırma, katlanma.

Tahassüs: ad. Duygulanma, duygulanım.

Tahayyül: ad. İmgeleme, hayal, Hayalde canlandırma, sembolleştirme,

Tahayyür: i. (Ar. Hayret “gözü kamaşmak, şaşmak”tan teḥayyur) Hayrete düşme,      şaşma: Beğenip seçmek, muhayyer olmak.

Tasavvur: 1. Zihinde şekillendirme, fikren kurma, tasarım, 2Zihinde canlandırma, tahayyül etme, 3. Düşünce, niyet, maksat, plan

Taakkul: i. (Ar. ‘aḳl “gerçeği bilmek, idrak etmek”ten te‘aḳḳul), 1Akıl erdirme, zihin yorarak anlama, 2. Hatırlama.

Taallüm: i. (Ar. ‘ilm “bilmek, anlamak”tan te‘allum) Ders alarak öğrenme, belleme

Teamül: ad1. iş, davranış. 2. bir yerde öteden beri olagelen davranış, gelenek.

Tearrüf: Bir şeyi araştırarak öğrenme.

Tebahhür: i. (Ar. baḥr “genişletmek; deniz”den tebaḥhur), 1. Bir şeyin içine dalma, çok derinine gitme, 2. Bir ilimde derin ihtisas sâhibi olma, uzman olma

Teceddüd: 1. Bk. ıslahat, 2. Tazelenme. Yenilenme. (Bak: Müceddid)

Tecemmül: Ziynetlenmek. Süslenmek, Ululuk göstermek. Âletler. Sebepler.

Tecennüb: Sakınma. Çekinme

Tecessüs: ad 1.kendini ilgilendirmeyen şeyleri, belli etmeden öğrenmeye çalışma. 2. bir şeyi ille de görme, anlama merakı.

Tedebbür: i. (Ar. dubur “arka, son”dan tedebbur) Düşünme, tefekkür etme

Tederrüs: i. (Ar. ders – dirāset “okumak”tan tederrus) Ders alma, ders okuma.

Tedeyyün: i. (Ar. dіn – diyānet “din edinmek”ten tedeyyun) 1. Belli bir dîni benimseme, ona bağlı olma.         2. Dîninin hükümlerine sıkıca bağlı olma ve uyma, tedeyyün,  i. (Ar. deyn “borç vermek, borç almak”tan tedeyyun) Borçlanma, borca girme.

Teemmül: i. (Ar. emel “ümit etmek”ten te’emmul) İyice, etraflıca düşünme,  Teemmülât i. (Ar. çoğul eki -āt ile) Teemmüller, düşünmeler

Tefaddül:  Faziletlilik iddiasında bulunmak. Üstünlük taslamak. Bir kimseyi inâyet, ihsan ve kerem ile memnun etmek. Üstünlük taslama.

Tefakkuh: Gül gibi açılma.

Tefekkür: Fikretmek. Düşünmek. Fikri harekete getirmek. Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünme.  İbret alacak ve faydalanacak şekilde derin düşünme.

Tefennün: Fen öğrenme.  Fen öğrenme. Birçok şeyler bilme, çeşitli şekilde gösterme.

Tefeyyüz:  Feyizlenmek.  İlerlemek. Bollaşmak.

Tekemmül: ad 1. gelişme, olgunlaşma, erginleşme, yetkinleşme. 2. gelişim, olgunluk,        erginlik, yetkinlik.

Temeddün: Medenîleşme. Medenileşme, uygarlaşma. Medenileşmek. Şehirlileşmek. Medeni olmak.

Temeyyüz:  Benzerlerinden farklı ve üstün olma. Diğerleri arasından kendini gösterme.

Tesellüm: Teslim edilen şeyi tekrar teslim alma. Verilen bir şeyi alıp kaydetme. Teslim olma. İslâm olma

Teşekkür: ad yapılan bir iyiliğe karşı duyulan gönül borcunu ve hoşnutluğu sözle ya da       davranışla anlatma.

Tezekkür: ad 1. (bir sorunu) konuşma. 2. anımsatma.

Bu kelimeler üzerinde bir anaç tavuk gibi yatılmasını öneriyorum. Sabreden birçok yazı, birçok fikir çıkarabilir bu kelimelerden. Denemek bedava.

Çekmeköy-İstanbul, 24.08.2018

 ______________________

SabahattinGencal, DÜŞÜNCE ÇİFTLİĞİ, Cinius Yayınları, İstanbul, 2021

 

Nesrin Sipahi - Azize

 


Nesrin Sipahi - Azize (Official Audio)

Rabbani'nin Mektupları- 066

 İmam Rabbani Hazretleri'nin 66. Mektubu, tasavvuf yolunun mahiyetini, ashab-ı kiramın üstünlüğünü ve Nakşibendiyye yolunun diğer yollar arasındaki müstesna yerini konu alır. Belirttiğiniz URL’deki metin doğrultusunda bu mektubun sistematik özeti şöyledir:

1. Nakşibendiyye Yolunun Temel Prensibi: "Nihayetin Bidayette Derci"

Mektubun girişinde, Şah-ı Nakşibend (Bahaeddin Buhârî) Hazretleri'nin "Biz nihayeti bidayete yerleştirdik" sözü açıklanır.

  • Anlamı: Diğer tasavvuf yollarında müridin en sonda ulaştığı yüksek manevi haller, bu yolda yolun en başında (başlangıçta) bir tohum gibi müride tattırılır.

  • Sonuç: Bu özellik, Nakşibendiyye yolunun diğer yollardan daha hızlı ve tesirli olmasının temel sebebidir.

2. Ashab-ı Kiramın Yolu ve Sohbetin Üstünlüğü

İmam Rabbani, bu yolun doğrudan Ashab-ı Kiram'ın yolu olduğunu vurgular.

  • Sohbetin Gücü: Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) bir tek sohbetinde bulunmanın sağladığı manevi dereceye, sonraki asırlarda gelen en büyük veliler bile ömür boyu riyazetle ulaşamazlar.

  • Vahşi (r.a) Örneği: Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşi, Müslüman olup Efendimiz’i bir kez gördüğü için, Tabiin’in en büyüğü kabul edilen Veysel Karânî’den (Üveys el-Karanî) derece olarak üstün kabul edilmiştir. Bu, çalışarak kazanılan bir makam değil, "sohbet" ve "peygamberlik nuru" ile elde edilen bir lütuftur.

3. Hz. Muaviye ve Ömer bin Abdülaziz Kıyaslaması

Mektupta ashabın üstünlüğünü pekiştirmek için Abdullah ibni Mübarek’in meşhur cevabı zikredilir:

  • "Hz. Muaviye’nin, Resulullah’ın yanında giderken atının burnuna giren toz, Ömer bin Abdülaziz’den kat kat daha hayırlıdır."

  • Mesaj: Adaletiyle ünlü Ömer bin Abdülaziz ne kadar büyük bir veli ve hükümdar olsa da, ashab-ı kiramdan birinin "sohbet" şerefine asla yetişemez.

4. Sonuç ve Dua

Mektup, bu büyük manevi nimetlerin tamamen Allah’ın bir fazlı ve ihsanı olduğu tespitiyle biter.

  • Şükür: Nakşibendiyye büyüklerinin bu ihsana kavuştukları ifade edilir.

  • Temenni: Allah Teâlâ’dan bizi bu büyükleri sevmekle şereflendirmesi ve onların yolundan ayırmaması için dua edilerek mektup sonlandırılır.

Özetle: 66. Mektup; manevi gelişimde "sohbetin" önemini, ashab-ı kiramın ulaşılamaz makamını ve Nakşibendiyye yolunun bu nebevi mirası başlangıçtan itibaren müride yansıtan özel bir yol olduğunu anlatmaktadır.