"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci | ||||||
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları | ||||||
|
|
|
|
|
|
|
| ||||||
"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci | ||||||
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları | ||||||
|
|
|
|
|
|
|
| ||||||
ABD ve İsrail'in okul katliamını Japonlar Çizdi,
İslam dünyası sustu! Kuşu ölene başsağlığı dileyen ümmet nerede?
Japon animasyoncuların Minab’daki kız okuluna
yönelik ABD ve İsrail'in katliamını anlatan anime tarzı kısa filmi sosyal
medyada geniş yankı uyandırırken, paylaşımlar “Kuşu ölene başsağlığı dileyen
ümmet nerede?” sorusuyla İslam dünyasının sessizliğini de tartışmanın merkezine
taşıdı.
ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'ın Minab kentindeki bir kız ilkokulunu vurarak 170 masum çocuğu şehit etmesi, siyasi hesapların gölgesinde unutturulmaya çalışılırken, insanlığın vicdanı hiç beklenmedik bir yerden, Japonya'dan ses verdi. Katliamın boyutlarını ve bir babanın evladını enkaz altında bulduğu o kahredici anları anime tarzı bir kısa filmle dünyaya duyuran animasyoncular, İslam dünyasının içine düştüğü derin ikiyüzlülüğü de yüzlerine vurdu: "Kuşu ölen bir çocuğa başsağlığına giden bir peygamberin ümmeti, 170 kız çocuğunun parçalanmasına nasıl bu kadar sessiz kalabilir?"
Orta Doğu'da "rejim değişikliği" ve "askeri
hedefler" kılıfı altında yürütülen savaşın en karanlık, en vahşi
yüzü, İran'ın güneyindeki Minab kentinde yaşandı.
28 Şubat 2026 tarihinde, ABD ve İsrail ortak hava
harekâtı sırasında, Minab'daki Şecere-i Tayyibe Kız İlkokulu doğrudan
Amerikan menşeli füzelerin hedefi oldu. Sınıflarında ders dinleyen 170
masum kız çocuğu ve öğretmenleri, atılan füzelerle feci şekilde can verdi.
Ancak Batı medyasının "ikincil hasar" diyerek
geçiştirdiği, İslam dünyasının ise siyasi kutuplaşmalar uğruna görmezden
geldiği bu devasa savaş suçu, vicdan sahibi sanatçıların kalemiyle
ölümsüzleşti.
AMERİKAN BAYRAKLI FÜZE VE KANLI
AYAKKABILAR
Sosyal medyada viral olan ve milyonlarca kişiyi
gözyaşlarına boğan anime tarzı kısa film, Minab'daki katliamın dondurucu
gerçeğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Videoda, kızını sevgiyle okula bırakan bir babanın
veda anının hemen ardından, üzerinde ABD bayrağı çizili olan devasa bir füzenin
doğrudan ilkokul binasını hedef aldığı anlar gösteriliyor. Patlamanın ardından
enkaz alanına dönen okul, kanlar içindeki çocuk bedenleri ve kızının kanlı
ayakkabılarına sarılarak feryat eden bir babanın acısı, savaşın gerçek bedelini
ödeyenlerin kimler olduğunu haykırıyor.
Videonun sonunda yer alan yan yana dizilmiş 170 mezar
taşı ve "Sınıflarında güvende olması gerekenleri hedef aldılar. Bu
affedilemez bir insan hakları ihlali ve bir savaş suçudur" mesajı,
katliamın boyutlarını tarihe not düşüyor.
İSLAM DÜNYASINA "ANİME"
TOKADI: İKİYÜZLÜLÜK
Bu kahredici videonun yayılmasıyla birlikte, en büyük
tepki ABD ve İsrail'in savaş suçlarına sessiz kalan İslam ülkelerinin
liderlerine ve kamuoyuna yöneldi.
Orta Doğu'daki bir çocuk katliamının acısını, o
coğrafyadan binlerce kilometre uzaktaki Japon animasyon ekolünün yansıtması,
Müslüman toplumların kendi acılarına ne kadar yabancılaştığını ve
duyarsızlaştığını kanıtladı. Sosyal medyada videoyu paylaşan vicdan sahipleri,
İslam dünyasının içine düştüğü bu derin ahlaki çöküşü çok çarpıcı bir metaforla
eleştirdi:
"Peygamber Efendimiz, kuşu
ölen bir çocuğun üzüntüsünü paylaşmak için ona başsağlığı dilemeye gidecek
kadar ince bir vicdana sahipti. Peki, 'kuşu ölene başsağlığı dileyen' o
peygamberin ümmeti, bugün 170 kız çocuğunun Amerikan bombalarıyla okullarında
parçalanmasına nasıl bu kadar kör, sağır ve dilsiz kalabiliyor?"
Batılı güçlerin füzeleriyle her gün biraz daha kan
gölüne dönen Orta Doğu'da, Şecere-i Tayyibe İlkokulu katliamı; sadece ABD ve
İsrail'in işlediği affedilmez bir savaş suçu olarak değil, aynı zamanda İslam
dünyasının vicdanını kaybettiği gün olarak da tarihe geçecek.
08/03/2026 20:31KAYNAK: KARAR
"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci | ||||||
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları | ||||||
|
|
|
|
|
|
|
| ||||||
Her zamanki gibi okumakla başladım güne.
Okudukça
geçmişi hatırladım. Okudukça günümüzdeki durumu tespit etmeye çalıştım.
Okudukça geleceği düşündüm.
Kitaplardan
bölümünde Kandil Olmak İsteyen Çocuk’tan birkaç paragraf alıntı yaptım, O
birkaç paragraf birkaç kitap olabilir:
“Son devir Bektaşî
şairi olan Edib Harâbî’nin şu dörtlüğüyle sözlerimizi bitirelim:
“Kandil geceleri kandil
oluruz. / Kandil içinde fitil oluruz.
Hakkı göstermeye delil oluruz,
/ Fakat kör olanlar görmez bu hali”
Bir an için dörtlükten
hareketle düşündüm:
Kimimiz fitil olsak,
kimimiz yakıt, kimimiz kandil, kimimiz tutuşturucu, kimimiz…
Kısaca iş birliği ve iş
bölümü yapabilsek aydınlık yarınlara ulaşırız gibime geliyor.
Siyonistlerle
emperyalistlerin İran’a canavarca saldırmalarını maç yayınlar gibi
yayınlıyoruz. Ama bundan ders ve ibret alarak mutlaka aydınlanmamız gerektiğini
aydınlıkta her şeyi görerek bilinçli olarak her türlü tehlikelere karşı önlem
almamız gerektiğini söyleyen yok.
Evet, herkes içinden
böyle düşünüyordur belki ama bu konu üzerinde ciddi olarak, planlı olarak
durmak gerekmez mi?
Bunları düşünürken,
medyadan bölümüne aldığım bir yazıda geçen bir cümle içime bir gariplik düşürüyor
ve bu dalga dalga bütün hücrelerime yayılıyor: “Kuşu ölene başsağlığı
dileyen ümmet nerede?”
Bu haldeyken Günlük
sitesinin diğer sayfalarını hazırlıyorum.
Resim bölümünde Mona Lisa var. Bahçecik yıllarımızda evimizin koridor duvarına koskoca Monaliza Röprodüksiyonu asmıştım. Ona bakınca O’nu görüyordum…
Şiir bölümünde şair ve
yazar Ahmet Gencal’ın Yalnızlık Geceleri var:
Yazmak iyileştirir
Yalnızken karakterler
Birini yaratır dost
olur
Sevmekle başlar her şey…
“Yazmak iyileştirir.” diyor
genç düşünürümüz. Ben de hep yazıyorum.
İyileşmek umuduyla…
Sabahattin Gencal,
İstanbul, 11. 03. 2026
|
"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci |
||||||
|
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü
Etkinliklerinden Bazıları |
||||||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
||||||
İmam-ı Rabbani Ahmed el-Faruki es-Serhendi Hazretleri tarafından mürşidi Muhammed Bakibillah Hazretlerine yazılan 18. Mektup, tasavvuf yolculuğundaki en derin makamları ve tevhid inancının hakikatini konu alan çok önemli bir metindir.
Aşağıda bu metnin sistemli bir özeti yer almaktadır:
Mektup, İmam-ı Rabbani'nin kendi manevi halini arz etmesiyle başlar. Yazar, hallerin değişmesinden (telvin) kurtulup istikrar ve sükun makamına (temkin) ulaştığını belirtir. Bu makamda kişi;
Kendi varlığından tamamen geçerek bir "hiçlik" hissine bürünür.
Dünyevi ve manevi her şeye karşı bir "soğukluk" ve meyil kaybı yaşar. Bu hal, tembellik değil, kulun Allah karşısındaki acziyetini tam idrak etmesidir.
Mektupta tasavvufi yükselişin hiyerarşisi şu şekilde sıralanır:
Velayet Makamı: Tasavvuf yolculuğunun başlangıç aşamalarındandır.
Şehadet Makamı: Velayetin üstünde yer alır. Burada kul, eşyanın hakikatini ve Allah’ın tecellilerini daha berrak görür.
Sıddıkiyet Makamı: Şehadet makamının da üstündedir. Yükseliş duraklarında bilinen en yüksek makamdır.
Nübüvvet Makamı: En üst mertebedir. Sıddıkiyet ile Nübüvvet arasında başka bir makam yoktur.
İmam-ı Rabbani, bu makamlarda kaza ve kaderin sırrına vakıf olduğunu ifade eder. Bu sırrın Şeriatın zahiri hükümleriyle tam bir uyum içinde olduğunu, kulun iradesi ile Allah’ın takdiri arasında hiçbir çelişki bulunmadığını "ayın on dördü gibi net bir şekilde" gördüğünü belirtir.
Mektubun en teknik ve doktrinel kısmı burasıdır. İmam-ı Rabbani, "Mahlukatın (yaratılanların) sıfatları" ile "Allah'ın sıfatları" arasındaki ilişkiyi açıklar:
Cemadat (Cansızlık) Hakikati: Yaratılanların (insanlar dahil) aslında kendi başlarına bir görme, işitme veya bilme gücü yoktur. İnsanlar ve sıfatları, Allah'ın kudreti karşısında cansız bir taş (cemadat) hükmündedir.
Fail-i Hakiki: Gerçekte işiten, gören ve bilen sadece Allah'tır. İnsandaki görme veya işitme, Allah’ın o anda o fiili yaratmasından ibarettir.
Ölü Olma Sırrı: "Sen de öleceksin, onlar da ölecekler" ayetine atıfla, salikin (yolcu) mahlukatı ruhsuz ve şuursuz birer "ölü" gibi görmesi, şehadet makamının bir gereğidir.
Yazar, tasavvufi keşifler yoluyla ulaştığı bilgilerin, İslam alimlerinin (Ehl-i Sünnet) bildirdiği akait ve fıkıh bilgileriyle kıl kadar farkı olmadığını vurgular. Tasavvufun gayesinin; akıl ve delil yoluyla bilinen (istidlali) bilgileri, kalp gözüyle görülen (keşfi) ve kesin (zaruri) bilgilere dönüştürmek olduğunu belirtir.
Mektubun sonunda, beraberindeki talebelerin (Meyan Şah Hüseyin, Muhammed Sadık, Şeyh Nur) manevi durumları hakkında mürşidine kısa bilgiler vererek dua ve teveccüh talep eder.
Özetle: 18. Mektup; kulun Allah karşısında mutlak bir hiçlik içinde olduğunu, tüm sıfat ve fiillerin gerçek sahibinin Allah olduğunu ve en yüksek manevi keşiflerin bile Şeriatın sınırları içinde kaldığını beyan eden "Vahdet-i Şuhud" eksenli bir metindir.
"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci | ||||||
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları | ||||||
|
|
|
|
|
|
|
| ||||||
HİKMETNAME (İmam-ı Rabbani'den k.s Nasihatler)