16 Şubat 2026 Pazartesi

Kendimiz Ne Güne Duruyoruz!



Kendimi soğukkanlı sanırdım ama maalesef soğukkanlı değilim. Karadenizli olmanın izlerini hâlâ taşıyorum. Kaygılı olmam da üstelik. Bunu bugün bir kere daha öğrendim:

Günlük blogumun Medyadan Alıntılar bölümünü hazırlamak için ulusal gazetelerin köşe yazılarına göz gezdirdim. Hepsi birbirlerinden güzel ama içlerinden birini seçemedim. Suya sabuna dokunmayan yazılar işte seç, ne olacak yani? Olur mu ne olacak? Ben seçiyorsam bir anlamı, bir yararı olmalı değil mi?

Bu kez yerel gazetelere bakayım, dedim. Çok defa Trabzonspor haberlerini okumak için başvurduğum Günebakış’a gittim. İyi ki gitmişim. Orada bir hazine varmış. Nasıl da önceden görmemişim. Hepsi de birbirlerinden değerli yazarlardan biri olan Hatice Kübra Çelik’ten söz edeceğim:

Ben, genellikle yazıları yapay zekâya özetlettiriyorum hem telif sorunu olmasın hem de kısa ve anlaşılır olsun… Tabii önce kopyala yapıştır. Sonra tekrar okuma ve incele, sonra da özet ve bloga yazmak… Yazıyı kopyalamaya başlarken bir yazı çıktı karşıma: ChatGPT ile özetle. Heyecanlandım doğrusu. Kafamda kaygılar, kurgular, senaryolar… Hiç sormayın. Yazıyı klasöre yerleştirdikten sonra bilgisayardan çıktım. Dinlenmeye çekildim. Bu sırada günceye ne yazacağımı düşündüm. Şöyle yazacaktım:

Dikkat dikkat! Aramızda casus var! Herkesi özellikle kamuda çalışanları uyarıyorum: İnternet tarafından gözlendiğinizi biliyorsunuzdur…

Burada şu örnekler üzerinde duracaktım. Sosyal medyada tıkladığımız, ya da üzerinde biraz fazla durduğumuz yazılar hep akışta oluyor. Bu artık bilinen bir şey. Ama yapay zekânın bizi başka mecrada da takip etmesi… Aklıma imal ettiği telefonları patlatarak onlarca kişinin ölümüne sebep olan İsrail geldi. Sonra düşündüm. İranlı önemli şahsiyetleri de nokta atışı öldürmeleri de yapay zeka takibi sayesinde mi oluyor?

Her neyse önceden düşünülmüş, planlanmış bir yazı yazacaktım ki…

Bilgisayarı açınca ilk işim günceye başlamak oldu. Bu arada Trabzon_Günebakış’a gittim. Hatice hanımın yazısını tekrar okudum ve gördüm ki “ChatGPT ile özetle”ifadesi var baş tarafta. Aaa boşuna heyecanlanmışım. Bunca kurgular, senaryolar meğer benim kaygı bozukluğumdanmış. Herkeste kaygı olabilir ama demek ki benim fren sistemleri de bozuk ki… İyi ki günceye başlamadan önce birkaç saat verme alışkanlığı edindim. Yoksa ortalığı velveleye verecektim.

Bu arada Hatice Kübra Çelik’in diğer yazılarını da okumaya başladım. Hepsi benim için yazılmış. Benim psikolojiyle aram çok iyidir. Biraz da anksiyete (kaygı bozukluğu) var. Yazıları beğendim demeyeceğim bayıldım. Yazara mesaj göndermek istedim. Torunlarımdan birkaç yaş daha küçük olan yazarı hem tebrik edecektim. Hem de yarınların büyük ilim ve bilim adamı olabileceğinin müjdesini verecektim. Ama bir türlü beceremedim mesaj atmayı. Daha doğrusu robot olmadığınızı ispatlamak için kutuyu işaretleyin yazıyor. Gözlerim kutu mutu görmedi. Demek ki gözlerim de yaşlandı…

Şunu da ekleyeyim Çelik’in salık verdiği kitaplar da öyle böyle değil. Örneğin Daniel Kahneman’ın  Hızlı ve Yavaş Düşünme kitabını ilk fırsatta okumaya çalışacağım. Üç senedir Düşünme üzerinde bir kitap yazmaya çalışıyorum ama beceremiyorum. Daniel Kahneman bir çare bulur belki…

Yine kızıyorum kendime.

Çareyi başkalarında görmemek gerekir.

Kendimiz ne güne duruyoruz!

Sabahattin Gencal, İstanbul, 16. 02. 2026

 

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

 

 

 

 

Kararlarımızı Kim Veriyor?

  


Rasyonel Olduğumuzu Sanırken: Kararlarımızı Kim Veriyor?

İnsan, kararlarını mantıkla verdiğine inanır. Oysa günlük hayatın küçük anları bunun pek de böyle olmadığını gösterir: Sevmediğimiz halde izlemeye devam ettiğimiz bir film, bizi mutsuz eden bir ilişkiden kopamamak ya da ihtiyacımız olmayan bir şeyi almak… Bunlar aklın değil, zihnin görünmez yönlendirmelerinin sonucudur. Nobel ödüllü psikolog Daniel Kahneman, zihnimizin iki sistemle çalıştığını söyler. Hızlı, sezgisel ve otomatik olan sistem çoğu zaman direksiyondadır; yavaş ve analitik olan ise ancak çaba gösterdiğimizde devreye girer.

Kahneman’ın Thinking, Fast and Slow adlı eserinde vurguladığı gibi, zihin karmaşık dünyayı basitleştirmek için kestirme yollar kullanır. Bu kestirmeler çoğu zaman işe yarasa da bizi sistematik hatalara — bilişsel önyargılara — sürükleyebilir.

Mesele, ne zaman rasyonel olmadığımızı fark edebilmektir

Örneğin insan beyni kayıplara karşı aşırı duyarlıdır. Bu yüzden bazen sırf “boşa gitmesin” diye yanlış bir yolda ilerlemeye devam ederiz. Ya da ilk izlenimlerimize o kadar güveniriz ki, sonradan gelen bilgileri buna göre yorumlarız.

Gerçek değişmez; onu algılama biçimimiz değişir. Belki de en çarpıcı olan, aynı bilginin farklı sunuluşunun farklı kararlar doğurmasıdır. “%90 başarı” ile “%10 başarısızlık” aynı şeyi anlatır, ama zihnimiz aynı tepkiyi vermez. En sinsi yanılgı ise kendimizin objektif olduğuna inanmamızdır. Çoğu zaman zihin önce karar verir, akıl ise sonradan gerekçeler üretir.

Belki de mesele tamamen rasyonel olmak değildir. Mesele, ne zaman rasyonel olmadığımızı fark edebilmektir. Çünkü insanın gerçek özgürlüğü, otomatik tepkileriyle bilinçli seçimleri arasındaki o küçük boşlukta başlar. Sonunda şu soruyla baş başa kalırız: Kararı gerçekten biz mi veriyoruz, yoksa zihnimizin alışkanlıkları mı?

 Hatice Kübra Çelik

 https://www.gunebakis.com.tr/makale/27463172/hatice-kubra-celik/rasyonel-oldugumuzu-sanirken-kararlarimizi-kim-veriyor 

 

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

***

Özet – “Rasyonel Olduğumuzu Sanırken: Kararlarımızı Kim Veriyor?” (Günebakış, Hatice Kübra Çelik)
Bu makalede yazar, insanların kararlarını genellikle bilinçli ve mantıklı verdiklerini sandığını ama aslında karar süreçlerinin çoğunun otomatik zihinsel mekanizmalar tarafından yönlendirildiğini tartışıyor. Nobel ödüllü psikolog Daniel Kahneman’ın “zihnimizin iki sistemle çalıştığı” fikrine atıfta bulunuyor:

  • Hızlı, sezgisel sistem: Otomatik, alışkanlıklara ve kestirme zihinsel yolların (heuristics) etkisine açık.
  • Yavaş, analitik sistem: Daha mantıklı ve bilinçli düşünmeyle aktifleşir ama her zaman devrede olmaz. (Günebakış)

Yazar, çoğu zaman zihnimizin önce karar verdiğini ve sonra aklın bu karara mantıklı bir gerekçe uydurduğunu belirtiyor. Kayıplara karşı duyarlılık, ilk izlenimlere aşırı güven ve aynı bilginin farklı sunumlarının farklı kararlar doğurması gibi bilişsel eğilimlerin rasyonel davranış algımızı nasıl etkilediğini örneklerle açıklıyor. Sonuç olarak, ne zaman gerçekten rasyonel olmadığımızı fark etmenin önemine vurgu yapıyor. (Günebakış)

Alan adı: gunebakis.com.tr (ileride alıntı için akılda tutulacak).

ChatGpt

***

Daniel Kahneman, davranışsal ekonomi alanındaki çalışmalarıyla tanınan İsrail asıllı Amerikalı psikologdur.

2002 yılında Nobel Ekonomi Ödülü’nü (Vernon L. Smith ile birlikte) kazanmıştır. Ödülü, psikolojik araştırmaları ekonomik karar alma teorisiyle birleştirmesi nedeniyle almıştır. Özellikle insanların belirsizlik ve risk altında nasıl sistematik biçimde irrasyonel kararlar verdiğini göstermesiyle bilinir.

En önemli katkıları:

·         Beklenti Teorisi (Prospect Theory): İnsanların kayıplara kazançlardan daha fazla ağırlık verdiğini ortaya koyar.

·         İki Sistemli Düşünme Modeli:

o    Sistem 1 → Hızlı, sezgisel, otomatik

o    Sistem 2 → Yavaş, analitik, bilinçli

Bu yaklaşımı geniş kitlelere, Thinking, Fast and Slow adlı kitabıyla ulaştırmıştır.

Kahneman’ın çalışmaları; ekonomi, psikoloji, siyaset bilimi ve pazarlama gibi pek çok alanı etkilemiştir.

ChatGPT

***

AnahtarDeliği Günlük

 


 

“Üç Kuruş Parayla

5 Kuruşluk Saltanat Olmaz”

 

19 Mart 2019 Salı, saat: 2059. Klavyenin başındayım. Ne yazayım diye düşünüyorum. Aslında günlük yazılırken düşün-mez insan, daha doğrusu düşünmemeli. O günkü olaylar, durum-lar hakkındaki izlenimleri, duygu ve düşünceleri içten geldiği gibi rahatça yazmalı. Bunu biliyorum; ama benim düşündüğüm başka bir şey?

Bir emeklinin günlüğünün nasıl olması gerektiğini düşünüyorum. Diğer çalışanların günlüklerinden bir farkı olma-malı dersek yanılır mıyız? Belki de yanılırız. Çünkü bir çalışanın örneğin bir yazarın günlüğü daha çok yazma ağırlıklıdır. Bir askerin, bir siyasetçinin, bir fabrikatörün vb. günlükleri daha çok kendi branşlarına göre ağırlık taşır. Buraya kadar normal. Ama günlüklerin yayınlandığını düşünelim. Okuyucu bir asker günlüğü okumak isteyebilir, başka bir okuyucu hemşire günlüğü vb. Ama emekli günlüğünde belli bir ağırlık yok.

Ağırlık olursa şöyle olur: Emekli olmadan önceki çalış-malarına özel ağırlık verebilir. Kısaca emekli günlüğü her şeyi kapsayabilir; ama hiçbir şeyde öne çıkmayabilir. Haa, şöyle olurdu: İçe dönük bir günlük yazılsa, tabii oto sansür olmadan yazılsa bir emeklinin iç dünyası ortaya çıkardı ki o zaman okuyucunun da ilgisini çekerdi.

Biz, her ne kadar kendimizle ve içimizde bulunan sizle konuşsak da önceden de belirttiğimiz üzere bazı düşünce ve duygularımızı kara kutuya atacağımız için fazla ilginç, fazla yararlı olmaz yazdıklarımız.

Yukarıda ne demiştik? Emekli emekli olmadan önceki mesleğine ağırlık verebilir. Bakın ben de bu izahatlarla yine bir nevi öğretmenliğe başlamış oldum. Ne diyeyim, istemeden böyle oluyor.

Bir başka bir şey daha düşündürdü beni. Günlükler edebiyatın bir dalı olduğu her yerde vurgulanıyor. Yani edebi çerçeveyi de dikkate almak zorundayız. İş böyle olunca günlükler biraz yapaylaşır gibime geliyor. Kişiler benim gibi hemen yayınlamasalar bile, ileride yayınlanabilir veya başkaları tarafından da okunabilir kaygısı taşırsa…

Şimdi gelelim günümüzü nasıl geçirdiğimize.

Sabah namazından sonra, çoğu zaman olduğu gibi bilgisayara girdim. Okudum okudum derken önceden adını hiç duymadığım Ebu Hayyan et-Tevhidi’nin adına rastladım. Merak ettim internette araştırdım.

        (…)

        Çekmeköy-İstanbul, 19. 03. 2019

_________________________

Sabahattin Gencal, AnahtarDeliği GÜNLÜK, Cinius Yayınları, İstanbul, 2020


  

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 


L.V. Beethoven, Pastoral Senfoni Op. 68 No: 6 Fa Majör

 

L.V. Beethoven, Pastoral Senfoni Op. 68 No: 6 Fa Majör | Açılış Konseri

 

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

Lot Bölgesi Manzaralarından


 Bu tablo, Fransız Post-Empresyonist ressam Henri Martin'e (1860–1943) aittir.

Tablo, sanatçının kendine has Pointillist (Noktacı) ve Divisionist (Bölümlemeci) tarzını yansıtan tipik bir eseridir. Henri Martin, özellikle Güney Fransa'nın ışığını ve manzaralarını, küçük ve belirgin fırça darbeleriyle tuvale aktarmasıyla tanınır.


Tablonun Öne Çıkan Özellikleri:

  • Teknik: Renklerin palette karıştırılmadan, küçük noktalar veya çizgiler halinde yan yana getirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu yöntem, gözün renkleri uzaktan birleştirmesini sağlayarak esere bir titreşim ve ışık derinliği katar.

  • Konu: Muhtemelen sanatçının çok sevdiği Labastide-du-Vert köyü veya çevresindeki Lot bölgesi manzaralarından biridir.

  • Renk Paleti: Sonbahar tonlarının (turuncu, sarı, kızıl) yeşil ve mavi tonlarla harmanlandığı, güneş ışığının sıcaklığını hissettiren bir atmosfer hakimdir.

 

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN