16 Mayıs 2026 Cumartesi

Siz Hiç Güve Gördünüz mü?

             


        __ Siz hiç güve gördünüz mü?

__ Hayırdır. Nereden çıktı bu soru?

__ Anladım.  Demek ki görmediniz. Eskiden. Çok eskiden. Çocukluk zamanlarında diyelim. Yünlü elbiselerin, eşyaların arasına naftalin konurdu. Güvelerden korunmak için. O güve ki açıkta unutulan gıda maddelerine de…

Güvelerin delik deşik ettikleri yünlü kuşakları, elbiseleri gördüm. Güveleri de sanki görmüş gibiyim. Gri şekilsiz varlıklar…

__ Hâlâ anlayamadık bu güve meselesinin açılmasını. Yoksa adaletimiz, eğitimimiz, ekonomimiz ve yönetimimiz güvelendiğini mi ima ediyorsunuz.

__ Hayır hayır. Bizim ima ile işimiz olmaz. Öğretmen olduğumuz için açık açık söyleriz ne söyleyeceksek. Sözü edilen alanların yeniden düzenlenmesini gerektiğini defalarca söyledik. Yeniden söylemeye gerek yok. Ben güzel bir fotoğraf gördüm. Yukarıda gri şekilsiz varlık dediğim güvenin fotoğrafi.

Fotoğraftaki bu büyüleyici canlı, Geometridae (Mühendis tırtıllar / Geometrid kelebekleri) familyasına ait, halk arasında "Yeşil Geometrid Kelebeği" veya İngilizce adıyla "Large Emerald" (Geometra papilionaria) olarak bilinen bir gece kelebeğidir (güve).

(Dünkü günlükte yayınlamıştım bu fotoğrafı göremeyenler için tekrar yayınlıyorum.)

Her fotoğrafa, her kelimeye anlam yükleyenlerin, içlerinden “Hocamız görünüşe aldanmayın mesajı mı veriyor?” diye geçebilir. Tabii okuyucunun duygu ve düşüncelerine, çağrışımlarına, algılarına vb. karışamayız. Ancak açık ve net olarak söylüyorum ki bir mesaj vermek için yazmadım bu sefer.

Bu sefer, kelimesinden hareketle bundan önceleri mesaj vardı gizli hükmü meydana çıkıyor.

Evet. Evet, şimdi konuya gelelim: Bu anda birkaç arkadaşımı hatırladım. “Bir türlü konuya giremiyorsunuz.” demişlerdi bana.  Bir bakıma haklılar ama benim metodum da bu. Yorulan çekiliyor. Yorulmayana, ilgisi devam edene anlatmak daha kolay oluyor.

Efendim, bazı yazarlar, özellikle günlük yazanlar “ben kendim için yazıyorum.” diyorlar. Ben kınardım bunları. Az da olsa başkaları tarafından da okunacakları akıllarından geçiyor ve ona göre yazıyorlar derdim. Öyle ya samimi olmak gerek. Ama günahlarını mı aldım yoksa?

Roma İmparatoru Marcus Aurelius “Kendime Düşüncelerim” adlı kitapta yer alan notları antrenman için yazmış. Şimdilerde de diyorlar ya beyin kaslarını geliştirmek… işte öyle bir şey. Zaten senelerdir bir meşguliyet olsun diye yazıyorum. Beyin kaslarımı kuvvetlendirmek için.  Demek ki kınadığım “kendim için yazıyorum.” diyen yazarlardan özür dilemem lazım.

Peki, şimdi ben tamamen kendim için mi yazıyorum? Yine de hayır. Bu öğretmenlik damarım olmasa var ya benden yazar da olurdu, düşünür de. Ama…

En zıt olduğum kelimelerden biri de ama ve benzer edat grubu kelimeleridir. Daha önce “ve” ile “şey” kelimelerinin de çok kullanılmasını n doğru olmadığını yazmıştım.

Antremanları seyretmek de bambaşka. 1957 ve 1958 de Bursa Merinos Stadında, Bursa karmasıyla maç yapmaya gelen Fenerbahçe Futbol takımının antrenmanlarını seyrederdik: Nasıl da hafızama kazınmış. Biraz şişman olan Ergun (Puşkaş) terlemesi için farklı eşofman giyerdi. Sinyor denilen Can Bardu, basketbolcu da olduğunu antremanda da gösterirdi. Solbekin geçilmezi Basri, Ortahaf Naci, Şükrü... Maça da gitmiştim. Fenerbahçe 7-0 galip gelmişti. (Bilet alıp girememiştik. Maç başladıktan 20 dakika sonra kapılar açıldı da girebildik.) Futbolun ordinaryüsü Lefter, Can, Şeref,  Ergun, Akgün… (Bakın o zamanlar Trabzonspor olmadığı için BJK taraftarıydım ama iyiye iyi diyebiliyordum. Şimdilerde futbol taraftarları da parti taraftarları da rakip takımları taktir şöyle dursun silkelemeye çalışıyorlar.)

“Ya bize ne bunlardan?” demeyesiniz. Bakın antremanı seyretmek bazen maçı seyretmekten daha yararlı ve kalıcı olduğunu belirtiyoruz. Bizim antrenmanımız da işte bu yazılar.

__ Siz hiç güve gördünüz mü?

Sabahattin Gencal, İstanbul, 16. 05. 2026

Susmak En Büyük Erdem midir?

Roma İmparatoru Marcus Aurelius


Hayat bazen bizi öyle bir köşeye sıkıştırır ki, "susmak en büyük erdemdir" yalanına sığınırken buluruz kendimizi. Kavga çıkmasın, düzen bozulmasın, kimse kırılmasın derken; aslında kendi içimizdeki o en temel sütunu, yani öz saygımızı yavaş yavaş aşındırırız.

Bir düşünün; her sustuğunuzda karşı tarafa verdiğiniz mesaj nedir? "Benim sınırlarım yok, dilediğin kadar genişleyebilirsin." İşte tam bu noktada, Marcus Aurelius o zamansız uyarısını yapar:

"Sürekli sustuğun yerde saygın… 

Felsefe tarihine baktığımızda, susmanın bir erdem olduğu kadar, haykırmanın da bir zorunluluk olduğunu görürüz.

Søren Kierkegaard da benzer bir noktaya parmak basar: Bireyin kendi gerçeğine sadık kalması, özgürlüğün temelidir.

İnsan, her "evet" dediğinde aslında bir şeylerden vazgeçer. Eğer bu "evet", içindeki "hayır"ı boğuyorsa, orada bir kişilik erozyonu başlıyor demektir. Aurelius’un dediği gibi:

"İnsan bazen hayır diyerek hem kendini hem gerçeği savunur."

Buradaki "hayır", bir yıkım ya da saygısızlık değildir. Aksine, kendi varlığını ve hakikati ayakta tutma çabasıdır. Kendi sesini kaybeden bir insan, başkalarının hayatında sadece bir figüran olarak kalır.

Ne zaman susacağımızı bilmek bilgelikse ne zaman konuşacağımızı bilmek cesarettir. Marcus Aurelius'un o kadim bilgeliğini hayatımızın her anına nakşetmeliyiz: Saygınlık, başkalarına sürekli boyun eğerek kazanılan bir madalya değil; kendi doğrularının arkasında dimdik durarak inşa edilen bir kaledir.

Unutma; sen sustukça dünya değişmez, sadece senin dünyan daralır. Kendi gerçeğini savunmaktan korkma; çünkü hakikat, ancak cesur yüreklerde yankı bulur

La-edri

Dündar Sansur

https://www.facebook.com/photo/?fbid=1626609222210906&set=a.233044464900729

AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA


Marcus Aurelius - Kendime Düşünceler (Sesli Kitap Özeti)

Kendime Düşünceler, Roma İmparatoru Marcus Aurelius'un M.S. 2. yüzyılda, genellikle askeri seferler sırasında kendisi için kaleme aldığı kişisel notlardan oluşan, Stoacı felsefenin en önemli temel taşlarından biridir. Bu eser, dünyanın en güçlü adamlarından birinin iç dünyasına, erdem arayışına, duygularını kontrol etme çabasına ve ölüm gerçeğiyle yüzleşmesine tanıklık eden zamansız bir bilgelik rehberidir. Kitap, evrensel doğaya uyum sağlamak, başkalarının davranışları karşısında sükuneti korumak, anı yaşamak ve topluma hizmet etmek gibi temaları işler. Aurelius'un kendi kendine yaptığı bu samimi hatırlatmalar, dış dünyadaki kaosa rağmen iç huzuru korumanın ve aklı kullanmanın yollarını gösterir. Bu videoda Kendime Düşünceler eserinin konusunu ve temel hikaye akışını dinleyeceksiniz.

En Büyük Sorumluluk …

 


(…)

Toplumun ahlaki bozulursa bireylerin de bozulur. Bireylerin ahlakı bozulursa toplumun da bozulur. Bu kısır döngü böyle sürer gider. Yüzyıllardır süre geldiği gibi. 

Bu duruma “dur!” demek zamanı geldi de geçiyor. Zaman zaman “Dur!” demeye cesaret edenlerin bu dünyadan nasıl geçtikleri çoklarınca görülmemişse bile özellikle siyaset tarihi her şeyi görmüştür.

Siyaset denince siyasi ahlak akla geliyor. Bu çalışmada siyasi ahlaka yer verilmemiştir. Umulur ki siyasetin kaynağında bu konu ele alınır. Balık baştan kokar...

Atasözleri mecazlı olur. Bu konu da hepten mecazlı oldu. Onun için ihtimal okuyucuların da kafası karışmıştır. Böylesi bir karışma bir yana bırakılarak Din ve Ahlak’ın içiçe olması da ayrı bir karıştırma konusu olabilir. Sadece din ve ahlak değil; ahlak ve hukuk, ahlak ve felsefe, ahlak ve psikoloji, ahlak ve sosyoloji vb. birçok alanlarda az çok karıştırma olabilir. Bu konuda Draz’dan bir alıntı ile yetinilecektir:

“(...) Tecritçi görüş uyarınca din ve ahlak; konu ve hedef bakımından birbirinden ayrı fakat netice bakımından ve güttükleri hedef yönünden birbiriyle tamamen ilişkilidir. Ve her biri diğerinin konusuna kendi bakışıyla bakar. Tıpkı yan yana biten iki ayrı ağaç gibidirler; ikisinin de kökü ve dal budakları yekdiğerine karışmış ve iç içe girmiştir.2

Yukarıdaki paragraftan da anlaşıldığı gibi din dalından ahlak meyveleri, ahlak dalından da din ilke ve meyveleri toplamak olasıdır. Bu da konu dışına çıkmak olarak görülmemelidir.

İnsanoğlunun sorumluluk hissettiğini de düşünerek yine ahlaki konularda duyulan vicdanı sorumluluk aynı zamanda dini ve sosyal bir sorumluluktur ki bunu yerine getirmenin mutluluğu ölçülemez. Bütün bu sorumluluklar gereği olarak insan elinden gelen katkıyı esirgememelidir.

 Ödevlerini yerine getiren insan yücelir. Bunun aksi olarak ödevlerini yerine getirmeyen, kötülük üreten insan da hayvan konumundan daha aşağı iner.

İnsanoğlundan, diğer canlılardan ayrı olan özelliklerini başta kendi katkıları olmak üzere aile, okul, çevre, toplum vb. sayesinde kazanması yani karakterli olması beklenir.

Karakteri gelişmiş, olgunlaşmış ve kişilik kazanmış insan hem kendi mutluluğunu hem de toplumun ve insanlığın mutluluğunu düşünür. Olgun kişi kendinin olduğu kadar başkalarının da kendilerini gerçekleştirmesine ve dünyanın yaşanılır hale gelmesine katkı sağlar.

Tabii, katkı sağlamak o kadar da kolay değil. Zorun başarılması için belirli reçeteler olmamakla birlikte ilk insandan başlayarak günümüze kadar geçmişten, bazı yöntemler, kavramlar ve değerler gelmiş bulunmaktadır. Günümüz küresel dünyasında, bütün bu verilerden elbette yararlanılacaktır. Yararlanılacak ve donatılacaktır ki yararlı olunulabilsin.

İnsan, gerek iyiliği emredip kötülüğü menetme konusunda, gerek aydınlatma ve örgütlendirme vb. konularında sorumluluklarını yerine getirebilmesi için, sadece insan olması yetmez; bazı güçlerle, yetilerle ve erdemlerle donatılmış olmalıdır. İşte bu donanım unsurları:

·       İmanlı /İnançlı olmak

·       Ele aldığı konuda bilinçli olmak,

·       Dürüst olmak,

·       Umut ile umutsuzluk arasında olmak,

·       İhlâslı Olmak,

·       Sabırlı olmak,

·       Vicdanlı olmak,

·       Aklını işletebilmek,

·       Cüzi iradesini kullanabilmek,

·       Özgürlüğünü koruyabilmek,

·       Cesaretli olmak,

·       İffetli olmak

·       Adil olmak vb.

Yukarıda sayılan güç, yeti ve erdemlerle ve benzerleriyle donatılmış ve olgunlaşmış insan başta kendine ve ailesine olmak üzere çevresine, topluma; ayrıca çevreye, hayvanlara ve evrene karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirebilir. Dolayısıyla Allah’a (c c) karşı görevlerini de yerine getirebilen insan mutlu olur; daha önemlisi yeryüzünde umutların yeşermesine, mutlulukların artmasına vesile de olmuş olur.

En büyük sorumluluk sorumluluk bilincini kavratmaktır.

 ________________________

SabahattinGencal (Yazan ve Derleyip Düzenleyen), EVRENSEL Yüce Bir AHLAK Üzere Olmalı, İstanbul,2021

Yükümüz Ağır

 


Olmaz Böyle Şey

 



Yeşim - Olmaz Böyle Şey
O tepenin yamacında O deniz kenarında O ağacın altında O korunun yollarında Dolaşıyorsun sen şimdi yine Beraber gezdiğimiz aynı yerlerde Gözyaşı dökmek artık neye yarar Şimdi benim yerimde bir başkası var Olmaz böyle şey Yoksa rüya mı Tam mutlu oldum derken Yıktın bütün dünyamı Ben bu dertten ölürsem Söyle küçük bey Hiç mi kalbin sızlamaz Olmaz böyle şey Kendi derdim yeterken Bir de sen dert oldun başıma Bu aşk artık en son derken Nerden çıktın karşıma Aşkın adını anmayacaktım Söz vermiştim Bir daha kanmayacaktım Ne sözler kaldı ne de yeminler Gönül bir kez sevince ferman mı dinler Olmaz böyle şey Yoksa rüya mı Tam mutlu oldum derken Yıktın bütün dünyamı Ben bu dertten ölürsem Söyle küçük bey Hiç mi kalbin sızlamaz Olmaz böyle şey Dilerim ki en sonunda Sen de pişman olursun Ettiğin bunca ezayı Başkasında bulursun Az mı çektirdin yıllarca bana Bir gün gelir başkası çektirir sana Sen de ağlarsın Sen de inlersin Sen de aynı şarkıyı ona söylersin Olmaz böyle şey Yoksa rüya mı Tam mutlu oldum derken Yıktın bütün dünyamı Ben bu dertten ölürsem Söyle küçük bey Hiç mi kalbin sızlamaz Olmaz böyle şey Söz-Müzik: Şemi Diriker Ossi Müzik 2005 Albüm Detayı: http://www.ossimuzik.com/yeni/album.p...

Rabbani'nin Mektupları- 083

 İmâm-ı Rabbânî Hazretleri tarafından Bahadır Han'a yazılmış olan 83. Mektup'un sistematik özeti şu şekildedir:

1. Mektubun Konusu ve Amacı

Mektubun ana mevzusu; kişinin şeriat ve hakikat üzere istikamet (doğruluk) sahibi olmasından sonra, zâhiri (dış dünyasını, amellerini) ile bâtınını (iç dünyasını, kalbini) birleştirmesini teşvik etmektir.

2. Dua ve Başlangıç

  • İmâm-ı Rabbânî, mektuba muhatabı için dua ederek başlar.

  • Yüce Allah’ın, muhatabını (Bahadır Han) dünyaya ve fani şeylere bağlanmaktan kurtarmasını (necât ihsan etmesini) diler.

  • Kalbin her anlamda ve tamamen Allah'ın mukaddes zatına yönelmesi için Hz. Muhammed (s.a.v.) ve ehl-i beyti hürmetine niyazda bulunur.

3. Kalp Temizliği ve Tek Hedef (Şiirle Vurgu)

Mektupta yer alan şiirle kalbin saflığına dikkat çekilir:

  • Bir insanın kalbinde hardal tanesi kadar bile olsa Allah rızası ve Allah sevgisi dışında başka bir arzu, bağlılık veya dünya sevgisi varsa, bu durum kalbî bir "hastalık" olarak nitelendirilir.

4. Zâhir ve Bâtın Dengesi (İstikamet)

  • Zâhirin Süslenmesi: İnsanın dış dünyasını, ibadetlerini ve davranışlarını şeriat-ı garraya (parlak şeriata/İslam hukukuna) uygun hale getirerek temizlemesi gerekir.

  • Bâtının Temizlenmesi: İnsanın iç dünyasını ve kalbini ise kesintisiz, devamlı bir surette Allah ile beraber kılması (huzur hali) icap eder.

  • Bu iki durumu (şeriatın zâhiri ile kalbin bâtınını) bir arada yürütmek ve bu yolda istikamet sahibi olmak çok büyük ve nadide bir nimettir.

5. Dönemin Şartları ve Kapanış

  • Yazar, yaşanılan dönemde hem şeriata zâhiren uymanın hem de kalben Allah ile olmanın son derece zor ve kıymetli olduğunu belirtir. Bu durumu "kibrit-i ahmerden (bulunması imkânsız olan kırmızı kükürtten/iksirden) daha değerlidir" diyerek nitelendirir.

  • Mektup; Allah'ın sonsuz keremiyle, gelmiş geçmiş tüm insanların en hayırlısı olan Hz. Muhammed'e (s.a.v.) hem zâhiren hem bâtınen tâbi olma ve bu yolda istikamet bulma duası ve salat-ı selamlar ile son bulur.