__ Siz hiç güve gördünüz mü?
__ Hayırdır. Nereden çıktı bu soru?
__ Anladım. Demek ki görmediniz. Eskiden. Çok eskiden.
Çocukluk zamanlarında diyelim. Yünlü elbiselerin, eşyaların arasına naftalin
konurdu. Güvelerden korunmak için. O güve ki açıkta unutulan gıda maddelerine
de…
Güvelerin delik deşik ettikleri yünlü
kuşakları, elbiseleri gördüm. Güveleri de sanki görmüş gibiyim. Gri şekilsiz
varlıklar…
__ Hâlâ anlayamadık bu güve
meselesinin açılmasını. Yoksa adaletimiz, eğitimimiz, ekonomimiz ve yönetimimiz
güvelendiğini mi ima ediyorsunuz.
__ Hayır hayır. Bizim ima ile işimiz
olmaz. Öğretmen olduğumuz için açık açık söyleriz ne söyleyeceksek. Sözü edilen
alanların yeniden düzenlenmesini gerektiğini defalarca söyledik. Yeniden söylemeye
gerek yok. Ben güzel bir fotoğraf gördüm. Yukarıda gri şekilsiz varlık dediğim
güvenin fotoğrafi.
Fotoğraftaki bu büyüleyici canlı,
Geometridae (Mühendis tırtıllar / Geometrid kelebekleri) familyasına ait, halk
arasında "Yeşil Geometrid Kelebeği" veya İngilizce adıyla "Large
Emerald" (Geometra papilionaria) olarak bilinen bir gece kelebeğidir
(güve).
(Dünkü günlükte yayınlamıştım bu
fotoğrafı göremeyenler için tekrar yayınlıyorum.)
Her fotoğrafa, her kelimeye anlam
yükleyenlerin, içlerinden “Hocamız görünüşe aldanmayın mesajı mı veriyor?” diye
geçebilir. Tabii okuyucunun duygu ve düşüncelerine, çağrışımlarına, algılarına
vb. karışamayız. Ancak açık ve net olarak söylüyorum ki bir mesaj vermek için
yazmadım bu sefer.
Bu sefer, kelimesinden hareketle
bundan önceleri mesaj vardı gizli hükmü meydana çıkıyor.
Evet. Evet, şimdi konuya gelelim: Bu
anda birkaç arkadaşımı hatırladım. “Bir türlü konuya giremiyorsunuz.” demişlerdi
bana. Bir bakıma haklılar ama benim
metodum da bu. Yorulan çekiliyor. Yorulmayana, ilgisi devam edene anlatmak daha
kolay oluyor.
Efendim, bazı yazarlar, özellikle
günlük yazanlar “ben kendim için yazıyorum.” diyorlar. Ben kınardım bunları. Az
da olsa başkaları tarafından da okunacakları akıllarından geçiyor ve ona göre
yazıyorlar derdim. Öyle ya samimi olmak gerek. Ama günahlarını mı aldım yoksa?
Roma İmparatoru Marcus Aurelius “Kendime
Düşüncelerim” adlı kitapta yer alan notları antrenman için yazmış. Şimdilerde
de diyorlar ya beyin kaslarını geliştirmek… işte öyle bir şey. Zaten senelerdir
bir meşguliyet olsun diye yazıyorum. Beyin kaslarımı kuvvetlendirmek için. Demek ki kınadığım “kendim için yazıyorum.” diyen
yazarlardan özür dilemem lazım.
Peki, şimdi ben tamamen kendim için
mi yazıyorum? Yine de hayır. Bu öğretmenlik damarım olmasa var ya benden yazar
da olurdu, düşünür de. Ama…
En zıt olduğum kelimelerden biri de
ama ve benzer edat grubu kelimeleridir. Daha önce “ve” ile “şey” kelimelerinin
de çok kullanılmasını n doğru olmadığını yazmıştım.
Antremanları seyretmek de bambaşka.
1957 ve 1958 de Bursa Merinos Stadında, Bursa karmasıyla maç yapmaya gelen
Fenerbahçe Futbol takımının antrenmanlarını seyrederdik: Nasıl da hafızama
kazınmış. Biraz şişman olan Ergun (Puşkaş) terlemesi için farklı eşofman
giyerdi. Sinyor denilen Can Bardu, basketbolcu da olduğunu antremanda da
gösterirdi. Solbekin geçilmezi Basri, Ortahaf Naci, Şükrü... Maça da gitmiştim. Fenerbahçe 7-0 galip gelmişti. (Bilet alıp
girememiştik. Maç başladıktan 20 dakika sonra kapılar açıldı da girebildik.)
Futbolun ordinaryüsü Lefter, Can, Şeref, Ergun, Akgün… (Bakın o zamanlar Trabzonspor
olmadığı için BJK taraftarıydım ama iyiye iyi diyebiliyordum. Şimdilerde futbol
taraftarları da parti taraftarları da rakip takımları taktir şöyle dursun
silkelemeye çalışıyorlar.)
“Ya bize ne bunlardan?” demeyesiniz.
Bakın antremanı seyretmek bazen maçı seyretmekten daha yararlı ve kalıcı
olduğunu belirtiyoruz. Bizim antrenmanımız da işte bu yazılar.
__ Siz hiç güve gördünüz mü?
Sabahattin Gencal, İstanbul, 16. 05.
2026


