![]() |
| Roma İmparatoru Marcus Aurelius |
Hayat bazen
bizi öyle bir köşeye sıkıştırır ki, "susmak en büyük erdemdir"
yalanına sığınırken buluruz kendimizi. Kavga çıkmasın, düzen bozulmasın, kimse
kırılmasın derken; aslında kendi içimizdeki o en temel sütunu, yani öz
saygımızı yavaş yavaş aşındırırız.
Bir düşünün;
her sustuğunuzda karşı tarafa verdiğiniz mesaj nedir? "Benim sınırlarım
yok, dilediğin kadar genişleyebilirsin." İşte tam bu noktada, Marcus
Aurelius o zamansız uyarısını yapar:
"Sürekli
sustuğun yerde saygın…
Felsefe
tarihine baktığımızda, susmanın bir erdem olduğu kadar, haykırmanın da bir
zorunluluk olduğunu görürüz.
Søren
Kierkegaard da benzer bir noktaya parmak basar: Bireyin kendi gerçeğine sadık
kalması, özgürlüğün temelidir.
İnsan, her
"evet" dediğinde aslında bir şeylerden vazgeçer. Eğer bu
"evet", içindeki "hayır"ı boğuyorsa, orada bir kişilik
erozyonu başlıyor demektir. Aurelius’un dediği gibi:
"İnsan
bazen hayır diyerek hem kendini hem gerçeği savunur."
Buradaki
"hayır", bir yıkım ya da saygısızlık değildir. Aksine, kendi varlığını
ve hakikati ayakta tutma çabasıdır. Kendi sesini kaybeden bir insan,
başkalarının hayatında sadece bir figüran olarak kalır.
Ne zaman
susacağımızı bilmek bilgelikse ne zaman konuşacağımızı bilmek cesarettir.
Marcus Aurelius'un o kadim bilgeliğini hayatımızın her anına nakşetmeliyiz:
Saygınlık, başkalarına sürekli boyun eğerek kazanılan bir madalya değil; kendi
doğrularının arkasında dimdik durarak inşa edilen bir kaledir.
Unutma; sen
sustukça dünya değişmez, sadece senin dünyan daralır. Kendi gerçeğini
savunmaktan korkma; çünkü hakikat, ancak cesur yüreklerde yankı bulur
La-edri
Dündar Sansur
https://www.facebook.com/photo/?fbid=1626609222210906&set=a.233044464900729
AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA
