Toplumun ahlaki bozulursa bireylerin
de bozulur. Bireylerin ahlakı bozulursa toplumun da bozulur.
Bu kısır döngü böyle sürer gider. Yüzyıllardır süre geldiği gibi.
Bu
duruma “dur!” demek zamanı geldi de
geçiyor. Zaman zaman “Dur!” demeye
cesaret edenlerin bu dünyadan nasıl geçtikleri çoklarınca görülmemişse bile
özellikle siyaset tarihi her şeyi görmüştür.
Siyaset
denince siyasi ahlak akla geliyor. Bu çalışmada siyasi ahlaka yer
verilmemiştir. Umulur ki siyasetin kaynağında bu konu ele alınır. Balık baştan kokar...
Atasözleri
mecazlı olur. Bu konu da hepten mecazlı oldu. Onun için ihtimal okuyucuların da
kafası karışmıştır. Böylesi bir karışma bir yana bırakılarak Din ve Ahlak’ın
içiçe olması da ayrı bir karıştırma konusu olabilir. Sadece din ve ahlak değil;
ahlak ve hukuk, ahlak ve felsefe, ahlak ve psikoloji, ahlak ve sosyoloji vb.
birçok alanlarda az çok karıştırma olabilir. Bu konuda Draz’dan bir alıntı ile
yetinilecektir:
“(...)
Tecritçi görüş uyarınca din ve ahlak; konu ve hedef bakımından birbirinden ayrı
fakat netice bakımından ve güttükleri hedef yönünden birbiriyle tamamen
ilişkilidir. Ve her biri diğerinin konusuna kendi bakışıyla bakar. Tıpkı yan
yana biten iki ayrı ağaç gibidirler; ikisinin de kökü ve dal budakları
yekdiğerine karışmış ve iç içe girmiştir.2”
Yukarıdaki
paragraftan da anlaşıldığı gibi din
dalından ahlak meyveleri, ahlak dalından da din ilke ve meyveleri toplamak
olasıdır. Bu da konu dışına çıkmak olarak görülmemelidir.
İnsanoğlunun
sorumluluk hissettiğini de düşünerek yine ahlaki konularda duyulan vicdanı
sorumluluk aynı zamanda dini ve sosyal bir sorumluluktur ki bunu yerine
getirmenin mutluluğu ölçülemez. Bütün bu sorumluluklar gereği olarak insan
elinden gelen katkıyı esirgememelidir.
Ödevlerini yerine getiren insan yücelir. Bunun
aksi olarak ödevlerini yerine getirmeyen, kötülük üreten insan da hayvan
konumundan daha aşağı iner.
İnsanoğlundan,
diğer canlılardan ayrı olan özelliklerini başta kendi katkıları olmak üzere
aile, okul, çevre, toplum vb. sayesinde kazanması yani karakterli olması
beklenir.
Karakteri
gelişmiş, olgunlaşmış ve kişilik kazanmış insan hem kendi mutluluğunu hem de
toplumun ve insanlığın mutluluğunu düşünür. Olgun kişi kendinin olduğu kadar
başkalarının da kendilerini
gerçekleştirmesine ve dünyanın yaşanılır hale gelmesine katkı sağlar.
Tabii,
katkı sağlamak o kadar da kolay değil. Zorun başarılması için belirli reçeteler
olmamakla birlikte ilk insandan başlayarak günümüze kadar geçmişten, bazı
yöntemler, kavramlar ve değerler gelmiş bulunmaktadır. Günümüz küresel
dünyasında, bütün bu verilerden elbette yararlanılacaktır. Yararlanılacak ve
donatılacaktır ki yararlı olunulabilsin.
İnsan,
gerek iyiliği emredip kötülüğü menetme konusunda, gerek aydınlatma ve
örgütlendirme vb. konularında sorumluluklarını yerine getirebilmesi için,
sadece insan olması yetmez; bazı güçlerle, yetilerle ve erdemlerle donatılmış
olmalıdır. İşte bu donanım unsurları:
· İmanlı
/İnançlı olmak
· Ele
aldığı konuda bilinçli olmak,
· Dürüst
olmak,
· Umut
ile umutsuzluk arasında olmak,
· İhlâslı
Olmak,
· Sabırlı
olmak,
· Vicdanlı
olmak,
· Aklını
işletebilmek,
· Cüzi
iradesini kullanabilmek,
· Özgürlüğünü
koruyabilmek,
· Cesaretli
olmak,
· İffetli
olmak
· Adil
olmak vb.
Yukarıda
sayılan güç, yeti ve erdemlerle ve benzerleriyle donatılmış ve olgunlaşmış
insan başta kendine ve ailesine olmak üzere çevresine, topluma; ayrıca çevreye,
hayvanlara ve evrene karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirebilir.
Dolayısıyla Allah’a (c c) karşı görevlerini de yerine getirebilen insan mutlu
olur; daha önemlisi yeryüzünde umutların yeşermesine, mutlulukların artmasına
vesile de olmuş olur.
En büyük sorumluluk sorumluluk
bilincini kavratmaktır.
________________________
SabahattinGencal (Yazan ve Derleyip Düzenleyen), EVRENSEL Yüce Bir AHLAK Üzere Olmalı, İstanbul,2021
