17 Mart 2026 Salı

“Boğaz Dokuz Boğumdur”



Eski defterleri karıştırmak hele de okumak bazen yararlı oluyor. Örneğin bugün Kitaplarımdan bölümünde “Sözün Gücü” başlıklı bir yazım var. Bu yazımda, yazarken belki o kadar da farkına varmadığım öyle bir paragraf var ki yeme de yanında yat cinsinden:

“Sözün bir tohum gibi olduğu da tecrübe ile sabittir. Başkasının kafasına, gönlüne atılan tohum çimleniyor, kök salıyor, büyüyor. Eğer bu tohum zararlıysa tabiidir ki büyüyen zarar var demektir. Bunu artık kesmek, köklerini temizlemek oldukça zor olmaktadır. Hatta bu tohumu eken bile hatayı düzeltemeyebilir.”

Sözün önemini bundan daha iyi nasıl anlatabilirdim? Bu benzetmeyi nasıl yapabildiğime de şaşıyorum. Demek ki hocalarımızın ya da okuduklarımızın tohumlarının oluşturduğu…

Bu paragraf analiz edilirse söz uzar gider. En iyisi bir örnekle yetinelim:

    “ABD Başkanı Trump, İran'a yönelik sert tehditlerle operasyonların süreceğini belirtti. Harg Adası'nın vurulduğunu açıklayan Trump, 'eğlence için vurmaya devam ederiz' dedi.”

(https://www.egealternatif.com/haber/trump-tan-iran-a-sok-tehdit-eglence-icin-vurmaya-devam-edecegiz_65359/)

        Yerle bir olan İran elbette bir gün yaralarını saracak ve kalkınacaktır. Ama Tramp’ın bu sözleri hiçbir zaman unutulmayacaktır. Füzelerden daha tesirli olan bu söz insanım diyebilenlerin kalbinde ve beyninde işlenecek ve bundan böyle nasıl olmamız gerektiği hususunda bir ibret alma vesikası olacaktır. Tabii sözleri değerlendirme yeteneğimize göre alacağımız dersler farklı olabilir.

       Yeri gelmişken yazayım: Okur yazarlar, gelin eski gazeteleri açalım ve hayatımıza dokunanların sözlerini ve  yazılan icraatlarını bir bir okuyalım. Okuyalım da bir kişisel kanaat oluşturalım. Artık, başkasının kanaatleriyle hareket etme başka deyişle robot olma dönemi bitsin.

    Ne demiş atalarımız?

    “Boğaz dokuz boğumdur.” Hatırlayalım istedim.

    Sabahattin Gencal, İstanbul, 17. 03. 2026

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ

Medeniyetimizin Ruhu Camilerimiz

 

                                      https://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCleymaniye_Camii


Resûlullah Efendimiz, Medine’ye ayak bastığı zaman inşa ettiği ilk bina Mescid-i Nebî olmuştur. Medine’nin mukaddes bir şehir olmasının bir sebebi Peygamber şehri olması ve onun Ravza-i Mutahhara’sının orada bulunması, diğer bir sebebi de Mescid-i Nebî’nin orada inşa edilmiş olmasıdır.

(...)

Bizim medeniyetimiz cami medeniyeti... Yahya Kemal’in ‘Süleymaniye’de Bayram Sabahı’nı okumuşuzdur elbet! Ama bir daha okuyalım ve Süleymaniye’nin ve Süleymaniye gibi daha binlerce caminin, bizim medeniyetimizdeki cismi ve maddesi kadar, manasını da bir kere daha yüreğimizde hissedelim. Ve o mana ile tarihimizin ihtişamını hiç olmazsa ruhumuzda yaşayalım.


“Artarak gönlümün aydınlığı her sâniyede

Bir mehâbetli sabâh oldu Süleymâniye’de

Kendi gök kubbemiz altında bu bayram sâati

Dokuz asırda bütün halkı, bütün memleketi,

Yer yer aksettiriyor mâvi manzaradan

Kalkıyor tozlu zaman perdesi her ân aradan.

Tanrı’nın mâbedi her bir taraftan doluyor

Bu saatlerde Süleymâniye târîh oluyor.

Büyük Allâh’ı anarken bir ağızdan herkes,

Nice bin dalgalı tekbir oluyor tek bir ses.

Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine

Çok şükür Tanrı’ya, gördüm bu sâatte yine

Yaşayanlarla berâber bulunan ervâhı.

Doludur gönlüm bu bayram sabahı.”


Medeniyetimizde câmiler, elbette öncelikle birer ibadet yerleridir. Ama hepsi o kadar değil... Bizim medeniyetimizde camiler, beşerî âlemle ilâhî âlem arasında ruhanî birlikteliğin yaşandığı yerlerdir.

Bizim medeniyetimizde câmiler, aynı zamanda sanatta güzelliğin, yönetimde ihtişamın, insan ilişkilerinde incelik ve özverinin, dostluk, kardeşlik ve dayanışmanın tecelli ettiği yerlerdir.

Medeniyetimizde camiler, dinî ve millî değerlerimizin, edep ve ahlâkımızın hem öğretildiği hem de en zarif bir şekilde örneklerinin sergilendiği birer eğitim merkezidir. Babalar küçücük çocuklarının ellerinden tutup camilere götürür ve orada onlara ihtişamın, nezaketin, sükûtun, vakarın, tertip ve düzenin, Hakka ve halka saygının örneklerini gösterirler.

Hulasa, üzerinde yaşadığımız yerin bizim yerimiz olmasının hem en görkemli hem en mütevazı alameti camiler, kubbeler, minareler, ezanlar olmuştur.

 

“O ezanlar ki şehadetleri dinin temeli,

Ebedi yurdumda benim inlemeli.”

(...)

Tevbe suresinin 18. âyetinde Yüce Rabbimiz, “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazını kılan, zekâtını veren ve yalnız Allah’a derin bir saygıyla bağlı olan kimseler yapıp yaşatırlar” buyuruyor ve onlara hidayeti müjdeliyor.

 Kanaatimce bütün kültürel yozlaşmalara, manevi savrulmalara rağmen halkımızın ruh derinliklerinde, sanatla imanı buluşturma bilinci yaşamaktadır. Bu bilincin bir sonucu olarak, bugün de vatandaşlarımızın hayır yapmak istediklerinde akıllarına ilk gelen hizmet, cami yapımı olmaktadır.

Mustafa Çağrıcı,17/03/2026 

https://www.karar.com/yazarlar/mustafa-cagrici/medeniyetimizin-ruhu-camilerimiz-1607256


"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ

 

Erol Evgin – Unutama Beni

 


Erol Evgin – Unutama Beni / Sevdiklerim (Akustik)

Erol Evgin – Unutama Beni / Sevdiklerim (Akustik)

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ

Yapım: Erol Evgin Prodüksiyon Müzik – Söz: Şemi Diriker Düzenleme: Firuz İsmailov Klavyeler: Firuz İsmailov Bas Gitar: Zafer Şanlı Davul: Emir Özoğlu Keman: Özcan Yılmaz Elektro – Akustik Gitar: Fulya Akgün Vokal: Ezgi Gürbüz Kayıt: Meriç Memikoğlu Mix - Mastering: Arıkan Sırakaya Yönetmen: Ecem Gündoğdu “Unutama Beni” şarkı sözleri: Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım Unutma beni, unutama beni Gözünden damlayamayan göz yaşın olayım Unutma beni, unutama beni Gölgen gibi adım adım Her solukta benim adım Ben nasıl ki unutmadım Sen de unutma beni, unutama beni Bitmek bilmez kapkaranlık geceler boyunca Unutma beni, unutama beni Ayrılığın acısını kalbinde duyunca Unutma beni, unutama beni Sevişirken, öpüşürken Yapayalnız dolaşırken Unutmaya çalışırken Sen de unutma beni, unutama beni

Tanımıyorum - Özlemin Ağır Yükü

 


Tanımıyorum - Özlemin Ağır Yükü

Bu Şarkı, , duygusal derinliği pop ritimle buluşturarak dansa davet ediyor. Özlemin ağırlığını hissederken, hareketin enerjisiyle bu duyguyu dışa vurabileceğiniz bu dans videosu, müzikle bedenin uyumunu yansıtıyor. Ritmin etkisi altında kendinizi bu akışa bırakın! Eğer bu enerjik versiyonu beğendiyseniz, videoyu beğenmeyi ve abone olmayı unutmayın.

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ


Şarkı Sözleri:
Tanımıyorum - Özlemin Ağır Yükü Seni tanımıyorum, gözlerini tanıyorum, Çok yıkanmıştım içlerinde, özlüyorum… Gözlerinin sesi çarpmıyor artık kirpiklerime Sevgini duyamıyor tulumba olmuş kalbim Toprak oluyor akamete mahkûm yüreğim Gözümden çıkanla birleşip çamurlaşıyorum… Seni tanımıyorum, yüzünü tanıyorum, Çamur yoğuruyor ellerim yüzümde Tırnaklarımda yılların sensiz derinliği Yavaş yavaş geziniyorum, kırışıyorum… Yüzüm yanıyor gülüşümdeki sahtelikte Çenemi bağlatıyorum, düğüm attırıyorum… Seni tanımıyorum, boynunu tanıyorum, Uyuklayan birisini görünce bakamıyorum Sarılamıyorum, öpemiyorum, koklayamıyorum… Yastıkta bıraktığın çukurda boğuluyorum Teslim olamıyorum, aramaya devam ediyorum İçimdeki ölümü öldüremiyorum, ölüyorum… Ahmet Gencal

Rabbani'nin Mektupları- 024

 Verdiğiniz bağlantıda yer alan metin, İslam alimi İmam-ı Rabbânî Ahmed el-Fârûkî es-Serhendî’nin meşhur eseri Mektubat-ı Rabbânî'den alınmış olan 24. Mektup'tur. İncelediğiniz metne dair detaylı bilgiler aşağıdadır:

1. Yazarı ve Çevireni

  • Yazarı: İmam-ı Rabbânî (Ahmed el-Fârûkî es-Serhendî). 16. ve 17. yüzyıllarda Hindistan'da yaşamış büyük bir İslam alimi ve mutasavvıftır.

  • Çevireni: Metnin sonunda belirtildiği üzere tercüme Hakikat Kitabevi tarafından yapılmıştır.

  • Muhatap: Mektup, Muhammed Kılıçhan’a yazılmıştır.

2. Yazının Başlığı

  • Metnin spesifik bir başlığı olmamakla birlikte, Mektubat külliyatı içinde "24. Mektup" olarak geçmektedir. Mevzu başlığı olarak ise "Sofi kâin-bâindir, Kalbin tekliği ve Zatî Muhabbet" gibi ifadeler kullanılabilir.

3. Konusu

Mektubun ana konusu, tasavvufi anlamda **"gerçek sevgi ve bağlılık"**tır. Özellikle şu alt başlıklar işlenmektedir:

  • İnsanın kalben kiminle beraber olduğu ve halk içindeyken Hak ile olma (Halvet der encümen) durumu.

  • Nefsin arzulardan temizlenmesi ve gerçek "fena" (yokluk) hali.

  • "Mukarrebler" (Allah’a en yakın olanlar) ile "Ebrar" (salih kullar) arasındaki ibadet ve niyet farkı.

4. Ana Fikri / Mesajı

Mesaj: İnsanın kalbi aynı anda iki şeyi birden sevemez. Gerçek kurtuluş ve saadet; nefsin arzu ve köleliğinden kurtulup, kalbi sadece Allah sevgisine (Muhabbet-i Zatî) hasretmekle mümkündür. Gerçek bir sufi, halkın arasındayken bile kalben Allah ile beraber olandır.

5. Nerede ve Ne Zaman Yayınlandığı

  • Zaman: İmam-ı Rabbânî bu mektupları 16. yüzyılın sonu ile 17. yüzyılın başı (Hicri 11. yüzyıl) arasında yazmıştır.

  • Yer: Mektuplar Hindistan'da kaleme alınmış, daha sonra "Mektubat-ı Rabbani" adı altında üç ciltlik bir külliyat olarak toplanmıştır. İncelenen bu nüsha, günümüzde Hakikat Kitabevi yayınları ve Necati Aksu'nun web sitesi aracılığıyla dijital ortamda yayınlanmaktadır.


6. Sistematik Özeti

Metin mantıksal bir silsile ile şu şekilde özetlenebilir:

  • Birlik ve Beraberlik İlkesi: Mektup, "Kişi sevdiği ile beraberdir" hadis-i şerifi ile başlar. Sufinin temel halinin "Kâin-Bâin" (Görünüşte halkla beraber, hakikatte ise halktan ayrı ve Allah ile) olduğu vurgulanır.

  • Kalbin Tekliği ve Nefis Perdesi: Kalbin aynı anda iki farklı şeye muhabbet besleyemeyeceği anlatılır. İnsanın dünyaya ait (mal, mülk, makam) sevdiği her şeyin aslında kendi "nefsine" olan sevgisinin birer parçası olduğu belirtilir. Kul ile Allah arasındaki asıl perdenin dünya değil, kulun kendi "nefsi" olduğu ifade edilir.

  • Fenâ ve Zatî Muhabbet: Kişi nefsinden tamamen sıyrılmadıkça kalbine Allah sevgisinin tam olarak girmeyeceği söylenir. "Zatî Muhabbet" mertebesine ulaşan bir kul için sevgiliden (Allah'tan) gelen sıkıntı ile nimetin hiçbir farkı kalmaz.

  • İbadet Seviyeleri (Ebrar vs. Mukarrebler):

    • Ebrar: Cennet arzusu veya cehennem korkusuyla ibadet ederler. Bu bir nevi nefis için yapılan bir ibadettir.

    • Mukarrebler: Sadece Allah'ın rızası için ibadet ederler. Onlar için cennet "rıza makamı", cehennem ise "gazap makamı" olduğu için önemlidir, şahsi rahatlıkları için değil.

  • Veli Tipleri: Mektubun sonunda, manevi sarhoşlukta (istihlak) takılıp kalan veliler ile halkı irşad etmek için geri dönen (sebepler alemine inen) veliler kıyaslanır. İrşad ehli olanların peygamberlik mirasından daha büyük bir pay aldığı vurgulanarak dua ile mektup sonlandırılır.

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ



İmâm-ı Rabbânî Hazretleri'nin Dönemi ve Hayatı (İmam-ı Rabbani Sempozyumu) 1. OTURUM

16 Kasım 2013 - Bağlarbaşı Kültür Merkezi Uluslararası İmam-ı Rabbani Sempozyumu www.imamirabbanisempozyumu.com 1. Oturum / 1st Session: İmâm-ı Rabbânî'nin Dönemi ve Hayatı Oturum Başkanı / Moderator: Prof. Dr. Hasan Kâmil YILMAZ / Diyanet İşleri Başkan Yrd. Prof. Dr. Ahmet ŞİMŞİRGİL / Marmara Ün. Fen Edebiyat Fak. İmâm-ı Rabbânî'nin Yaşadığı Dönemde Hindistan'ın Sosyal, Siyasal ve Dini Durumu ile İmâm-ı Rabbânî'nin Misyonu Prof. Dr. Necdet TOSUN / Marmara Ün. İlahiyat Fak. İmâm-ı Rabbânî'nin Hayatı Prof. Dr. Angelo SCARABEL / Ca'Foscari University, Venice, Italy A Note on Hagiography: Imam Rabbani in the al-Hada'iq al-Wardiyyah of Shaykh Abd al-Majid al-Khani (m. 1318/1901) / Menkıbe Üzerine Bir Not: Şeyh Abdülmecid Hani'nin el-Hadaiku'l-verdiyye'sinde İmâm-ı Rabbânî Prof. Dr. Reşat ÖNGÖREN / İstanbul Ün. İlahiyat Fak. İmâm-ı Rabbânî'nin Çevresi: Şeyhi Baki Billah ve Pirdaşı Taceddin b. Zekeriyya