24 Nisan 2026 Cuma

Yurttaş Gözüyle Bakabilmek

  

 Siyasete girmedim, zaten giremezdim.

Siyasetle ilgili yazılar yazmadım, zaten yazamazdım da. Çünkü, anlayamıyorum anlayamıyorum. Örnek vereyim: Geçen millet vekili seçimlerinde milletin karşısına çıkamazlar, çıksalar bile barajı zor geçerler dediğim parti birinci parti çıktı. Onun için kendi kendime dar anlamda siyasi konularda yazmayı yasakladım.

Siyasi konularda bir yazı yazmayacağım demek görsel ve yazılı basında siyasi konuları pas geçeceğim anlamı taşır mı bilemem. O zaman yurttaşlık vazifelerini de yapamayacağım demek olmaz mı? Yani bir yazar gözüyle değil bir yurttaş gözüyle bakacağız, izleyeceğiz. Dinlememiz de yurttaşımızın dinlemesi gibi olacak. Bu da yazılır mı, denir mi acaba? Niye densin. Sürünün kaval dinlemesi gibi dinleyecek değiliz ya…

Bugün Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar’ı Enerji Piyasalarında Regülasyon ve Rekabet Zirvesi sonrası Bloomberg HT- Habertürk yayınında izledim. Kendisini bilgili, bilinçli ve gerçekçi buldum. Umutlandım. Şöyle bir izlenim bıraktı bende. Bakanım bu projenizde şu yanlış var, dersek hemen incelemeye alır. Yine şu da şöyle olabilirdi desek yine dinler ve gerekirse incelemeye alır. İnşallah yanılmamışım. Yukarıda dediğim gibi Türkiye’mizdeki dar anlamda siyaset çok yanıttı beni.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, okullarda alınacak 7 yeni tedbiri açıklamasını da dinledim. Yakın vadede güzel önlemler. Bu önlemleri güzel bulmam Cumhuriyeti, bilerek veya bilmeyerek monarşiye çevirme çabalarını desteklediğim anlamına gelmez. Yine bunca olumsuzluklara rağmen hâlâ görevde kalmasını onayladığım anlamına da gelmez.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamalarını da izledim: “Devlet, adaletin tecellisi için gereken tüm imkanları seferber etme iradesine sahiptir. Hiçbir adli vakada savcılarımız dosyanın kapağındaki isme bakmaz. Bu isimlerin kim olduğuna, makamına, mevkisinin ne olduğuna bakmaz. Soruşturma içerisindeki vaka ve yetkilerini kullanır." ifadelerini beğendim. Bu sözleri beğenmem sayın bakanın Adalet bakanı yapılmasının doğru olmadığı Kanaatımı değiştirmez. Sayın bakanımız ne kadar iyi ve güzel çalışırsa çalışsın adalet terazisi bozuk kalacaktır.

Ben genellikle isim zikretmezdim. Nasılsa bugün zikretmiş oldum. Bu da hayırlara gitsin. Benim için bu veya şu ya da o hiç fark etmez. Aslında yanlışlarını da anlayabilirim. Beşer şaşar, yanlışsız kul olmaz. Ancak kasıtlı veya bilinçli olarak yanlış yapılıyorsa ki bunun vebali çok büyüktür ben de herkes gibi bu yanlışı kınarım.

Kınamak sana mı kaldı, denmez inşallah. Bakanlar meclise karşı zaten sorumlu değil. Milletvekillerinin sorularını isterlerse cevap veriyorlar. Yurttaş olarak da kınamazsak veya kınayamazsak o zaman ABD’nin Ankara Büyük elçisi Tom Barrack’ın “Türkiye’nin rejimine rota çizmesini” nasıl kınarız?

“Siyasi yazı yazmayacağım diyorsun ama bu yazı bal gibi siyasi bir yazıdır.” demeyi düşünenlere cevabım yine hayırdır. Bu olsa olsa günün haberleridir veya durum tespitidir.

Bu tespitten sonra, Ey aziz yurttaşlarım, Ey saf ve tertemiz yurttaşlarım! diye başlayıp da doğru-yanlış her neyse çözümlerimizi sunsak ve bunun için desteğinizi istesek işte o zaman siyasi bir yazı yazmış olurduk.

Defalarca belirttiğim gibi dar anlamda ve dar alanlarda böylesi yazılar yazmayacağım ancak bazı âlimlerin siyaset anlayışlarıyla ilgili bir kitap yazma niyetim var. Allah izin ederse tezgâhımdaki çalışmaları bitirebilirsem bu tür çalışmayı tezgâha koyacağım.

İşlerimizin kolaylaşması dileğiyle…

Sabahattin Gencal, İstanbul, 23. 04. 2026 

 

HOBİ TÜTÜNDEN YAZILAR (RAKAMLARIN ÜZERİNİ TIKLAYINIZ)

-1-

-2-

-3-

-4-

-5-

-6-

-7-

-8-

-9-

Toplumsal Çürümüşlük ve Ahlâkî Yozlaşma

 İnzar Dergisi'nde yer alan "Toplumsal Çürümüşlük ve Ahlâkî Yozlaşmanın Kıskacında Kalan Toplumlar" başlıklı makalenin sistematik özeti aşağıdadır:

1. Temel Yaklaşım ve Metodoloji

Makale, toplumsal çürümüşlüğü ve ahlaki yozlaşmayı modern bir sosyolojik analizden ziyade, Kur'an-ı Kerim'in sunduğu ilahi ölçüler ve tarihsel ibretler üzerinden ele almaktadır. Yozlaşma; inanç, ibadet, ticaret ve adalet gibi alanları kapsayan bütüncül bir bozulma süreci olarak tanımlanır.

2. Ailenin Stratejik Önemi

Metinde ailenin konumu iki ana başlıkta vurgulanmıştır:

  • Yozlaşmanın Başlangıcı: Toplumsal bozulmanın ilk sirayet ettiği ve kök saldığı yer ailedir.
  • Islahın Zemini: Toplumsal düzelmenin ve ahlaki değerlerin yeniden inşasının mümkün olduğu temel kale yine ailedir. "Ailenin Muhafazası" kavramı bu sürecin merkezinde yer alır.

3. Lût Kavmi Örneği: Fıtrata Başkaldırı

Makalede toplumsal yozlaşmanın ulaştığı en uç nokta, Hz. Lût’un kavmi üzerinden örneklendirilmiştir. Bu toplumun çöküş dinamikleri şu şekilde sıralanmıştır:

  • Normalleştirme ve Meşrulaştırma: Hayasızlık ve cinsi sapkınlık, gizli birer günah olmaktan çıkıp kamusal alanda sergilenen ve savunulan birer "yaşam biçimi" haline gelmiştir.
  • Kolektif Günah: İffetsizlik, zulüm ve cimrilik bireysel zaaflar olmaktan çıkıp toplumsal birer "norm"a dönüşmüştür.
  • Fıtrata Müdahale: İnsanın yaratılış doğasına (fıtratına) aykırı tutumların bir kimlik savunusu haline gelmesi, helakı getiren temel eşik olarak değerlendirilmiştir.

4. Sistematik Çözülme Süreci

Metne göre ahlaki yozlaşma aniden değil, belirli aşamalardan geçerek felakete dönüşür:

  1. Bireysel Düzeyde Bozulma: İnanç ve ahlakın zayıflaması.
  2. Ailenin Çözülmesi: Değerlerin aktarılmasındaki kopuş.
  3. Toplumsal Kanıksama: Kötülüğün artık tepki çekmemesi ve meşru görülmesi.
  4. İlahi Uyarıların Reddi: Peygamberlerin veya hakikat savunucularının uyarılarına karşı direnç gösterilmesi.

5. Sonuç ve Çağrı

Makale, geçmiş kavimlerin kıssalarını anlatmaktaki asıl amacın "bugünü anlamak" olduğunu belirtir. Günümüz toplumunda ailenin korunması için bu tarihsel tecrübelerin birer tefekkür merceği olarak kullanılması ve toplumsal felaketlere karşı uyanık olunması gerektiği vurgulanır.

  

HOBİ TÜTÜNDEN YAZILAR (RAKAMLARIN ÜZERİNİ TIKLAYINIZ)

-1-

-2-

-3-

-4-

-5-

-6-

-7-

-8-

-9-

Gönül Gücüm Arttı

  


 

Anlaşılan bugün “günce” yazmış olacağım. Öyle ya insan gününü nasıl geçirdiğini, duygu ve düşüncelerini de katarak yazarsa bu yazıya ne denir?

Saatin kaç olduğunu, tam olarak bilmiyorum; ama 12.00’den sonra 13.00’den önce olduğunu biliyorum. Yemek yiyorum. Ben yemeğimi, çoğu zaman mutfakta değil salonda yerim. Bu arada televizyon da seyrederim. Elime kumandayı alır; sıra ile… Buna sörf mü diyorlar? Yani, boş ve amaçsız olarak zaman harcıyordum ki bir yerde bir ses kalbime dokundu. Orada durdum. Orada kaldım.

Evet, bir kültür televizyonunun HER ŞEY programını izlemeye başladım. Sanatçılarımız Buket Bengisu ve Doğan Kospançalı,’nın konukları müzik yazarı Yavuz Hakan Tok ile birlikte yaptıkları programı izledim.

Kendi kendime hayret ederek izledim. Ben bir müzik programı izliyorum. Hangi tarafımdan kalktığımı da hatırlamıyorum. Kulaklarımın pası mı silindi, gönlüm mü açıldı bilemiyorum. Müzik bayağı bayağı etkiledi beni. Melih Kibar ve İlham İrem şarkılarını Bengisu’dan dinlemek güzeldi. Diyelim ki bunların biraz da sözleri etkiledi beni. Ya, Yavuz Hakan Tok için söylenen My Way? Ne oldu bana böyle… Programın bitişi de muhteşem oldu.

Rahmetli Şerif Yüzbaşıoğlu’nu hatırlamış oldum. Şenay’ın Bayram Olsa şarkısını Bengisu’nun seslendirmesi. Bu arada Şenay’ın diğer şarkılarını da hatırlamış oldum. Hem ses, hem müzik güzel.

Canlı performanslar yanında ara sohbetleri de anlamlı ve yararlı:

Bengisu; “Taklit değil örnek almaktır önemli olan.” diyor.

Kospaçalı; “Özgün olmak gerekir.” diyor ve Tarkan’ın “Başkası olma, kendin ol/ Böyle cok daha güzelsin/ Ya gel bana sahici sahici… sözlerini hatırlatıyor.

Tok, yeni bir eser hazırlıyor. Bu eser sadece bir biyografı olmayacak anlaşılan. “Hayatın sırlarını hayat hikâyelerinde bulabiliriz.” diyor ki bu sözün meallerini ünlü yazarların eserlerinde de okudum.

 

Bu arada, bir hususu daha yazayım. Oğlum Fuat, bu çevredeki (İstanbul Anadolu yakası çevresindeki) insanların hikâyelerini yazmamı önermişti. Tabii oyalanmamı düşündüğü için. Bir nevi, Nazım Hikmet’in “Memleketim ’den insan Manzaraları” adlı dünyaca ünlü şiir kitabı gibi. Tabii, bunun düz yazı versiyonu.

Doğrusunu söylemek gerekirse bulunduğum yer buna çok müsait. Hemem hemen yurdumun her köşesinden insan var burada. Daha çok Suriyeli’ler olmak üzere yabancılar cabası. Ayrıca şunu da ekleyeyim: Öyle bir uc noktadayım ki zenginlerin kalın duvarlar ve tel örgülerle çevrili villalarının dibindeyiz. Yukarıdakileri de aşağıdakileri de gözlemem mümkün. Yukarı-aşağı kelimelerini bir filmi hatırladığım için yazdım.

Nereden başladık nereye geldik. Kospaçalı 2017’nin bu son programında, bütün sistemlerde insancılığın ele alındığından söz etti. Ayrıca 2018 için iyi dileklerle programı kapattı.

İyi ki izledim bu programı. Gönül gücümün arttığını hissettim.

 _______________________________

Sabahattin Gencal, İnsanManzaraları veya İkindi Sohbetleri, Cinius Yayınları, İstanbul, 2019

 

HOBİ TÜTÜNDEN YAZILAR (RAKAMLARIN ÜZERİNİ TIKLAYINIZ)

-1-

-2-

-3-

-4-

-5-

-6-

-7-

-8-

-9-

Gözleri Aşka Gülen

 




Nesrin Sipahi'nin, Odeon Müzik Yapımcılık etiketiyle yayımlanan "Gözleri Aşka Gülen" isimli şarkısı, video klibiyle MuzikPlay kanalında! Kanala Abone Olmak için: http://bit.ly/MuzikPlay  

HOBİ TÜTÜNDEN YAZILAR (RAKAMLARIN ÜZERİNİ TIKLAYINIZ)

-1-

-2-

-3-

-4-

-5-

-6-

-7-

-8-

-9-

Binlerce Gurur Var Aramızda...

 


Binlerce Gurur Var Aramızda... | Bir Ahmet Gencal Şiiri

Beni terk ettiğinde bir kolum koptu zannettim... İçimdeki sana aşıktım." Bazen aşk, iyileşmeyen bir hastalık gibidir. Bir hırkanın kokusunda hapsolur, gece yarısı camlara vurulan o yalvarışlarda yankılanır. Ama bazen de sadece birkaç adım uzağımızdaki o insana ulaşmamızı engelleyen binlerce gurur vardır aramızda... Bu video; yaşanmış bir hikâyeden süzülen notların, yapay zekanın ruhuyla birleştiği duygusal ve psikolojik bir yolculuktur. 📜 ŞİİR: BİNLERCE GURUR
İçimde bir bulgur kazanı, kaynadıkça taşan, Senden sonra bir kolu kopmuş gibi dolaşan, Eksik bir gövdeyim şimdi, sokaklarda avunur, Aramızda bir ömürlük, binlerce gurur... Hırkan bende emanet, kokun hâlâ taze, Ağlamak berbat bir duygu, düştük dilden dile. Gecenin bir yarısı camda tıkırtın vardı, "Özledim" diyen sesin, dünyayı durdurandı. Başka elleri tuttum, birkaç güne dindi sızı, Ama sende saklı kaldı o serseri aşkın izi. Gittiğimiz her sokak, güldüğümüz o masa, Şimdi ağır bir hastalık, ruhumda büyük tasa. Ben dışındaki seni değil, içimdeki seni sevdim, Sen camıma vurdukça, ben bin kez can verdim. Birkaç adım uzağımdayken ulaşılamaz olan, Bizden geriye kalan, sadece koca bir yalan. Bizimkisi serseri bir ilişkiydi... Sadece... serseri. Söz: Ahmet Gencal Ses & Müzik: Yapay Zeka (AI) Kurgu & Tasarım: Ahmet Gencal

 

HOBİ TÜTÜNDEN YAZILAR (RAKAMLARIN ÜZERİNİ TIKLAYINIZ)

-1-

-2-

-3-

-4-

-5-

-6-

-7-

-8-

-9-

Rabbani'nin Mektupları- 062

 İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin Mirza Hüsameddin Ahmed’e yazdığı 62. Mektup, tasavvuf yolunun temel taşları olan "cezbe" ve "sülük" kavramlarını, bunların mahiyetini ve birbirleriyle olan ilişkisini konu alır.

Metnin sistematik özeti şu şekildedir:

1. Tasavvuf Yolunun İki Ana Unsuru

İmam-ı Rabbani, vuslat yolunun (Allah'a ulaşma yolu) iki ana parçadan oluştuğunu belirtir:

  • Cezbe (Tasfiye): Kulun ilahi bir çekimle Allah'a yöneltilmesi, kalbin masivadan (Allah dışındaki her şeyden) temizlenmesidir.

  • Sülük (Tezkiye): Bir mürşid gözetiminde, belli manevi mertebeleri aşarak nefsin kötü sıfatlardan arındırılması sürecidir.

2. Başlangıçtaki Cezbe ve Sülük İlişkisi

Mektupta, sülükten (manevi eğitimden) önce yaşanan cezbenin asıl amaç olmadığı vurgulanır:

  • Kolaylaştırıcı Etki: Sülükten önce gelen cezbe ve tasfiye, asıl maksat değildir. Bunlar sadece yolun (sülük duraklarının) daha kolay ve hızlı aşılmasına hizmet eden birer vesiledir.

  • Zaruriyet: Manevi menziller katedilmeden, yani sülük süreci tamamlanmadan "Matlubun Cemali"ne (Allah'ın rızasına ve hakikatine) tam manasıyla ulaşılamaz.

3. Suret ve Hakikat Ayrımı

İmam-ı Rabbani, "nihayetin bidayete dercedilmesi" (sonun başlangıçta yer alması) tabirine açıklık getirir:

  • Görüntü vs. Gerçek: Yolun başında hissedilen haller ve cezbe, yolun sonunda ulaşılan gerçek cezbenin sadece bir "sureti" veya "numunesidir".

  • Sığmazlık İlkesi: Nihayetin (sonun) hakikati o kadar büyüktür ki, başlangıç aşamasına sığması mümkün değildir. Bu ikisi arasında mahiyet farkı vardır.

4. Temel Uyarı ve Hedef

Mektubun can alıcı noktası, yolun başındaki hallere takılıp kalmamaktır:

  • Suretle Yetinmemek: Hakikat yerine sadece başlangıçtaki geçici hallerle (suretle) yetinmek, bir nevi yolda kalmak ve asıl hedeften uzaklaşmaktır.

  • Geçiş Zorunluluğu: Salik, suretten hakikate geçmek zorundadır. Asıl makbul olan cezbe ve tasfiye, ancak sülük tamamlandıktan ve "seyr-i fillah" (Allah'ta yok olma ve O'nunla beka bulma) mertebesine ulaşıldıktan sonra gerçekleşir.

Sonuç olarak; 62. Mektup, manevi yolculukta karşılaşılan ilk güzelliklerin asıl hedef sanılmaması gerektiğini, gerçek vuslatın ancak disiplinli bir manevi eğitim (sülük) ve nefis tezkiyesinden sonra mümkün olacağını hatırlatan metodolojik bir rehber niteliğindedir.

 

HOBİ TÜTÜNDEN YAZILAR (RAKAMLARIN ÜZERİNİ TIKLAYINIZ)

-1-

-2-

-3-

-4-

-5-

-6-

-7-

-8-

-9-