Allah(cc) uzun ömürler versin, bu an, “15 dakika ömrünüz kaldı.” dense, ne
yapardınız? Hayırdır, hani ölüm temaları üzerinde durmayacaktık. Doğru.
Çocuklara öyle söz vermiştim. Ama bugün okuduğum bir yazı kafamı çeldi de…
Muhsin Kızılkaya’nın 07.01.2026 tarihli
Habertürk gazetesindeki İdama
giden Dostoyevski'nin son 15 dakikası başlıklı yazısını okudum. Bir kere daha
etkilendim. Yazıyı yapay zekâya özetlettirerek gazetelerden alıntılara koydum.
Bu yazıyı okumaya zamanı olmayanlar için birkaç paragraf yazalım:
Geri Gelen Hayat ve "Yeni Bir İnsan"
Tam kurşunlar sıkılacakken, Çar’ın af kararı gelir ve ceza kürek
mahkûmiyetine çevrilir. Bu "mucizevi" dönüş, Dostoyevski için bir
vahiydir:
·Hayatın bir hediye olduğunu ve her anın
sonsuz bir mutluluk barındırdığını fark eder.
·Geçmişteki hoyratça harcanan zamanın
pişmanlığını duyar.
·Nefret ve öfke duygularından arınarak,
düşmanlarına bile sarılabilecek bir merhametle dolar.
Nasıl ama? Benim bir şey söylememe gerek kaldı mı?
Artık, “her gün yeni bir gündür…” diyebiliriz, değil mi? Evet, hayatımız
tek düze görülse de… Ama her anda öyle güzellikler var ki…
Ahlak yasası kesin olarak buyuran bir buyruktur, çünkü yasa koşulsuzdur.
Böyle bir istemenin yasayla ilgisi, yükümlülük adı altında bağımsızlıktır ki bu
yalnızca akıl ve onun nesnel yasası tarafından da olsa, bir eyleme zorlanmayı
belirtir.
Bu eyleme de ödev denir, çünkü tutkular tarafından uyarılan (ama bunlar
tarafından belirlenmeyen, dolayısıyla da yine özgür olan) kişisel bir tercih,
öznel nedenlerden çıkan bir dileği birlikte getirir. ﴾6- PAE, s. 37﴿
Muhsin Kızılkaya’nın 07.01.2026 tarihli Habertürk gazetesindeki İdama giden Dostoyevski'nin son 15 dakikası
başlıklı yazısını özetlemenizi rica ederim.
Sabahattin Gencal, 22. 01. 2026
*
Muhsin Kızılkaya’nın 7 Ocak 2026 tarihli yazısı, dünya edebiyatının dev
ismi Fyodor Dostoyevski’nin 1849 yılında kurşuna dizilmek üzereyken son anda
affedildiği o kritik 15 dakikayı ve bu deneyimin onun yazın dünyasını nasıl
şekillendirdiğini derinlemesine ele alıyor.
Yazının ana hatlarını ve vurguladığı temel noktaları şu şekilde
özetleyebiliriz:
1. Ölümle Yüz Yüze Gelme:
Semenovski Meydanı
Dostoyevski, Petraşevski Grubu üyesi olduğu gerekçesiyle sekiz aylık hapis
hayatının ardından arkadaşlarıyla birlikte Semenovski Meydanı’na getirilir.
İnce baharlık kıyafetleri içinde, dondurucu bir Petersburg sabahında idam
mangasının karşısına çıkarılır. Yazar, bu sahnede ölümün artık soyut bir kavram
değil, "kesin" ve "kaçınılmaz" bir gerçeklik haline
gelişini betimler.
2. Zamanın Değişen Algısı ve
"Son 5 Dakika"
Yazının en çarpıcı kısmı, Dostoyevski’nin ölüme dakikalar kala zamanı nasıl
bölüştürdüğüdür. O 5 dakikayı büyük bir "zenginlik" olarak görür:
·İki
dakika:
Arkadaşlarıyla vedalaşmak için.
·İki
dakika: Kendi içine
dönüp "Birazdan ne olacağım?" sorusunu yanıtlamak için.
·Bir
dakika: Çevresindeki
dünyaya, güneşe ve kilisenin parlayan kubbesine son kez bakmak için.
3. Victor Hugo ve
"Kesinlik" Vurgusu
Kızılkaya, Dostoyevski’nin o anlardaki ruh halini Victor Hugo’nun Bir İdam Mahkumunun Son Günü eseriyle ilişkilendirir.
İnsana en büyük acıyı veren şeyin fiziksel yara değil, ölecek olmanın
"kesinliği" olduğu vurgulanır. Umudun tamamen yok olduğu o an, insan
zihninin kaldıramayacağı kadar ağır bir yüktür.
4. Geri Gelen Hayat ve "Yeni
Bir İnsan"
Tam kurşunlar sıkılacakken, Çar’ın af kararı gelir ve ceza kürek
mahkûmiyetine çevrilir. Bu "mucizevi" dönüş, Dostoyevski için bir
vahiydir:
·Hayatın bir hediye olduğunu ve her anın sonsuz bir mutluluk barındırdığını
fark eder.
·Geçmişteki hoyratça harcanan zamanın pişmanlığını duyar.
·Nefret ve öfke duygularından arınarak, düşmanlarına bile sarılabilecek bir
merhametle dolar.
5. Edebi Mirasın Temeli
Dostoyevski’nin bu 15 dakikalık "ölüm provası", onun sonraki 32
yıllık yaşamında ve anıtsal romanlarında (özellikle Budala,
Suç ve Ceza) temel izlek haline gelir. Yazara göre:
·Ölüm: Her an ayak altında dolaşan bir
yılan.
·Hayat: Kanadı kırık ürkek bir kuş
gibidir.
Sonuç olarak; Muhsin Kızılkaya, bu olayın sadece biyografik bir
detay değil, Dostoyevski’yi "insan ruhunun derinliklerine indiren" ve
onu peygambervari bir yazar mertebesine yükselten asıl dönüm noktası olduğunu
savunur.
Dostoyevski’nin bu deneyimi bizzat anlattığı Budala romanındaki
Mişkin karakterinin idam sahnesi üzerine daha detaylı bir analiz yapmamı ister
misiniz?