20 Mayıs 2026 Çarşamba

Yazı Yok (Not Var)

 


Not:

Bilindiği üzere siyasi konularda herhangi bir yazı yazmıyordum/yazamıyordum. Sonra dolaylı olsa dahi siyasi yazı yazmamaya karar vermiştim... 

Görsel ve yazılı medyadan öğrendiğimize göre bakanlardan görünürde bir günlük (Grup toplantısı öncesi) konuşmamaları istendi:

"Grup toplantılarımız öncesinde Sayın Bakanlarımız tarafından Grup toplantı salonumuzda basına veya ajanslara beyanat verilmesi, röportaj ve bilgilendirme yapılması, Grup toplantı salonumuzun hazırlanmasında da sıkıntı oluşturmaktadır.

Bu nedenle; Grup toplantımız öncesi Sayın Bakanlarımızın salonumuzda basına yönelik herhangi bir bilgilendirme yapmamaları hususunda hassasiyetlerini istirham ederiz."

https://www.meridyenhaber.com/akpde-grup-toplantisi-karari-erdogan-talimati-bakanlara-konusma-yasagi

Grup toplantısı öncesi, o da salonda… Yani minnacık bir zaman diliminde konuşmama.  Bunda bir şey yok diyeceksiniz ama gel bana sor: Ben anskiyete hastasıyım ya, bacaklarım titremeye başladı. Yazı yazarken de ellerim… Titrek yazılar yazmaktansa pes etmeye karar verdim. Öyle ya herkes susarken ben niye Niyazi1 olayım.

İhtimal başkaları da Niyazi olmak istemiyor.

Bizler Niyazi olmak istemezsek ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack’ın bölgemiz ülkeleri için monarşiyi bal gibi tavsiye eder. Hiç kimse de bu zat-ı muhtereme, onun gitmesini istemek şöyle dursun cevap bile veremez.

Ya, pireyi deve yapıyorsunuz. Bakanlara verilen minnacık zaman diliminde konuşma yasağından böyle anlamlar çıkarılır mı?

Efendim, konuşma özgürlüğü bu? Bunu kısmanın sonu nereye kadar gider Allah (cc) bilir. Sonra Türkiye Cumhuriyeti yurt dışında da "Bakanlarının bile serbestçe konuşamadığı ülke" olarak anılır. Bu itibar kaybı olmaz mı?

Efendim, bu not da siyasi sayılabilir. Gerçekten mi? Tövbe estağfurullah. O zaman bu yazımızı yok farz edin. “Mutlak butlan”2 deyip geçin.

Deyip geçin, deyip geçin…

Sabahattin Gencal, 20. 05. 2026

____________________________

1.            

AI Bakışı

"Niyazi olmak", genellikle günlük dildeki "Ne şehittir ne gazi, pisi pisine gitti Niyazi" (veya argodaki kaba tabiriyle "... gitti Niyazi") deyiminden türemiş bir ifadedir. 

Genel Anlamı:
Olayla veya tehlikeyle aslında hiçbir alakası olmadığı ya da ortada geçerli bir sebep bulunmadığı halde boşu boşuna zarar görmek, harcanmak veya ölmek durumlarında kullanılır.
Ekşi Sözlük +1

2.

Mutlak butlan, hukuki bir işlemin veya sözleşmenin kanunun emredici kurallarına, kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı olması nedeniyle baştan itibaren hükümsüz sayılmasıdır. Gerçekte yapılmış olsa bile, hukuk düzeni tarafından hiç doğmamış kabul edilir. Wikipedia +3

Temel Özellikleri

Baştan Hükümsüzlük: İşlem ölü doğmuştur; zamanla geçerli hale  gelmez.

Herkes Tarafından İleri Sürülebilir: İptal için dava açılmasına gerek kalmaksızın, menfaati olan herkes (hatta hakim kendiliğinden) bu geçersizliği iddia edebilir.

Zamanaşımı Yoktur: Geçersizliğin tespiti için herhangi bir süre sınırı yoktur. Ayboğa Avukatlık Bürosu +2

 


“Hiç Gitmedin mi Of’a!"

  

"HEYY GİDİ KAFA,

HİÇ GİTMEDİN Mİ OF’A!"

 


Doğduğum ve çocukluğumu yaşadığım yörenin,  insanlarını, rahmetli olmuş aile büyüklerimi, komşularımı, arkadaşlarımı özlüyorum. Tabii, havasını suyunu; taşını toprağını, kurdunu kuşunu da özlüyorum. Özlem içinde 70 yıl öncesine, tabii hayalen gidiyorum. Giderken Fatihalarla, dualarla gidiyorum. Dönerken de eli boş dönmemek istiyorum. Bazen anılarla dönüyorum, bazen birkaç sözle… Bugün de bir söylenceyle dönüyorum.

Bilindiği üzere atalarımızın yüzyıllardan süzülen kalıplaşmış, öğüt verici sözlerine atasözü denir. Bir de tam atasözü gibi olmayan söylenceler vardır. Bu yazımızda bu söylencelerden birini konu edineceğiz.

İnsanımız, duygu ve düşüncelerini, davranışlarını kınadığı birine “Heyy gidi kafa, hiç gitmedin mi Of’a!” deyiverir. Burada bir açıklama yapmam gerektiğini düşünüyorum:

Ben bundan 75 sene önce (yani 1943’te) Trabzon’un bir orman içi köyü olan Akköse’de doğdum. Akköse önceleri Of ilçesine bağlıydı. Çaykara ilçe olunca Çaykara’ya, daha sonraları Dernekpazarı ilçe olunca da Dernekpazarı’na bağlandı. Yani babam Of’lu, Ben Çaykara’lı, çocuklarım da Dernekpazarlıdır. “Hiç gitmedin mi Of’a”  derken ilçeye gitmedin mi denilmek isteniyor. Ayrıca Of ilçesinin farklı özelliklerinden de söz etmek gerekir. Bu ilçede din eğitimine önem verildiği kadar, bilime de önem verilmektedir. Ayrıca örnek bir yaşam var. Yaşam yerine kültür de diyebiliriz. Şimdi sözü daha iyi anlayabiliriz:

Of’a gidenler pozitif bilgilerle ve dini bilgilerle donanmış, kültürlü insanları görmektedir. Çeşitli köylerden ve beldeden gelenler bu kültür potasında kurallara tam uyumlu ve huzurlu yaşamaktadırlar. Bu ortam bile başlı başına bir okul kabul edilmektedir ki gerçekten de doğrudur. Boşuna Hz. Mevlâna şehir hayatını tavsiye etmiyor. Gezmek görmekle ilgili ayetler konusuna girmiyorum. Of’un dışında diğer yörelerde bu sözün söylenip söylenmediğini bilmiyorum. Eğer söyleniyorsa Of’u örnek bir kent olarak düşünün. Coğrafi bir mekân olarak değil.

 Of’luların örnek şahsiyetlerinden söz edilirken sinirlendiklerinden de söz edilir. “O kadar kusur kadı kızında da bulunur.” demeden bunu doğru olmadığını söyleyebiliriz. Ama şu da var; Ofluların sinirli hallerinden,  yazmak içimden gelmiyor ama yazayım küfürlerinden bile dersler çıkarılabilir.

 Memleketimin insanları gurbetlerde yaşardı. Gurbette de örnek olmaya çalışırlardı. İçlerinden biri bu örnek vasfına aykırı bir hareket yaptığı zaman diğeri ona kızar, küfür derecesinde kızardı. (…) gidesin memlekete. Daha çok kızdığı zaman da (…) gidesin kaymakama. Yani medeniyet yurdundan hisse alamıyorsan işin kadılara, kaymakamlara kaldı demektir. Son çare bunlar...

Uzaktan yaptığım gözlemlerime göre memleketimin insanları, memleketimin derken bütün Türkiye’mizdeki insanlardan söz ediyorum. Evet, insanımız hâlâ saflığını, sevgisini, saygısını korumaktadır. Bu güzel insanlarımızı kutuplaştırmaya çalışanları, bunları yalanla dolanla kandırmaya çalışanları; hâlâ bunları istismar edenleri kınıyorum ve “Heyy gidi kafa, hiç gitmedin mi Of’a!” diyorum. Diğer sözleri ben unuttum, siz de unutun.

Son bir not yazayım mı?

Aklınızdan “Ne alâka, bu Of’a gitmek de nerden çıktı?” diye düşünenler olmuştur. Onun için samimiyetle izah edeyim: Ben, bu son günlerin gündemlerinden bıktım. Zaten biraz keyifsizim. Gündem konuları ise midemi bulandırıyor; onun için gündemi okumaktan çok felsefi yazılar okuyorum.

Okurken çocukluğumu hatırladım. Büyüklerimizin biraz da filozof taraflarını yıllar sonra gördüm. Soru sormaları, eleştirmeleri hatta çekişmeleri farklıydı. Evet, evet ne oluyor bize? İnsanımız da, haliyle yörelerimiz de değişiyor. Değişmek mukadderdir, demem olumsuz olarak değiştiğimizdir.

Kendimize gelmeli değil miyiz? Heyy gidi kafa, hiç gitmedin mi Of’a.”

 

Çekmeköy_İstanbul, 8 Aralık 2017

 ____________________________

SabahattinGencal, Kitaplara Sığdırılamayan FARKLI YAZILAR, Cinius Yayınları, İstanbul, 2020

Her Yer İzmarit

 



Her Yer İzmarit: Kurallara Uymanın Ağır Yükü

Bu sabah evden çıktığımda içimde bir umut vardı. Hayata, insanlara saygı duymak; kurallara uymak ve üzerime düşeni yapmak için adım attım sokağa. Ama otobüs durağına vardığımda karşılaştığım o manzara, yerdeki yüzlerce sönmüş, ezilmiş izmarit... sanki toplumsal ahlakın ve birbirimize olan saygımızın külleriydi.

O kadar üzüldüm, o kadar sıkıldım ki... Bu hislerle oturdum, bu şarkının sözlerini yazdım ve yapay zekayla bu klibi fırlattım ortaya. Hatta biliyor musunuz? Videoyu editlerken o kadar tükenmiş hissettim ki, ekrana şarkı sözlerini tek tek yazmaya bile üşendim. İçimden bir ses dedi ki: "Bir zahmet dikkatli dinlesinler, gözleriyle değil kulaklarıyla ve kalpleriyle hissetsinler..."

Sonra montaj bittiğinde karanlık ekrana bakıp kendime o korkunç soruyu sordum:

Ben ekrana sözleri yazmayarak, işimi "tam ve kusursuz" yapmaktan kaçmış mı oldum? Kolaya kaçarak, eleştirdiğim o düzenin bir parçasına mı dönüştüm? Belki farkında olmadan ben de geçmişte bir yerlere bir izmarit fırlattım, bir kuralı çiğnedim, birinin hakkına girdim... Yoksa bu koca kalabalığın bencil ahlakı bana da mı bulaştı?

Kendimi o duraktaki izmaritler gibi paramparça hissediyorum. Her parçam bir yere dağılmış gibi. Sizi bu içsel hesaplaşmamla ve sessiz çığlığımla baş başa bırakıyorum.

İyi dinlemeler.

 

🎶 ŞARKININ SÖZLERİ

 

Yine sabah oldu, bastım temiz adımlarla sokağa

İçimde bir umut, saygı duymak gerek hayata

Ben kurallara uydum, sıramı bekledim usulca

Ama kapıdan çıktığım an, her şey döndü bir savaşa

Herkes bir diğerini ezmenin, geçmenin peşinde

Ahlak dedikleri şey kalmış sadece dillerde.

 

Yürüdüm durağa doğru, başımı eğdim bir an yere

Gözlerime inanamadım, bu kaçıncı darbe kalbime?

Yüzlerce, binlerce, sanki insanlığın külleri

Sokağa fırlatılmış, umursamazlık izleri

Her yer izmarit, her yer bencilce bir atık

Bu koca toplumun vicdanı ne ara bu kadar karardı?

 

Her yer izmarit, kırık dökük hayaller gibi

Her yer izmarit, ezilmiş insanlık gibi

Ben uymaya çalıştıkça kurallara, düzene

Dünya basıyor bağrına, çiğneyip geçene

Paramparça oldum bugün o durakta

Her bir parçam savruldu, kaldı sokakta.

 

Orada bir adam gördüm, elinde bir süpürge

Sessizce topluyor kirleri, boyun eğmiş kadere

O temizliyor tek başına, binlerin pisliğini

Kimse görmüyor onun o sessiz direnişini

Herkes başkasından bekliyor doğruyu, erdemi

Ama kimse aynaya bakıp da sormuyor kendini.

 

Ben miyim suçlu şimdi, doğru yaşamaya çalışan?

Ben miyim saf olan, bu düzene alışamayan?

Yerdeki her izmarit, benden bir parça koparıyor

Bu koca kalabalık, ruhumu yavaşça boğuyor!

 

Her yer izmarit, kırık dökük hayaller gibi

Her yer izmarit, ezilmiş insanlık gibi

Ben uymaya çalıştıkça kurallara, düzene

Dünya basıyor bağrına, çiğneyip geçene

Paramparça oldum bugün o durakta

Her bir parçam savruldu, kaldı sokakta.

 

Yine de topluyor o adam... sessizce...

Her yer izmarit... her yer izmarit...

Ben yine kurallara uyacağım... kendime rağmen...

 

Ahmet Gencal, Mayıs 2026

 

#HerYerİzmarit #YapayZekaŞarkısı #SosyolojikMüzik #RuhSıkıntısı #İçSes #YeniMüzik



Rabbani'nin Mektupları- 088

 Belirttiğiniz adreste yer alan İmam-ı Rabbânî Hazretleri'nin Pehlivan Mahmud'a yazdığı 88. Mektup'un sistematik özeti şu şekildedir:

Mektubun Künyesi

  • Yazar: İmam-ı Rabbânî Ahmed Faruk el-Serhendî
  • Muhatap: Pehlivan Mahmud
  • Temel Kaynak: Hakîkat Kitâbevi Tercümesi

Sistematik Özet ve Ana Temalar

1. Giriş ve Dua

Mektup, muhataba yönelik manevi bir dua ile başlar. İmam-ı Rabbânî, Yüce Allah’ın muhatabı her daim Kendi zatı ile (huzurunda ve zikrinden ayırmayarak) beraber eylemesini temenni eder.

2. İman ve Salih Amel İçinde Yaşlanmanın Fazileti

  • Mektubun ana ekseni, kişinin İslam dairesinde ve iyi amel (salâh) işleyerek yaşlanması, saçını bu uğurda ağartması üzerinedir.
  • Yazar, dünyada iman ve güzel ahlak üzere saç ağartmaktan daha üstün ve faziletli bir nimetin olamayacağını vurgular.
  • Bu konuyu desteklemek adına Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) şu hadis-i şerifini aktarır: “Bir kimse, Müslüman olarak, saçını ağartırsa; bağışlanır.”

3. Hayatın Dönemlerine Göre Ruh Halinin Yönetimi (Havf ve Recâ Dengesi)

Mektubun rehberlik niteliğindeki en önemli bölümü, yaş gruplarına göre kulun Allah'a karşı beslemesi gereken duygu durumunu (korku ve ümit dengesini) açıklamaktadır:

  • Gençlik Çağı (Havf - Korku Önceliği): İnsanın nefsinin ve dünyevi arzularının en güçlü olduğu gençlik döneminde, Allah’ın azabından ve günaha düşmekten korkma (havf) hissinin daha ağır basması gerekir. Bu korku, genci haramlardan koruyan bir kalkandır.
  • Yaşlılık Çağı (Recâ - Ümit Önceliği): Yaşlılık dönemi başlayıp saçlar ağardıktan sonra ise kulun yönünü bütünüyle ümit (recâ) tarafına çevirmesi gerekir. Bu dönemde Allah'ın rahmetine, mağfiretine ve affına olan hüsnüzan (iyi beklenti) ağır basmalıdır. İmam-ı Rabbânî, yaşlılık çağındaki bir mümine ümit tarafını tercih etmekten başka bir tavrın yakışmayacağını belirtir.

4. Kapanış

Mektup, hem başlangıcı hem de sonu kapsayacak şekilde samimi bir selâm cümlesiyle ("Evvel âhir selâm...") nihayete erer.

 

Seyahat

 


Paylaştığınız görsel, telifsiz ve ücretsiz stok görsel paylaşım platformu olan Pixabay’e ait anonim bir fotoğraftır (dosya adındaki "pair-603818" ifadesi de Pixabay üzerindeki orijinal görsel kodunu işaret etmektedir).

Görsel, internet ortamında kamusal kullanıma açık (Pixabay Lisanslı) bir seyahat ve manzara fotoğrafı olarak yer almaktadır; yani şahsınıza veya belirli bir sanatçıya ait tescilli bir eser değildir.

 

Immanuel Kant'tan Vecize


                                                       Immanuel Kant - Vecize

Beyin Bağlantıları

 


🧠 Anadolu Ajansı YouTube yayınından 📺
Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın
“Beyinde, elektrokimyasal ve elektrofizyolojik bağlantılar vardır.” 🧬
“Hangi nöronun hangi frekansla aktive olduğunu biliyoruz.” 🔬🧠
#YapayZeka #Beyin #Nörobilim #Bilim 🚀

Konuşamıyorum

 




İlhan İrem - Konuşamıyorum (Sazlıklardan Havalanan)
İlhan İrem – Konuşamıyorum (Sazlıklardan Havalanan) Sazlıklardan havalanan bir ördek gibi sesin Ürkek, şaşkın, kararsız Duyuyorum Ve sen bir gökkuşağı kadar güzelsin Rengarenk ve az sonra gidecek Görüyorum Ve ben yağmurlar altında bir yolcu Islak, yorgun, tutkulu Yürüyorum Sensiz ben yolumu bulamam Haykırmak istiyorum Konuşamıyorum Konuşursam, gözyaşlarım beni boğacak Biliyorum, duyuyorum, görüyorum Konuşamıyorum Bu ayrılık akşamında sen sustuğuma bakma Konuşmaya gücüm yok Beni anla Söyleyemediklerimi bak gözlerimden anla Her zaman yanımda kal Hiç bırakma Söz ve Müzik: İlhan İrem Yönetmen: Hansu İrem İlhan İrem’in 1988 yılında yayınlanan albümü ‘Dünden Yarına’da yer alan Konuşamıyorum (Sazlıklardan Havalanan) şarkısını Spotify’da dinleyebilirsin: http://spoti.fi/2fE1KiV ‘Dünden Yarına’ albümünü iTunes’da satın alarak arşivinize katabilirsiniz: http://apple.co/2fdBA3Q İlhan İrem’i daha yakından takip etmek için: http://www.ilhanirem.rocks/