"HEYY GİDİ KAFA,
HİÇ GİTMEDİN Mİ OF’A!"
Doğduğum
ve çocukluğumu yaşadığım yörenin,
insanlarını, rahmetli olmuş aile büyüklerimi, komşularımı, arkadaşlarımı
özlüyorum. Tabii, havasını suyunu; taşını toprağını, kurdunu kuşunu da
özlüyorum. Özlem içinde 70 yıl öncesine, tabii hayalen gidiyorum. Giderken
Fatihalarla, dualarla gidiyorum. Dönerken de eli boş dönmemek istiyorum. Bazen
anılarla dönüyorum, bazen birkaç sözle… Bugün de bir söylenceyle dönüyorum.
Bilindiği
üzere atalarımızın yüzyıllardan süzülen kalıplaşmış, öğüt verici sözlerine
atasözü denir. Bir de tam atasözü gibi olmayan söylenceler vardır. Bu yazımızda
bu söylencelerden birini konu edineceğiz.
İnsanımız,
duygu ve düşüncelerini, davranışlarını kınadığı birine “Heyy gidi kafa, hiç
gitmedin mi Of’a!” deyiverir. Burada bir açıklama yapmam gerektiğini
düşünüyorum:
Ben
bundan 75 sene önce (yani 1943’te) Trabzon’un bir orman içi köyü olan Akköse’de
doğdum. Akköse önceleri Of ilçesine bağlıydı. Çaykara ilçe olunca Çaykara’ya,
daha sonraları Dernekpazarı ilçe olunca da Dernekpazarı’na bağlandı. Yani babam
Of’lu, Ben Çaykara’lı, çocuklarım da Dernekpazarlıdır. “Hiç gitmedin mi
Of’a” derken ilçeye gitmedin mi denilmek
isteniyor. Ayrıca Of ilçesinin farklı özelliklerinden de söz etmek gerekir. Bu
ilçede din eğitimine önem verildiği kadar, bilime de önem verilmektedir. Ayrıca
örnek bir yaşam var. Yaşam yerine kültür de diyebiliriz. Şimdi sözü daha iyi
anlayabiliriz:
Of’a
gidenler pozitif bilgilerle ve dini bilgilerle donanmış, kültürlü insanları
görmektedir. Çeşitli köylerden ve beldeden gelenler bu kültür potasında
kurallara tam uyumlu ve huzurlu yaşamaktadırlar. Bu ortam bile başlı başına bir
okul kabul edilmektedir ki gerçekten de doğrudur. Boşuna Hz. Mevlâna şehir
hayatını tavsiye etmiyor. Gezmek görmekle ilgili ayetler konusuna girmiyorum.
Of’un dışında diğer yörelerde bu sözün söylenip söylenmediğini bilmiyorum. Eğer
söyleniyorsa Of’u örnek bir kent olarak düşünün. Coğrafi bir mekân olarak
değil.
Of’luların örnek şahsiyetlerinden söz
edilirken sinirlendiklerinden de söz edilir. “O kadar kusur kadı kızında da
bulunur.” demeden bunu doğru olmadığını söyleyebiliriz. Ama şu da var;
Ofluların sinirli hallerinden, yazmak
içimden gelmiyor ama yazayım küfürlerinden bile dersler çıkarılabilir.
Memleketimin insanları gurbetlerde yaşardı.
Gurbette de örnek olmaya çalışırlardı. İçlerinden biri bu örnek vasfına aykırı
bir hareket yaptığı zaman diğeri ona kızar, küfür derecesinde kızardı. (…)
gidesin memlekete. Daha çok kızdığı zaman da (…) gidesin kaymakama. Yani
medeniyet yurdundan hisse alamıyorsan işin kadılara, kaymakamlara kaldı
demektir. Son çare bunlar...
Uzaktan
yaptığım gözlemlerime göre memleketimin insanları, memleketimin derken bütün
Türkiye’mizdeki insanlardan söz ediyorum. Evet, insanımız hâlâ saflığını,
sevgisini, saygısını korumaktadır. Bu güzel insanlarımızı kutuplaştırmaya
çalışanları, bunları yalanla dolanla kandırmaya çalışanları; hâlâ bunları
istismar edenleri kınıyorum ve “Heyy gidi kafa, hiç gitmedin mi Of’a!” diyorum.
Diğer sözleri ben unuttum, siz de unutun.
Son
bir not yazayım mı?
Aklınızdan
“Ne alâka, bu Of’a gitmek de nerden çıktı?” diye düşünenler olmuştur. Onun için
samimiyetle izah edeyim: Ben, bu son günlerin gündemlerinden bıktım. Zaten
biraz keyifsizim. Gündem konuları ise midemi bulandırıyor; onun için gündemi
okumaktan çok felsefi yazılar okuyorum.
Okurken
çocukluğumu hatırladım. Büyüklerimizin biraz da filozof taraflarını yıllar
sonra gördüm. Soru sormaları, eleştirmeleri hatta çekişmeleri farklıydı. Evet,
evet ne oluyor bize? İnsanımız da, haliyle yörelerimiz de değişiyor. Değişmek
mukadderdir, demem olumsuz olarak değiştiğimizdir.
Kendimize
gelmeli değil miyiz? Heyy gidi kafa, hiç gitmedin mi Of’a.”
Çekmeköy_İstanbul,
8 Aralık 2017
____________________________
SabahattinGencal, Kitaplara Sığdırılamayan FARKLI YAZILAR, Cinius Yayınları, İstanbul, 2020
