20 Mayıs 2026 Çarşamba

“Hiç Gitmedin mi Of’a!"

  

"HEYY GİDİ KAFA,

HİÇ GİTMEDİN Mİ OF’A!"

 


Doğduğum ve çocukluğumu yaşadığım yörenin,  insanlarını, rahmetli olmuş aile büyüklerimi, komşularımı, arkadaşlarımı özlüyorum. Tabii, havasını suyunu; taşını toprağını, kurdunu kuşunu da özlüyorum. Özlem içinde 70 yıl öncesine, tabii hayalen gidiyorum. Giderken Fatihalarla, dualarla gidiyorum. Dönerken de eli boş dönmemek istiyorum. Bazen anılarla dönüyorum, bazen birkaç sözle… Bugün de bir söylenceyle dönüyorum.

Bilindiği üzere atalarımızın yüzyıllardan süzülen kalıplaşmış, öğüt verici sözlerine atasözü denir. Bir de tam atasözü gibi olmayan söylenceler vardır. Bu yazımızda bu söylencelerden birini konu edineceğiz.

İnsanımız, duygu ve düşüncelerini, davranışlarını kınadığı birine “Heyy gidi kafa, hiç gitmedin mi Of’a!” deyiverir. Burada bir açıklama yapmam gerektiğini düşünüyorum:

Ben bundan 75 sene önce (yani 1943’te) Trabzon’un bir orman içi köyü olan Akköse’de doğdum. Akköse önceleri Of ilçesine bağlıydı. Çaykara ilçe olunca Çaykara’ya, daha sonraları Dernekpazarı ilçe olunca da Dernekpazarı’na bağlandı. Yani babam Of’lu, Ben Çaykara’lı, çocuklarım da Dernekpazarlıdır. “Hiç gitmedin mi Of’a”  derken ilçeye gitmedin mi denilmek isteniyor. Ayrıca Of ilçesinin farklı özelliklerinden de söz etmek gerekir. Bu ilçede din eğitimine önem verildiği kadar, bilime de önem verilmektedir. Ayrıca örnek bir yaşam var. Yaşam yerine kültür de diyebiliriz. Şimdi sözü daha iyi anlayabiliriz:

Of’a gidenler pozitif bilgilerle ve dini bilgilerle donanmış, kültürlü insanları görmektedir. Çeşitli köylerden ve beldeden gelenler bu kültür potasında kurallara tam uyumlu ve huzurlu yaşamaktadırlar. Bu ortam bile başlı başına bir okul kabul edilmektedir ki gerçekten de doğrudur. Boşuna Hz. Mevlâna şehir hayatını tavsiye etmiyor. Gezmek görmekle ilgili ayetler konusuna girmiyorum. Of’un dışında diğer yörelerde bu sözün söylenip söylenmediğini bilmiyorum. Eğer söyleniyorsa Of’u örnek bir kent olarak düşünün. Coğrafi bir mekân olarak değil.

 Of’luların örnek şahsiyetlerinden söz edilirken sinirlendiklerinden de söz edilir. “O kadar kusur kadı kızında da bulunur.” demeden bunu doğru olmadığını söyleyebiliriz. Ama şu da var; Ofluların sinirli hallerinden,  yazmak içimden gelmiyor ama yazayım küfürlerinden bile dersler çıkarılabilir.

 Memleketimin insanları gurbetlerde yaşardı. Gurbette de örnek olmaya çalışırlardı. İçlerinden biri bu örnek vasfına aykırı bir hareket yaptığı zaman diğeri ona kızar, küfür derecesinde kızardı. (…) gidesin memlekete. Daha çok kızdığı zaman da (…) gidesin kaymakama. Yani medeniyet yurdundan hisse alamıyorsan işin kadılara, kaymakamlara kaldı demektir. Son çare bunlar...

Uzaktan yaptığım gözlemlerime göre memleketimin insanları, memleketimin derken bütün Türkiye’mizdeki insanlardan söz ediyorum. Evet, insanımız hâlâ saflığını, sevgisini, saygısını korumaktadır. Bu güzel insanlarımızı kutuplaştırmaya çalışanları, bunları yalanla dolanla kandırmaya çalışanları; hâlâ bunları istismar edenleri kınıyorum ve “Heyy gidi kafa, hiç gitmedin mi Of’a!” diyorum. Diğer sözleri ben unuttum, siz de unutun.

Son bir not yazayım mı?

Aklınızdan “Ne alâka, bu Of’a gitmek de nerden çıktı?” diye düşünenler olmuştur. Onun için samimiyetle izah edeyim: Ben, bu son günlerin gündemlerinden bıktım. Zaten biraz keyifsizim. Gündem konuları ise midemi bulandırıyor; onun için gündemi okumaktan çok felsefi yazılar okuyorum.

Okurken çocukluğumu hatırladım. Büyüklerimizin biraz da filozof taraflarını yıllar sonra gördüm. Soru sormaları, eleştirmeleri hatta çekişmeleri farklıydı. Evet, evet ne oluyor bize? İnsanımız da, haliyle yörelerimiz de değişiyor. Değişmek mukadderdir, demem olumsuz olarak değiştiğimizdir.

Kendimize gelmeli değil miyiz? Heyy gidi kafa, hiç gitmedin mi Of’a.”

 

Çekmeköy_İstanbul, 8 Aralık 2017

 ____________________________

SabahattinGencal, Kitaplara Sığdırılamayan FARKLI YAZILAR, Cinius Yayınları, İstanbul, 2020