11 Şubat 2026 Çarşamba

Susma Zamanı Değil




            -        Niye güncellenemiyorsun Sabahattin?

-       

-        Sözde Günlük adlı sitede günlük/günce yazıyorsun ama günceden başka her şeye benziyor. En başta senin güncellenememen!

-       

-        Daha kaç kez söyleyeceğiz. Hiç olmazsa doktorların tavsiyelerine uy!

-       

-        Susma. Susma zamanı değil! Konuşma zamanıdır. Susma! Şükret ki susturulanlar arasında değilsin. Susturulanlar için de konuş!

-       

-        Hazır yeteneğin varken duygularını ve düşüncelerini ifade edemeyenler adına da konuş?

-       

-        Üsküdar'da sabah olmadan konuş!

-       

-        Atı alan Üsküdar’ı geçmeden konuş!

-       

-        Geçti Bor’un pazarı (sür …ini Niğde`ye) denmeden konuş!

-       

-        Deli Dumrul’un bütün Köprü başlarını tutmadan konuş!

-       

-        Sabahattin, anlıyorum,   “konuşma orucu” tutmak istiyorsun ama bu sana göre değil. Biliyorsundur mutlaka. “Sükût Orucu, belirli vakit aralıklarında kişinin konuşmayarak, kasıtlı olarak sükût etmesi şeklinde gerçekleşen bir ibadettir. Sükût orucu, Yahudilikte önemli bir oruç türü olsa da İslâm’da ve Hıristiyanlıkta kurumsallaşmamıştır.” … “Câhiliye devrinde görülen bir oruç çeşidi de “sükût orucu” dur.” … “Peygamber’de bu tür bir uzlet hayatını risalet öncesi tecrübe ediyordu.” Diyanet İlmi Dergi  

-       

-        Anlıyorum. Günümüz öğretim görevlilerinin, ilâhiyatçılarının, öğretmenlerinin, aydın geçinenlerinin sus pus olmasını sükût orucu sanarak sen de onlara uyuyorsun.

-       

-        Hayır. Sözünü ettiklerimiz korkularından sin külâhim görünmesin diyenlerdendir. Tabii onlar arasında da her şeye rağmen konuşanlar da vardır. Sen de onlar gibi ol.

-       

-        "Kur’an konuşmanın mahiyet ve üslubu üzerinde özellikle durmuş, yalan, gıybet, iftira gibi sözle işlenen fiilleri büyük günahlar olarak nitelemiş, şiddetli dünyevî ve uhrevî cezalar vaz’ etmiştir. Ayrıca Kur’an konuşmanın iyilik ihtiva eden, kötü ve çirkin ifadelerden uzak duran (ma’rûf), etkili ve hoş (belîğ), büyüklere karşı hürmet ve tâ’zîm içeren (kerîm), kolaylık (meysûr) tavsiye eden ve yumuşak (leyyin) olmasını istemiştir. Ancak tüm bu özelliklere sahip konuşmanın dosdoğru olmasını (sedîd) şart koşmuştur." Diyanet İlmi Dergi  

-       

-        “Allah’tan korksunlar ve doğru söz söylesinler.”

Yine Ahzâb Sûresi 70. âyette de “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğruyu söyleyin” denilmiştir.

-       

-        “Sükût, güzel konuşmak kadar insanın ihtiyaç duyduğu ahlâkî bir erdemdir.” kuşkusuz ama şimdi susma zamanı değil.

-       

-        Sabahattin sana “Sabah u din” diyenleri hatırla. Henüz nefes alırken ölme. Susarsan bil ki şimdiye kadar yazdığın kitaplar seninle beraber toprağa girer. Bütün emekler heba olur, boşa gider...

        -       

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 




Etkili ve güzel konuşmanın 10 temel kuralı
Etkili ve güzel konuşmak toplum içinde size karşı saygı uyandıracak, özgüven kazanmanıza yardımcı olacaktır. Sözlü iletişimdeki becerileriniz iş ve kişisel yaşamınızda ayrıca diğer insanlarla iyi geçinmeni sağlayacak, iş ve sosyal yaşamınızda başarılı ve mutlu olmanıza katkı verecektir. Kelimeleriniz net ve anlaşılır olmasına, akıcı konuşmaya, beden dilinizi iyi kullanmaya ve topluluk karşısında konuşma çalışması yapmaya özen gösterin. Bol bol kitap okumayı da ihmal etmeyin. İyi seyirler

Ivry'de Gün Batımı

 


Görseldeki tablo, Fransız empresyonist ressam Armand Guillaumin'e aittir.

Tablonun adı "Soleil couchant à Ivry" (Ivry'de Gün Batımı) olup yaklaşık olarak 1873 yılında yapılmıştır. Guillaumin, bu eserinde sanayileşmekte olan Paris banliyölerini, kendine has canlı ve pastel tonlarıyla, hafif sisli ve dumanlı bir atmosferde betimlemiştir.

Tablonun Öne Çıkan Özellikleri

  • Tarz: Empresyonizm (İzlenimcilik).

  • Konu: Ivry-sur-Seine bölgesindeki Seine Nehri kıyısı ve arka plandaki fabrikaların bacalarından çıkan dumanlar.

  • Teknik: Kısa ve hızlı fırça darbeleriyle ışığın ve anın etkisini yakalamaya çalışır.

Armand Guillaumin, Monet ve Pissarro gibi isimler kadar popüler olmasa da, empresyonist sergilerin neredeyse tamamına katılmış ve özellikle güçlü renk kullanımıyla daha sonraki Fovizm akımına öncülük etmiş önemli bir figürdür. (Gemini)

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay

 


Bir kadın ezberi bozdu

Hiç geri adım atmadı; halkı aydınlatmaya devam etti. Her geçen yıl toplumdaki sevgisi ve saygınlığı arttı...


Soner Yalçın

sonery@odatv.com

 

03 Ağustos 2018 03:50Son Güncelleme: 13 Ocak 2025 16:53

Rahmetli annem elinde bir torba ilaçla dolaşırdı.

Doktor tavsiyesi sebebiyle:

 Yumurta yemezdi…

 Kırmızı eti ağzına sürmezdi…

 Tereyağı eve sokmazdı…

Tehlikeli sinsi düşmanı vardı: Kolesterol!

Tetkikler sonucu “kolesterol düştü mü” evde bayram edilirdi; yüksek çıkınca hüzün yaşanırdı!

Sonra düşman kolesterolün ikiye ayrıldığı ortaya çıktı:

İyi kolesterol ve kötü kolesterol!

İyisinin yüksek, kötüsünün düşük çıkması gerekiyordu; yoksa durum vahimdi!

Annem 17 yıl önce vefat etti…

Doktorlarının anneme tavsiyelerinin yanlış olduğu tartışılıyor bugün!

Maalesef annem, çok sevdiği yumurtayı, tereyağını, kırmızı eti yıllarca ağzına koymayarak bu dünyadan göçüp gitti.

Şimdi bugün kolesterolün vücut için önemli bir yapı taşı olduğu ve hastalık sebebi olup olmadığı tartışılıyor. Aksine kolesterol düşürücü hapların mevcut hastalıkları tetiklediği-hafıza kaybı gibi yan etkilere yol açtığı belirtiliyor…

Annem…

 Fruktoz-glikoz/mısır şurubu nedir duymadı.

 Gluten nedir duymadı.

 Kandida nedir duymadı.

 Probiyotik nedir duymadı.

 Glutatyon nedir duymadı.

“Bağırsak ikinci beyindir” dense kahkaha atardı herhalde!

Kocaman göbeğin kocaman baş ağrısına sebep olduğunu hiç işitmedi. Ona söylenen hep şu oldu: “Yağlar kötü, karbonhidratlar iyidir!” Bu nedenle sürekli, “ağzıma ekmek dışında bir lokma koymuyorum” derdi. Bir dilim ekmeğin kan şekerini sofra şekerinden daha hızlı yükselttiğini hiç bilmedi…

Hele…

Vücut bağışıklık sistemini endüstriyel gıdaların yıkıma uğrattığını ona hiçbir doktoru söylemedi. Ama yıllar sonra…

Bir doktor, Türkiye beslenme biçimi konusunda farkındalık yarattı…

KİM BU DOKTOR?

Elazığ 1943 doğumlu.

Annesi fizik öğretmeniydi. Babası avukat.

Efendigil Ailesi'nin çocuğuydu.

İlkokulu memleketinde okudu. Orta-liseyi İstanbul'da Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'nde yatılı okudu. 1961'de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazandı. Sadece başarılı öğrenci değildi; yaz tatillerinde Eskişehir Bardakçı Köyü, Gaziantep Nizip İlçesi'nde gönüllü doktorluk yaptı.

Okulu 1967'de bitirdi; dahiliye uzmanlığını 1972'de tamamladı. İngiliz Hükümeti'nin bursuyla Liverpool Regiana Cardiac Center'de kardiyoloji konusunda çalışma yaptı.

1974-76 yıllarında İstanbul Üniversitesi'nde asistan olarak çalıştı. Ardından…

Güney Afrika'ya giderek Cape Town Üniversitesi'nde ilk kalp ameliyatı gerçekleştiren Dr. Christiaan Barnard ekibinde yer aldı. Doçentlik tezini kalp ameliyatı olmuş hastalar üzerinde gerçekleştirdi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde 1979'da doçent oldu.

Mesleki yaşamında her fırsatta Anadolu insanının yardıma koştu. 1979-1980'de Toros Aladağlar ve Munzur Dağları köylerinde kalp taraması yaptı; hastaları İstanbul'a getirip tedavilerini sağladı.

1987 yılında kadar Haseki Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nde çalıştı. Sonra ABD'ye giderek New York State Üniversitesi'nde çalışmalar yaptı; makaleleri tıp bilim dergilerinde yayınlandı. Türkiye'de kalp ameliyatlarında bugün yaygın olarak kullanılan “Judgkin tekniğini” ilk kez uyguladı. 1998'de profesör oldu.

İstanbul'dan Gaziantep'e; tıp merkezleri, koroner yoğun bakım üniteleri, üniversiteler kurdu. Üniversitelerde öğretim üyeliği, rektörlük yaptı. Seçkin ödüller aldı…

Evet, Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay'dan bahsediyorum…

Peki annemle ne ilgisi var?

50'NCİ YIL “ÖDÜLÜ”

Yıl, 2010…

Prof. Dr. Canan Karatay'ın demeci çok ilgimi çekti:

 “Kolesterol diye hastalık yoktur.”

 “Kolesterol haplarının yan etkileri tehlikelidir.”

Annemin son yirmi yılı kolesterol ile mücadeleyle geçmişti; ve şimdi bir doktor neler diyordu böyle?

Yazdığı “Karatay Diyeti” kitabını hemen aldım. Bir doktor herkesin anlayabileceği basitlikte hastalıkların sebeplerini anlatıyordu. Örneğin…

Annem çok meyve yerdi; meyve şekeri fruktozun yıkıcı etkisini öğrendiğinde ne şaşırırdı kim bilir! Unlu böreklerin-çöreklerin, hele makarnaların-pastaların nelere yol açtığına şaşırırdı.

Canan Karatay ezber bozuyordu:

 Yumurta yiyin, diyordu.

 Tereyağ yiyin, diyordu.

 Kırmızı et yiyin, diyordu.

 Kelle, paça, sakatat yiyin, diyordu.

Her okuduğum satırda annem aklıma geliyordu; en sevdiklerini yıllarca ağzına koyamamıştı!

Prof. Canan Karatay ülkeye büyük hizmet verdi; bilinçli beslenmenin ne olduğunu milyonlarca insana bıkıp usanmadan anlattı. Ve…

Kuşkusuz endüstriyel ürünler satan küresel gıda şirketlerin tepkisini çekti.

Kuşkusuz küresel ilaç firmalarının tepkisini çekti.

– “Bilim karşıtı” dendi.

– “Şöhret peşinde” dendi.

– “Söyledikleri spekülasyon” dendi.

Canan Karatay hiç geri adım atmadı; halkı aydınlatmaya devam etti. Her geçen yıl toplumdaki sevgisi ve saygınlığı arttı.

Bu yıl…

Prof. Dr. Canan Karatay'ın, Türk Tabipler Birliği üyeliğinin 50'nci yılı. Ödüller verileceğine, adına kitap çıkarılıp, paneller yapılacağına susması-konuşmaması ve hekimlik yapmaması için kimileri elinden geleni yapıyor!

Odatv.com, https://www.odatv.com/yazarlar/soner-yalcin/bir-kadin-ezberi-bozdu-143925

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN