12 Mayıs 2026 Salı

"Buldum" (Eureka)



        Hz. Ali’ye (r.a) atfedilen"Kendini bilen Rabbini bilir" (Arapçası: Man arefe nefsehû fekad arefe Rabbehû) sözünü küçük yaşlarda duydum. O gün bugün Rabbimizi bilmek için çabalıyorum. Başta Kendimizi Görme Denemesi olmak üzere birçok deneme kitabımda bu uğraşılarımı yazdım.

Bir de şiir yazdıydım 6 0cak 1988’de:

 

Ben Yunus oldum, Mevlâna oldum.

Aristo oldum, Gazali oldum.

Nasıl anlatayım bilmiyorum

Bazen “sen” oldum, bazen “ben” oldum. 

                Sabahattin Gencal

        Gerçekten epey bir yol katetmişken Allah’tan (cc) unuttum öğrendiklerimi. Doktorların hafıza testlerinden tam puan aldım. Doktorlar bir teşhis koyamadılar unutkanlığıma. Onlar da şaşırdı. Ben zaten şaşkınım öteden beri. Unuttum dediğim bir hadise öyle bir zaman geliyor ki sanki bir video oynuyor gibi karşımda. Bu duruma üzülüyordum doğrusu. Şimdilerde Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, “Hiçbir şey unutulmaz.” diyor da… Doğru diyor. Ne var ki hafızanın derinliklerinden anında çıkartamamak var… Onda da bir hayır var.

        Unutup bildiğini ârif isen nadan ol

Bezm-i vahdette ne ilim ne de âlim isterler.1               

(İsmail Hakkı Erzurumi)

(Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri adlı bir inceleme ve derlemem de var. Allah rahmet etsin ondan da çok yararlandım.

*

Bugün 12. 05. 2026 Salı. Odamda yapayalnızken ve GÜNLÜK’ün sayfalarını düzenlerken Ahmet Gencal’ın YAVAŞ YE, HIZLI YÜRÜ: RUHUN ANAYASASI başlıklı (ŞiirdenŞarkıya- Tıkla) yazısı epeyce düşündürdü beni.

 “Arşimet'in hamamda suyun kaldırma kuvvetini keşfedip "Eureka!" (Buldum!) diye bağırması, taçtaki sahteciliği ortaya çıkardığı anı simgeleyen en ünlü bilimsel hikâyeyi” de hatırladım. "Buldum" (Eureka)

Önce şiirden bir dörtlük.

Eşyaya bağlanma, hafifle biraz,

Ruhunda başlasın o sonsuz niyaz.

Mevlânâ’nın diliyle, Yunus’un sesiyle,

Can bulur bu hayat, sevda nefesiyle.

Ahmet Gencal, Nisan 2026

https://gencalsabahatti.blogspot.com/2026/05/incinme-incitme.html

Artık ben de buldum. Mevlâna’nın Şems-i Tebrizi’yi2 bulması gibi ben de oğlum Ahmet Gencal’ı buldum. Demek ki körmüşüm. Şimdiye dek yanımda olanı görmemişim. Allah (CC) ömür verirse ve izin ederse Ahmet’le Okyanuslara açılımı deneyeceğiz.

Sabahattin Gencal, 12. 05. 2026

_______________________

1.   1. İsmail Hakkı Erzurumi’ye ait olan bu dizeler, tasavvuf düşüncesinin en derin ve vurucu noktalarından birini, yani "terk" ve "hiçlik" makamını anlatır. Şair, zihinsel bir bilgi birikiminden ziyade, kalbi bir tecrübeye vurgu yapmaktadır.

Dizeleri kelime anlamları ve tasavvufi derinliğiyle şu şekilde analiz edebiliriz:

1. Dize: "Unutup bildiğini ârif isen nadan ol"

  • Ârif: Gerçeği bilen, sezgi ve irfan sahibi kişi.
  • Nadan: Cahil, bilmeyen, ham kişi.

Açıklama: Şair burada bir paradoks kullanıyor. Eğer gerçekten bir "ârif" (hakikat yolcusu) isen, şimdiye kadar öğrendiğin tüm teorik bilgileri, zihinsel yükleri ve benliğini besleyen malumatı unut diyor. Tasavvufta buna "ilimden irfana geçiş" denir. Buradaki "nadan (cahil) ol" ifadesi, gerçek bir cehalet değil; bildikleriyle övünmeyi bırakmak, kibrinden arınmak ve Allah’ın huzurunda bir "hiç" olduğunu kabul etmek demektir.

2. Dize: "Bezm-i vahdette ne ilim ne de âlim isterler"

  • Bezm-i Vahdet: Birlik meclisi, Allah’ın tekliğinin ve varlığının tam olarak hissedildiği manevi makam.
  • İlim ve Âlim: Kitabi bilgi ve o bilgiye sahip olan kişi.

Açıklama: Vahdet (birlik) makamına ulaşıldığında, artık aracı olan bilgilere ihtiyaç kalmaz. Çünkü ilim, bir şeyi "hakkında" bilmektir; vahdet ise o şeyin bizzat kendisi "olmak" veya onda yok olmaktır (fena). Güneş doğduğunda mum ışığına gerek kalmaması gibi, Allah’ın tecellisi karşısında insanın sahip olduğu sınırlı akıl ve bilgi hükmünü yitirir. O mecliste istenen şey "diploma" veya "kitabi bilgi" değil, saf bir gönül ve teslimiyettir.


Genel Özet

Bu beyit, Mevlana’nın "Bilgi çamurdur, aşk ise su" felsefesiyle paraleldir. Şair demek istiyor ki:

  • Zihinsel bilgi (kal ilmi), insanı bir yere kadar taşır ancak asıl hakikate (hal ilmi) ulaşmak için bu bilgilerin yarattığı "benlik" perdesini yırtmak gerekir.
  • İlminle gururlanmayı bırakıp, hiçbir şey bilmediğini fark ettiğin an, gerçek bilgeliğin kapısı açılır.
  • Yaratıcı ile baş başa kalınan o "birlik" anında, kişinin unvanı, rütbesi veya ezberlediği kitaplar aradan çekilir; sadece aşk ve hayret kalır.

Kısaca: Gerçek irfan, bildiklerini unutacak kadar tevazu sahibi olmak ve Hakk’ın huzuruna sadece "hiçlik" ile çıkmaktır.

***


AI Bakışı

2.               Şems-i Tebrizi ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rumi'nin karşılaşması, 1244 yılında Konya'da gerçekleşen ve Mevlânâ'nın hayatını ilahi aşkla dönüştüren tarihi bir buluşmadır. Şems, aradığı kâmil dostu Mevlânâ'da bulmuş, onu medrese ilimlerinden alıp derin bir mistik tecrübeye taşımıştır. Anadolu Ajansı +1

Şems ve Mevlânâ'nın Buluşma Hikayesi

  • İlk Karşılaşma: Eflâkî'ye göre, Mevlânâ babasının vefatından sonra Seyyid Burhâneddin'in emriyle ilim tahsili için Dımaşk'a (Şam) gittiğinde, bir gün halkın arasında siyah elbiseli Şems'i görmüş ve "Ey dünya sarrafı beni anla!" diyerek onu manevi bir arayışla selamlamıştır.
  • Konya'ya Geliş: Şems-i Tebrizi, 1244 yılında (H. 642) Konya'ya gelmiş ve Mevlânâ ile karşılaşmıştır. Bu görüşme, Mevlânâ'nın manevi hayatında "Şems"in doğuşu olarak kabul edilir.
  • Derin Bağ ve Halvet: İkili, Selahaddin-i Zerkûb'un evinde üç ay boyunca kimseyle görüşmeyerek (halvet) ilahi hakikatleri ve aşkı paylaşmış, bu süreçte sema yapmışlardır.
  • Dönüşüm: Şems, Mevlânâ'yı ilahi aşk potasında eriterek onu kamil bir Hak aşığı haline getirmiştir. Mevlânâ'nın 44 bin 834 beyitlik eseri "Divan-ı Şems-i Tebrizi" bu derin dostluğun ve dönüşümün bir ürünüdür.
  • Ayrılık ve İkinci Buluşma: Şems, Konya'daki huzursuzluklar nedeniyle iki kez şehri terk etmiştir. Mevlânâ, yıllar süren arayıştan sonra Şems'in Tebriz'de olduğunu duyunca oğlunu onu getirmesi için göndermiştir. TDV İslâm Ansiklopedisi +4

             Bu buluşma, sadece iki dostun karşılaşması değil, aynı zamanda Mevlânâ'nın içindeki potansiyelin açığa çıkması ve ilahi aşkın sembolleşmesi olarak görülür. ŞEMS-i TEBRÎZÎ - TDV İslâm Ansiklopedisi

*

21 Eyl 2018 — Şems-i Tebrizi ile Mevlana bu ikinci karşılaşmadan sonra Selahaddin-i Zerkûb'un evinde üç ay boyunca visal orucu tutarak iki defa ... Sorularla İslamiyet

  • Mevlana'nın kadim dostu: Şems-i Tebrizi - Anadolu Ajansı

15 Ara 2018 — Şems, Mevlana ile üç yıl süren beraberliği sonunda onu ilahi aşkın potasında eriterek, kamil bir Hak aşığı olmasında derin etkisi... Anadolu Ajansı

Okumasını Bilmek

  


         

       (…)

Okumak gibisi yok benim için. Okumasaydım, bu dört duvar arasında nasıl yaşayabilirdim? Okumasaydım bu bozuk düzende nasıl nefes alabilirdim.  Biraz abarttım mı? Abartmadım; ama okumam dar anlamda bir okuma olduğu için yazdığım su götürür, söz getirir.

Otobüs durağında da okuyorum, poliklinik önünde de.  Ne okuyorum dersiniz? Kitaptan başka bir şey okuyamıyorum. Bir ara düşünmüştüm: Hastane kapılarında bekleyenler kitap kahramanlarından çok daha ilginçken niye kitapta ısrar ediyorum. Konuşmaya gelince ‘Doğayı okumalı, hayvanı ve bitkileri okumalı.’demekten geri kalmıyoruz. “Okumasını bilirseniz her insanın bir kitap olduğunu göreceksiniz.” vecizesini de sık sık tekrarlıyoruz. Çoook eskiden, gençliğimde gözlem yapardım; ancak şimdi yapamıyorum. Oysa yetmişinde gözlem yapmak daha orijinal olabilirdi.       Böylesine girişlerin konuyu dağıtmaktan başka bir yararı yok. Benim dağıttığımı kim toplayabilir ki…   Konuya gelelim. Daha doğrusu konulara gelelim. Çünkü birkaç hususu yazacağım:                            

Dün, yani 21 Şubat 2013 Perşembe günü Yuvacık’ta bulunan Kocaeli Diş Hekimliği Fakültesine gittim. Sıramı beklerken Kevser Yeşiltaş’ın “Arif için Din Yoktur.” Adlı eserini okumaya başladım.            

Muhyiddin ibn-i Arabi’nin bu sözünü açıklamaya çalışan Kevser Yeşiltaş’a sözüm yok. Kendisini tebrik ederim. Bu eseri tanıtmak ya da eleştirmek için bu yazıyı yazmıyorum. Kitapta geçen Muhyiddin İbni Arabi’nin sözlerini konu edineceğim.                                  

Önce şunu söyleyeyim diş tedavisi böylesi sözleri anlamaktan daha kolay. Gençliğimde Şeyh i Ekber’in birkaç kitabını okumuştum; ama anlayamamıştım yine. Yanlış anlaşılmaması için ekleyelim: Bu tip yazıları anlayabilecek kapasitede değiliz. Bu sabah, yatağımdan çıkmadan eseri yeniden okumaya başladım.  Eşim kendimi zorlamamı söylediyse de ben “Hastane kapısında okunan kitaptan ne anlaşılır?” diyerek tekrar okumaya başladım:      

Kevser Yeşiltaş, girişte bölümünde rüya kanalıyla bilgi aldığından söz etti. İbnArabi’nin, seyr yolculuğunda kendisine eşlik ettiğinden de söz etti.  Yazar da kusura bakmasın, siz okuyucular da kusura bakmayın. İster istemez gülümsedim.  Bazı paragraflara da takıldım. Genç nesil plaklardaki takılmayı bilmez; onun için tekrar tekrar, düşünerek okudum; ama altından kalkamadım:

     “Her insan Hakk’ın aynasıdır, birbirinin değil.”. Her insan Hakk isimlerinin bir belirmesidir. Yani sen bana bakınca Hakk’ın bir isminin, sendeki belirlemesini görüyorsun, ben sana bakınca Hakk’ın bir isminin belirlemesini görüyorum.” Başka eserlerde de okumuştuk; Allah Âdem’i topraktan yarattı sonra da ona üfledi.

      Buradaki üflemede yalnız bir özellik değil tüm özelliklerin insan fıtratına kaydolduğunu anlamıştım ki yine aynı görüşteyim. Fıtratta tüm özellikler programlanmış; ama her insan bazı özelliklerini meydana çıkartabiliyor. Şeyh i Ekber’den farklı düşünmek haddime mi dedim.  Hadi düşündüm diyelim, niye bunu yazıyorum ki.                 

     Böyle düşüncelere dalmışken, birden ne geldi aklıma biliyor musunuz? Terzilerin kullandığı mıknatıs.  Mıknatısı masanın üzerine gezdiriyor ve toplu iğneler mıknatısa takılıyor. İğneler başka cisimlerin altındaysa büyük mıknatısa kavuşamıyorlar.               

      Kevser Yeşiltaş’ın yazdığı gibi hakikat bilgisi çok güçlüdür ve sahip olduğu gayb âleminde, gizlide kalmak suretiyle ancak sembollerle insan zihinlerine yoruma açık olarak gönderilir. Semboller, benzetmelerle anlatmak da öyle kolay iş değil. Allah hiçbir şeye benzemez. Onun için mıknatıs benzetmesini de pas geçelim.               

     İnsan topraktan yaratıldı, toprakta, kâinatta bulunan tüm maddeler insanda var. İnsanın özünde, ruhunda Allah var. İnsan özündeki cevheri şirkle, riya ile, gurur ve kibirle…vb. kötü özelliklerle kapatmazsa bu öz Allah’a doğru seyreder. Allah’a doğru seyretmek için dünyayı çirkinleştiren kötülüklerden uzak durmak gerekir.  ‘Ölmeden önce ölmek ‘ nefsi kontrol altına almak demek olsa gerek. İçimizdeki cevheri olumsuzlukla karartırsak hiçbir kurtarmaz bizi. Doğru, dürüst,  samimi… vb. güzel özellikler insanı insan yapar. Allah, Allah bunlar da nerden aklıma geldi.

      Gençliğimde “Kendimizi Görme Denemesi” adlı bastıramadığım bir kitap yazmıştım. Şeyh i Ekber’in birkaç eseri de dahil olmak üzere onlarca kitap okumuştum. Onlardan kalan bir esindi olabilir mi? Ne olursa olsun bu mıknatıs benzetmem bana özel, orijinal bir benzetme olacaktır. Unutmamak için böylesi bir sohbet havası içinde yazıverdim. İleride gereği gibi işlemeğe başlarız inşallah.                           

      Yeşiltaş, “İnsanlar akıllarıyla hakikat bilgisini karıştırdılar, anlamak istediler; ama zanlarıyla yorumladılar ve o bilgiler içinde kayboldular.” diye yazıyor. Doğrusu bugün kayboldum. Okumaya devam edeceğim inşallah başka ilhamlar da gelir.                

    İbn-i Arabi, Mevakıf eserinde, arif olan ile olmayanları şu şekilde ayırmıştır: “Âlim olan kimse ben’im (Hakk) varlığımın delillerini araştırmakta, fakat bulduğu her delil Bana değil kendisine işaret etmekte; arif ise delilleri benimle aramaktadır.”              

   Biz ne âlimiz ne arif. Onun için Şeyh i Ekberle beraber aramaya çıkamayız. Anlaşılan yalnız başınayız. Ancak kendi çabamızla özümüzü kapatan olumsuzları üstümüzden atabiliriz.              

Allah hepimizin yardımcısı olsun.

Sabahattin GENCAL,

Başiskele-Kocaeli, 22. 02. 2013

 _____________________________

 SabahattinGencal, Dünya Labirentinde BEN / BİZ, Cinius Yayınları, İstanbul, 2018

Rastgele

 


Burak Bulut & Kurtuluş Kuş & Mustafa Ceceli feat. İrem Derici - Rastgele

Söz : Burak Bulut Müzik : Burak Bulut, Kurtuluş Kuş Aranje : Mustafa Ceceli Mix & Mastering : Koray Püskül Yönetmen : Ecem Gündoğdu Görüntü Yönetmeni : Veli Kuzlu Edit : Başak Yangır Color : ThePostBrothers Klip Yapım : Sun Film Production Kamera Ekibi : Çağatay Göktepe, Deniz Küçükler, Enes Önder Işık Ekibi : Ümit Yeşilbaş, Mustafa Özdağ Set Ekibi : Alternatif Set Perküsyon - Gitar : Mustafa Ceceli Cümbüş - Ud : Ali Yılmaz Kaval - Zurna : Vedat Aygıran Makyaj : Şeyma Toprak Styling : Geco Styling Prodüktör : Tolga Aykut, Samsun Demir netd müzik'te bu ay http://bit.ly/nd-eniyi Yeni Hit Şarkılar http://bit.ly/nd-yenihit Türkçe Pop http://bit.ly/nd-pop2022 "Rastgele" şarkı sözleri ile Mazi gelir aklım bulanır Soğuktan üşür parmaklarım Öldüğümü düşünür dostlarım Beni benden alır gözyaşlarım Son gülüşün gözümün önünde Sana gitme dedim, gittin rastgele. Rastgele yaşadık hayatı durduk Gülümsedik yeni hayaller kurduk Nefreti görünce açıldı ufkum Anladım saatimiz durmuş Facebook http://bit.ly/nd-f

İncinme, İncitme

 



İncinme, İncitme: Kendini Bulma Yolculuğu

Bu şiir; kadim bilgeliklerden süzülen, bedeni yormayan, ruhu dinlendiren bir hayat nidasıdır. Modern dünyanın telaşından bir an olsun sıyrılmak ve özümüze dönmek için yazıldı. İyi dinlemeler... YAVAŞ YE, HIZLI YÜRÜ: RUHUN ANAYASASI Azı karar bildik, çoğu ise yük, Gönlü zengin tuttuk, masayı büyük. Lokmalar azaldı, adımlar çoğaldı, Eskidi beden ama ruh taze kaldı. Zeytinin dalından, toprağın özünden, Ayırma gözünü atanın izinden. "Durma, düşme, üşütme" dedi bilginler, Huzuru bulanlar, sessizi dinler. Güneşten bir parça, uykudan huzur, Şükürle kapanan gözde nur olur. "Ayakta kal" dedik, hayatta kalmak için, Kederi boş ver, neşeyle dolmak için. İncinme kimseden, kimseyi de incitme, Gönül sarayını hırsla kirletme. Eleştiriye kıt ol, övgüde ise cömert, Sevgiyle çözülür içindeki her dert. Kırkından sonra aslan değil kuzu ol, Doğanın koynunda en doğru hızı bul. "Bu da geçer" yahu, ne gam ne de keder, Sabırla bekleyen menzile gider. Eşyaya bağlanma, hafifle biraz, Ruhunda başlasın o sonsuz niyaz. Mevlânâ’nın diliyle, Yunus’un sesiyle, Can bulur bu hayat, sevda nefesiyle. Ahmet Gencal, Nisan 2026

Dar ve Süslü Sokak

 


Paylaştığınız alley-7069686_1280.jpg isimli görsel, Pixabay platformunda "vstivic" kullanıcı adıyla içerik üreten Vedran Stivic adlı fotoğrafçıya aittir.

Bu kare, Antalya'nın tarihi Kaleiçi bölgesindeki dar ve süslü sokaklardan birini yansıtmaktadır.


Taksi



İsmet İnönü muhalefet yıllarında, CHP Genel Merkezi ile Pembe Köşk arasında gidip gelirken taksiye binerdi. Paşa’yı götürecek taksi, semtin durağından çağrılırdı. Her yolculuk sonunda cüzdanından beş lira çıkarıp taksi şoförüne uzatırdı.

Bir zaman bu böyle sürdü.

Bir gün durakta taksi kalmamıştı. Paşa da eve dönmek için bekleyecek değildi. Caddeden geçen rastgele bir taksi çevirdiler. İsmet İnönü arka koltuğa kuruldu. Pembe Köşke geldiğinde, bermutat beş lira çıkarıp uzattı şoföre.

Taksi şoförü beş lirayı alıp ötesini bekledi. Başka para gelmediğini görünce hemen itiraz etti:

“Beybaba!” dedi. “On lira daha vereceksin!”

İnönü kendinden emin:

“Taksi ücreti beş lira, evladım!”

“Olur mu, Beybaba? On beş lira… İstersen tarifeyi göstereyim sana.”

Resmi fiyat listesinin basılı olduğu kâğıdı çıkarıp Paşa’ya uzattı. Paşa listeye bakınca taksi ücretinin gerçekten on beş lira olduğunu gördü ve çaresiz bir on lira daha çıkarıp verdi.

Şoför, yaşlı müşterisinin İsmet İnönü olduğunu bilmeden, parasını alıp gitti.

Ancak İsmet Paşa açısından konu kapanmamıştı.

Ertesi gün durağının sorumlusunu çağırıp taksi ücreti konusunda bilgi aldı.

Anlaşıldı ki, durağın şoförleri, Paşa ne verirse itirazsız alıyorlar; hatta kimileri, bu tarihi şahsiyetin cüzdanından çıkma beş liraları çerçeveletip duvara asıyordu.

İsmet Paşa o günden sonra on beş lira ödemeye başladı.

Cumhuriyet’in ikinci mimarı ve ikinci cumhurbaşkanının zamane politikacıları gibi bir makam otosu serisi hiç olmamıştı.

 Ali Rıza Çakır, https://www.facebook.com/

Rabbani'nin Mektupları- 079

 İmam Rabbani Ahmed-i Faruki es-Sirhindi hazretlerinin Cebbari Han'a yazdığı 79. Mektup, İslam şeriatının kapsayıcılığı ve Hz. Muhammed'in (s.a.v) makamı üzerine odaklanmaktadır. Metnin sistematik özeti aşağıdadır:

1. Mektubun Temel Konusu ve Amacı

Mektup, İslam Şeriatı'nın (Şeriat-ı Garra) kendinden önceki tüm ilahi kanunları ve ibadetleri bünyesinde barındırdığını, bu yola uymanın tüm peygamberlerin yoluna uymak anlamına geldiğini beyan etmek amacıyla kaleme alınmıştır.

2. Sistematik Analiz ve Maddeler

a) Hz. Muhammed'in (s.a.v) ve Kur'an'ın Konumu:

  • Kamil Mazhariyet: Hz. Peygamber, Allah’ın isim ve sıfatlarındaki tüm kemalâtı (olgunlukları) kendisinde toplamıştır. O, bütün peygamberlerin özelliklerinin itidal üzere toplandığı bir aynadır.

  • Kitapların Özü: Kur'an-ı Kerim, daha önce gönderilen tüm semavi kitapların bir özeti ve hülasası niteliğindedir.

b) İslam Şeriatı'nın Kapsayıcılığı (Cami Olması):

  • İbadetlerin Seçkisi: İslam Şeriatı'ndaki ameller, geçmiş ümmetlerin ve meleklerin ibadetleri arasından seçilmiş "en seçkin" (zübde) amellerdir.

    • Örneğin; bazı meleklerin sadece rükû, bazılarının sadece secde veya kıyamla görevli olması gibi; İslam namazı tüm bu rükünleri bir araya getirmiştir.

  • Geçmiş Şeriatları Tasdik: Bu şeriatı tasdik etmek, aslında Hz. Adem'den beri gelen tüm şeriatları ve peygamberleri tasdik etmek demektir. Onu inkâr eden ise tüm peygamberlik zincirini inkâr etmiş sayılır.

c) İnkârın ve İmanın Neticeleri:

  • En Hayırlı ve En Şerli Olma: Bu şeriatı kabul edenler ümmetlerin en hayırlısı, reddedenler ise (tüm kemalâtı reddettikleri için) ümmetlerin en şerlisidir. Metinde, inkârın şiddetine dair Tevbe Suresi 97. ayete atıf yapılarak uyarıda bulunulur.

d) Muhataba Yönelik Takdir ve Dua:

  • İmam Rabbani, Cebbari Han'ın şeriata olan bağlılığını, güzel itikadını ve hataları karşısında duyduğu nedameti (pişmanlığı) överek kendisine dua eder.

e) Sosyal Bir Talep ve Tavsiye:

  • Mektubun sonunda, Kadı Şüreyh soyundan gelen Şeyh Meyan Mustafa adlı bir zatın geçim sıkıntısı çektiği ve askeriyeye sevk edildiği belirtilir. Cebbari Han'dan, bu zatın durumunun düzeltilmesi ve devlet büyüklerine yönlendirilerek mağduriyetinin giderilmesi için aracı olması rica edilir.

3. Sonuç (Hülasa)

Mektup, teorik bir "tevhidi ve nübüvvet" anlatımıyla başlayıp, bu inancın pratik hayattaki yansıması olan şeriatın önemine vurgu yapar. Son kısımda ise bu dini hassasiyetin bir gereği olarak, ihtiyaç sahibi bir "seyyid" veya alim soyuna yardım edilmesini isteyerek teorik bilgiyi ahlaki bir uygulama ile bağlar.