23 Mayıs 2026 Cumartesi

Değerlendirmek

  


Değerlendirmek. İşte, Bütün Mesele Bu

Kendini doğrudan ya da alçakgönüllülük maskesi altında dolaylı olarak övme ile kibir arasında kıl kadar mesafe olduğunu bilmiyor değilim. Bu mesafeyi aşanların dünyada ve ahirette cehennemlik olduklarını da… Bu arada kendini yermenin de bir rahatsızlıktan kaynaklandığı da söylenebilir. Kısaca kendinden bahsetmek oldukça zordur ve de risklidir. Onun için bugün 23 Mayıs 2026 Cumartesi günü riskli bir alana ayak atıyorum.

Bu alanda beni yakından tanıyanlarda sorun yok ama tanımayanlar mayın olabilir. Onun için yavaş yavaş, düşüne düşüne yazacağım. Daha doğrusu önce kendimden söz edeceğim sonra kendimden hareketle başkalarından. Birçok yazımda da böyle yapmışımdır. Montaigne’inin “Bir insanda bulunan haller diğer insanlarda da bulunabilir.” sözünü siper ederek başlıyorum.

Ben Sabahattin Gencal. 1993’te emekli oldum. Öğretmenliği çok sevenler emekli olunca bir uçağın yere çakılması gibi çakılırlar. Ama ben özel bir okula geçtiğim için yavaş bir iniş yapmış oldum. Buna rağmen unutma başladı bende. 1999’da özel okuldan ayrılınca unutmalar daha da arttı. 2016’da eşimi kaybedince kelime hazinemin çoğunu da kaybettim. Buna rağmen, kelime haznesi bakımından günlük yaşamımda zorluk çekmiyordum. Hatta 2019’da kursiyer olarak katıldığım bir yazarlık atölyesindeki arkadaşlardan biri “Cami yıkılsa da mihrap yerindedir.” demişti benim için. 2020’de pandemi fena yakaladı beni, ama Allah’a şükür daha yaşayacağım vardı ki elinden kurtuldum. Ancak kelime haznemiz diye bir şey kalmadı.

Sağlık konusuna hiç girmeden kelime haznesinden söz etmemin sebebini açıklamama bilmem gerek var mı? Kelime hazinesi (söz varlığı) bir bakıma bir kişinin olgunlaşma ölçüsüdür.

Dikkat etmişizdir, kelime hazinesi kıt olanlar konuştuklarında kısa bir müddet sonra seslerini yükseltir, birbirlerine affedersiniz havlamaya başlarlar. Bunlar fikir alışverişi yapamazlar.

Günlük konuşmalardaki söz varlığından başka bilim ve ilim dallarında da kavramlar vardır. Bugünlerdeki gündem konusu hukuki kavramlardır.

Hocam yine kameti uzattın. Doğrudan doğruya kavramlardan söz etsene. Doğrudan giriş yapsana. Niye kapının önünde dolanıp durursun? diyenler elbette haklıdır ama … Bazı arkadaşlar, “Hocamız ki böyle yazıyor, mutlaka bir bildiği vardır.” diye düşünür mü? Çünkü toplumumuz alışmıştır. Bir yetkili konuşunca alkışlar. İki dakika sonra tam aksini söylerse de alkışlar. Mutlaka bir bildiği vardır, deyiverirler. Küçükken bir oyun oynardık. Bir yerden geçerken parola soranlara “ebemin dediği” der ve geçerdik.

Ebemin dediği oyunu oynanmıyorsa da buna benzer sahneler oluyor siyasi hayatımızda. Şimdi ne Sabahattin Hocamızın dediği ne de ebemin dediği geçerlidir. Hepsi mutlak butlandır.

     Şimdi aklımızı kullanma zamanı. Akıl Hakkın Elçisi midir? Adlı kitabımızdan bir paragraf:

    Ne ilginçtir, Kur’an taakkul tâbirini defalarca kullandığı halde akıl kelimesini hiç kullanmaz. Bu demektir ki, Kur’an, cevher olarak aklın varlığını yeterli görmüyor; o hepimizde var. Kur’an’ın istediği, aklın işlevsel olması veya işlevsel akıl. Kur’an, aklın çıplak mülkiyetini yeterli görmüyor, aklın intifa (kullanım) hakkını esas alıyor.

    Yani aklımızı kullanacağız.

    Dünkü yazımda “Aksaklıklar ve çelişkilerin giderilmesi için hukukçuların özel mesai yapması gerekmektedir.” demiştim. Bugün olan bitenleri izleyenler yasalarımızda, hukuki metinlerimizde ne kadar boşluklar olduğunu görmüşlerdir. Yine aynı kavramın başka biçimlerde yorumlandığını da. Ayrıca her fırsattan olduğu gibi bu boşluklardan da istifade etmeye çalışanları da…

    Atalarımız “İnsan düştüğü yerden kalkabilir.” demişlerdir. Veya "Yükselmek için dibe vurmak gerekir.” O dip ki basıp zıplamak içindir. Biz, eğitim, ekonomi, yönetim ve en çok da hukuk alanında dibe vurduk. Ya boğulacağız ya da zıplayıp yükseleceğiz. Tabii aklımızı kullanarak. Yanı aklın emrettiği gibi bir ve beraber olarak hukuk alanındaki eksiklerimizi olduğu kadar diğer alanlardaki eksiklikleri de gidereceğiz Allah’ın izniyle.

    Duaların kabul olsun hocam. Her şeyi anlıyor gibi oluyoruz ama unutkanlık konusuna neden bu kadar yer verdiğini anlayamadık, diyenler için yazıyorum:

“Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 4-5 Kasım 2023 tarihinde gerçekleştirilen 38. Olağan Kurultayı'na ilişkin açılan davada "mutlak butlan" kararının verilmesinin yanlış olduğunu, YSK’nın CHP’nin başvuruşunu reddetmesinin yanlış olduğunu bu halimle bile kestirebiliyorum. Onun için bu kararları verenleri bilgisizlikle itham edemeyiz. Zaten herhangi bir şey söylemeye hakkımız da yok. Yargıçlar ya da kurumlar hakkında olumsuz bir şey söylemek aklımızın ucundan bile geçmez. Ama yine de bu gibi durumlarda akla gelebilecekler vardır ki onu da Hukukçu yazar ve gazeteci Taha Akyol açıklıyor:

 “Devlet başkanı, bakan, vali, kumandan, partici, nüfuzlu kişi hâkime müdahale edemeyeceği gibi, hâkim de göze girmek için veya ideoloji gayretiyle kanunun öngörmediği bir cezayı veremez, kitabına uyduramaz.”4

    Böyle oldu şöyle oldu diyecek durumda değiliz. Benim aklıma Taha Akyol’un bu paragrafı geldi. Yukarıda kendimi niye anlattım? İşte bunun için. Benim aklıma dahi bu gelirse ya sizlerin…

    Öte yandan kanunları yazanları da kınıyor değilim. Kanun metni yazmak oldukça zordur. Mutlaka bir boşluk olur. Böylesine boşluklarda kamu yararı gözetilir. İleride ne olup biteceği öngörülür…  Bundan sonra hukukçuları dinleyiniz ve izleyiniz de görünüz/anlayınız: Karar hukukçuları çıkmaz sokağa itmiştir. Haa, sokak mı dedim? Yurttaşları sokağa davet ediyor değilim. Tam aksi, birileri kendi emellerini gerçekleştirebilmek için belki bunu istiyor olabilir ama ben önceki yazımda da belirttiğim üzere sakin, sabırlı, kararlı ve bilinçli olmayı öğütlüyorum. Kargaşa çıkarmak, kaos yaratmak isteyenlere fırsat vermememiz gerektiğini öğütlüyorum. Her şeyden önce de artık kendi aklımızı kullanmak gerektiğini öğütlüyorum.

Dibe vuran bir parti değil biziz. Bu dibe tramboline basar gibi öyle basalım ki yükselebilelim suyun üstüne çıkarak boğulmaktan kurtarabilelim. Konu edilen parti nasıl olsa kendini kurtaracaktır. Ben toplumumuzun topyekün kurtuluşundan, çağdaşlaşmasından söz ediyorum.

“Ya, hocam zaten hepimizin bildiği bu hususlar için mi bunca yazıyı okuttunuz bize…” diyenler olacaktır elbet. Onlar da birbirlerine “Bakınız 83 yaşında, beden ve ruh sağlığı bozuk Sabahattin hocamız bile artık aklımızı kullanmanın zamanının geçmekte olduğunu doğrudan ve dolaylı olarak, uzun ve kısa yazarak hatta saçmalamak pahasına söylüyor…” desinler. Bu olayları, olguları, durumları ve de söylenip yazılanları değerlendirsinler istedim.

Değerlendirmek. İşte, bütün mesele bu.

Sabahattin Gencal, İstanbul, 23. 05. 2026

______________________________________

 

1

AI Bakışı

Günlük iletişimde "ben" zamirini aşırı kullanmak; egosantrik (benmerkezci) algılanmanıza, empati yoksunu görünmenize ve çevrenizdekilerin sizden uzaklaşmasına yol açabilir. Ekşi Sözlük +1

"Ben" kelimesini sık kullanmanın yarattığı temel riskler şunlardır:

  • İletişim Kazaları: Cümlelere sürekli "ben" ile başlamak, karşınızdakini eleştirdiğiniz veya yok saydığınız izlenimini yaratır. Bunun yerine duygularınızı ve kendi gözlemlerinizi ifade etmek için etkili bir iletişim aracı olan Ben Dili kullanmak daha yapıcıdır.
  • Yüksek Ego Algısı: Sürekli kendinden bahseden kişilerin empati kurmakta zorlandığına dair yaygın bir toplumsal ve psikolojik kanı vardır. Bu durum bencil veya kibirli olarak etiketlenmenize neden olabilir.
  • Sosyal İzolasyon: Her konuyu kendi hayatına, başarılarına veya dertlerine bağlayan kişilerin etrafındaki insanlar kendilerini dinlenmemiş hisseder ve zamanla uzaklaşırlar.

·                    Kültürel ve Manevi Yükler: Birçok kültürde ve manevi öğretide "ben" demek; üstünlük taslamakla veya nefsin tuzağına düşmekle eşdeğer tutulur. Facebook·Duygusal +4

2.


AI Bakışı

Kelime hazinesi, kişinin dünyayı nasıl algıladığını, ne okuduğunu ve zihinsel sınırlarını doğrudan yansıtır. Dil, insanın düşünce evreninin aynasıdır; dar bir dağarcık düşünceleri sığlaştırırken, zengin bir kelime hazinesi olaylara derinlikli bakmayı ve empati kurmayı kolaylaştırır. 

Çamlıca Çocuk +1

Konu hakkındaki detaylar:

  • Düşünce Evreni: Kelimeler, fikirlerimizin yapı taşlarıdır. "Ekşi Sözlük" tartışmalarında da vurgulandığı gibi, kelime hazineniz ne kadar genişse, soyut kavramları ve ince nüansları o kadar rahat kavrayabilir ve ifade edebilirsiniz.
  • İletişim ve Karakter: "Çamlıca Çocuk" kaynaklarında belirtildiği gibi, zengin bir sözcük dağarcığı kişinin hayal gücünü besler, ufkunu genişletir ve yeni bakış açıları kazanmasını sağlar. İnsan, karşısındakinin kelime seçimleriyle hayata bakış açısının ve entelektüel duruşunun ne olduğunu anlar.

·                    Kelimelerin Gücü: "Bianet" içeriğinde bahsedildiği üzere, kullanılan kelimeler insanların ruh halini bile belirleyebilir. Empati kurabilen ve kendini doğru ifade edebilen insanlar, iletişimlerinde seçici davranırlar.  Bianet +2

Kısacası, ağzımızdan dökülen her kelime, karakterimizin ve yaşam tecrübelerimizin dışa vurumudur.

3.


AI Bakışı

"Yükselmek için dibe vurmak" (veya halk arasındaki yaygın kullanımıyla dibe basmak), hayatın zorlukları karşısında dibi görmenin aslında yeni bir başlangıç, güçlenme ve sıçrama tahtası olabileceğini ifade eden güçlü bir mecazdır. Bu süreç, psikolojide ve kişisel gelişimde genellikle birkaç temel dinamiğe dayanır: X·ismltncblk +1

  • Daha fazla düşecek yerin kalmaması (Korkusuzluk): Kaybedecek hiçbir şeyin kalmadığı an, genellikle en büyük riskleri alıp en cesur adımları atabileceğiniz andır. Bu durum, başarısızlık korkusunu ortadan kaldırır.
  • Yanlışlardan arınma (Sıfırlanma): Dibe vurmak; yürümeyen ilişkileri, yanlış kariyer seçimlerini veya kötü alışkanlıkları tamamen bırakıp hayatı yeniden inşa etmek için bir fırsat sunar.

·                    Değişim zorunluluğu (Motivasyon): Konfor alanından zorla çıkarılmak, insanı harekete geçiren en büyük itici güçlerden biridir. Dibe vurma hissi, değişimin artık bir seçenek değil, zorunluluk olduğunu gösterir. Ekşi Sözlük +2

Bu kavramı felsefi bir bakış açısıyla veya motivasyonel olarak ele alan içerikler için Ekşi Sözlük başlığındaki farklı kullanıcı yorumlarına göz atabilir veya Reddit GetMotivated sayfasındaki hayata tutunma hikayelerinden ilham alabilirsiniz. Ekşi Sözlük +2

Bu ifadeyi kariyer, ilişkiler veya kişisel hayat gibi hangi spesifik alan için değerlendirmemizi istersiniz?

  • Bazen yükselmek için dibe vurmak lazım...

 Zirveye Çıkmak İçin Bazen Dibe Vurmak Gerekir... - Pinterest

4.  Taha Akyol, Mutlak butlan, Karar 22. 05. 2026 https://www.karar.com/yazarlar/taha-akyol/turkiye-bir-hukuk-devleti-midir-1607970

 

Unutursun Diye

 



MUAZZEZ ERSOY- UNUTURSUN DİYE

Sensiz Aynalar

 



Sensiz Aynalar - Kaybolan Aşka Özlem

Bu şarkı, kaybolmuş bir aşkın ardından gelen derin yalnızlık ve özlem duygusunu yansıtıyor. Aynaya baktığınızda sadece kendinizi değil, sevdiğinizin yokluğunu da görürsünüz. 'Sensiz Aynalar,' içsel bir yolculuğun ve bir aşkın yansımalarını keşfetmek isteyenler için derin bir çağrıdır.

Şarkı Sözleri: KENDİMİ GÖRÜYORUM Aynaya bakınca Bir yüz var karşımda Gözlerimde senden Bir iz var aslında Sensiz geçen anlar Soğuk ve boş sanki Her an seni arar Kalbim derinlerde Sen neredesin? Sana hasretim Aynaya bakınca Kendimi görüyorum Geceler boyu ben Seni hayal ettim Rüyalarımda hep Sana sarıldım ben Sen neredesin? Sana hasretim Aynaya bakınca Kendimi görüyorum Sensiz dünya bir renk Soluk ve sessizce Sen yoksan ben eksik Gel dön artık bize Ahmet Gencal 12.10.2024

Resim Atölyesi

 


.

Bu görsel, bir sanatçı atölyesinde bulunan ve sürrealist (gerçeküstü) tarzda yapılmış anonim bir tabloyu göstermektedir.

Görselin dosya adından (pexels-photo-1589279.jpg) ve arka plandaki stüdyo ortamından anlaşılacağı üzere, bu fotoğraf Pexels adlı ücretsiz stok görsel platformunda yer alan, telifsiz bir fotoğraftır. Fotoğrafın kendisi profesyonel bir fotoğrafçı tarafından bir resim atölyesinde çekilmiştir, ancak merkezdeki yeşil ton ağırlıklı tablonun hangi ressama ait olduğuna dair kesin bir imza veya kayıt bulunmamaktadır.

Tablonun Sanat Tarzı Analizi

Eserin sahibini kesin olarak tayin etmek mümkün olmasa da, resmin üslubu ve teması hakkında şu sistematik tespitleri yapabiliriz:

·                     Tema ve Kompozisyon: Tablo, endüstriyel veya mekanik yapılar ile insan doğasını (figüratif ögeleri) bir araya getiren distopik bir sürrealizm örneğidir. Arka plandaki tünel benzeri dairesel yapı ve çarklar, mekanik bir dünyaya işaret ederken; ön plandaki dinamik, kıvrımlı çıplak figürler bu sert mekanizmayla tezat oluşturmaktadır.

·                     Renk Paleti: Resme baskın bir zümrüt yeşili, haki ve oksit sarısı tonu hakimdir. Bu renk seçimi, esere yeraltı, sualtı ya da endüstriyel bir atmosfer (bir nevi biopunk veya steampunk estetiği) kazandırmaktadır.

·                     Etkilendiği Akımlar: Bu tarz kompozisyonlar, ünlü Polonyalı ressam Zdzisław Beksiński'nin distopik sürrealist eserlerini veya H.R. Giger'ın mekanik-organik tasarımlarını anımsatsa da, fırça işçiliği ve figürlerin anatomik estetiği daha modern, çağdaş bir yerel sanatçıya ya da akademi öğrencisine ait olabileceğini düşündürmektedir.

Kısacası, bu bir sanat eserinin doğrudan reprodüksiyonu değil, bir atölye ortamında çekilmiş stok bir fotoğraftır ve içindeki tablonun sahibi muhtemelen bağımsız çağdaş bir ressamdır.

 

Rabbani'nin Mektupları- 091

 İmam-ı Rabbânî Ahmed el-Fârûkî es-Sihrindî hazretleri tarafından Şeyh Kebir’e hitaben yazılmış olan 91. Mektup, İslam tasavvufunun temellerini, seyrüsülukun (manevi yolculuğun) gaye ve şartlarını sistematik bir biçimde ele almaktadır.

İlgili metnin sistematik özeti konu başlıklarına göre aşağıda maddeler halinde çıkarılmıştır:

1. Mektubun Amacı ve Giriş (Dua ve İstikamet)

·                     Sünnet-i Seniyyeye Bağlılık: Mektup, Yüce Allah’ın hem yazana hem de muhataba Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yolunda (Sünnet-i Seniyye) sarsılmaz bir istikamet nasip etmesi duasıyla başlar.

2. Manevi Yükselişin İki Temel Kanadı (İtikad ve Amel)

Müslümanların kutsal/mukaddes aleme (âlem-i kuds) uçabilmesi ve manevi mertebeleri kat edebilmesi için ayrılmaz iki esasa (iki kanada) sahip olması şart koşulmuştur:

·                     Birinci Kanat (İtikadın Tashihi): İnancın, kurtuluşa eren fırka (fırka-i naciye) olan Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat âlimlerinin bildirdiği esaslara uygun olarak düzeltilmesi ilk ve en zorunlu adımdır.

·                     İkinci Kanat (Amel ve Fıkıh): İtikadı düzelttikten sonra, hayatı fıkhi/şer’i hükümler doğrultusunda tanzim etmek ve salih ameller işlemek gerekir.

·                     Sentez: Bu iki kanat elde edilmedikçe manevi yakınlık yoluna girilemez. Asıl mesele budur, bunun dışındakiler bütünüyle esastır veya boş gayretlerdir.

3. Şeriat ve Hakikatin Nihai Gayesi

İslamiyet’in emirlerini yerine getirmenin, tarikat ve hakikat hallerinde derinleşmenin yegane amacı şu iki unsuru gerçekleştirmektir:

·                     Nefsin Tezkiyesi: Nefsin kötülüklerden, bencillikten ve küfür kirlerinden temizlenmesi.

·                     Kalbin Tasfiyesi: Kalbin masivadan (Allah dışındaki her şeyden) ve günahlardan arındırılıp saflaştırılması.

·                     Hakiki İman Şartı: Nefis tezkiye edilip arınmadıkça kalbin selamete (kurtuluşa) ermesi mümkün değildir. Kalp selamete ermedikçe de ahiret kurtuluşunun bağlı olduğu hakiki iman elde edilemez.

4. Kalbin Selameti ve "Fenâ" Makamı

Kalbin tam anlamıyla selamete kavuşmasının ölçüsü ve tasavvufun ilk basamağı açıklanmıştır:

·                     Masivayı Unutmak: Kalbin selameti, Allah’tan başka hiçbir şeyin hatırasının kalbe gelmemesi ile mümkündür. Öyle ki, kişi bin sene yaşasa dahi kalbine Yüce Hakk'ın zatından gayrı yabancı bir düşünce uğramamalıdır.

·                     Fenâ (Fenâfillah) Hali: Kulda, Allah’tan gayrı her şeyi bütünüyle unutma hali o dereceye ulaşmalıdır ki, zorlasa bile o yabancı şeyleri hatırlayamayacak duruma gelmelidir. Tasavvufta bu makama "Fenâ" adı verilir.

·                     Maneviyatın Kilidi: Fenâ makamına ulaşılmadıkça manevi yolda gerçek anlamda hiçbir kazanç elde edilmiş sayılmaz.

5. Sonuç

Mektup, muhatabın ve tüm inananların manevi selametinin devamı yönündeki iyi dilek ve selamlar ile (Evveliniz ve sonunuz selamet olsun!) son bulmaktadır.

 

Aklı Kullanma

           


       (…)

Ne ilginçtir, Kur’an taakkul tâbirini defalarca kullandığı halde akıl kelimesini hiç kullanmaz. Bu demektir ki, Kur’an, cevher olarak aklın varlığını yeterli görmüyor; o hepimizde var.

Kur’an’ın istediği, aklın işlevsel olması veya işlevsel akıl. Kur’an, aklın çıplak mülkiyetini yeterli görmüyor, aklın intifa (kullanım) hakkını esas alıyor.

Aklın çıplak mülkiyetine sahip olmanız ‘akıllı adam’ olmanız için yeterli değildir.”

Üzülerek belirtelim ki akıl konusunda sayısız kitaplar, makaleler yazılmış olmasını rağmen aklı işletmek konusu pas geçilmiştir. Becerebilsem yazardım; ama ben aklımı işletemiyorum ki başkalarına öğüt vereyim. Benimkisi bir hatırlatma sadece.

(…)

____________________________

SabahattinGencal (Derleyip Sunan), AKIL Hakk’ın Elçisi midir? Cinius Yayınları, İstanbul,2018

Geoerge Orwell'den Vecize

 


                                                              Geoerge Orwell  Vecize

4D Kuralı

 


 
Takip Et
4D kuralı nedir? Op. Dr. Osman Kenan Kahyaoğlu anlatıyor.