🕊️ Bu Dünyadan Çok Değerli Bir Bilim İnsanı ve Şair Geçti: Prof. Dr. Hüsrev Hatemi
✨ Bugün ebediyete irtihal eden, Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin müstesna isimlerinden Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’nin aziz hatırasına; Turing çatısı altında gençlerle buluştuğu kıymetli konferansından özel bir kesiti paylaşıyoruz.
🏛️Hüsrev Hatemi, sadece bir tıp insanı değil; aynı zamanda mısralarıyla gönüllere dokunan bir şair ve medeniyetimizin izlerini süren bir mütefekkirdi.
✨ Onun bilgeliği, nezaketi ve ilmi, arkasında silinmez bir miras bıraktı.
🖋️📖
Prof. Dr. Hasan Hüsrev Hatemi
(12 Aralık 1938, İstanbul – 2 Nisan 2026, İstanbul),
Türk tıp profesörü, endokrinoloji uzmanı ve çok yönlü bir fikir insanıdır.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Profesörü Hüseyin Hatemi’nin ikiz
kardeşidir.
Akademik ve Mesleki Kariyeri
Hüsrev Hatemi, tıp eğitimini İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp
Fakültesi’nde tamamlamıştır. Akademik hayatının büyük bölümünü aynı fakültede
geçirmiş ve İç Hastalıkları (Dahiliye) ile Endokrinoloji alanlarında uzmanlaşmıştır.
·
Akademik
Unvanlar: Uzun yıllar
İstanbul Üniversitesi bünyesinde profesör olarak görev yapmış, binlerce öğrenci
yetiştirmiş ve tıp dünyasında saygın bir yer edinmiştir.
·
Endokrinoloji: Özellikle diyabet ve metabolik
hastalıklar konusundaki çalışmalarıyla tanınmış, Türkiye'de endokrinoloji
disiplininin gelişmesine önemli katkılarda bulunmuştur.
Fikir Dünyası ve Yazın Hayatı
Hatemi, sadece tıp alanındaki uzmanlığıyla değil, aynı zamanda edebiyat,
kültür ve düşünce dünyasındaki derinliğiyle de tanınan bir entelektüeldir.
·
Çok
Yönlülük: Tıp
disiplinini felsefi bir perspektifle birleştirmiş; toplumsal meseleler, etik
değerler, tarih ve sanat üzerine özgün yorumlar geliştirmiştir.
·
Yazarlık: Sağlık üzerine kaleme aldığı
bilimsel eserlerin yanı sıra, hatıralarını, denemelerini ve düşüncelerini
paylaştığı birçok kitap yayımlamıştır. Dili, gelenekle moderni birleştiren
zarif bir üsluba sahiptir.
·
Sivil
Toplum: Pek çok
sosyal sorumluluk projesine destek vermiş, çeşitli vakıf ve kültür
platformlarında aktif rol almıştır.
Kişisel Özellikleri
Meslektaşları ve öğrencileri tarafından, bilginin paylaşılmasına verdiği
önem, nazik üslubu ve insancıl yaklaşımıyla anılan Hüsrev Hatemi, Türkiye’nin
son dönem entelektüel tarihinde "hekim kimliği ile fikir insanı
kimliğini" başarıyla bütünleştiren figürlerden biri olmuştur.
Hüsrev Hatemi, kendisi gibi hekim olan Ayşe Nur Hatemi ile evliydi. 2 Nisan
2026 tarihinde, geride tıp dünyasına ve Türk kültürüne önemli bir miras
bırakarak hayata veda etmiştir.
*
Prof. Dr. Hasan Hüsrev Hatemi, hekimlik mesleğini yalnızca bir teknik
uygulama olarak değil, aynı zamanda derin bir etik ve vicdani sorumluluk
alanı olarak görmüştür. Onun yaşamı ve mesleki duruşu, tıp etiği ve insan
odaklı hekimlik üzerine önemli öğretiler barındırır.
İşte Hüsrev Hatemi’nin bu konudaki temel görüşleri ve yaklaşımı:
1. "Hekimlik Bir
Sanattır" Yaklaşımı
Hatemi, modern tıbbın teknolojikleşen yapısı içerisinde "insan
faktörünün" göz ardı edilmesine her zaman karşı çıkmıştır. Ona göre tıp,
pozitif bir bilim olduğu kadar bir sanattır. Hekim,
hastasını sadece bir "vaka" veya "organ" olarak değil, bir
"bütün" ve bir "insan" olarak değerlendirmelidir.
2. Tıp Etiğinde "Güven ve
Şefkat"
Hüsrev Hatemi’ye göre, bir hekimin hastasına verebileceği en önemli tedavi,
teşhisin ötesinde ona duyduğu şefkat ve kurduğu güven
ilişkisidir. Bu bağlamda şu ilkeleri öne çıkarmıştır:
·
Hastaya
Saygı: Hastanın
sadece biyolojik sorunlarıyla ilgilenmek yetmez; onun psikolojik dünyasına,
değer yargılarına ve yaşam öyküsüne saygı duymak hekimin birincil görevidir.
·
Dinleme
Sanatı: Hatemi,
meslek hayatı boyunca "hastayı dinlemenin, tedavinin yarısı olduğunu"
vurgulamıştır. Hekimin aceleci değil, sabırlı ve empatik olması gerektiğini
savunmuştur.
3. Bilimsel Dürüstlük ve
Alçakgönüllülük
Akademik ve mesleki kariyerinde en zirve noktalara ulaşmasına rağmen,
Hatemi entelektüel tevazu sahibi bir figürdü.
·
Yanlış
Yapabilme İhtimali: Hekimin kendi bilgisinin sınırlarını bilmesi ve her zaman "öğrenmeye
devam etmesi" gerektiğini savunurdu.
·
Sorgulayan
Hekim: Tıp
dünyasında kabul görmüş genel geçer bilgileri bile etik süzgeçten geçirerek
sorgulamış, körü körüne bir bilgiye saplanıp kalmanın hekimliği körelteceğini
belirtmiştir.
4. Toplumsal Sağlık ve Etik
Sorumluluk
Hatemi, hekimin sadece kliniğe hapsolmaması gerektiğini, toplumun genel
kültür düzeyinin artırılmasından, adalet duygusunun gelişmesine kadar her
alanda sorumluluğu bulunduğuna inanırdı.
·
Yaşamın
Kutsallığı: Her ne durumda olursa olsun, yaşamı korumayı ve iyileştirmeyi en yüce
değer olarak görmüş, tıp etiğini "insan onurunu koruma sanatı" olarak
tanımlamıştır.
5. "İnsan-Hekim" Portresi
Onun için iyi bir hekim;
·
Bilimsel donanımı yüksek,
·
Klasik kültürden beslenen,
·
Estetik bir bakış açısına sahip,
·
Kendi vicdanını her şeyin üzerinde tutan kişidir.
Hüsrev Hatemi'nin bu yaklaşımı, özellikle tıp fakültelerinde yetişen genç
hekimler için "entelektüel bir hekimlik modeli" oluşturmuştur. O,
sadece hastalıkları tedavi eden değil, aynı zamanda hastanın ruhuna dokunan ve
toplumun sağlık bilincini yükselten bir rehber olmuştur.
Onun bu derinlikli duruşu, eserlerinde ve yetiştirdiği binlerce
öğrencisinin hatıralarında yaşamaya devam edecektir.
Hasan Hüsrev Hatemi, tıp dünyasındaki otoritesinin yanı sıra modern Türk
şiirinde "gelenekle yeniyi" ustaca harmanlayan, zarif bir şairdir.
Şiirlerinde genellikle tasavvufi bir derinlik, tarihe duyulan özlem ve
İstanbul’un kültürel dokusu hissedilir.
İşte onun sevilen ve derinlikli şiirlerinden birkaç seçki:
Eskimeyen Şarkı
Hüsrev Hatemi'nin nostalji ile varoluşsal bir bakışı birleştirdiği, zamanın
geçiciliğine rağmen ruhun değişmeyen yönlerini vurguladığı bir şiiridir:
"Eski bir şarkı değil, hep yeni bir hüzündür,
Aynalarda değişen, solan senin yüzündür.
Mevsimler gelip geçer, hatıralar kalır da,
Ruhu ayakta tutan, o gizli gündüzündür."
Karaköy Kapısı
İstanbul'un semtlerine ve tarihine olan bağlılığını yansıtan bu
dizelerinde, şehrin ruhunu kendi iç dünyasıyla bütünleştirir:
"Karaköy Kapısı’nda rüzgârlar eser,
Geçmişin sesini her dem fısıldar.
Zaman bir denizdir, kıyıya değer,
Kalbimde uyanır eski hatıralar."
Şiir Anlayışı Hakkında Kısa Bir Not
Onun şiiri için yapılan en güzel tanımlamalardan biri, "Asude bir liman" gibidir. Şiirlerinde hiçbir
zaman bağıran bir üslup kullanmaz; aksine sessiz, derinden ve her kelimenin
üzerine titreyerek yazar.
·
Leke
(1969)
·
Bektâşi
Güzellemesi (1973)
·
Grigoryen
(1988)
·
Karakavak
(1994)
Gibi kitaplarında toplanan şiirleri, onun bir hekim titizliğiyle mısraları
nasıl nakış gibi işlediğinin kanıtıdır. Özellikle "Gün Akşamlıdır"
gibi temaları işleyişi, dünyevi olanın geçiciliğine karşı manevi olanın
kalıcılığını zarifçe hatırlatır.
*
Hüsrev Hatemi’nin şiiri, bir hekimin titizliğiyle bir arifin gönül
dünyasının kesiştiği noktadır. Onun şiirini analiz ettiğimizde, karşımıza
rastgele dizilmiş kelimeler değil, kökleri derinlerde olan bir "kültür ağacı" çıkar.
Hüsrev Hatemi şiirini şu ana başlıklarla analiz edebiliriz:
1. Gelenekle Modernin Sentezi
Hatemi, ne geçmişe saplanıp kalmış bir gelenekçidir ne de köklerinden
kopmuş bir moderndir. Şiirlerinde Divan edebiyatının sesini, Halk edebiyatının
samimiyetini ve modern şiirin teknik imkanlarını bir arada kullanır. Gazel
tadında mısralar yazarken, günümüz insanının yalnızlığını ve şehir hayatının
karmaşasını anlatabilir.
2. "Asude" Bir Üslup ve
Ses
Onun şiirinde gürültü yoktur. Hatemi, bağırmayan bir şairdir. Şiirleri
genellikle sakin, vakur ve düşünmeye sevk eden bir tondadır. Bu
"asude" (huzurlu, sessiz) hava, onun hekim kimliğinden gelen
"şifa verici" yaklaşımla da örtüşür. Okuyucuyu yormaz, aksine ona bir
iç huzuru vaat eder.
3. İstanbul Estetiği ve Tarih
Bilinci
Onun dizelerinde İstanbul sadece bir şehir değil, bir medeniyetin özetidir.
Karaköy, Boğaz, cami avluları veya eski sokaklar; Hatemi’nin şiirinde
canlanarak dile gelir. Tarih, onun için tozlu raflarda bir bilgi değil, bugünün
içinde yaşayan bir ruhtur.
4. Tasavvufi ve Felsefi Derinlik
Şiirlerinin arka planında her zaman bir "hikmet" arayışı vardır.
Mevlana’dan, Yunus Emre’den ve klasik şark kültüründen süzülüp gelen bir dünya
görüşü, dizelerin arasına ustalıkla yerleştirilmiştir. Ölüm, zaman, varlık ve
yokluk gibi ağır temaları, günlük hayatın basit imgeleriyle (bir kuş, bir
rüzgâr, bir eski eşya) anlatmayı başarır.
5. "Leke" ve
"Grigoryen" Örneği
Onun şiir yolculuğunda "Leke" kitabı,
toplumsal ve bireysel kusurların naif bir eleştirisidir. "Grigoryen" gibi eserlerinde ise farklı
kültürlere duyduğu saygı ve insan ortak paydasında buluşma arzusu görülür. O,
farklı inanç ve kültürlerin estetik değerlerini şiirine taşıyarak evrensel bir
hümanizm geliştirmiştir.
Özetle:
Hüsrev Hatemi’nin şiiri, modern zamanların içinde bir
"geleneksel sığınak" gibidir. Okuyucu onun dizelerinde hem
21. yüzyılın sancılarını bulur hem de yüzyıllar öncesinin kadim bilgeliğinin
ferahlığını hisseder.
*
Çok Şey Var ki Geride Kaldı
Çok şey var ki, geride kaldı
Dönüş yolları kapalı,
Kara otağ içindeyim;
Yerde de kara bir halı...
Çok şey var ki geride kaldı
Nice sisli-sevgili yüz
Her biri bir yönden öksüz
Kiminin ardında kalınır,
Kiminden önce ölünür
Zamanla herşey silinir,
Bir gerçek yalnız bilinir:
Tanrı verdiydi, O aldı....
Ne çok şey geride kaldı
Ne çok şey geride kaldı
Kayıt Tarihi : 13.6.2003
Hüseyin Akın (Şair/Yakın Dostu):
“Hatemi
hocamla çeyrek asrı aşkın bir tanışıklığımız oldu. Hekimlikle hâkimliği
kişiliğinde mezcetmiş bir şahsiyetti.
Yozlaşmadan
şair olabilmenin adıydı. Yüzündeki sıcaklıkla akademinin soğuk yüzünü
yumuşatmayı bildi.
Türkiye’yi
rahatlatan bir üsluba sahipti. Reçetelere şiir yazan adamdı Hüsrev Hoca.
Türkiye
sevdalısıydı. Müthiş bir hafızası vardı. Eski günlerin tapu sicil muhafızıydı.
Yine kendi tabiriyle, eski günlerin ve anların tapularını saklayan gözlüklü ve
siyah kolluklu bir sicil muhafızdır o.
Güzel
yaşadı, güzeli yazdı, her görüşten insanın sevgisini kazanan bir yürekti.”
*
HÜSREV HATEMİ "AŞIK GARİP COĞRAFYASI"
.jpeg)




