3 Nisan 2026 Cuma

Hüsrev Hatemi





                       Bugün 03 Nisan 2026 Cuma.
                Rutin gibi görünen günler birbirinden ne kadar da farklı. Günler bir yana saatler, dakikalar vb. farklı.
                Çok şükür farkı fark ediyoruz ama gereğini yapamıyoruz.
                 Dün vefat haberini aldığımız, gıpta edilecek insan,  "TIP profesörü ve edebiyatçı, şair Hüsrev Hatemi (88) uzun süredir boğuştuğu sağlık sorunlarının ardından vefat etti. Bugün İstanbul Üniversitesi’nde sevenleri ve dostları tarafından bir anma töreni yapılacak." Ben gidemeyeceğim. Onun için sayfamdaki etkinlikle yetiniyorum.
                Her insan biriciktir tabii ama Hüsrev Hatemi bambaşkaydı. İçimdekileri kâğıda dökemiyorum. Kısaca insan gibi insandı. Tıp alanında, şiir alanında örnek olduğu gibi her alanda da örnek insanla ilgili derlemeler yaptım. Tabii kolaylık olsun diye.
                Kolay gelsin.
                Sabahattin Gencal, istanbul, 03. 04. 2026
                                 

 


🕊️ Bu Dünyadan Çok Değerli Bir Bilim İnsanı ve Şair Geçti:                   Prof. Dr. Hüsrev Hatemi 

✨ Bugün ebediyete irtihal eden, Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin müstesna isimlerinden Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’nin aziz hatırasına; Turing çatısı altında gençlerle buluştuğu kıymetli konferansından özel bir kesiti paylaşıyoruz. 

🏛️Hüsrev Hatemi, sadece bir tıp insanı değil; aynı zamanda mısralarıyla gönüllere dokunan bir şair ve medeniyetimizin izlerini süren bir mütefekkirdi. 

✨ Onun bilgeliği, nezaketi ve ilmi, arkasında silinmez bir miras bıraktı. 

🖋️📖



Prof. Dr. Hasan Hüsrev Hatemi

(12 Aralık 1938, İstanbul – 2 Nisan 2026, İstanbul),

 

Türk tıp profesörü, endokrinoloji uzmanı ve çok yönlü bir fikir insanıdır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Profesörü Hüseyin Hatemi’nin ikiz kardeşidir.

Akademik ve Mesleki Kariyeri

Hüsrev Hatemi, tıp eğitimini İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nde tamamlamıştır. Akademik hayatının büyük bölümünü aynı fakültede geçirmiş ve İç Hastalıkları (Dahiliye) ile Endokrinoloji alanlarında uzmanlaşmıştır.

·                     Akademik Unvanlar: Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi bünyesinde profesör olarak görev yapmış, binlerce öğrenci yetiştirmiş ve tıp dünyasında saygın bir yer edinmiştir.

·                     Endokrinoloji: Özellikle diyabet ve metabolik hastalıklar konusundaki çalışmalarıyla tanınmış, Türkiye'de endokrinoloji disiplininin gelişmesine önemli katkılarda bulunmuştur.

Fikir Dünyası ve Yazın Hayatı

Hatemi, sadece tıp alanındaki uzmanlığıyla değil, aynı zamanda edebiyat, kültür ve düşünce dünyasındaki derinliğiyle de tanınan bir entelektüeldir.

·                     Çok Yönlülük: Tıp disiplinini felsefi bir perspektifle birleştirmiş; toplumsal meseleler, etik değerler, tarih ve sanat üzerine özgün yorumlar geliştirmiştir.

·                     Yazarlık: Sağlık üzerine kaleme aldığı bilimsel eserlerin yanı sıra, hatıralarını, denemelerini ve düşüncelerini paylaştığı birçok kitap yayımlamıştır. Dili, gelenekle moderni birleştiren zarif bir üsluba sahiptir.

·                     Sivil Toplum: Pek çok sosyal sorumluluk projesine destek vermiş, çeşitli vakıf ve kültür platformlarında aktif rol almıştır.

Kişisel Özellikleri

Meslektaşları ve öğrencileri tarafından, bilginin paylaşılmasına verdiği önem, nazik üslubu ve insancıl yaklaşımıyla anılan Hüsrev Hatemi, Türkiye’nin son dönem entelektüel tarihinde "hekim kimliği ile fikir insanı kimliğini" başarıyla bütünleştiren figürlerden biri olmuştur.

Hüsrev Hatemi, kendisi gibi hekim olan Ayşe Nur Hatemi ile evliydi. 2 Nisan 2026 tarihinde, geride tıp dünyasına ve Türk kültürüne önemli bir miras bırakarak hayata veda etmiştir.

*

Prof. Dr. Hasan Hüsrev Hatemi, hekimlik mesleğini yalnızca bir teknik uygulama olarak değil, aynı zamanda derin bir etik ve vicdani sorumluluk alanı olarak görmüştür. Onun yaşamı ve mesleki duruşu, tıp etiği ve insan odaklı hekimlik üzerine önemli öğretiler barındırır.

İşte Hüsrev Hatemi’nin bu konudaki temel görüşleri ve yaklaşımı:

1. "Hekimlik Bir Sanattır" Yaklaşımı

Hatemi, modern tıbbın teknolojikleşen yapısı içerisinde "insan faktörünün" göz ardı edilmesine her zaman karşı çıkmıştır. Ona göre tıp, pozitif bir bilim olduğu kadar bir sanattır. Hekim, hastasını sadece bir "vaka" veya "organ" olarak değil, bir "bütün" ve bir "insan" olarak değerlendirmelidir.

2. Tıp Etiğinde "Güven ve Şefkat"

Hüsrev Hatemi’ye göre, bir hekimin hastasına verebileceği en önemli tedavi, teşhisin ötesinde ona duyduğu şefkat ve kurduğu güven ilişkisidir. Bu bağlamda şu ilkeleri öne çıkarmıştır:

·                     Hastaya Saygı: Hastanın sadece biyolojik sorunlarıyla ilgilenmek yetmez; onun psikolojik dünyasına, değer yargılarına ve yaşam öyküsüne saygı duymak hekimin birincil görevidir.

·                     Dinleme Sanatı: Hatemi, meslek hayatı boyunca "hastayı dinlemenin, tedavinin yarısı olduğunu" vurgulamıştır. Hekimin aceleci değil, sabırlı ve empatik olması gerektiğini savunmuştur.

3. Bilimsel Dürüstlük ve Alçakgönüllülük

Akademik ve mesleki kariyerinde en zirve noktalara ulaşmasına rağmen, Hatemi entelektüel tevazu sahibi bir figürdü.

·                     Yanlış Yapabilme İhtimali: Hekimin kendi bilgisinin sınırlarını bilmesi ve her zaman "öğrenmeye devam etmesi" gerektiğini savunurdu.

·                     Sorgulayan Hekim: Tıp dünyasında kabul görmüş genel geçer bilgileri bile etik süzgeçten geçirerek sorgulamış, körü körüne bir bilgiye saplanıp kalmanın hekimliği körelteceğini belirtmiştir.

4. Toplumsal Sağlık ve Etik Sorumluluk

Hatemi, hekimin sadece kliniğe hapsolmaması gerektiğini, toplumun genel kültür düzeyinin artırılmasından, adalet duygusunun gelişmesine kadar her alanda sorumluluğu bulunduğuna inanırdı.

·                     Yaşamın Kutsallığı: Her ne durumda olursa olsun, yaşamı korumayı ve iyileştirmeyi en yüce değer olarak görmüş, tıp etiğini "insan onurunu koruma sanatı" olarak tanımlamıştır.

5. "İnsan-Hekim" Portresi

Onun için iyi bir hekim;

·                     Bilimsel donanımı yüksek,

·                     Klasik kültürden beslenen,

·                     Estetik bir bakış açısına sahip,

·                     Kendi vicdanını her şeyin üzerinde tutan kişidir.

Hüsrev Hatemi'nin bu yaklaşımı, özellikle tıp fakültelerinde yetişen genç hekimler için "entelektüel bir hekimlik modeli" oluşturmuştur. O, sadece hastalıkları tedavi eden değil, aynı zamanda hastanın ruhuna dokunan ve toplumun sağlık bilincini yükselten bir rehber olmuştur.

Onun bu derinlikli duruşu, eserlerinde ve yetiştirdiği binlerce öğrencisinin hatıralarında yaşamaya devam edecektir.

Hasan Hüsrev Hatemi, tıp dünyasındaki otoritesinin yanı sıra modern Türk şiirinde "gelenekle yeniyi" ustaca harmanlayan, zarif bir şairdir. Şiirlerinde genellikle tasavvufi bir derinlik, tarihe duyulan özlem ve İstanbul’un kültürel dokusu hissedilir.

İşte onun sevilen ve derinlikli şiirlerinden birkaç seçki:

Eskimeyen Şarkı

Hüsrev Hatemi'nin nostalji ile varoluşsal bir bakışı birleştirdiği, zamanın geçiciliğine rağmen ruhun değişmeyen yönlerini vurguladığı bir şiiridir:

"Eski bir şarkı değil, hep yeni bir hüzündür,

Aynalarda değişen, solan senin yüzündür.

Mevsimler gelip geçer, hatıralar kalır da,

Ruhu ayakta tutan, o gizli gündüzündür."


Karaköy Kapısı

İstanbul'un semtlerine ve tarihine olan bağlılığını yansıtan bu dizelerinde, şehrin ruhunu kendi iç dünyasıyla bütünleştirir:

"Karaköy Kapısı’nda rüzgârlar eser,

Geçmişin sesini her dem fısıldar.

Zaman bir denizdir, kıyıya değer,

Kalbimde uyanır eski hatıralar."


Şiir Anlayışı Hakkında Kısa Bir Not

Onun şiiri için yapılan en güzel tanımlamalardan biri, "Asude bir liman" gibidir. Şiirlerinde hiçbir zaman bağıran bir üslup kullanmaz; aksine sessiz, derinden ve her kelimenin üzerine titreyerek yazar.

·                     Leke (1969)

·                     Bektâşi Güzellemesi (1973)

·                     Grigoryen (1988)

·                     Karakavak (1994)

Gibi kitaplarında toplanan şiirleri, onun bir hekim titizliğiyle mısraları nasıl nakış gibi işlediğinin kanıtıdır. Özellikle "Gün Akşamlıdır" gibi temaları işleyişi, dünyevi olanın geçiciliğine karşı manevi olanın kalıcılığını zarifçe hatırlatır.

*

Hüsrev Hatemi’nin şiiri, bir hekimin titizliğiyle bir arifin gönül dünyasının kesiştiği noktadır. Onun şiirini analiz ettiğimizde, karşımıza rastgele dizilmiş kelimeler değil, kökleri derinlerde olan bir "kültür ağacı" çıkar.

Hüsrev Hatemi şiirini şu ana başlıklarla analiz edebiliriz:

1. Gelenekle Modernin Sentezi

Hatemi, ne geçmişe saplanıp kalmış bir gelenekçidir ne de köklerinden kopmuş bir moderndir. Şiirlerinde Divan edebiyatının sesini, Halk edebiyatının samimiyetini ve modern şiirin teknik imkanlarını bir arada kullanır. Gazel tadında mısralar yazarken, günümüz insanının yalnızlığını ve şehir hayatının karmaşasını anlatabilir.

2. "Asude" Bir Üslup ve Ses

Onun şiirinde gürültü yoktur. Hatemi, bağırmayan bir şairdir. Şiirleri genellikle sakin, vakur ve düşünmeye sevk eden bir tondadır. Bu "asude" (huzurlu, sessiz) hava, onun hekim kimliğinden gelen "şifa verici" yaklaşımla da örtüşür. Okuyucuyu yormaz, aksine ona bir iç huzuru vaat eder.

3. İstanbul Estetiği ve Tarih Bilinci

Onun dizelerinde İstanbul sadece bir şehir değil, bir medeniyetin özetidir. Karaköy, Boğaz, cami avluları veya eski sokaklar; Hatemi’nin şiirinde canlanarak dile gelir. Tarih, onun için tozlu raflarda bir bilgi değil, bugünün içinde yaşayan bir ruhtur.

4. Tasavvufi ve Felsefi Derinlik

Şiirlerinin arka planında her zaman bir "hikmet" arayışı vardır. Mevlana’dan, Yunus Emre’den ve klasik şark kültüründen süzülüp gelen bir dünya görüşü, dizelerin arasına ustalıkla yerleştirilmiştir. Ölüm, zaman, varlık ve yokluk gibi ağır temaları, günlük hayatın basit imgeleriyle (bir kuş, bir rüzgâr, bir eski eşya) anlatmayı başarır.

5. "Leke" ve "Grigoryen" Örneği

Onun şiir yolculuğunda "Leke" kitabı, toplumsal ve bireysel kusurların naif bir eleştirisidir. "Grigoryen" gibi eserlerinde ise farklı kültürlere duyduğu saygı ve insan ortak paydasında buluşma arzusu görülür. O, farklı inanç ve kültürlerin estetik değerlerini şiirine taşıyarak evrensel bir hümanizm geliştirmiştir.


Özetle:

Hüsrev Hatemi’nin şiiri, modern zamanların içinde bir "geleneksel sığınak" gibidir. Okuyucu onun dizelerinde hem 21. yüzyılın sancılarını bulur hem de yüzyıllar öncesinin kadim bilgeliğinin ferahlığını hisseder.

*



Çok Şey Var ki Geride Kaldı

Çok şey var ki, geride kaldı

Dönüş yolları kapalı,
        Kara otağ içindeyim;
        Yerde de kara bir halı...
        Çok şey var ki geride kaldı
        Nice sisli-sevgili yüz
        Her biri bir yönden öksüz

Kiminin ardında kalınır,
        Kiminden önce ölünür
        Zamanla herşey silinir,
        Bir gerçek yalnız bilinir:
        Tanrı verdiydi, O aldı....
        Ne çok şey geride kaldı
        Ne çok şey geride kaldı

Hüsrev Hatemi

Kayıt Tarihi : 13.6.2003 

 


Hüseyin Akın (Şair/Yakın Dostu): 

“Hatemi hocamla çeyrek asrı aşkın bir tanışıklığımız oldu. Hekimlikle hâkimliği kişiliğinde mezcetmiş bir şahsiyetti.

Yozlaşmadan şair olabilmenin adıydı. Yüzündeki sıcaklıkla akademinin soğuk yüzünü yumuşatmayı bildi.

Türkiye’yi rahatlatan bir üsluba sahipti. Reçetelere şiir yazan adamdı Hüsrev Hoca.

Türkiye sevdalısıydı. Müthiş bir hafızası vardı. Eski günlerin tapu sicil muhafızıydı. Yine kendi tabiriyle, eski günlerin ve anların tapularını saklayan gözlüklü ve siyah kolluklu bir sicil muhafızdır o.

Güzel yaşadı, güzeli yazdı, her görüşten insanın sevgisini kazanan bir yürekti.”

*

                    HÜSREV HATEMİ "AŞIK GARİP COĞRAFYASI"

HÜSREV HATEMİ ŞİİRLERİ

     Kategori: Hüsrev Hatemi


           

Edebiyat Söyleşileri | Prof. Dr. H. Hüsrev Hatemi | 16. Bölüm @trt2

Prof. Dr. H. Hüsrev Hatemi ile kendi şiiri, şairliği, Ramazan ve bayram konuşuluyor.

Kartal Nerede Yok Ki?

  


Kartal Nerede Yok ki?

        Yunus Emre ve Mevlana'yı, hayali olarak karşılıklı konuştururlar:

       …

        Mevlana, Yunus Emre'nin bir süre dergâhta kalmasını istiyordu.

         -''Evet, davetimizi kabul buyurursanız, çok memnun kalacağız. Hem de size yazdığımız 6 ciltlik Mesneviyi okurduk.'' dedi.

        Yunus Emre kalktı, kapıya doğru yönelirken ilk kez şiirsiz konuştu;

        -“Ne kadar uzun yazmışsınız! Çok emek ve gayret sarf etmişsiniz. Bize kalsaydı aynen şunu söylerdik;

        ''Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm.''         Yunus Emre Kapıdan hızla çıkıp gözden kayboldu...

(https://yunusemresiirleri.com/hayati/yunus-emre-ve-mevlana.html)

       Yukarıdaki alıntıya niçin yer verdim ki?

        Okuyucuları hayalen görür gibiyim. Yine onların “Çok uzun yazmışsın.” dediklerini de duyar gibiyim. “… Kartal gibi göründüm.” demek uygun düşmez. Ama “Nerede kartal yok ki…” cümlesiyle bu derleme özetlenebilir. Evet, aklımıza gelecek her yerde kartal karşımıza çıkıyor. Kimi zaman heykeliyle, logosuyla, kimi zaman hikâyelerle, benzetmelerle, kimi zaman eşyalarla; şununla bununla karşımıza çıkıyor.

En sonda söylenecek sözü başta niye söyledim ki? Bilmiyorum. Zaten kitaptaki anlatım düzeninde de bir bilimsel sistematik yok ki. (Oysa kendime göre, sözde öğretimi kolaylaştıracak bir düzenleme yapmaya çalıştım.)

        Yunus’tan Mevlana’dan söz etmeden de “Nerede kartal yok ki?” diye soramaz mıydık? Kartalla bu şair ve düşünürlerin ne ilgisi var? İnternet ortamında söylencelerde Yunus Emre başlıklı bir yazı buldum. O yazıda da kartalları gördüm. Artık her yerde kartal görüyorum.

          (...)

_______________________

Sabahattin Gencal, Kartal, Cinius Yayınevi, İstanbul, 2024

İlhan İrem - Anlasana

 



İlhan İrem - Anlasana

lhan İrem – Anlasana Her sevincin her kederin En ölumsüz sevgilerin Sonsuz denen göklerin Her şeyin bir sonu varsa Ayrılıkların da sonu var Bir gün çıkıp geleceksin İçimde bir ümit var Yeniden seveceksin Yıllar var ki ben böyle Bekliyorum özleminle Anıların, umutların, kaldı bende Anlasana Biraz da gerçekleri anlasana Senden ayrı günlerimi Sana nasıl anlatsam ki? Mevsimsiz çiçekler gibi Yarım kaldım inan ki Sensizliğin acısını Sen nereden bileceksin? Sen hiç sensiz kalmadın ki Mevsimleri saymadın ki Söz ve Müzik: İlhan İrem Yönetmen: Hansu İrem İlhan İrem’in 1988 yılında yayınlanan albümü ‘Dünden Yarına’da yer alan Anlasana şarkısını Spotify’da dinleyebilirsin: http://spoti.fi/2fE1KiV

Turuncu Mandal…

 


Bu şarkı, bir turuncu mandalın ardında saklanan anıları ve içimizdeki derin yaraları anlatıyor. 

Hayatın küçük detayları, sevdiğimiz insanları ve kaybettiğimiz umutları hatırlatır. 

Her çamaşırda, her mandalda biraz daha çoğalan hatıralarla dolu bu şarkı, dinleyiciyi geçmişe götüren duygusal bir yolculuğa çıkarıyor.


TURUNCU MANDAL

Pilav yapmasını da öğrendim en sonunda, Hatırlarsın, bir ara anlatmıştın ya bana... Bocalıyorum süzgecin içine yüzlerce pirinci, İçimdeki tüm sıkıntıları bocalarmış gibi… Suyun altına tuttuğumda, lavabodaki beyazlık, Akıp gitse keşke, rüyalarım çok kalabalık… Teflon tencere demiştin, iki kaşık tereyağı, biraz da sıvı, Ben içimi yakıyorum hep, şehriyelerle birlikte… Fokur fokur kaynıyorum tencerenin içinde. Tuzunu çok koyduğum da oluyor bazen, Ne zaman hayatın tadını alabildim ki zaten… Suyunu çektiğini görüyorum sonra, Demlemesini beceremiyorum ama. Çayı da demleyemezdim biliyorsun… Sıcak sıcak koyuyorum tabağa, İçim alışmış bir kere yanmaya… İstediğin o renkli mandalları da aldım, Çamaşırı hep ben yapardım, sen asardın ya… Şimdi çamaşırları da ben asıyorum balkona, Önce sarı mandalı seçiyorum, sonra kırmızıyı, Beyaz mandal da var, mavi de, yeşil de… Ama nedense turuncu olana elim gitmiyor… Turuncu hayallerimiz vardı ya bir zamanlar, Bahçedeki iki ağaç arasına asılacaktı tüm çamaşırlar… Çamaşır yıkamayı sevmiyorum artık; mandalları da attım, Kıyamadığım ise bir tek o turuncu mandal… Ahmet GENCAL

Rabbani'nin Mektupları- 041

 Necati Aksu'nun web sitesinde yer alan, İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin Şeyh Derviş'e yazdığı 41. Mektup, İslam düşüncesinde şeriat, tarikat ve hakikat arasındaki ilişkiyi ele alan temel metinlerden biridir. Metni sistematik olarak şu başlıklar altında özetleyebiliriz:

1. Sünnet-i Seniyye’ye Bağlılık (İttiba)

Mektup, Hz. Muhammed’in (sav) yoluna hem zahiren (dış görünüş ve ibadetler) hem de bâtınen (kalp ve ruh halleriyle) uymanın gerekliliği ile başlar.

  • Sırat-ı Müstakim: İmam-ı Rabbani, şeriatın "doğru yol" olduğunu, bunun dışındaki yolların ise sapma olduğunu vurgular.

  • Sevginin Yolu: Allah’ın sevgisine mazhar olmanın tek yolunun, O’nun Habibi’ne (sav) her konuda tabi olmaktan geçtiğini belirtir.

2. Şeriat, Tarikat ve Hakikat İlişkisi

Mektubun en önemli teknik bölümlerinden biri, tasavvufi kavramların şeriatla olan ilişkisini açıklamasıdır:

  • Bütünlük: Tarikat ve hakikat, şeriatın dışında veya ondan bağımsız şeyler değildir; aksine şeriatın tamamlayıcısı ve kemale erdiricisidir.

  • Pratik Bir Örnek: Dili yalan söylemekten korumak şeriat, kalpten yalan söyleme isteğini silmeye çalışmak tarikat, yalanın kalpten zahmetsizce ve kendiliğinden silinmiş olması ise hakikattir.

3. Sekr (Manevi Sarhoşluk) ve Sahv (Ayıklık) Halleri

Manevi yolculuk (seyr-i sülûk) esnasında yaşanan haller arasındaki farklar açıklanır:

  • Sekr Hali: Bazı sufilerin "Zati ihata" (Allah'ın zatıyla her şeyi kuşatması) gibi ifadeler kullanmasını, o andaki manevi sarhoşluğa bağlar. Bu haller şeriatın zahirine aykırı görünebilir.

  • Sahv (Ayıklık) Hali: Manevi sarhoşluktan kurtulup ayıklık mertebesine ulaşan bir arif, ulemanın görüşlerine geri döner. Hakikat, ulemanın "ihata-i ilmiye" (Allah’ın her şeyi ilmiyle kuşatması) görüşüne daha yakındır.

  • Sıddıkiyet Makamı: Tam ayıklık hali sadece sıddıkiyet makamında bulunur. Bu makamda ilimler şeriata tam uygun hale gelir.

4. Nefis Terbiyesi ve Cihad

Nefsin mahiyeti ve manevi ilerlemedeki rolü üzerinde durulur:

  • Büyük Cihad: Nefisle yapılan mücadelenin en büyük cihad olduğu hatırlatılır.

  • Nefsin Varlığı: Nefsin tamamen yok edilmesi gerekmez; nefisteki bazı sıfatların kalması, kulun aczini anlaması ve Allah’a sığınması (iltica ve tazarru) için gereklidir. Bu pişmanlık hali, bazen bir yıllık ibadetten daha fazla manevi ilerleme sağlar.

5. Sosyal ve Şahsi Rica (Hatime)

Mektubun sonunda İmam-ı Rabbani, o dönemdeki sosyal nezaket gereği bir tavsiyede bulunur:

  • Mektubu getiren Hafız Muhammed’in ilim ehli olduğunu ancak geçim sıkıntısı çektiğini belirterek, yetkililerden (Reis Mansur Emir Nakib) kendisine yardım edilmesini ve görevine yardımcı olunmasını rica eder.

Özetle metin; tasavvufun şeriattan ayrı bir yol olmadığını, aksine onu derinleştiren bir süreç olduğunu ve nihai hedefin Hz. Peygamber’in sünnetine tam bir uygunluk (sıddıkiyet) olduğunu anlatmaktadır.