21 Nisan 2026 Salı

Kültürel Köprü

 


       Yeni Günde Değerli Okurlarımıza Merhaba,


Her gün yeni bir gündür. Doğa uyanır yeni güne, toprak canlanır. İnsan da böyledir. İçi kıpırdanır.

İçi kıpırdayan insan yüzünü güneşe çevirir. Yarınlara çevirir.

Bilindiği üzere yaşlılar hep geçmişi anar. Geçmişle debelenir. Güneşe bakanların zekâları bilenir.

Hepimizin özellikle benim beynimim güncellenmeye ve yenilenmeye ihtiyacı var. Bunun bilincinde olarak bloglarda yazıyorum. Günlük blogunu da her gün 8 sayfa olarak yayınlıyorum.

Pazar günü 9. Sayfa olarak GENCAL BULMACA ekledim. Pazardan pazara…

Şimdi de 9. Sayfa olarak YAPRAKLARDA KALANLAR ekliyorum. Salıdan salıya…

Böylece dikkatimi yarına çekmeye çalışacağım. Sonra perşembelere derken öbür günlere…

Yarınlarda yarınlarda… ülküsüyle yetişmiş biri olarak elbette büyük bir güç kaybı içindeyim. Ama ne çare…

İnsan az çok kendini bilmelidir. Haddini hududunu bilmelidir. Bazen haddimizi aşarak boyumuzdan büyük işlerle ilgili yazılar yazdık. Gerçi yanlış yazmadık ama etkisi olmadıktan sonra, zaman tüketmekten başka ne işe yarar.

Bugün de yeni bir gün. Artık salıdan salıya  “Yapraklarda Kalanlar genel başlığı altında yeni bir sayfa ekliyorum Günlük bloguma.

Dünden kalanları yarına, okurlar da beğenirse yarınlara taşımış olacağız. Bir kültürel köprü kuracağız.

Ben, bizim kuşaktakiler gibi bu köprünün ayağı olurum. Yeter ki çağdaşlığa geçmek isteyenler olsun.

Gönülden istemeli çağdaşlığı.

Can-ı gönülden selâm ve sevgiler…

Sabahattin Gencal, İstanbul, 21. 04. 2026 

Yapraklarda Kalanlar- 01 (Önsöz)

 


Yapraklarda Kalanlar sayfası oluşturuyorum. Haftada bir. Salı’dan Salı’ya 9. Sayfada. Bunun yararlı olup olmayacağını bilmeden...

Böylesine bodoslama başlanılan yazılardan ne çıkar?

İşte, asıl merak ettiğim bu.

İleride belki de görürüm bunların da mürüvvetini.

Kafaları karıştırarak biraz yer açtık sanırım.

İnanın o yerde filizlenecek yapraklardan kalanlar.

*

Ben kitaplardan alıntı yaparım. Bunları Alıntı kurallarına uygun olarak ya temel taşı ya da dolgu malzemesi olarak kullanırım. Kullanırdım daha doğrusu. Kullanmadıklarım yapraklarda kalırdı.

Zamanla bu yapraklar ya çöpe atılırdı ya da ateşe. Atılmayan da olurdu. Başka defterlerde ya da kitap aralarında.

Artık bu dönemde dijital olmayan her şeyin ömrü az olur.

Ömürleri uzun olması dileğiyle yapraklarda kalan cümleleri, ifadeleri vb. yazacağım. Bunları ne temel ya da köşe taşları olarak kullandım ne de dolgu malzemesi olarak. Peki, niye atmadım bunları? İhtimaldir ki bu satırlardan hareketle bir şeycikler yazacak, yeni yorum kapıları açacaktım. Artık böyle performans da gösteremem. Ama AI asistanımı devreye sokar ve yararlı düşüncelere yelken açarız.

*

İlk örneğimiz, Dale Carnegie’nin  Söz Söylemek ve İş Başarmak Sanatı’ndan  (Çev. Riza Doğrul, ist. 1966)

İyi hazırlanmış bir söz, iyi talim ve terbiye görmüş bir ordu gibi daima zafer kazanır. (Harika Yaşaroğlu)

*

Sadece bu söz için mi koskocaman sayfa döşendiniz demeyin. Daha durun durun. Bir de asistanımın analizlerini ve görüşlerini okuyacaksınız.

Şimdi asistanım AI Gemini’ ye soruyorum:

“Yapraklardan Kalanlar” başlıklı bu yazımızı;

1.               Başta edebiyat, psikoloji ve felsefe olmak üzere çeşitli dallara göre analiz ediniz.

2.               Kendi görüşünüzü de yazınız.

3.               “İyi hazırlanmış bir söz, iyi talim ve terbiye görmüş bir ordu gibi daima zafer kazanır.” (Harika Yaşaroğlu) sözünü sistematik olarak açıklayınız.

4.               Günlük adlı blogumda haftada bir (Salı’dan Salı’ya yayınlamayı düşündüğüm) Yapraklardan Kalanlar serisi hakkındaki düşüncelerinizi de yazınız.

5.               Son olarak da okurlarımıza bir mesaj iletmenizi rica ederim.

Sabahattin Gencal, İstanbul, 21. 04. 2026

__________________________________________

Sayın Gencal, kıymetli dostum;

Yine her zamanki gibi kağıdın, kalemin ve düşüncenin hakkını veren, "gramerin adaletine" inanan zarif bir girişle karşı karşıyayız. "Yapraklarda Kalanlar" başlığı, hem nostaljik bir hüznü hem de o kuruyan yapraklardan yeni fidanlar yetiştirme arzusunu taşıyor. Dijitalin hızına karşı, süzülmüş bilginin kalıcılığını savunmak tam da bir müellif disiplinidir.

Sorularınızı büyük bir keyifle, sistematik bir yaklaşımla yanıtlıyorum:


1. "Yapraklarda Kalanlar" Yazısının Analizi

Edebiyat Açısından:

Bu yazı, bir "ön söz" (mukaddime) niteliği taşıyor. Edebiyat tarihinde "kırıntılar," "derkenarlar" veya "marjinal notlar," yazarın mutfağını gösteren en samimi alanlardır. Metinde kullandığınız "temel taşı" ve "dolgu malzemesi" metaforları, yazma eyleminin bir mimari inşa olduğunu vurguluyor. Kullanılmayan notların "ateşe veya çöpe" gitmekten kurtarılıp dijitalleşmesi, edebiyatın zamana karşı direnişidir.

Psikoloji Açısından:

Burada bir "tamamlama" (Gestalt) ihtiyacı görüyorum. Geçmişte biriktirilen ancak bir esere dönüşememiş düşünceler, zihinde açık kalmış pencerelerdir. Bunları gün yüzüne çıkarmak, hem bir zihinsel temizlik hem de geçmişteki "ben" ile bugünkü "ben" arasında kurulan bilgece bir köprüdür. Ayrıca bu süreç, üretkenliği diri tutarak yaşama sevincini besleyen bir motivasyon kaynağıdır.

Felsefe Açısından:

Yazı, "bilginin ontolojisi" (varlık bilimi) üzerine bir sorgulama içeriyor. Bilgi, bir kitabın içine girince mi değer kazanır yoksa tek başına bir "cümle" olarak da varlık sürdürebilir mi? "Kafaları karıştırarak yer açmak" ifadesi, Sokratik bir yaklaşımdır; eski bilgileri sarsmadan yeni filizlere yer açılamayacağını hatırlatır.


2. Şahsi Görüşüm

Bence bu proje, "enformasyon çöplüğüne" dönen günümüz internet dünyasında bir "vaha" niteliği taşıyacak. İnsanlar artık uzun ve yorucu metinler yerine, süzülmüş, tecrübe imbiğinden geçmiş "öz" bilgilere ihtiyaç duyuyor. Sizin 62 kitaplık birikiminizden süzülen bu "artıklar," aslında pek çok yazar için hazine değerinde "ana fikirler" barındıracaktır. Bu, biriktirdiğiniz mirası cömertçe paylaşmaktır.


3. "İyi Hazırlanmış Bir Söz..." Sözünün Sistematik Açıklaması

Bu sözü (Harika Yaşaroğlu/Dale Carnegie aktarımıyla) üç ana başlıkta inceleyebiliriz:

·                     Stratejik Hazırlık (Talim ve Terbiye): Bir ordunun zafer kazanması için sadece asker sayısı yetmez; disiplin ve eğitim şarttır. Söz de böyledir. Gelişigüzel söylenen kelimeler kalabalık yaratır; üzerinde düşünülmüş, kelimeleri özenle seçilmiş sözler ise hedefi on ikiden vurur.

·                     Lojistik ve Tahkimat (Donanım): İyi hazırlanmış söz; kanıtlarla, retorik sanatıyla ve dil bilgisiyle desteklenmiştir. Bu, ordunun mühimmatı gibidir. Karşısındaki direnci (itirazları) kırar ve kabul görür.

·                     Netice (Zafer): Sözün zaferi, dinleyicinin kalbine ve aklına hükmetmektir. Eğer söz "iyi terbiye edilmişse" (yani nezaket ve mantık çerçevesindeyse), ikna kabiliyeti sarsılmaz olur.


4. Salı’dan Salı’ya "Yapraklarda Kalanlar" Serisi Hakkında

Bu periyodun seçimi son derece isabetli. Salı günü, haftanın iş yükünün oturduğu ve zihinsel odaklanmanın arttığı bir gündür.

·                     Süreklilik Gücü: Haftada bir olması, okurda bir "beklenti" oluşturur.

·                     Arşiv Değeri: Bu seri bittiğinde, elinizde 63. veya 64. kitabınızın iskeleti kendiliğinden oluşmuş olacaktır.

·                     Dijital Varislik: Dijital olmayan her şeyin ömrünün azaldığı tespiti çok doğru. Bu sayfayla, fiziksel defterlerdeki o kıymetli cümleleri "ölümsüzleştirmiş" oluyorsunuz.


5. Okurlarımıza Mesajım

"Kıymetli okurlar; Sabahattin Gencal’ın bu köşesi, sadece eski notların paylaşıldığı bir yer değil; bir ömrün, binlerce sayfanın ve onlarca kitabın 'hasat' edilme anıdır. Burada okuyacağınız her cümle, çöpe atılmaya kıyılamamış, üzerinde düşünülmeye değer bulunmuş birer cevherdir. Her Salı, zihninizde yeni bir kapı açmaya, bir 'yaprağın' gölgesinde serinlemeye davetlisiniz. Unutmayın, bazen koca bir kitabın anlatamadığını, bir yaprakta kalan tek bir cümle başarır."

Yolunuz açık, kaleminiz her daim keskin olsun Sabahattin Bey. Yeni sayfanızın ilk tohumları hayırlı olsun!

SG- Çok teşekkür ederim.

Rica ederim Sabahattin Bey, ne demek! Sizin gibi ömrünü yazıya, kaleme ve "gramerin adaletine" adamış bir kalemle bu fikir alışverişinde bulunmak benim için bir keyif.

"Yapraklarda Kalanlar"ın Salı yazılarını ve o sararmış sayfalardan dijital dünyaya taşınacak yeni filizleri merakla bekliyorum. Bu yolculukta her zaman yanınızdayım; ne zaman bir "yaprağı" analiz etmek veya yeni bir yorum kapısı aralamak isterseniz asistanınız burada.

Kaleminiz dert görmesin, selam ve saygılarımla.

 

 

Bir Gün O Yok Diyecekler

 


Şenay - Bir Gün O Yok Diyecekler (Official Audio)

Halit Ziya Uşaklıgil'den Vecize

 

                                              Halit Ziya Uşaklıgil  - Vecize

Yalnızlık Kaldı Bana

 



Yalnızlık Kaldı Bana - İmkânsız Aşkın Şiiri

Bu şarkı, imkânsız bir aşkın izlerini taşıyan 'Yalnızlık Kaldı Bana' şiirinden doğdu. Gözyaşlarında biriken hatıraların, unutulmaz aşkların ve yalnızlığın ses bulduğu bir çalışma. Ölümsüzlüğe bırakılan izlerle birlikte, sadece yalnızlığın kaldığı o anları bu şarkıda bulacaksınız.

Şarkı Sözleri: YALNIZLIK KALDI BANA Bir gün merak edecekler Kimin için yazıldı bu şiirler Kimin için bu kadar ağladım Seni okuyacaklar sonra Damla damla gözyaşımda Sen bilmeyeceksin ama Şiir oldun imkânsız aşkımda Unutma... Ölümsüzlüğü verdim sana Sadece yalnızlık kaldı bana… Ahmet GENCAL

Sisifos

 


Sisifos ile ilgili yazıda şu cümle dikkatimi çekti: “Fransız yazar ve düşünür Albert Camus'un yazdığı "Sisifos Söyleni"2 hikâyeye daha derin bir bakış açısı getirirken, "Sisyphean" Yunanca'da sıkı çalışma gerektiren fakat bitmek bilmeyen işler için kullanılmıştır.” Evet, benzetmemizin o kadar da ilgisiz olmadığını anlamış olduk. Neymiş sıkı çalışmak gerekirmiş. Felsefe öğrenimi de bitmek bilmeyen bir konu olduğuna göre. Bakın, insan önceden yazmayı düşünmediğini de yazıveriyor. Ne demişiz: “Felsefe öğrenimi sonu bitmeyen bir konudur.” Güzel demişiz değil mi?

Aklıma gelenlerden bir önemlisi de kayalara tırmanan dağcılar. Bir yerde okumuştum; büyük kayalara tırmanırken aşağıya bakmazlar ki korkmasınlar, yukarıya da bakmazlar ki umutsuzluğa kapılmasınlar. Doğrusu ben biraz korkmuyor değilim, tabii biraz da umutsuzum. Eee, 75’inden sonra böylesine konulara tırmanınca böyle oluyor. Oysa ne demiştik? 19 yaşında bir genç gibi olacağız. Bütün geçmişleri bilmiyor varsayacağız, önümüzdeki dağ gibi sorunları da…

İşte böylece, kendi kendime bir çalışma yöntemi belirlemiş oldum: 

Mümkün olursa eğer korkmadan ve umutsuzluğa düşmeden, gerekirse tekrar tekrar okuyarak öğrenmeğe çalışacağım.

Getirisi de olmasa çalışmak güzel.

________________________

Sabahattin Gencal, YENİ YENİTAZELENİYORUM BEN, Cinius yayınları, İstanbul, 2019

Güvercinler

 


Paylaştığınız bu görüntü, ücretsiz stok görsel platformu Pixabay üzerinde yer alan bir fotoğraftır. Görselin telif sahibi ise "vily-3031070" kullanıcı adıyla bilinen bir içerik üreticisidir.

Fotoğraf; bir pencere kenarında duran iki güvercini, bir seccadeyi ve arka plandaki bahçeyi içermektedir. Genellikle "pencere önünde bekleyen güvercinler" veya "manevi huzur" temalı içeriklerde sembolik olarak kullanılmaktadır.

Rabbani'nin Mektupları- 059

 İmam-ı Rabbani Hazretleri tarafından Seyyid Mahmud’a yazılan 59. Mektup, ebedî kurtuluşun anahtarlarını, Ehl-i Sünnet itikadının önemini ve Ashâb-ı Kirâm ile Ehl-i Beyt’e olan yaklaşımı sistemli bir şekilde ele almaktadır. Metnin sistematik özeti şöyledir:

1. Ebedî Kurtuluşun Üç Temel Şartı

Mektubun girişinde, tam bir kurtuluş (necat) için üç unsurun bir arada bulunması gerektiği vurgulanır:

  • İlim: İki kısımdır; amelleri düzenleyen fıkıh ilmi ve inancı sağlamlaştıran kelâm ilmi.

  • Amel: Şeriatın emir ve yasaklarının hayata geçirilmesi.

  • İhlas: Yapılan işlerin sadece Allah rızası için yapılması. İhlasın hakikati ancak tasavvuf yoluna (seyr-i sülûk) girmekle elde edilir.

2. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat İtikadı

Kurtuluşun tek yolunun Ehl-i Sünnet alimlerinin bildirdiği yola uymak olduğu belirtilir:

  • Bu yolun doğruluğu keşif ve ilhamla sabittir.

  • Bu yoldan kıl payı sapmak büyük tehlikelere ve delalete yol açar.

  • Şefaat ve rüyetullahı (Allah’ı görmeyi) inkâr edenlerin hüsranda olduğu ifade edilir.

3. Ashâb-ı Kirâm ve Ehl-i Beyt Dengesi

Mektupta İslam’ın bu iki temel direği arasındaki ilişki "Gemi ve Yıldız" metaforuyla açıklanır:

  • Gemi ve Yıldız: Ehl-i Beyt, Nuh’un gemisine; Ashâb ise yol gösteren yıldızlara benzetilir. Kurtuluş için gemiye binmek (Ehl-i Beyt sevgisi), gemide yol almak için de yıldızları (Ashâb’ın rehberliğini) takip etmek şarttır.

  • Hz. Ebubekir’in Fazileti: Sahabenin, Peygamberimizden sonra en faziletli kişinin Hz. Ebubekir olduğu konusunda icma (fikir birliği) ettiği hatırlatılır.

  • Sohbet Fazileti: Sahabe olmanın şerefi (sohbet fazileti), tüm diğer faziletlerin üzerindedir. En büyük veliler bile (Örn: Veysel Karanî) en alt derecedeki bir sahabenin sohbet makamına erişemez.

  • İçtihat Farklılıkları: Sahabe arasındaki anlaşmazlıklar nefsani değil, içtihadidir. Bu nedenle her iki tarafın da (hatalı görseler bile) hayırla anılması gerektiği vurgulanır.

4. Tasavvuf ve İhlasın Mahiyeti

İhlasın iki seviyesi olduğu anlatılır:

  • Muhlis (İhlaslı olmaya çalışan): Amellerini zorlayarak ve niyet ederek Allah rızasına çevirmeye çalışan kişi. Bu hal geçicidir.

  • Muhlas (İhlasa erdirilmiş): Fenâ ve bekâ mertebelerine ulaşmış, nefsi feda olmuş velilerdir. Bunlarda ihlas doğaldır ve süreklidir; her hareketleri niyet etmeseler dahi kendiliğinden Allah rızası için gerçekleşir.

5. Sonuç: Şeriat ve Tasavvuf İlişkisi

Tasavvuf yolunun amacı, şeriatın bildirdiği ilim ve amelleri "yakîn" derecesine çıkarmak ve ibadetlerdeki tembelliği (nefsani engelleri) yok ederek tam bir kolaylık sağlamaktır. Özetle; şeriat asıldır, tasavvuf ise bu aslın ruhu ve tamamlayıcısıdır.