4 Nisan 2026 Cumartesi

Şükrünü Eda Etmek

 

Sabahattin Gencal - Ahmet Gencal
Çekmeköy'deki evlerinin önünde...



Sağımızdaki masada oturan iki beyefendi bir müddet geçtikten sonra kalktılar. Genç olanı hesap ödemeye gitti herhalde. Diğeri bize döndü, birkaç adım attı ve önce Ahmet’e sonra bana bakarak; “Ağabeyiniz mi?” dedi. Öyle güzel söyledi ki nasıl yazsam bilmem ki… İçim rahatladı mı desem, ferahladı mı desem. İçimin yağları erimek üzere iken sol eliyle omuzuma dokundu ve “Ben de seksen yedi yaşındayım.” dedi.

87’mi? Ben demek yeterliyken "ben de" demenin ne âlemi var? Neşem bozuldu. Birden keyfim kaçtı. Kaçış o kaçış…

Ahmet, “Babam…” diye tanıtınca, “Baba ve oğulun böyle oturması, sohbeti, muhabbeti… ne güzel…” falan filan diye konuştu. Ama bir kere kafam karıştı ya söylenenleri tam anlayamadım. Tam anlayabilsem bir güfte olurdu…

Neyse ki adamın adını sorabildim. Meğer bir müzisyenle karşı karşıya imişiz: “GÜLER (Güner) – “ Hafif batı müziği sanatçısı; piyano, org ve flüt çalar; 1939 da İstanbul’da doğdu, İstanbul Konservatuvarından mezundur, Fransızca bilir ...” Yirmi senedir bu mahallede. Buluşmak ve görüşmek dileğiyle ayrıldı.

Camekânın tam yanında oturuyorduk. Dışarıda yürüyüşlerini gördük. Maşallah bir genç gibi yürüyebiliyor. Oysa ben, bir elim Ahmet’in kolunda ve öbür elimde baston… Ağır ağır inerek geldik bu mekâna.

Ahmet’le evden çıkınca sordu bana, nereye gidelim? Gidebileceğimiz dört mekândan burasını seçtim. Giderken bayır aşağı gidiliyor. Gelirken de arabaya bineriz, dedim. Keşke binseydik. Ama ben yavaş yavaş da olsa, dura dura da olsa yaya dönmeyi tercih ettim. Böreklerden aldığımız kaloriyi başka nasıl verebilirdim.

Eve gelir gelmez yatıverdim. Kalkınca Ahmet, büyük oğlumun selâmını söyledi ve ekledi. Fuat, yanlış yapmışsınız, dedi. Babamın madem göğsü ağırıyordu ramba çıkmayacaktınız…

Birden ne kadar da yazmış oldum. Ben yazmaya yeni başlıyor gibiyim.

Kafenin ismi değişmiş. Limon ismi Beslen olmuş. Fırın da var ya isabetli bir isim. Yeni sahibini görmedim. Garson değişikliğin üç ay önce olduğunu söyledi. Demek ki ben üç aydır…

Daha çok şeyler değişmiş. Yeni apartmanlar dikilmiş. Dikilmiş kelimesinden hareketle, Ahmet’in deyişiyle söyleyeyim: Bir fidan dikecek yer yok. Bir metrelik yer yok. Buralar ormanlıktı. Ormana bu kadar kıyılır mı? İspanya’da matator ve boğa güreşleri aklıma geldi. Boğa kırmızıya nasıl da hücum ediyor. Konunun sadece bu kısmını yazacaktım. Bazılarımız da yeşili görünce öyle hücum ediyor, köylü möylü, yurttaş murttaş dinlemiyor diyecektim. Google baktım. Sonu görünce… Üzülmemek mümkün değil. Ah insan oğlu. Demek ki öteden beri geliyor insan oğlunun acımasızlığı… Büyük laflar ettik. Benzetmeleri ileri götürmeden hemen kafeye kaçalım:

Kafede oğlum demeyeyim arkadaşım Ahmet’le yazılarımız üzerinde konuşmaya başladık. Ahmet aynı zamanda editördür. Benim “karakovan” benzetmemi güzel buldu. Sözde bu benzetme üzerinde duracaktım. Derler ya neye niyet neye kısmet. Bugün de farklı yazmış olduk.



Yazmışken şunu da yazıvereyim: Biz yazar ve şair Ahmet’le her çıktığımızda, Ahmet zaman zaman yanımdan ayrılır. O ayrılınca ben öyle tek başıma duramıyorum ne dense. Ya telefona bakacağım ya da yazı yazacağım. Boş durmamak için tabii. Bu da ayrı bir hastalık. Rahmetli bir arkadaşım. “Boş durma yorulursun.” demişti bana. Yazdıklarımın fotoğraflarını çektik. Hatıra diye ekleyeceğim.



Sonuç olarak şunu yazayım: Topu topu 2 saat yirmi dakika dışarıda kaldım. Gözlemlerimi yazabilsem değil iki saatte okumak iki günde bile okunması bitmezdi. Her gün dışarıya çıkabilenler bunun şükrünü bilmiyorlar gibime geliyor.

Ne mutlu şükrünü eda edebilenlere.

Sabahattin Gencal, İstanbul, 04. 04. 2026

 

Kültür Emperyalizmi

 Belirttiğiniz URL’deki metin üzerinden yaptığım inceleme sonucunda ulaştığım bilgiler aşağıdadır:

1. Yazarı ve Varsa Çevireni

  • Yazar: Nedim Odabaş

  • Çeviren: Metin orijinal dilinde (Türkçe) kaleme alınmış bir köşe yazısıdır, çevireni yoktur.

2. Yazının Başlığı

  • Başlık: Kültür emperyalizmi

3. Konusu

Yazının konusu; modern çağda emperyalizmin fiziksel işgallerden ziyade kültürel araçlarla (dil, moda, medya, yaşam tarzı) toplumları sömürmesi, kimliksizleştirmesi ve Batı merkezli bir yaşam formuna hapsetmesidir.

4. Ana Fikri / Mesajı

Emperyalizm günümüzde kılık değiştirerek zihinleri ve yaşam biçimlerini hedef almaktadır. Kendi diline, dinine ve geleneklerine yabancılaşan toplumlar kimliklerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır; bu sürece karşı öz değerlere (İslam medeniyeti ve milli kültür) sahip çıkılmalı, medyanın bu yozlaştırıcı etkisi karşısında uyanık olunmalıdır.

5. Nerede ve Ne Zaman Yayınlandığı

  • Yayınlandığı Platform: Millî Gazete

  • Yayın Tarihi: 1 Nisan 2026 (Metindeki güncel tarih bilgisine göre).


6. Metnin Sistemli Özeti

Metin, yazarın modern emperyalizmin doğası üzerine yaptığı tespitlerle başlar ve toplumsal yansımalarla devam eder:

  • Emperyalizmin Dönüşümü: Geleneksel askeri işgallerin yerini kültürel işgale bıraktığı vurgulanır. Yeni dünya düzeninde sömürgecilik artık savaşlarla değil; zihinlerin, algıların ve yaşam biçimlerinin dönüştürülmesiyle yapılmaktadır.

  • Yabancılaşma ve Dil: Batı hayranlığının bir sonucu olarak esnaf tabelalarından günlük selamlaşmalara kadar yabancı kelimelerin (By by, çav vb.) Türkçenin ve İslami selamlaşma kültürünün önüne geçtiği belirtilir. İnsanların kendi kimliklerine yabancılaştığı ifade edilir.

  • Kapitalizm ve Tüketim Kültürü: Emperyalizmin "uç beyi" olarak tanımlanan kapitalizmin, marka düşkünlüğü üzerinden insanların ruhunu deforme ettiği ve modanın etkisiyle toplumun savrulduğu dile getirilir.

  • Medyanın ve Dizilerin Rolü: Kültürel emperyalizmin en güçlü aracının medya (özellikle TV dizileri) olduğu savunulur. Dizilerde Batılı yaşam tarzının, lüks tüketimin ve "iffet yerine şehvetin" yüceltildiği, bu yolla toplumun "afyonlanır gibi" kimliksizleştirildiği vurgulanır.

  • Sonuç ve Çatışma: Toplumun bir yanda Batı'nın "safra kültürüyle" kuşatıldığı, diğer yanda ise kendi köklerini korumaya çalışan bir kitle arasında sıkıştığı belirtilerek kimlik kaybı uyarısı yapılır.

Gülümsemenin Büyüsü

 

 


 Zaman zaman artılarınızı ve eksilerinizi hesapladığınız oldu mu? Şahsen kendimde ilgili muhasebe yapıyorum. Muhasebeden yaptığım çıkarımlardan yararlandığımı söyleyemem. Buna rağmen muhasebe yapmayı alışkanlık haline getirmeye çalışıyorum. Bu konuda bir yazı da yazmıştım.1  

Şimdi de “gülme”, “gülümseme” konusundaki artılarımı ve eksilerimi yazmaya çalışacağım. Aslında, bu konuda hiç ama hiç artım yok. Ancak konunun önemini kavradığımdandır ki bu yazıyı yazıyorum. Yani ben başaramazsam da insanlarımız başarsın istiyoruz. “Konuyla ilgili hadisleri de dikkate alan İslâm ahlâkçıları, gülmenin hem insan tabiatına hem de ahlâka ve edebe uygun olduğunu, fakat mizah gibi gülmede de dengeyi korumanın güç olduğunu belirtir. Bundan dolayı ahlâkçılar, normal şartlarda gülmemenin veya gülme eğilimini bastırmanın insanı sevimsizleştirdiğine, ancak çok gülmenin de kişinin şahsiyet ve vakarını zedelemek, önemli meseleleri ciddiye almamak, gaflete yol açmak gibi sonuçlar doğurduğuna, özellikle ağır şakalar yaparak, alay ve gıybet ederek gülmenin insanlar arasında düşmanlığa yol açtığına dikkat çekmişlerdir.”2

Küçüklükten beri gayet ciddi olmakla tanınan biriyim. Daha doğrusu çevrem beni bu özelliğimle tanıyıp takdir ettiği için şartlandım diyebilirim. Ben başkalarını olumsuz olarak şartlandırmak istemem; onun için “Bana bakmayın yazdıklarıma bakın.” diyeceğim. Böyle bir söz var değil mi? Neyse uzatmadan aşağıdaki alıntıya dikkatli olarak okuyalım:

“Psikolog ve Eğitimci Kutay Ürkmen, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi'nde gerçekleştirdiği “Gülümsemenin Büyüsü” konulu konferansta önemli açıklamalarda bulundu. Gülümsemenin ve gülmenin gündelik hayattaki önemi ve kazandırdıklarıyla ilgili bilgi veren Ürkmen, 50 yıl önce insanların günde yaklaşık 18 dakika güldüğünü ancak yaşadığımız zaman da bu oranın 6 dakikalara kadar indiğini belirtti.”

Yukarıda belirttiğim gibi ben kendimi bildim bileli öyle pek gülümseyemiyorum, gülmüyorum. Ama siyasi arenadaki konuşmalar güldürüyor beni. Ancak bunu söylemekten de utanıyorum. Keşke bu duruma düşmeseydik. “Güleriz ağlanacak halimize.” derler ya tam o misâl. Ama inşallah olumsuz günler geride kalacak ve bu milletin yüzü gülecektir. İşte o zaman, Allah ömür verirse bizim de yüzümüz gülecektir.

Ürkmen Hocanın araştırmasına göre günde 6 dakika gülmem gerekli olmasına rağmen gülemiyorum. Diyelim ki gülme vesileleri bularak günde 2 dakika gülümsedim. Kalan 4 dakikamı da size veriyorum. Benim için de artı 4 dakika gülüverin.

Sabahattin GENCAL, Yuvacık, 26. 05. 2014

_________________

1.https://sagensa.blogspot.com/2013/08/yasam-muhasebesi-yapmak.html

2. Bk Mâverdî, Edebü'd-dünyâ ve'd-dîn, Beyrut 1978, s. 302; Gazzâlî, İhya' (Beyrut), III, 127-132, 147; İslam Ansiklopedisi, DİA Gülme md.

_________________________

Sabahattin Gencal, Öylesine Yazılar (Denemelerde Kendimizi Görme), Cinius Yayınları, İstanbul, 2018

 

Hüsrev Hatemi'den Vecize

 



💠

Kalbler sırçadan yaratılmış bir kere,
İmkân yok sağlam yürekle ölmeye.

Hüsrev 

Rabbani'nin Mektupları- 042

 İmam-ı Rabbani Hazretleri tarafından Şeyh Derviş’e yazılan 42. Mektup, insanın manevi arınma sürecini ve kalbin hakikatine ulaşmanın yolunu konu almaktadır. Metnin sistematik özeti aşağıdadır:

1. Mektubun Temel Konusu (Mevzuu)

Mektubun ana teması, kalbin üzerindeki dünya ve masiva (Allah’tan gayrı her şey) pasının temizlenmesidir. Bu temizliğin en faziletli yolu ise Sünnet-i Seniyye’ye tabi olmaktır.

2. Kalbin Kararması ve Mahrumiyet

  • Dünyevi Bağlar: İnsan, Allah’tan başka varlıklara ve çeşitli alakalarla dünyaya bağlandığı sürece manen kirlenir.

  • Uzaklaşma (Mehcuriyet): Bu kirlilik, insanın hakikatten uzaklaşmasına ve manevi mahrumiyet yaşamasına neden olur.

3. Kalp Aynasını Parlatma Usulü

  • Hakikat-ı Camia: Kalp, her şeyi kendinde toplayan bir ayna gibidir. Bu aynanın mutlaka parlatılması gerekir.

  • En Faziletli Yöntem: Kalpteki "Allah’tan başkasının sevgisi" pasını gidermenin en üstün yolu, Hz. Muhammed’in (s.a.v) sünnetine tam bir bağlılıkla uymaktır.

4. Manevi Kurtuluşun Şartları

  • Nefsi Terbiye: Hakiki manada Sünnet'e tabi olabilmek için nefsin alışkanlıklarından (nefsani adetler) vazgeçilmesi gerekir.

  • Zulmani Usullerin Terki: İnsanı karanlığa sürükleyen yanlış usul ve yöntemlerin terk edilmesi şarttır.

  • Saadet ve Hüsran: Bu arınma nimetine kavuşanlar için ebedi saadet müjdelenirken, bundan mahrum kalanlar için üzüntü duyulduğu ifade edilir.

5. Sosyal ve Şahsi Meseleler (Sonuç)

  • Mektubun sonunda, Şeyh Kehvan’ın oğlu Meyan Muzaffer’in asil bir soydan geldiği, çevresinde sevenlerinin çok olduğu belirtilerek kendisine şefkatle muamele edilmesi tavsiye edilir.

  • Mektup, hidayete tabi olanlara dua ve selam ile son bulur.