15 Nisan 2026 Çarşamba

Alışkanlık

 


Alışkanlıkları olmayan var mı acaba? Muhtemelen yoktur. Kötü alışkanlıklardan Allah(cc) korusun.

İyi dediğimiz alışkanlıklar için ne demeli? Onların da bir sınırı var. O sınır geçildiğine sıkıntı başlar hele bağımlılık safhasına gelince…

Allah’a şükürler olsun ki kötü denilebilecek bir alışkanlığım hiç olmamıştır. İnşallah da olmayacaktır. Ama iyi sandığım alışkanlıklarda sınırı geçtiğim zamanlar olmaktadır.

Bu anda da artık tasvip etmediğim alışkanlıklarım oluyor. Örnek: Okunmaya değer bir yazı gördüm mü üzerinde düşünmek üzere gözden geçirilecek yazılar klasörüne kopyalayıp yapıştırıyorum. Bunun neresi kötü, demeyiniz. Böylesi yazılar sınırı aştı. Demek ki her şeyin bir haddi ve hududu var. Şimdi klasörden bir yazı çıkarıp paylaşsam, “düğün değil bayram değil…” diyenler olabilir. Gözden geçirilecekler klasöründen “depo” dediğim arşive kaldırıyorum. Arşiv de ne kadar yazı var bilemiyorum.

Zaman zaman aynı biçimde yakınmalarım olmadı değil. Bütün depoları ve köşe bucağı temizledim. Hatta bu atıklardan kitap da oluşturdum. Buna rağmen yeniden aynı terane.

Bilgisayarımı temizlemek öyle kolay olmuyor. Önce okuyorum yazıyı ondan sonra atıyorum ya da başka bir klâsöre yapıştırıyorum. Zaman zaman bu tür çalışmalarımı “çöp evlere” benzemişimdir.

Bir defasında çektiğim sıkıntıya torunum Sabahattin şahit olmuştu da kınamıştı beni. “Dosyalara bakma, klâsörleri siliver, olsun bitsin.” deyivermişti. Ne bileyim kıyamıyorum işte. Ama kendime kıyıyorum. Allah bilir ya bahar temizliğim sürer de sürer…

Şimdi başlıyorum temizlemeye. Aklıma şu gelmiyor değil. Atmaya karar verdiğim birkaç satırı günceme de yazsam. Aman aman Allah(cc) göstermesin. Bunlar bulaşıcı da olabilir. Bu da atılmaz ki deyip benim gibi biriktirmeye başlayabilir.

Öyle işlenecek konular varken temizlikten mi söz edilir, denmez inşallah.

Şimdi depomdayım. Klasörlerden birini tıklıyorum. Şimdi bir dosyadayım. Yazının (alıntımın) başlığı Cezâlet

“Şiirde söyleyişleri kulağa sert gelen sözcükleri tanımlar.

Uyumu konuya göre ayarlayan önemli bir anlatım şeklidir. Örneğin, sanatçı şiddet, büyüklük, vakar, ölüm, korku, savaş gibi konuları anlatırken ya da işlerken, sözcükleri de anlattığı konuya uygun düşecek kalın sesliler arasından seçer. Savaşı anlatırken çekâçâk, gülbank gibi sözcüklerin kullanılması gibi. Bu tür kalın seslilere elfâz-ı cezele, taşıdıkları niteliğe de cezâlet denir.

Örneğin:

Saflar düzüp hücum hücum edilecek hayl-i düşmene

Dehşet âsimân u zemîn pür-figân olur

Evc-i havâda çekâçâk ı tigden

Âvaz-ı ra’d u sâika reh-gümkünân olur1

Nefi” ( https://tr.wikipedia.org/wiki/Cez%C3%A2let)

Vay be! Büyüklerimiz sözcükleri de işlenecek konuya göre seçiyor. Tonlama ve vurguları anladık anlamasına ama sözcükler de seçime tabii.

Bizim sözlüklerden sözcük seçtiğimiz var mı? Yok. Sözcükten fırlayan… Hop yazıda yerini alıyor.

Konumuz edebiyatla ilgili değil. Temizlemekle. Yukarıdaki gibi yazılar tonla… Ama uygulayamadıktan sonra at gitsin. Keşke bu tür yazıları hiç okumasaydım da…

Evet, o zaman kendimi bir şey sanırdım da omuzlarımı dikler de öyle gezerdim. Gezebilir miydim acaba? Yoksa ben sittin sene geçse de değişmez miydim? Ne demişler?

Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.2

Sabahattin Gencal, İstanbul, 15. 04. 2026

____________________________

1

Nef’î’nin bu görkemli ve gürültülü savaş betimlemesini günümüz Türkçesiyle şu şekilde sadeleştirebiliriz:

Şiirin Günümüz Türkçesiyle Karşılığı

Düşman ordusuna saf tutup hücum hücum saldırıldığı vakit,

Gökyüzü ve yeryüzü dehşetten feryat figanla dolar.

Havadaki kılıç şakırtılarından dolayı,

Gök gürültüsü ve yıldırımın sesi (korkudan) yolunu şaşırır.


Kelime Dağarcığı (Sözlük)

Şiirdeki ağır kelimelerin anlamları şöyledir:

  • Hayl-i düşmen: Düşman ordusu, düşman topluluğu.
  • Âsimân u zemîn: Gök ve yer.
  • Pür-figân: Feryat dolu, iniltiyle dolup taşan.
  • Evc-i havâ: Gökyüzünün en yüksek noktası.
  • Çekâçâk-ı tîğ: Kılıçların birbirine çarparken çıkardığı ses (şakırtı).
  • Âvaz-ı ra’d u sâika: Gök gürültüsü ve yıldırım sesi.
  • Reh-gümkünân: Yolunu şaşıran, ne yapacağını bilemeyen.

Kısa Analiz

Nef’î, burada mübalağa (abartma) sanatını kullanarak savaşın şiddetini anlatır. Öyle bir kılıç sesi ve kargaşa vardır ki, doğanın en yüksek sesi olan gök gürültüsü bile bu gürültüden korkup yolunu şaşırır hale gelmiştir.

2.

AI Bakışı

"Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir" sözü, Antik Çağ filozofu Efesli Herakleitos'a ait, evrenin sürekli bir akış, oluş ve dönüşüm içinde olduğunu vurgulayan temel bir felsefi ilkedir. Herakleitos'a göre evrende durağan hiçbir şey yoktur; her şey "ateş" gibi sürekli değişir. Evrim Ağacı +1

Temel Özellikleri ve Felsefesi:

·                     "Panta Rhei" (Her Şey Akar): Herakleitos, evrendeki her şeyin bir akış içinde olduğunu "Panta rhei" ifadesiyle özetlemiştir.

·                     Aynı Nehirde İki Kez Yıkanılmaz: Meşhur örneğiyle, bir nehre ikinci kez girdiğinizde ne nehir aynı nehirdir ne de siz aynı kişisinizdir; çünkü su akmış, siz değişmişsinizdir.

·                     Zıtların Birliği:

 Değişim, zıtların mücadelesi ve birliği (gece-gündüz, yaşam-ölüm) sayesinde gerçekleşir.

·                     Arkhe (Öz) Ateş: Ona göre değişimin temeli, her şeyin kendisinden çıktığı ve yine kendisine döndüğü "ateş"tir. Evrim Ağacı +6

Bu felsefe, hayatın doğasının döngüsel bir değişim ve dönüşüm olduğunu, dolayısıyla değişime direnmenin anlamsız olduğunu savunur. 

 

Ruh Tüneli

 

Ruh Tüneli: Psikolojiden Tasavvufa Bir Bilinçaltı Yolculuğu (?)

Bu videoda, insan ruhunun derinliklerine, psikolojinin sınırlarından tasavvufun deryasına uzanan mistik bir yolculuğa çıkıyoruz. "Ruh Tüneli" kavramı üzerinden, kalpteki karartıyı, sonsuzluğu ve insanın kendini bulma çabasını sorgulayan özgün bir şiir dinletisi. "Ruh tüneli dedim ve durdum. Daha doğrusu bir soru (?) işareti koydum." Bu eser, bilinenin ötesine geçmeye çalışan, feneri ve oksijeni olmadan karanlıkta yolunu arayan bir ruhun seslenişidir. Nefis terbiyesinden Zaman Tüneli'ne, Erzurumlu İbrahim Hakkı'dan evrendeki karadeliklere uzanan bu daldan dala atlayışta, belki de kendi içinizdeki tünelin girişini bulacaksınız. Özel Bir Not: Bu şiir, babam Sabahattin Gencal'ın ruhun derinliklerine ve insanın içsel yolculuğuna ışık tutan "Kendimizi Görme Denemesi" adlı eserinden aldığım ilhamla kaleme alınmıştır. Kitabı okurken geçtiğim o "Ruh Tüneli"ni ve hissettirdiği o derin metafiziksel sorgulamaları bu dizelere dökmeye çalıştım. 📚 "Kendimizi Görme Denemesi" kitabını incelemek ve satın almak için: https://cinius.shop/product/kendimizi... İyi dinlemeler. --- 📜 ŞİİR METNİ: RUHUN KIYISINDA BİR TÜNEL
Bilinçaltı dedikleri, sığ bir kıyı Ben uçurumlara gözümü diktim. Kur'an'ın "az bilgi" dediği o gizem Yürüdüm, koştum, düştüm, yine de yetmedi iz'im. İbrahim Hakkı'nın kalpteki karası Karadelik mi, karakutu mu, yoksa bir tünel mi? Sonsuzluğun yanında dünya bir anlık rüya Yutulur mu dev yıldızlar, açılır mı o kapı? Dalgalandım duruldum, koştum yoruldum Tasavvuf deryasında bir damla gibi. Enbiyanın, evliyanın feneri nerede? Benim ne fenerim var, ne oksijenim. Soru işareti bıraktım, Ruh Tüneli'ne Unutulan düşünceler, kaybolan fikirler... Nefis terbiyesi, Everest Tepesi gibi Çile bülbülüm çile, yol bitmez menzile. Zaman tüneli dediler, onu mu hatırlasam? Ruh Tüneli'ni unuttum, sen de unut gitsin. "Kendimizi Görme Denemesi"nde kaldı izler Ruh üzerine söz söylemek ne haddime! Yine de içimdeki bu haller... Bastırılamayan, adlandırılamayan o anlar... Tünelin ucunda ışık mı var, yoksa koyu karanlık mı? Belki de cevap, sadece o soru işaretinde saklı. Ahmet GENCAL, Nisan 2026 --- Görsel: [Yapay Zeka Tarafından Oluşturulmuştur] Müzik/Seslendirme: [Yapay Zeka]

Öpseydin Yaralarımdan

 


Erol Evgin – Öpseydin Yaralarımdan (Video Klip)

Genel Yönetmen: Erol Evgin Müzik Direktörü ve Düzenlemeler: Firuz İsmailov Stüdyo: Stüdyo Arı Kayıt: Meriç Memikoğlu Mix - Mastering: Arıkan Sırakaya Yapım: Erol Evgin Prodüksiyon Beste: Erol Evgin Söz: Dr. Selma Çuhacı Düzenleme: Firuz İsmailov Tuşlu Çalgılar: Firuz İsmailov Bas Gitar: Zafer Şanlı Gitar: Ali Demirel Ud: Altuğ Öncü Kanun: Samet Çelikel Klarnet: Ramazan Sesler Yönetmen: Ecem Gündoğdu Görüntü Yönetmeni: Veli Kuzlu Prodüksiyon Ekibi: Naz Demirhisar, Serkan Türkoğlu, Yasin Türkseven Edit: Başak Yangır Color: Ufuk Aktaş Kamera Ekibi: Çağatay Göktepe, Necmi Özdaş Işık Şefi ve Ekibi: Davut Çamlı, Uğur Arıkan, Emre Yıldız Erol Evgin – Öpseydin Yaralarımdan (Şarkı Sözleri) Geceler örtmüyor gözlerimdeki karanlığı Maskeler gizlemiyor sana dökülen yaşları Acılara saklanmak artık çare olmuyor Kim görse şimdi beni sensizliğimden tanıyor Ah bir mucize olsaydı o canım aşktan Dönüp gelseydin ya gittiğin yoldan Sımsıkı sarılsaydın yalnızlığıma Yine öpseydin ya yaralarımdan Ah bir mucize olsaydı o canım aşktan Dönüp gelseydin ya gittiğin yoldan Sımsıkı sarılsaydın yalnızlığıma Yine öpseydin ya yaralarımdan Bir viran şehir sanki yüreğimin sokakları Nereye baksam biraz sen, nereye varsam bir anı Ah o düştüğüm yollar artık aşka düşmüyor Kim görse şimdi beni, sensizliğimden tanıyor Ah bir mucize olsaydı o canım aşktan Dönüp gelseydin ya gittiğin yoldan Sımsıkı sarılsaydın yalnızlığıma Yine öpseydin ya yaralarımdan Ah bir mucize olsaydı o canım aşktan Dönüp gelseydin ya gittiğin yoldan Sımsıkı sarılsaydın yalnızlığıma Yine öpseydin ya yaralarımdan Sımsıkı sarılsaydın yalnızlığıma Yine öpseydin ya yaralarımdan Yine öpseydin ya yaralarımdan Yine öpseydin ya yaralarımdan

Epiktetos'tan Vecize

 


                                                            Epiktetos   Vecize

Pietà

 

Bu etkileyici tablo, ünlü Post-Empresyonist ressam Vincent van Gogh'a aittir.

Tabloya dair bazı önemli detaylar şöyledir:

  • Eserin Adı: Pietà (Meryem Ana'nın İsa'nın naaşını kucağında tuttuğu sahne).

  • Tarih: Eylül 1889.

  • Arka Plan: Van Gogh bu eseri, Fransız romantik ressam Eugène Delacroix'nın aynı isimli bir litografisinden esinlenerek (ona bir saygı duruşu niteliğinde) yapmıştır.

  • Özelliği: Eser, Van Gogh'un Saint-Rémy-de-Provence'daki akıl hastanesinde kaldığı dönemde yapılmıştır. Dikkat ederseniz, tablonun sağ alt köşesinde "d'après Eug. Delacroix" (Eugène Delacroix'dan sonra/üzerine) notu ve kendi imzası yer alır.

Fırça darbelerindeki o karakteristik hareketlilik ve renklerin duygusal yoğunluğu, Van Gogh'un kendine has üslubunu açıkça yansıtmaktadır.


Rabbani'nin Mektupları- 053

 İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî es-Serhindî Hazretleri tarafından Seyyid Şeyh Ferid Buhârî’ye yazılan 53. Mektup, din ve devlet işlerinin selameti açısından "âlim" kavramının kritik rolünü ele almaktadır. Metnin sistematik özeti aşağıdadır:

1. Mektubun Yazılma Sebebi ve Müjde

Sultan’ın, şer’i meselelerde hata yapmamak adına yanına dört dindar âlim seçme niyetini bildirmesi, İslâm ve Müslümanlar için büyük bir sevinç ve teselli kaynağı olarak değerlendirilmiştir. Bu durum, devlet idaresinin şeriatın çizgisine çekilmesi yolunda atılmış çok kıymetli bir adım olarak görülür.

2. Âlimlerin Niteliği ve "Makam Sevdası" Tehlikesi

  • Dünya Ehli Âlimler: İmam-ı Rabbânî, makam ve mevki hırsı taşıyan âlimlerin fitnesinden sakınılması gerektiğini vurgular. Eğer seçilecek âlimler makam sevgisi güderse, birbirlerine üstünlük kurmak için ihtilaf çıkaracaklarını ve bu durumun dinin özünden ziyade sultana yakınlaşma aracına dönüşeceğini belirtir.

  • Ahiret Ehli Âlimler: Gerçek âlimlerin sayısının oldukça az olduğunu, bunların makam sevdasını terk etmiş ve tek gayeleri dinin ihyası olan kimseler olduğunu ifade eder.

3. İhtilafların Tahrip Edici Gücü

Metinde, âlimler arasındaki çekişmelerin geçmiş asırlarda toplumu felakete sürüklediği hatırlatılır. Şayet sohbet meclislerinde sürekli bir ihtilaf ve tartışma hali hakim olursa, bu durum şeriatın güçlenmesini sağlamak yerine toplumun yıkımına sebep olur.

4. Çözüm Önerisi: "Tek Âlim" Prensibi

İhtilaf riskini tamamen ortadan kaldırmak için yazarın sistematik önerisi şudur:

  • Mümkünse, ehil ve dindar olan tek bir âlimin seçilmesi daha isabetlidir.

  • Bu kişi, "Kibrit-i Ahmer" (nadir bulunan çok değerli bir cevher) gibi olan ahiret uleması arasından seçilmelidir.

  • Eğer en üst seviyede biri bulunamazsa, mevcutların içinden en faziletlisi titizlikle tespit edilmelidir.

5. Âlimlerin Toplumsal Rolü ve Sorumluluğu

Mektubun can alıcı noktası, âlimlerin toplum üzerindeki çift yönlü etkisidir:

  • Kurtuluşun Kaynağı: İnsanlığın hidayeti ve selameti doğru âlimlerin varlığına bağlıdır.

  • Yıkımın Kaynağı: "Âlimin fesadı, âlemin fesadıdır." Kötü âlimler mahlukatın en şerlisi olarak nitelenir.

  • İblis ile İrtibat: Şeytanın, insanların dalalete düşürülmesi işini "kötü âlimlere" devrettiği yönündeki kıssa ile bu tehlikenin boyutu gösterilir.

Sonuç

İşin başında doğru adım atmanın hayati önem taşıdığı, iş işten geçtikten sonra pişmanlığın fayda etmeyeceği belirtilerek; yöneticilerin âlim seçiminde son derece dikkatli ve etraflıca düşünerek hareket etmeleri tavsiye edilmiştir.