Alışkanlıkları
olmayan var mı acaba? Muhtemelen yoktur. Kötü alışkanlıklardan Allah(cc)
korusun.
İyi
dediğimiz alışkanlıklar için ne demeli? Onların da bir sınırı var. O sınır
geçildiğine sıkıntı başlar hele bağımlılık safhasına gelince…
Allah’a
şükürler olsun ki kötü denilebilecek bir alışkanlığım hiç olmamıştır. İnşallah
da olmayacaktır. Ama iyi sandığım alışkanlıklarda sınırı geçtiğim zamanlar
olmaktadır.
Bu
anda da artık tasvip etmediğim alışkanlıklarım oluyor. Örnek: Okunmaya değer
bir yazı gördüm mü üzerinde düşünmek üzere gözden geçirilecek yazılar klasörüne
kopyalayıp yapıştırıyorum. Bunun neresi kötü, demeyiniz. Böylesi yazılar sınırı
aştı. Demek ki her şeyin bir haddi ve hududu var. Şimdi klasörden bir yazı
çıkarıp paylaşsam, “düğün değil bayram değil…” diyenler olabilir. Gözden
geçirilecekler klasöründen “depo” dediğim arşive kaldırıyorum. Arşiv de ne
kadar yazı var bilemiyorum.
Zaman
zaman aynı biçimde yakınmalarım olmadı değil. Bütün depoları ve köşe bucağı
temizledim. Hatta bu atıklardan kitap da oluşturdum. Buna rağmen yeniden aynı
terane.
Bilgisayarımı
temizlemek öyle kolay olmuyor. Önce okuyorum yazıyı ondan sonra atıyorum ya da
başka bir klâsöre yapıştırıyorum. Zaman zaman bu tür çalışmalarımı “çöp evlere”
benzemişimdir.
Bir
defasında çektiğim sıkıntıya torunum Sabahattin şahit olmuştu da kınamıştı
beni. “Dosyalara bakma, klâsörleri siliver, olsun bitsin.” deyivermişti. Ne
bileyim kıyamıyorum işte. Ama kendime kıyıyorum. Allah bilir ya bahar
temizliğim sürer de sürer…
Şimdi
başlıyorum temizlemeye. Aklıma şu gelmiyor değil. Atmaya karar verdiğim birkaç
satırı günceme de yazsam. Aman aman Allah(cc) göstermesin. Bunlar bulaşıcı da
olabilir. Bu da atılmaz ki deyip benim gibi biriktirmeye başlayabilir.
Öyle
işlenecek konular varken temizlikten mi söz edilir, denmez inşallah.
Şimdi
depomdayım. Klasörlerden birini tıklıyorum. Şimdi bir dosyadayım. Yazının (alıntımın)
başlığı Cezâlet
“Şiirde
söyleyişleri kulağa sert gelen sözcükleri tanımlar.
Uyumu
konuya göre ayarlayan önemli bir anlatım şeklidir. Örneğin, sanatçı şiddet,
büyüklük, vakar, ölüm, korku, savaş gibi konuları anlatırken ya da işlerken,
sözcükleri de anlattığı konuya uygun düşecek kalın sesliler arasından seçer.
Savaşı anlatırken çekâçâk, gülbank gibi sözcüklerin kullanılması gibi. Bu tür
kalın seslilere elfâz-ı cezele, taşıdıkları niteliğe de cezâlet denir.
Örneğin:
Saflar
düzüp hücum hücum edilecek hayl-i düşmene
Dehşet
âsimân u zemîn pür-figân olur
Evc-i
havâda çekâçâk ı tigden
Âvaz-ı
ra’d u sâika reh-gümkünân olur1
Nefi”
( https://tr.wikipedia.org/wiki/Cez%C3%A2let)
Vay
be! Büyüklerimiz sözcükleri de işlenecek konuya göre seçiyor. Tonlama ve
vurguları anladık anlamasına ama sözcükler de seçime tabii.
Bizim
sözlüklerden sözcük seçtiğimiz var mı? Yok. Sözcükten fırlayan… Hop yazıda
yerini alıyor.
Konumuz
edebiyatla ilgili değil. Temizlemekle. Yukarıdaki gibi yazılar tonla… Ama
uygulayamadıktan sonra at gitsin. Keşke bu tür yazıları hiç okumasaydım da…
Evet,
o zaman kendimi bir şey sanırdım da omuzlarımı dikler de öyle gezerdim.
Gezebilir miydim acaba? Yoksa ben sittin sene geçse de değişmez miydim? Ne
demişler?
Değişmeyen
tek şey değişimin kendisidir.2
Sabahattin
Gencal, İstanbul, 15. 04. 2026
____________________________
1
Nef’î’nin bu görkemli ve gürültülü savaş betimlemesini
günümüz Türkçesiyle şu şekilde sadeleştirebiliriz:
Şiirin Günümüz Türkçesiyle
Karşılığı
Düşman ordusuna saf tutup hücum hücum
saldırıldığı vakit,
Gökyüzü ve yeryüzü dehşetten feryat figanla
dolar.
Havadaki kılıç şakırtılarından dolayı,
Gök gürültüsü ve yıldırımın sesi (korkudan)
yolunu şaşırır.
Kelime Dağarcığı (Sözlük)
Şiirdeki ağır kelimelerin anlamları şöyledir:
- Hayl-i düşmen: Düşman
ordusu, düşman topluluğu.
- Âsimân u zemîn: Gök ve
yer.
- Pür-figân: Feryat
dolu, iniltiyle dolup taşan.
- Evc-i havâ:
Gökyüzünün en yüksek noktası.
- Çekâçâk-ı tîğ:
Kılıçların birbirine çarparken çıkardığı ses (şakırtı).
- Âvaz-ı ra’d u sâika: Gök
gürültüsü ve yıldırım sesi.
- Reh-gümkünân: Yolunu
şaşıran, ne yapacağını bilemeyen.
Kısa Analiz
Nef’î, burada mübalağa (abartma) sanatını kullanarak
savaşın şiddetini anlatır. Öyle bir kılıç sesi ve kargaşa vardır ki, doğanın en
yüksek sesi olan gök gürültüsü bile bu gürültüden korkup yolunu şaşırır hale
gelmiştir.
2.
AI Bakışı
"Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir"
sözü, Antik Çağ filozofu Efesli Herakleitos'a ait, evrenin
sürekli bir akış, oluş ve dönüşüm içinde olduğunu vurgulayan temel bir felsefi
ilkedir. Herakleitos'a göre evrende durağan hiçbir şey yoktur; her şey
"ateş" gibi sürekli değişir. Evrim Ağacı +1
Temel Özellikleri ve Felsefesi:
·
"Panta Rhei" (Her Şey Akar): Herakleitos, evrendeki her şeyin bir akış içinde
olduğunu "Panta rhei" ifadesiyle özetlemiştir.
·
Aynı Nehirde İki Kez Yıkanılmaz: Meşhur örneğiyle, bir nehre ikinci kez
girdiğinizde ne nehir aynı nehirdir ne de siz aynı kişisinizdir; çünkü su
akmış, siz değişmişsinizdir.
·
Zıtların Birliği:
Değişim, zıtların mücadelesi ve birliği
(gece-gündüz, yaşam-ölüm) sayesinde gerçekleşir.
·
Arkhe (Öz) Ateş: Ona göre değişimin temeli, her şeyin kendisinden çıktığı ve yine
kendisine döndüğü "ateş"tir. Evrim Ağacı +6
Bu felsefe, hayatın doğasının döngüsel bir değişim ve
dönüşüm olduğunu, dolayısıyla değişime direnmenin anlamsız olduğunu savunur.
-crop-crop.jpg)