Sevgili
Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.); “Biz
peygamberler topluluğu, daima insanların seviyelerine inmek ve onların
anlayabilecekleri şekilde konuşmakla emrolunduk." (Zebidî, İthaf'u Sade, 2/65)
hadisini meslek hayatımda da blog yazılarımda da ilke edindim. Onun için
becerebildiğim ölçüde okuyucuların anlayabileceği biçimde yazmaya çalışıyorum.
Başka deyişle sanat yapma kaygısı
gütmüyorum, zaten beceremiyorum da...
Sanatçılar, her bir okuyucunun
eserini/yazısını kendilerine göre farklı farklı yorumlayabilecekleri biçimde
yazarlar veya yazmaya çalışırlar. Onun için derler ki, yazı
okuyucuya geçince yazarından göbek bağı kesilir. Açık deyişle yazar; “Bu yazım,
şu anlamı taşıyor.” diyemez.
Sanatçı
okuyucuyu, doğrudan veya dolaylı biçimde yönlendirmezmiş. Başka deyişle sanatçı
toplum menfaati, devlet sırrı, kültür, din, dil vb. düşünmezmiş.
-mış,
mişli yazıyorum; çünkü gençliğimizde şahit olduğumuz, bizden çok öncelerinde
başlayan “sanat sanat içindir.” tartışmalarını açma niyetinde değilim. Aslında
bu konulara girmeyi hiç düşünmüyordum; ama daha dün okuduğum bir cümle ile
biraz sarsıldığım için birkaç paragraf yazayım, dedim. Sarsıldığım cümleyi
çoktan unuttum; siz de unutun ve yazıya odaklanalım.
Sanatçı,
her bir okuyucusunu farklı farklı yoruma sevk edebilirmiş. Bence bu, kimin
çıkardığını bilmediğimiz bu kural, siz kuralsızlık diyebilirsiniz, evet bu kural istismarcılığın kapılarını ardına
kadar açtı. Adamlar, keyfine estiği gibi yazıyorlar, dindi, ahlaktı,
kültürdü, bilimdi vb. hiç umurlarında değil. Niye olsunlar ki, bakın Nobel
ödülü yanında birçok ödülle taltif edilen Sayın Orhan Pamuk ağabeyleri ne
diyor:
“Bir
önceki kuşağın yazarları, toplumsal sorumluluk hisseden, edebiyatın, ahlâka ve
politikaya hizmet etmesi gerektiğini düşünen yazarlardır. Birçok yoksul
ülkedeki yazarlar gibi, onlar da yeteneklerini, milletlerine hizmet etme
arayışları yolunda harcadılar. Ben onlar gibi olmak istemiyorum.” (http://www.demlisozler.com/soz/bir-onceki-kusagin-yazarlari-toplumsal-sorumluluk.html/)
Pamuk
için söz etmek, bir önceki kuşaktan olsam bile haddim değil. Ama siz
söyleyin; “Milletlerine hizmet etme
arayışları içinde...” olmamalı mı? İnternet dünyasına güven olmaz, belki de bu
söz büyük edebiyatçı, Sayın Orhan Pamuk’un olmayabilir de. Eğer onunsa,
yukarıda dedim ya haddimi bilirim, “Hasbinallah...”demekten başka çarem yok.
Uzatmadan
söyleyeyim, sanata karşı değilim. Karşı olmak ne kelime bütün öğrencilerime sanatı sevdirmeye çalıştım. Allah’a şükürler
olsun ki meyvelerini de gördüm. Sanat sanat içindir, değildir tartışmalarına
hiç girmedim. Sanatın evrensel olduğuna,
insana estetik bir zevk, bir güzellik verdiğine; sanatın insanı insan yapan
unsurlardan biri olduğuna inananlardan biriyim. Evet, sanat yapamıyorum;
ama sanatı ve sanatçıları seviyorum. Evlatlarımı sever gibi, öğrencilerimi
sever gibi, çocukları, kuzuları; dağları dereleri sever gibi seviyorum sanatı.
Onun için yalvarıyorum: Etmeyin, eylemeyin evrenselliğin ne olduğunu öğretin
gençlere. Bu zor olmayacak bizler için. Çünkü Evrensel bir Kur’an’ımız var,
tabii evrensel bir ahlakımız da. Yani korkmayın kültürümüzü, dinimizi,
ahlakımızı konu etmekten. Nobel
alamazsınız belki; ama bu milletin gönlünü fethedebilirsiniz. Tabii,
evrenselliğin ne olduğunu bilen toplumların da sevdiği, sevebileceği bir
sanatkâr olabilirsiniz.
Bakın,
aklıma düşer düşmez bu yazıyı yazıverdim. Yarına bekletsem daha derli toplu
olabilirdi; ama yarına çıkabilir miyiz Allah (cc) bilir. Hiçbir nedenle işleri
ertelemeyin. Haber veriyorum; “vahşi
kapitalizm, bilerek veya bilmeyerek bizim az da olsa kalan sanat ayarlarımızı
bozabilir...
Ben
bir öğretmenim, sanatçı/yazar değil. Sanatçı öğretmen olabilme zamanını büyük
ölçüde geçirdim. Siz siz olun, zamanı geçirmeyin.
Zamanı geçirmeyi değil,
değerlendirmeyi düşünelim.
Çekmeköy18. 11. 2020
_______________________________
SabahattinGencal, Aylak Aylak Dolaşıyorum İnternet Sokaklarında, Cinius Yayınları, İstanbul,2021
