13 Mayıs 2026 Çarşamba

Ey gidi Sabahattin!

 


 

Bugün, yani 13 Mayıs 2019 Pazartesi günü de bir kere daha “Ey gidi Sabahattin…” dedim kendi kendime:

Ben sessiz, sakin, sabırlı, planlı, güvenli, kararlı ve istikrarlı çalışan biriydim. Bugünün işini, nadiren yarına bırakırdım. Ama emekli olalı beri, özellikle eşim rahmetli olalı beri performansım düştü, her şeyim düştü…

Sözde Kalem Sûresi Tefsiri derleme çalışmasını yılbaşında bitirecektim. Tefsiri bitirmek yerine bahaneler ürettim. “Sağlam kafayla yazmalıyım. Bir kelime yanlış olursa… Allah korusun…” Ne oldu? Sağlığım, düzelmek şöyle dursun, gittikçe bozulmaya başladı. Ramazan başlayalı ben de çalışmalarıma kaldığım yerden başladım.

Oğlum Fuat’ın kütüphanesinden içinde Kalem Sûresi bulunan altı farklı müfessire ait kitaplar aldım. Zaman zaman göz attım. Ancak epeydir elime almamışım ki bugün elime alınca kitap kapağında toz gördüm.

Ey gidi Sabahattin senin kitapların da mı toz tutacaktı. Gözlerim doldu. Çalışma masasında, ayaklarım şiştiği için fazla oturamadığımdan yattım. Ey gidi diye diye gözyaşlarım aktı…

Yine eski günlere gittim. 1989 Eğitim yılı başlarında, oğlum Fuat İstanbul’daydı zaten, küçük oğlum Ahmet de Marmara Üniversitesi İngilizce Bölümüne, Bursa Uludağ’dan yatay geçiş yaptı. Aile bireyleri hep bir arada olalım diye, Derince’deki lojmanı da olan bir ilköğretim okulu müdürlüğünden istifa ederek İstanbul’a naklimi istedim.

İstanbul’un Avrupa yakasında bir ilköğretim okuluna verildim. Okulda benden 8-10 yaş küçük bir öğretmenle karşılaştım. O da yeni gelmişti. Hemşeri çıktık. Okumayı da seviyordu üstelik.

Bir gün okul koridorunda beraber yürürken ta ileride okul müdürünün hareketlerini izliyorduk. Ben kimseleri tenkit etmem. O da etmedi fakat sadece benim duyacağım bir sesle Namık Kemal’in bir beytini tekrarlamaya başladı:

Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selametten

Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten

Günümüz Türkçesi:

“Çağın değer yargılarını doğruluktan ve samimiyetten sapmış görerek kendi arzumuz ve saygınlığımız ile devlet kapısından ayrıldık.”

O, galiba yurtdışındaki bir görevden ayrılarak gelmişti.

Arkadaşlığımız bir hafta sürdü sürmedi ben valilik tasarrufu ile Anadolu yakasındaki bir liseye verildim. O da Avrupa yakasındaki bir ilçe halk eğitim müdürlüğüne verildi.

O beni unutmuştur; ama ben unutmadım. Çağın değer yargılarının doğruluktan, samimiyetten hem de nasıl ayrıldığını görünce N. Kemal’i değil o arkadaşı hatırlarım. Arkadaşın ismini yazmıyorum. Google’dan aldığım haber doğruysa o bir ilin Milli Eğitim Müdürüdür. Ne olur ne olmaz.

Günceye böyle eski hatıralar yazılmazmış. Ben niye yazdım ki?

Doğrusu bir iç çatışma içindeyim. Kendi kendime Sabahattin bu blog yazma sevdasından da vaz geç. Kendi arzunla ve saygınlığınla çekil diyorum. Zaten okuyanın çok az. Tam çekilme kararı verirken vaz geçiyorum:

Bu akşam iftar vakti programını izlerken, bir hoca diyor ki:

“Bir sosyal medya kullanıcısı diyor ki 20 takipçim var. Bırakmak istiyorum.” Hoca diyor ki “hayır” devam. Hatta yabancı dilde de yaz diyor. Ben de gençliğimde, yani 3-4 sene öncesine kadar “Bir kişi bile olsa yazacağım.” diyordum.

Konu konuyu açıyor. Bloglardaki hataları düzeltmek, trafiği yükseltmek için kursa gittim. Dünyadaki trendleri takip etmemiz ve paragraflar arasına en çok aranan kelimeleri kullanmamız önerildi. Ben bunu nereye benzettim biliyor musunuz? Üsküdar sahilinde balıkçılar oltalarına yem takıyorlar ya, işte onlara. Damla adlı Web sitemi başarıyla açtım. Ama… Okuyuculara kral içerik sunulacak ama robotlara, yani arama mekanizmalarına uygun yemler verilecek. Yaa, ben robotları bile kandırmak istemem. Öyle trafiği de öyle getiriyi de istemem deyip yerimde saymaya başladım. Bakalım ne kadar daha yerimde sayarım.

Ey gidi Sabahattin… Ne diyor Goethe: “Küçük işlerle uğraşanlar, büyük işleri başaramazlar.” Bırak şu küçük işleri. Veya küçük işlerle uğraşanların da bir şeyler yapabileceğini göster.

Küçük işler diyorum; ama yavaş yavaş alışıyorum galiba. Müzik hani, resim hani, ya şiir vb. diyorum.

Kararsızlıkla ilgili bir müzik var mıdır acaba?

Varmış. Bu kararsızlık başka biçimde, ama olsun varsın

Ebru Yaşar- Kararsızım " ...

Şarkı Sözleri

Kaderde varsa bizim payımız susmak

Demek ki her şey eksik değerde

Tuhaf bu halin güvendiğin aklın nerde

Sığındığın yanlış bir gölge

Gelemedin kendine sen belki de bilerek

Bir adım at yanlısından vazgeçerek

Yeni değil ayrılık çok eski bir gelenek

Sözüm ona gidiyorsun istemeyerek

        

(…)

Kaderde varsa bizim payımız susmak…

Hayırlı uzun ömürler dileğiyle…

 Çekmeköy-İstanbul, 13. 05. 2019

________________________________________

SabahattinGencal, Anahtar Deliği GÜNLÜK, Cinius Yayınları,İstanbul, 2020

Farabi

 


Farabi ile ilgili bir rivayete göre, öğrencilerinden biri kendisine "Sen mi daha bilgilisin, Aristo mu?" diye soru sorar. Farabi'de şu hakimane cevabı verir;

"Eğer Aristoteles zamanında yaşasaydım onun en seçkin öğrencilerinden biri olurdum."

Felsefe söz konusu olduğunda "Muallim-i Evvel"in yani ilk öğretmenin Aristoteles olduğu kabul edilir. Bu tabir Aristo'nun Batılı kaynaklarda "Magister Primus" (İlk Usta) olarak anılmasından kaynaklanır.

Felsefeyi sistemli hale getiren ve İslam felsefesini temellendiren ünlü filozof Farabi ise "Muallim-i Sânî" yani ikinci öğretmen olarak bilinir. Hatta Latince yazılmış kitaplarda da ondan "Magister Secondus" (İkinci Usta) diye söz edilir

https://www.facebook.com/

Şarkılar!

 



Düğünü Ayağa Kaldıran Şarkılar! 💃 1 Saat Kesintisiz Söz Nişan Kına Düğün Müzikleri

Toprağa Hasret

 



TOPRAĞA HASRET | Bir Ahmet Gencal Şiiri

Eski bir arkadaşımın paylaştığı bir fotoğraf... Mor Bodrum papatyaları, plastik de olsa bir huzurun sınırı olan çitler ve arkada özlemini çektiğimiz o yemyeşil çimler. Bu görüntü bana, bugün hepimizin içindeki o büyük boşluğu; toprağa, doğaya ve en önemlisi "insanca bir geleceğe" olan hasretimizi yazdırdı. Dedesinin emekliliğinde "hayat artan", babasının emekliliğinde "umudu kalan" ama bugün bir evin duvarına dahi ömrünü yetiremeyenlerin hikayesi bu... Betona basıp da hayata basamayanlara selam olsun. [Şiirin Tam Metni] TOPRAĞA HASRET Bir zamanlar toprak vardı avuçlarımızda… Çamur bulaşırdı ayakkabılarımıza, Annem kızardı bazen, Biz yine koşardık ovaya, kıra, bayıra… Şimdi bir damla toprağa basmak bile Lüks oldu bu kocaman zindanlarda. Bak şu bahçeye… Şu mor Bodrum papatyalarına… Birileri bir şekilde sahip olmuş böyle bir hayata. Şu çitlere bak, Plastikten bile olsa bir huzurun sınırı olmuş sanki. Arkadaki yemyeşil çimler… Belki ayda bir biçiliyor, belki torunlar üstünde yalın ayak koşuyor… Belki sabah kahvesi içiliyor verandasında, Belki de akşama iki duble rakıyla yorgunluk atılıyor. Bizse yıllardır betona basıyoruz. Asfalta basıyoruz. Kalabalığa basıyoruz. Ama bir türlü… hayata basamıyoruz. Eskiden dedem emekli olmuştu… Bahçeli evini yapmıştı kendi elleriyle. Bir de kırmızı Anadol almıştı, Üstüne bir de hayat artmıştı. Babam emekli oldu sonra… Şehrin kenarında bir evin yarısını alabildi ancak. Kalanını yıllarca ödedi ama yine de umut vardı gözlerinde. Şimdi ben emekli olsam… Bir odanın duvarına bile yetmiyor yılların emeği. Ne bahçesi… Ne verandası… Ne papatyası… Balkonlu ev bile ilanlarda “Lüks” diye geçiyor artık. Gençler suskun… Çünkü hayal kurmak pahalı. Orta yaşlılar yorgun… Çünkü geçinmek savaş gibi. Emekliler mahcup… Çünkü bir ömür çalışıp hâlâ çocuklarına yük olmaktan korkuyorlar. Bir adam düşün… Kırk yıl çalışmış. Sabah ezanında çıkmış evden, akşam karanlığında dönmüş. Şimdi oturmuş mutfak masasına şunu düşünüyor: “Emekli olunca nasıl geçineceğiz?” İşte insanı öldüren bu. Yoksulluk değil sadece… Hayalsizlik. Çünkü insan bazen bir villa istemez aslında. Bir pencere ister… Önünde sardunya olsun yeter der. Bir avuç toprak ister… Ayağı çamur olsun yeter der. Ama şimdi milyonlarca insan, başkasının bahçesine bakıp Kendi hayatını düşünüyor. Telefon ekranında büyütüp çiçek fotoğraflarını… Sessizce iç çekiyor… Bizim çocukluğumuzda toprak herkesindi. Şimdi yüksek duvarların, site kapılarının, demir parmaklıkların ardında kaldı. Ve en acısı nedir biliyor musun? Kimse artık “Bir gün benim de olur” diyemiyor. Çünkü umut bile taksitle satılıyor bu ülkede. Belki bizim hayallerimizi aldılar… Ama içimizde hâlâ bir papatya kadar direnmeye çalışan Küçük bir umut var. Belki bir gün… Bir sabah… Yine çıplak ayakla toprağa basarız… Ya da çırılçıplak… Toprağın koynunda yatarız. Ahmet Gencal 11 Nisan 2026 Emeğe saygı ve daha fazla şiir dinletisi için kanalıma abone olmayı ve düşüncelerinizi yorumlarda paylaşmayı unutmayın. #ahmetgencal #ToprağaHasret #ŞiirDinletisi #EmeklilikHayatları #edebiyat #BodrumPapatyası #BetonHayatlar #duygusalşiirler

Kahvehane Dış Cephesi

 


Paylaştığınız cafe-3537801_1280.jpg isimli görsel, Yunanistan'da bulunan bir kafe veya restoranın dış cephesini gösteren bir fotoğraftır.

Görselin içeriği ve stili hakkında şu detaylar dikkat çekmektedir:

  • Sanatsal Tarz: Fotoğraf, renklerin doygunluğunu artıran ve detayları vurgulayan yüksek dinamik aralık (HDR) tekniğiyle işlenmiş gibi görünmektedir. Bu tarz, sizin ilgi duyduğunuz Empresyonist ve Post-Empresyonist tabloların canlı renk kullanımını anımsatmaktadır.

  • Mimari ve Atmosfer: Mavi kapı ve pencereler ile pembe çerçevelerin oluşturduğu kontrast, Akdeniz mimarisinin tipik bir örneğidir. Duvarda asılı olan tabelada Yunanca "KAFENEION" (Kahvehane) ifadesi yer almaktadır.

  • Bağlantı: Bu sahne, sizin kuru pastel çalışmalarınızda sıkça yer verdiğiniz çocukluk anılarınızdaki Trabzon manzaraları gibi, belirli bir bölgenin ruhunu ve nostaljisini yansıtmaktadır.

Bu fotoğrafın bir tablodan ziyade dijital olarak işlenmiş bir fotoğraf olduğunu söyleyebiliriz. Görseldeki renk paleti ve ışık kullanımı, incelediğiniz Vincent van Gogh veya Camille Pissarro gibi sanatçıların eserlerindeki ışık oyunlarını çağrıştırıyor.

Rabbani'nin Mektupları- 080

 İmam-ı Rabbani Ahmed el-Faruki es-Sirhindi (k.s.) tarafından Mirza Fethullah Hakim'e yazılan 80. Mektup, İslam inanç esasları, fırkalar arası ayrım ve Ehl-i Sünnet’in kurtuluş yolu olması üzerine bina edilmiştir. Metin, sistematik olarak şu ana başlıklar altında özetlenebilir:

1. Fırka-i Naciye (Kurtulan Fırka) ve Ölçüsü

  • Yetmiş Üç Fırka: Hz. Peygamber'in (sav) hadisi uyarınca İslam ümmetinin 73 fırkaya ayrılacağı, ancak bunlardan sadece birinin kurtuluşa ereceği belirtilir.

  • Kurtuluş Ölçüsü: Mektupta "Fırka-i Naciye"nin, Peygamber Efendimiz ve ashabının yolu üzere giden Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat olduğu vurgulanır.

  • Peygamber ve Ashab Bütünlüğü: Kurtuluş için sadece Hz. Peygamber'e değil, onun ashabına da tabi olmanın şart olduğu; ashabı devre dışı bırakan bir "tabi olma" iddiasının boş ve geçersiz olduğu ifade edilir.

2. Sahabeye Bağlılık ve Dinî Otorite

  • Şeriatın Aktarımı: İslam hukukunun ve Kur'an ayetlerinin bize ulaşmasının ancak sahabe aracılığıyla olduğu hatırlatılır. Sahabenin bir kısmını veya tamamını kötülemek (taan etmek), onların naklettiği dini de töhmet altında bırakmak demektir.

  • Bütünlük İlkesi: Sahabenin bir kısmına uyup diğerlerini reddetmek mümkün değildir; çünkü onlar dini esaslarda bir bütündürler. Onlardan birine yapılan saldırı, İslam'ın aslına yapılmış sayılır.

3. Hilafet ve Hz. Ali’nin (r.a.) Tutumu

  • İlk Üç Halife: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın (r.anhum) hilafetlerinin meşruiyeti savunulur.

  • Hz. Ali ve Biat: Hz. Ali’nin diğer halifelere hürmet ettiği ve onlara biat ettiği vurgulanır. Hz. Ali'nin korktuğu için veya "takiyye" (içindekini gizleme) yaparak biat ettiği iddiası şiddetle reddedilir. Bu durumun "Allah'ın Arslanı"na yakışmayacak bir acizlik ve nifak olacağı belirtilir.

  • Sahabe Arasındaki İhtilaflar: Sahabeler arasında yaşanan anlaşmazlıkların nefis veya makam hırsından değil, içtihat farklılığından kaynaklandığı; bu sebeple her iki tarafın da niyetinin hakkı yüceltmek olduğu ifade edilir.

4. Batıl Fırkaların Eleştirisi

  • Şia ve Haricilik: Ashaba dil uzatan ve onları tekfir eden fırkaların doğru yoldan saptıkları belirtilir.

  • Mutezile: Vasıl b. Ata ile başlayan bu yolun, Hasan-ı Basri'nin (r.a.) yolundan ayrıldığı ve bid'at ehli olduğu ifade edilir.

5. Sonuç ve Ahlakî Tavır

  • Dilin Korunması: İmam-ı Şafii’nin "O bir kandı ki Allah ellerimizi ondan temizledi; biz de dillerimizi tutup temizleyelim" sözü referans gösterilerek, sahabe arasında geçen olaylar hakkında ileri geri konuşmaktan kaçınılması gerektiği öğütlenir.

  • Nihai Dua: Mektup, Şeriat-ı Mustafaviye caddesinde dosdoğru yürümek temennisiyle sona erer.

Sistematik Sonuç: Bu mektup, Ehl-i Sünnet akidesinin omurgasını oluşturan "sahabeye hürmet" ve "Peygamber yolunun sahabe yoluyla birliği" ilkesini savunmakta; Şia ve Mutezile gibi fırkaların iddialarına karşı tarihî ve mantıkî deliller sunmaktadır.