10 Nisan 2026 Cuma

Anlayamamak Salgın Hastalığı

 


Yayınladığım eski kitaplardan birini de bugün karıştırdım.                  Bugün, “Kitaplardan Alıntılar”  bölümünde yayınladığım bir sayfada “kör noktadan”1 söz ediliyor.

Ben “kör noktanın” mecaz anlamı üzerinde duracağım. Bilindiği üzere 15 Temmuz Hareketinde birçok kör noktamız olmuştu. Elbette ders alınmıştır ibret alınmıştır ve de bir daha olmaması için önlemler alınmıştır. İnşallah alınmıştır…

“Durup dururken dert ettiği şeye bak!” denmez inşallah.

Bilindiği üzere benim anksiyetem var. Okuyucularım, kaygı bozukluğu der geçer. Ama yetkililer? Hiçbir zaman tavsiyelerimi okuma imkânı da, ihtiyacı da olmayan yetkililer…

Okusa ne olur? Yazınızdan bir şey anlaşılmıyor ki demeye kalkmayın. Daha ne kadar açık yazayım: 15 Temmuz dedim, yetkililer dedim, kör nokta dedim...

Neden mi bu hisse kapıldım? Bugünler de akla gelmeyecek, akılla izah edilemeyecek haberler duyuyorum medyadan…

Uzun yazmamdan şikâyetçi olan dostlarım, daha açık yaz, ayrıntılı yaz diyorlardır şimdi.

Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, bir videosunun sonunda mealen şöyle demişti: Anlamayanlar üzülmesin, dert etmesin çünkü ben de anlamıyorum.

Biliyorsunuzdur, tekin değilim ben bana bir şeyler oluyor ama ben de anlayamıyorum.

Benim de anlayamadığımı anlayamıyorsanız anlayamamak salgın hastalığına tutulmuşuz demektir.

Allah(cc) hepimize acil şifalar versin.

Sabahattin Gencal, İstanbul, 10. 04. 2026

Not: Bu yazımı yayınlayıp yayınlamamakta tereddüt edince asistanımın (AI)görüşünü aldım.2 Biz asistan da olsa herkesten görüş alanlardanız. Basit bir yazıyı bile keyfi olarak yazmayız. Sonuçta yayınlanınca artık toplumun olacak…

________________________

Dipnot 


1.         Kör nokta; trafikte aynalardan görülmeyen, gözün retinasında ışık reseptörü bulunmayan veya mecazi olarak kişinin kendi eksikliklerini fark edemediği alanlardır. Sürüşte omuz bakışı ile kontrol edilmesi gereken tehlikeli bölgelerdir. Psikolojik/bilişsel olarak zayıf yönler, önyargılar veya bakış açısı eksikliği anlamında da kullanılır. Sahibinden.com +4

Kör Nokta Kullanım Örnekleri ve Synonyms (Eş Anlamlıları):

·                     Trafik/Sürüş: Araçların sağ/sol yanlarında, aynaların göstermediği alanlar. Örnek: "Şerit değiştirirken kör noktaya dikkat edilmeli."

·                     Anatomi: Gözün optik sinirle birleştiği, görme reseptörü olmayan nokta. Örnek: "Retinadaki kör nokta normalde iki gözle telafi edilir."

·                     Psikoloji/Mecaz:

 Kişinin fark edemediği kendi hataları veya önyargıları. Eş Anlamlılar: Zayıf nokta, eksik bakış açısı, farkındalık açığı.MAPFRE Sigorta +2

Kör Nokta Türleri ve Detaylar

·                     Trafikte Kör Nokta: Aracın iç veya yan aynalarından görülmeyen, özellikle kamyon ve otobüs gibi büyük araçlarda daha geniş olan bölgelerdir. Özellikle bisikletliler ve yayalar için büyük tehlike oluşturur.

·                     Gözde Kör Nokta: Her iki gözde de mevcuttur; optik sinirin retinaya bağlandığı yerde ışık algılayan hücreler bulunmaz. Beyin, diğer gözden gelen görüntüyle bu boşluğu doldurur.

·                     Bilişsel Kör Nokta (Kör Nokta İllüzyonu): İnsanların kendi önyargılarını, başkalarının önyargılarını fark ettiklerinden daha az fark etmeleri durumudur.  Sahibinden.com +4

Kör Noktayı Azaltma Yöntemleri

1.               Aynaların Doğru Ayarlanması: Yan aynalar, aracın yan tarafını çok az görecek şekilde ayarlanmalıdır.

2.               Omuz Bakışı: Şerit değiştirmeden önce başı hafifçe çevirip kör noktayı fiziksel olarak kontrol etmek.

3.               Teknoloji Kullanımı: Kör nokta uyarı sistemi (radar veya kamera) ile yanlardan yaklaşan araçların tespiti. YouTube +2

2. 


Kaleminize sağlık Sabahattin Bey. 

Bugünün tarihini taşıyan bu içten metni, her zamanki titizliğiniz ve toplumsal hassasiyetinizle kaleme almışsınız. İstediğiniz üç madde üzerinden değerlendirmelerimi aşağıda sunuyorum:

1. Metnin Objektif Analizi

·                     Tema ve İzlek: Yazı, fiziksel bir terim olan "kör nokta" kavramından yola çıkarak toplumsal ve siyasal bir farkındalık eleştirisine dönüşüyor. Bireysel bir kaygıdan (anksiyete) toplumsal bir endişeye uzanan köprü, metnin iskeletini oluşturuyor.

·                     Dil ve Üslup: "Gramerin Adaleti" prensibinize sadık, net ve akıcı bir dil kullanılmış. Kendine has bir ironi barındırıyor; özellikle Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın’a yapılan atıf ve "tekin değilim" ifadesi, metne samimi bir hava katarken ciddiyetini de koruyor.

·                     Yapı: Dipnot kullanımı metni zenginleştirmiş. Kavramın teknik tanımını verip ardından mecaza geçmeniz, okuyucunun zihninde zemini sağlamlaştırıyor.

2. Yayınlanması Hususunda Görüşüm

Bu yazıyı yayınlamanızda hukuki veya etik açıdan bir mahsur görmüyorum. Nedenleri ise şunlar:

·                     Eleştirel Düşünce Özgürlüğü: Yazı, geçmişteki toplumsal olaylardan (15 Temmuz) ders çıkarılması gerekliliğine dair yapıcı bir kaygı taşıyor. Herhangi bir hakaret, kışkırtma veya doğrudan hedef gösterme içermiyor.

·                     Vatandaşlık Duyarlılığı: Bir yazar ve eski bir kamu görevlisi olarak, devlet mekanizmalarına dair "kör nokta" uyarısı yapmanız, demokratik bir haktır.

·                     Mecazi Anlatım: Metin daha çok "anlayamama" ve "farkındalık" üzerine felsefi bir serzeniş niteliğinde.

3. Tavsiyelerim

·                     Belirsizliği Netleştirme: "Medyadan duyduğum akıl dışı haberler" kısmını biraz daha açmayı düşünebilirsiniz. Okuyucu o an hangi habere atıf yaptığınızı merak edebilir. Eğer amacınız genel bir "kaos" havasını betimlemekse bu haliyle de kalabilir.

·                     Kaygı ve Yetkililer: Yazıda yetkililere yönelik siteminiz oldukça belirgin. Eğer bu yazıyı blogunuzda paylaşıyorsanız, son kısımdaki "Anlayamamak salgın hastalığı" vurgusu, okuyucuyu kendi içsel kör noktalarını aramaya iten güçlü bir final olmuş.

·                     Görsel Öneri: Blogunuzda bu yazıyı paylaşırken, bir gözün retina yapısındaki kör noktayı veya trafikteki bir kör nokta illüzyonunu temsil eden basit bir görsel kullanmak, dipnottaki bilgileri pekiştirebilir.

Özetle: Yazınız, tecrübeli bir kalemin toplumun gidişatına dair tuttuğu bir ayna niteliğinde. Yayınlanması, okurlarınız için hem düşündürücü hem de uyarıcı bir içerik olacaktır.

Şifalar ve esenlikler dilerim.

?

??


 

Dikkat! Aracın Kör Noktasıdır

  

 



Ağır vasıtalarda kör nokta uyarı sistemi unutulmamalı.

Otobüs durağına gittim. Otobüsün gelmesini bekliyorum.

Büyük bir damperli hafriyat kamyonu durdu önümüzde. Kamyonun sağ kapısının aşağı tarafındaki yazı dikkatimi çekti:

 “Dikkat.

Aracın kör noktasıdır.

Şoför sizi göremez.”

Önümüzdeki kamyon çok durmadı.

Başka hafriyat arabaları da geçti.

Birinin önünde üst tarafta büyük harflerle YA ALLAH, biraz aşağısında  “ Menfaat biterse muhabbet de biter.” Yazıları vardı. Tabii sağ tarafta da “Dikkat…” yazısı.

“Eee, ne olmuş yani.” demeyesiniz. Bir şey olduğu yok, günlük hayat devam ediyor. Allah’a şükür inşaatlar da devam ediyor. Bu gözlemimi böyle yorumlamam gerekir değil mi? Ama öyle olmadı; şeytan kafamın içindeki klasörlerden, ileride yazmayı düşündüğüm, 15 Temmuz İkinci Kurtuluş Savaşımızın klasörüne tıkladı.

Açılan klasörün içindeki dosyalardan da “yaverler” dosyası açıldı. Yazılı ve görsel medyadan öğrendiğimize göre üst düzey yetkililerin yaverleri hep kör noktada oldukları için görülmemişlerdir.

Kamyonlardaki yazı niçin yazılıyor? Sakın ola ki bu noktada durmayınız yoksa ezilirsiniz. Yaverlerin akıbeti de böyle mi oldu. Ama başka başka şeyler de olabilirdi. Örneğin tekere takoz koyarlardı, lastikleri patlatırlardı. Daha kötüsü “Ya Allah” deyip şoföre sprey sıkabilirlerdi, açık deyişle “Ya Allah” deyişiyle şoförü kandırabilir, yanıltabilir veya sinirlerini bozabilirlerdi. “Menfaat biterse muhabbet de biter.” deyip her türlü melaneti yapabilirlerdi…

Kendi kendime diyorum ki; yahu ne âlâka. Kamyondaki yazıları yazanlar bunları düşünesiniz diye mi yazdılar. Dedim ya, Şeytan... Şeytanı kovmak için Euzü-Besmele çekelim.

Yazıyı bitirmeden önce kamyonun ön tarafındaki yazıyı bir kere daha gözden geçirelim: Ya Allah diyen menfaatler kesilince muhabbeti keser mi. Demek ki Allah rızası için muhabbet de yapılmıyor.

Otobüs beklerken genellikle kitap okurum. Bugün nedense kamyon yazıları okudum. Fena mı oldu. Hem okudum hem de yazdım… Yalan dünya…

Dikkat, sadece büyük büyük kamyonların değil her arabanın kör noktasının olduğunu unutmayınız.

 

Çekmeköy-İstanbul, 12 Ağustos 2016

 _________________________

SabahattinGencal, Kitaplara Sığdırılamayan FARKLI YAZILAR, Cinius Yayınları, İstanbul, 2020

Kırıntı Dağları

 


Kırıntı Dağları | Beklemek Bazen Ölmenin Yavaş Hâlidir

"Dediler ki… Dağın arkasında bir gün gelecek ağabeyin..." Bu şiir, Gümüşhane'nin Şiran ilçesine bağlı Kırıntı Köyü'nün o sarp ve geçit vermez dağlarına, Burgababa’nın sessizliğine ve bir çocuğun hiç bitmeyen bekleyişine yazıldı. Beklemek sadece zamanın geçmesi değil, insanın her gün kırıntı kırıntı eksilmesidir. Çocukluğunu o dağların gölgesinde bırakanlara ve kalbi hala 'dağların ardında' atanlara ithaf olunur. KIRINTI DAĞLARI Dediler ki… Dağın arkasında bir gün gelecek ağabeyin. Ben o günden sonra Zamanı kendime düşman, O geçit vermez dağları sığınak bildim. Her geçen gün Ondan biraz daha uzaklaşmak demekmiş meğer. Kırıntı’ya sığınan o eski insanlar gibi Ben de bu bekleyişin kuytusuna saklandım; Bunu geç öğrendim… Çok geç… Giderken “bekle” demiştin, Ben ömrümü susturdum. Yalnız dallara adak niyetine çaputlar bağladım, Burgababa’nın taşlarına yüzümü sürdüm. Saatler konuştu, takvimler bağırdı, Ben o kartal yuvası tepelerde Sadece sustum. Beni özlersen demiştin… Ben kendimi özledim en çok ağabey; Sende bıraktığım o çocuk hâlimi, Gözü dağ yollarında kalmış O hiç büyümeyen yanımı… Kırıntı Dağları’na baktım her gece, Gözlerim değil, içim kanadı. Adak ağaçlarındaki o solgun bezler gibi, Rüzgâr vurdukça tel tel döküldüm. Dağlar duruyordu yerinde, Ama ben… her bakışta biraz daha eksiliyordum. Bir çocuk Her gün biraz daha yok olabilir mi? Ben oldum… Sen gelmeyince, o boşluğa dolan kar oldum. "Sabır" dediler, "gelecek" dediler, Bilmediler ki Beklemek, bazen ölmenin yavaş hâlidir. Andan ana, kırıntı kırıntı eksilmektir. Bir gün… dediler yine… O gün geldi belki de… Eşiklere bereket suyu değil, gözyaşı serptim; Ama sen gelmedin. Ben hâlâ oradayım, Ama artık yolu gözlemiyorum… Sadece o yükseklerde bıraktığım Ve bir daha hiç dönmeyecek olan o masumiyeti bekliyorum. Eğer bir gün gerçekten gelirsen ağabey… Beni bulamazsın. Çünkü ben Kırıntı Dağları’nın eteklerinde Seni beklerken Kendimden vazgeçtim… Ve geriye sadece Dağlarda yankısı kesilmiş bir ses gibi İnce ve kimsesiz Bir sessizlik kaldı… Ahmet GENCAL, Nisan 2026 Kanalıma abone olmayı ve bu duyguyu paylaşmak istediğiniz dostlarınıza videoyu göndermeyi unutmayın.

Tüm Bir Yaşam

 


Erol Evgin & Atiye - Tüm Bir Yaşam (Official Audio)

Erol Evgin & Atiye "Tüm Bir Yaşam" şarkı sözleri: Daha seni ilk gördüğümde Daha yüzüne baktığımda Bana baharı anımsatan Bir umut doldu içime Daha seni ilk gördüğümde Daha elini tuttuğumda Yaşamaya şimdi başlıyorsun Dedim kendi kendime Öyle büyük bir mutluluk Bir anlam verdi ki Seninle geçen o bir yıl yaşantıma Öyle çok sevdim ki seni Öyle çok ki anlatamam O bir yılın anlamını Bin yıl geçse de unutmam Öyle çok sevdim ki seni Öyle çok ki anlatamam Bir tek yıla sığdı herşey Bir tek yıla tüm bir yaşam Daha seni ilk gördüğümde Daha yüzüne baktığımda Bana güneşi anımsatan Bir ateş yandı içimde Daha seni ilk gördüğümde Daha yanına geldiğimde Önümüzde çok güzel günler var Dedim kendi kendime ________________________ Müzik : Melih Kibar Söz : Çiğdem Talu ________________________

Rabbani'nin Mektupları- 048

 İmam-ı Rabbani Ahmed el-Faruki es-Sirhindi (k.s.) hazretlerinin Mektubat-ı Rabbani adlı eserinde yer alan 48. Mektup, dönemin önemli devlet görevlilerinden Nakip Seyyid Şeyh Ferid'e yazılmıştır.

Bu mektubun ana teması, dinî ilimlerin üstünlüğü, İslam şeriatının ihyası ve ilim talebelerine verilen önemin manevi derecesi üzerinedir. Metnin sistematik özeti şu şekildedir:

1. İlim Talebesinin Önceliği ve İslam'ın Bekası

  • İlmin Tasavvuftan Önce Gelmesi: İmam-ı Rabbani, mektuba Şeyh Ferid’in ilim öğrenen öğrencilere (talebe-i ulûm) yaptığı yardımdan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirerek başlar. Talebelerin, tasavvuf yolundakilerden önce zikredilmesi ve gözetilmesi İslamiyet’in geleceği için hayati önem taşır.

  • İslam'ın Muhafızları: İlim talebeleri, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) getirdiği dinin bekçileridir. Dinin tahrif edilmesini önleyecek ve onu aslına uygun şekilde yaşatacak olanlar bu öğrencilerdir.

2. Şeriatın (İslamiyet’in) Esas Alınması

  • Kurtuluşun Tek Yolu: Cennete girmenin ve cehennemden kurtulmanın tek şartı İslam şeriatına (Allah’ın emir ve yasaklarına) uymaktır. Peygamberlerin gönderiliş amacı da insanları bu hükümlere davet etmektir.

  • Tasavvuf ile Mukayese: Kıyamet günü insanlara tasavvufi hallerden veya keşiflerden değil, şeriatın hükümlerinden (helal, haram, farz vb.) sual olunacaktır. Bu nedenle İslamiyet’in bir hükmünü canlandırmak, binlerce nafile ibadetten daha üstündür.

3. Hizmetin Niteliği ve Nefisle Mücadele

  • Peygamberlik Vazifesine Ortaklık: Şeriatın bir hükmünü ihya etmek veya dinî eğitimi desteklemek, peygamberlerin asli vazifesine ortak olmak demektir. Bu, en yüksek manevi makamdır.

  • Nefsin Muhalefeti: Maddi yardımlar veya bazı nafile ibadetler bazen nefsin hoşuna gidebilir (şöhret veya tatmin duygusuyla). Ancak şeriatın hükümlerini öğrenmek ve öğretmek nefse ağır gelir. Bu yüzden bu yolda harcanan emek ve para, gerçek bir "nefis cihadı"dır.

4. Âlim ve Sofi Arasındaki Fark (Eleştiri ve Cevap)

  • Toplumsal Fayda vs. Bireysel Kurtuluş: Mektupta "İlim talebesi henüz nefsinin elinde esir olabilir, oysa sofi (tasavvuf ehli) nefsinden kurtulmuştur. Nasıl olur da talebe daha üstün sayılır?" sorusuna cevap verilir:

    • Sofi, sadece kendi kurtuluşuyla meşguldür (bireysel fayda).

    • İlim talebesi, şahsi eksiklikleri olsa bile, dinin tebliği vasıtasıyla bütün bir toplumun kurtuluşuna vesile olur (toplumsal fayda). Bu sebeple "âlimin uykusu, cahilin ibadetinden üstündür" düsturu vurgulanır.

Sonuç

Mektubun temel mesajı; dinin zayıfladığı dönemlerde ilim yaymanın, İslamî hükümleri yaşatmanın ve bu yoldaki öğrencileri desteklemenin, her türlü nafile ibadetten ve kişisel manevi hallerden daha kıymetli olduğudur.