7 Nisan 2026 Salı

Kendi Aklımızı Kullanacağız.

 



        Bugün 07 Nisan 2026 Salı. Saat: 11.03.

Bilgisayarın başındayım. Ekranın sağ alt köşesine bakarak tarih ve saati yazdım.

Evet, biraz geç oldu yazmaya başlamam. Geç olsun da güç olmasın.

Hangi konuda yazsam? O kadar çok konu var ki?

En güncel, en yeni konuları yazıyor gazeteciler ve gazete yazarları. Tabii onların görevleri bu.

Simit satsam taze taze, fırından yeni çıkmış olanları satardım. Ama yazımız simit mi ki?

Dakika bir gol bir. Simitçi çocukların bağrışmaları aklıma geldi, taze simit, gevrek mevrek diyecekken aklıma geldi: Gevrek ne demek?  Oo simitle gevrek farklıymış. Vayy be. Otuz küsür sene Simit diyarı İzmit’te kalmama rağmen bu farklılığı bilememen. Sus sus kimseler duymasın.

İkinci golü da yedik ama var’dan döndü. Simit midenin “yazı” da beynin ve kalbin dostu. Onun için…

Simit konusunu sonraya bırakalım.

Şöyle yapmayı düşünüyorum. Biraz sonra İnternet Okyanusuna gireceğim. Gazetelere göz gezdirdikten sonra beş köşe yazısı okuyacağım. Yazar isimlerini vermeden intibalarımı yani izlenimlerimi, duygularımı  veya düşüncelerimi yazacağım.

Tamam mı tamam.

Bir Profesörün “Savaşta entropi canavarı şahlanıyor” başlıklı yazısını okudum. Müthiş bir canavar adını öğrendim. Adı entropi imiş. Entropi, evrenin daha düzensiz bir duruma doğru hareket etme eğilimini temsil eden evrensel bir yasadır. (Parantez içinde şunu yazayım: Bu kelimeyi öğrenmemiş miydim, yoksa öğrenip de sonra unutmuşum? Hiç öğrenmemişsem eğitim kurumlarının suçu. Öğrenip unutmuşsam Allah’tan (cc) )

Başka bir yazarın altına imza atacağım bir yazının son paragrafı: “Bu topraklarda Amerikan güvenliğini kendi selametine önceleyen herkes telef olur. Vaat ya da umut değil, hakikattir.”  Şunu da ekleyeyim: Bu yazının başlığı: Asrın belaheti. Allah Allah. Bu kelimenin anlamını da bilmiyordum. Bereket asistanım var:

“Belâhet, Arapça kökenli bir kelime olup ahmaklık, budalalık, kalın kafalılık, bönlük ve düşüncesizlik anlamlarına gelir. Kişinin ne yaptığını tam olarak bilmemesi veya idrak kabiliyetinin zayıflığı durumunu ifade eder. "Belâhet göstermek" kalıbı, aptalca davranmak anlamında kullanılır.”

Şimdi saat 12.02. Yemek vakti. 15 dakikalık bir izin var. Yoksa mide?

Saat: 13.08 Yazmaya devam:

Yemek sırasında haberleri de izlemiş olduk. Bu konuyu ne sen sor ne ben söyleyeyim. ("Ne sen sor, ne ben söyleyeyim", bir durumun o kadar kötü, karmaşık veya üzücü olduğunu ifade eder ki, detaylarını anlatmanın gereksiz veya çok acı verici olacağını vurgulamak için kullanılan bir kalıptır. Genellikle kötü giden olaylar, gizli kalması gerekenler veya derin üzüntüler için "anlatılamayacak kadar vahim" anlamında söylenir.)

Kaldığımız yerden okumalara devam:

“Beslenme, bir liste değil; bilinçli bir sistemdir.

Belki de artık beslenmeye şu gözle bakmak gerekiyor: “Bugün ne kadar az yedim?” yerine “Bugün vücuduma gerçekten ne verdim?” Çünkü sağlık; büyük değişimlerden çok, küçük ama doğru detayların birikimidir. Ve o detaylar, çoğu zaman bir tabakta başlar.” (Adını vermediğim yazarın “Vücudumuz bir kimya laboratuvarı” başlıklı yazısından.)

*

“Dün hayatını kaybeden Yalçın Küçük bir zamanlar “Ün ilkellerin ve gece kondu kızlarının tutkusudur,” demişti. Bugün sosyal medya özelinde bu cümledeki gecekondu kızlarını bazı öğretim üyeleriyle değiştirebiliriz.” (…) “Türkiye özelinde söylüyorum, bugün kendilerinin gazeteci olduğunu iddia eden milyon takipçili sosyal medya hesapları 90’ların, o zamanlar bile çok matah olmayan, medya plazalarının kapısından çaycı olarak bile giremezdi. Twitter’ın son 20 yıllık özeti biraz da bu olsa gerek.” (Adını vermediğim yazarın “Mutsuzluğumuzun 20 kışı” başlıklı yazıdan)

*

“Olayları sosyal dinamiklerle açıklamayı seven Batı'nın resmi tarihi nedense konu Almanya ve İkinci Dünya Savaşı'na geldiğinde birden değişir ve her şeyi "manyak Hitler" üzerinden açıklar... Bana kalırsa... Yine çok kritik bir "tarihsel moment"teyiz. O halde sürekli parmakla işaret edilen manyaklardan daha çok bizatihi olayların içindeki "manyaklıklar"a eğilmeyi öğrenmenin zamanı geldi. (Adını vermediğim yazarın “Trump’ı bırak, düzenin manyaklıklarına bak!” başlıklı yazıdan)

Yazar adlarını ve yazdıkları gazeteleri niye yazmadım?

1.   Azıcık düşünme ve emekle hemen öğrenilebilir olduğu için,

2.   1965 yılında bayiden bir Akşam gazetesi istedim. Hemen arkamdan gelen biri bana da ver bir komünist gazetesi deyiverdi.

Demek istediğim öteden beri yaftalama alışkanlığı var ülkemizde. (Yaftalamak, bir kişi, grup veya düşünceyi önyargılı bir şekilde sınıflandırmak, etiketlemek veya olumsuz bir nitelendirmeyle damgalamak anlamına gelir. Genellikle mecazi anlamda, birine haksız yere "kötü", "cahil", "yobaz" gibi sıfatlar yapıştırmak için kullanılır. Temel anlamı ise bir nesneye yafta (etiket) asmaktır.)

Bugün yaftalamayı geç, kutuplaştırma var. Niçin acaba?

Beş yazardan beş dallı bir ağaç düşünün gövdesine çakı ile yazıyorum:

Kendi aklımızı kullanacağız. Öyle kullanacağız ki hiç kimse bizleri çantada keklik olarak görmesin. (Çantada keklik, elde edilmesi çok kolay, kesin veya garanti gözüyle bakılan durumlar/kişiler için kullanılan bir deyimdir. Bir işin başlanmadan kazanılmış sayılması veya birinin her koşulda "evet" diyeceğinin düşünülmesi anlamında kullanılır.)

Bazı partiler % de şu kadar kekliğimiz var. Hukuksuz da olsa biraz daha sarsarsak şu kadar daha olur ve ilanihaye… diye düşünmüyorlar mı? Bir gün “güvendiğim dağlara kar yağmış” şarkıları duyulursa şaşırmayalım.

Sabahattin GENCAL, İstanbul, 07. 04. 2026

 

 

 



Sabah ve hayat hakkında

 



102 Yaşındaki Doktor: Sabah Bunu Yapmazsanız Ömrünüz Kısalır

102 yaşındaki bir doktorun yıllar boyunca gözlemlediği gerçekler… İnsanlar sandıkları gibi hastalıklardan değil, her gün tekrar ettikleri alışkanlıklardan zarar görüyor. Özellikle sabah yaptığımız bazı basit hatalar, farkında olmadan enerjimizi düşürüyor, bedenimizi yoruyor ve zamanla ömrümüzü kısaltıyor. Bu videoda, 53 yıllık tecrübeye sahip bir doktorun en çok gördüğü 5 kritik sabah hatasını öğreneceksin. Belki sen de her gün farkında olmadan aynı hataları yapıyorsun… Ama iyi haber şu: Değişim zor değil. Sadece fark etmekle başlıyor. İzledikten sonra kendine şu soruyu sor: “Ben sabahları doğru mu başlıyorum?” Unutma: Hayat bir anda değişmez… Ama her sabah yeniden başlar. Yorumlara yaz: Sabah kalktıktan sonra ilk yaptığın şey ne? SIRADAKİ VİDEOLARI İZLE    • 53 Yıllık Doktor Anlatıyor: Uzun Yaşayanla...      • 102 Yaşındaki Doktor Uyarıyor: 60’tan Sonr...   SABAH VE HAYAT HAKKINDA Bu kanal, insanların hayatlarını yavaş yavaş etkileyen alışkanlıkları daha erken fark edebilmesi için var. Burada büyük sözler yok. Abartılmış başarı hikâyeleri yok. Burada küçük görünen ama büyük sonuçlar doğuran gerçekler var. Çünkü bazen hayatı değiştiren şey… tek bir sabah alışkanlığıdır. Her video sana şunu hatırlatır: “Bugün farklı başlasan, hayatın değişir mi?” YASAL BİLGİLENDİRME Bu içerik yalnızca bilgilendirme ve farkındalık amacıyla hazırlanmıştır. Videoda yer alan karakter ve sahneler yapay zekâ ile oluşturulmuştur. Anlatılanlar genel yaşam gözlemleri ve kurgusal anlatım içerir. Bu video; tıbbi, psikolojik, finansal veya hukuki bir danışmanlık değildir. Herhangi bir sağlık veya yaşam kararı almadan önce bir uzmana danışmanız önerilir.

Papuçlarım Delindi

 



İsmail Türüt - Papuçlarım Delindi (Official Audio)
İsmail Türüt'ün Ulus Müzik etiketiyle 2003 yılında çıkardığı “Piryoz - Kıyı Türküleri” albümü audio videoları ile YouTube kanalımızda yayında. ✌🏻    / @ulusmusic  

Sar-hoşluk

 



Yunus gibi halden hale geçtiğimin, bin bir hal yaşadığımın farkındayım. Ancak bir sarhoşluk hali yaşayacağımı, açık deyişle uyuşacağımı düşünemezdim.

Evet, uyuşukluk hissettiğim zamanlarım olmadı değil; ama bunun aldığım ilâçlardan dolayı olabileceğini düşünüyordum. İlâçlar da etkili olur; ama uyuşukluğumun daha açıkçası sarhoşluğumun sebebi başkaymış. İnsan neler görüyor hayatta. İçki içmeden de sarhoş olunabiliyormuş. Hem de dut gibi. Bülbül sarhoş olduğunda susarmış, biz aksine. Susmadığımız gibi yazdık da yazdık. Kim bilir neler yazmışız?

Çocuklarla sarhoşlar bir de aşırı sinirlenenler doğru söylermiş. Sarhoşken söylediklerimiz karışık kuruşuktu belki; ama her halde doğruydu değil mi? Neyse diyerek geçelim.

Bu uyuşma ve sarhoşluk muhabbeti de nerden çıktı diye aklımıza gelebilir:

Brigtonlu Robertson; “Çeşitli mevzular okumak tütün gibi dimağı zayıflatır ve onun uykuda kalmasını mazur gösterir. Bu alışkanlık bütün tembelliklerin en tembelidir. Ve her şeyden ziyade uyuşturucu bir tesir bırakır.” dedi bana. Tam da anlayamadım uyuşturucu tesir mi dedi sarhoş edici tesir mi dedi. Neyse ikisi de bir kapıya çıkar.

   Bu adam kim, bana ne münasebetle böyle söyler, diye düşündüm. Google’a baktım; ancak kim olduğunu anlayamadım. Sarı çizmeli Mehmet Ağa da diyemem. Çünkü sözünde doğruluk payı yok değil. Ben ona değil kendime kızmalıyım.

Biliyorsunuz geçenlerde de Schopenhauer, adeta ahmak yerine koydu beni:

“Neredeyse bütün gün okuyan ve arada düşünmeksizin, eğlence yahut meşgale ile kendisini eğlendiren kimse, yavaş yavaş kendi kendine düşünme yeteneğini kaybeder. Tıpkı at üstünden inmeyen bir adamın sonunda yürümeyi unutması gibi. Birçok eğitimli insanın durumu bundan pek farklı değildir: Okumak onları ahmaklaştırır. Çünkü her boş vakitte okumak ve sürekli olarak sadece okumak zihni mütemadiyen elle çalışmaktan daha fazla felç edici bir etkiye sahiptir...”

Ben Sarı Çizmeli’den çok Schopenhauer’a kırıldım, biliyor musunuz? Delikanlılığımdan beri tanışırız onunla. Şimdi mi söylemeliydi bunu? Ne demiş Goethe; “Bir işi zamanında yapmazsan eğer/Azalır taşımış olduğu değer.” Ne kadar doğru değil mi?

Bilindiği üzere ben, okuma hastalığına yakalandım bir kere. Bundan sonra iflah olmam gayri. Artık ben bende değilim ki kuralları takip edebileyim. İçinde bulunduğum hale göre yazıyorum işte. İnşallah daha beter hallere düşmem. Neyse beni boş verelim, yok sayalım da okuyucularımıza bir çift lâf edelim:

Bak kardeşim, sözlerimi kulağına küpe yap kardeşim:

Oku; ama Sabahattin gibi okuma. Valla, mide fesadına uğrarsınız Hint’ten Yemen’den, çayırdan çimenden örneği bütün dallara el atma. Her Sarı Çizmeli’nin eserini okuma. Benim eserlerimi oku demiyorum. Adam gibi adamların eserlerini oku. Bakın tanınmışlardan söz etmiyorum. Kapitalist düzende nasıl ünlü olunduğunu biliyorsunuzdur her halde.

Okuduğun eser üzerinde düşün. Öyle düşün ki adeta eseri yeniden yaz. Bakın böyle bir sözü birileri söylemişti; ama hatırlamıyorum. Nasıl hatırlayayım? Hem unutkanlık var, hem de, övünmek için değil tam aksine dövünmek için söylüyorum; okuduğum o kadar çok yazar var ki karıştırdım birbirlerine. Yeri gelmişken bir şey daha söyleyeyim mi? Bunlar hep birbirlerinden almışlar. Tamam, yararlanır insan; ama kaynak belirtmez mi? Batılı, isim verirsem ayıp olacak kodamanlar diyeyim, evet Batılı kodamanlar İslâm Medeniyeti ve Doğu medeniyeti kaynaklarından yararlanmışlar; ancak hiç renk vermemişler. İşte onun için...

Evet, işte onun için birinci kaynakları okumaya çalışın. Zavallı ben, zavallı benim gibi olanlar dilimiz yoktu, paramız yoktu, çevremiz yoktu; onun için ikinci hatta üçüncü dördüncü kaynaklarla yetinmek zorunda kaldık. Kısaca sizler seçme eserleri okuyunuz.

Okuduğunuz eseri, kısa aralıklarla bir defa daha, bir defa daha okuyun. Uzun aralıklar iyi olmuyor. Örneğin kütüphanemdeki eserleri elime alınca sanki yeni teşerrüf ediyoruz.

Okuduğunuz eserden esinlendiklerinizi yazın. Dikkat ediniz esinlendiklerinizi diyorum. Ben ne yaptım? Aynen alıntılar yaptım. Alıntı güzel de, her şeyin fazlası zarar verir.

Nasihatlerin da bir dozu olmalı değil mi? Şimdilik bu kadarı yetsin mi? Peki, bir iki cümle daha yazıp bitirelim:

Eşref saatinizi bilin. O saatte, okumaya veya yazmaya çalışın.

Eşref saat derken başka bir hale geçtim:

Benim de bir zamanlar eşref saatim vardı. Sabah namazından sonra geçerdim klavyenin başına. Rahmetli eşim dua okurdu. Ben de yazardım. O anlarda yazdıklarım güzeldi, etkiliydi şuydu buydu demiyorum; ama o zamanlarda nasıl olursa olsun yazmaktan zevk alırdım. Ya şimdi, ne eşref saati ne şeref saati. Dediğim gibi bir günde bile halden hale giriyorum. Bu andaki halim, kusura bakmayın sarhoşluk hali. Ama biliyorsunuz ki sarhoşlar doğru söyler. Bir şey daha söyleyeyim:

Yazar atölyelerinde gençlere, “Ne söylediğin önemli değil, nasıl söylediğin önemli.” diyorlar. Nasıl söylediğinize dikkat edin ama siz siz olun ne pahasına olursa olsun doğruluktan ayrılmayın.

Uyuşukluktan kurtulma umuduyla.

Çekmeköy-İstanbul, 28. 08. 2020

 ___________________________

Sabahattin Gencal, DÜŞÜNCE ÇİFTLİĞİ, Cinius Yayınları, İstanbul, 2021

Seneca'dan Vecize

 




Mike Block · Barber Of Seville                      Seneca   *    Vecize
Hayatı kaçırmanıza neden olan o büyük hata
Geceleri yastığa başınızı koyduğunuzda susmayan o düşünceleri biliyorsunuz, değil mi? Geçmişteki "keşke"ler ve gelecekteki "acaba"lar... Büyük düşünür Seneca yüzyıllar önce bu duruma şöyle nokta koymuş: "Mutlu olmak için iki şeyi ortadan kaldırmalısın: Kötü bir gelecek korkusu ve kötü bir geçmişin hatırası." Çoğu zaman değiştiremeyeceğimiz bir dün ve ne olacağını bilemeyeceğimiz bir yarın için, elimizdeki tek hazineyi, "bugünü" heba ediyoruz. Zihninizi yoran o yükleri artık yere bırakın. Derin bir nefes alın ve şu anın kıymetini bilin. 🍂 👇 Sizce hangisiyle başa çıkmak daha zor? Geçmişin pişmanlıkları mı, geleceğin kaygısı mı? Yorumlarda dertleşelim. (Not: Bu videoyu sürekli bir şeyleri kafasına takan o arkadaşınıza göndererek ona küçük bir hatırlatma yapabilirsiniz.)

"Sus İşareti" Portresi


Paylaştığınız görseldeki duvar resmi, ünlü İspanyol sürrealist sanatçı Salvador Dalí'ye aittir.

Bu devasa çalışma, Paris'te (Place Igor Stravinsky yakınlarında) bulunan, Dalí'nin ikonikleşmiş "sus işareti" yapan bir portresinin stilize edilmiş bir yorumudur. 

Dalí, kendine has bıyıkları ve eksantrik kişiliğiyle sürrealizm akımının en tanınmış figürlerinden biridir ve bu tür sokak sanatı çalışmaları, onun mirasını modern şehir dokusunda yaşatmaya devam etmektedir.


 

Rabbani'nin Mektupları- 045

 İmam-ı Rabbani Hazretleri tarafından Nakib Seyyid Şeyh Ferid Buhari'ye yazılan 45. Mektup, tasavvufi ve ahlaki derinliği olan üç ana bölümden oluşmaktadır. Metnin sistematik özeti şöyledir:

1. Manevi Destek ve Teşekkür (Vefa ve İrşad Hizmeti)

  • Mürşidin Vefatı ve Devamlılık: İmam-ı Rabbani, mürşidi Baki Billah hazretlerinin vefatından sonra tekkenin (hanigahın) dervişlerine maddi ve manevi destek olan Şeyh Ferid’e teşekkürlerini sunar.

  • Nakşibendi Yolu'nun Korunması: Bu desteğin, Nakşibendi yolunun bu topraklarda bozulmadan devam etmesine ve dervişlerin birliğinin korunmasına vesile olduğunu belirtir.

  • Liyakat: Ehl-i Beyt mensubu olan Şeyh Ferid’in bu görevi üstlenmesinin en uygun ve layık durum olduğunu ifade eder.

2. İnsan Tasavvuru: Camiiyet ve Muhtaçlık (İnsan Hakikati)

  • Toplayıcılık (Camiiyet): İnsanın yaratılmışlar içinde en faziletli olmasının sebebi, tüm varlık alemine ait özellikleri kendinde barındırmasıdır (mânâ aynasının tam olması).

  • İki Uçlu Potansiyel: Bu "toplayıcılık" özelliği nedeniyle insan, hem yaratılmışların en faziletlisi (Hz. Muhammed ﷺ örneği) hem de en şerlisi (Ebu Cehil örneği) olmaya adaydır.

  • Dünya Bağları ve Muhtaçlık: İnsan, diğer varlıklardan daha fazla şeye ihtiyaç duyar. Bu çok yönlü ihtiyaçlar ve dünya bağları, insanı Allah'tan (c.c) uzaklaştırabilir. Bu sebeple insanın manevi huzur için bu "dağınıklıktan" kurtulup "derli toplu" (cem) olmaya ihtiyacı vardır.

3. Ramazan Ayı ve İbadetlerin Önemi

Mektubun son bölümünde Ramazan ayının faziletleri sistemleştirilmiştir:

  • Sevap Dengesi: Ramazan'daki bir nafile, diğer aylardaki bir farza; bir farz ise diğer aylardaki yetmiş farza eşittir.

  • Yıllık Bereket: Bu ayın hayırla ve "gönül birliği" içinde geçirilmesi, tüm yılın hayırlı geçmesine vesile olur. Ayın dağınık geçmesi ise yılın geri kalanına sirayet eder.

  • Sünnete Uygunluk: İftarda acele etmek, sahuru geciktirmek, hurma ile iftar etmek ve teravih/hatim gibi ibadetlere özen göstermek kulluk makamının bir gereğidir.

  • Yardımlaşma: Bu ayda hizmetindekilerin yükünü hafifletmek ve oruçlulara iftar ettirmek büyük günahların bağışlanmasına vesile olan önemli amellerdir.

Genel Mesaj: İnsan, yaratılışındaki yüksek potansiyeli ve şiddetli muhtaçlığı arasında bir dengededir; bu dengeyi kurmanın ve manevi bütünlüğe ermenin yolu, Ramazan gibi mübarek vakitleri ganimet bilmek ve mürşitlerin/salihlerin rehberliğinde "derli toplu" bir hayat sürmektir.