5 Haziran 2026 Cuma

“Aklını Kendin Kullanma Cesaretini Göster!”

  



Kant’ın “Aklını kendin kullanma cesaretini göster!” (Sapere aude!) sözü aydınlanmanın parolası olmuştur.

Toplumumuzun aydınlanmasını ve çağdaş uygarlık düzeyine çıkmasını isteyenler, 2026 yılı ve sonrası cesaret göstermenin tam zamanı.

“Cesaret, bütün silahlardan üstündür.” Ovidius

“Cesaret; korkuya rağmen adım atabilme, belirsizlikle yüzleşebilme ve risk alabilme gücüdür. Bu yönüyle cesaret, yalnızca savaş meydanlarında değil; hayatın her alanında bizi ayakta tutan görünmez bir kalkandır. Gerçek güç, çoğu zaman dışarıda değil, insanın kendi içinde saklıdır.”1

Türkiye’mizde korku iklimi var. Hiçbir kişiye ve kuruma güven kalmadı. Belirsizlikler, tutarsızlıklar, yalanlar diz boyu… İşte bu durumda dahi görevimiz:

Aklımızı kendimiz kullanma cesaretini göstermemizdir. Cumhuriyetimizi ve demokrasimizi kurtarmak ve başta hukuk, ekonomi, eğitim, yönetim vb. alanlarda düzlüğe çıkabilmek için yurttaşlık görevimizi cesaretle yapmalıyız.

Şimdi, yukarıda da söylendiği gibi cesaret göstermenin tam zamanı. Cesaretimizi kırmak için akla gelmedik engeller çıkabilir. Bütün bunlara rağmen yasal çerçevede yasal haklarımızı kullanabilmeliyiz. Yoksa yine eskisi gibi olur.

Bu aralar basında çokça devlet aklından, derin devlet aklından, siyasal akıldan vb. söz ediliyor. Ne hikmetse hep böyle ola gelmiştir. “Ben bilmem eşim bilir.” Oyunu gibi bireylerimiz, hocam böyle demişti, şeyhim böyle istemişti, il başkanım şöyle demişti, liderim öyle istiyor vb. düşünce tembelliği ve sorumsuzluk göstergeleri yetmiyormuş gibi derin devletten söz edenler oluyor. Devlet şemasını düşünelim şemada gösterilen bütün birimler ve kurullar alttan yukarı doğru devlet aklının oluşmasına yol açar. Bütün şema derken yasama, yürütme, yargılama erkleri başta olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlar kastedilmektedir.

Okumuşlarımız ben bilmem liderim bilir veya şeyhim bilir demez elbet ama derin devlet denince nedense bir başka oluyorlar. Bunlar bu derin akıllıların kimler olduğunu az çok tahmin de etmelerine rağmen? Saf ve temiz yurttaşımızdan çok bunlar vebal altındadır.

Zaman zaman da aydın dediğimiz okumuşlarımız üstlerine düşen görevleri hakkıyla yapmalı yoksa, yukarıda da söylediğimiz gibi yine eskisi gibi olur ve onlarca yıllar yine heba olur.

*

27 Mayıs 1960’ı düşünelim. Henüz tam aydınlanmamakla beraber CIA şemsiyesi altındaki MİT ve diğer devletlerin istihbaratları, darbecilerle görüşmemelerine rağmen ortam hazırladıkları bellidir.

“Yassıada Mahkemesi Başkanı Salim Başol’un “Niçin, sizi alıp Yassıada’ya tıkan kudret böyle istemiş, onu biz bilemeyiz” sözü, “Sizi buraya tıkanlar cezalandırılmanızı istiyor” anlamına geliyorsa zaten bir hukuk faciasıdır. Bu söz “Ben iddianame ile sınırlıyım, iddianamenin dışında kalanları yargılayamam” anlamında ise, o takdirde ceza kanununun kendisine yüklediği görevler var ve o görevleri yapmakla sorumludur. Bu görevini yerine getirmiyorsa, ya da getiremiyorsa, yine hukuk açısından çok ciddi sıkıntı vardır. Esasen bir darbe dönemi ve ortamından dolayı Salim Başol’un yasanın kendisine yüklediği bu görevi yapmadığı ya da yapamadığı çok açıktır. Darbe yargısında görev kabul etmeyen hukukçular da vardı. Başol, görev kabul ettiğine göre darbecilere bağlı ve güdümlüdür. Erich Fromm’un ifadesi ile “Bir insana, kuruma veya iktidara itaat, teslimiyettir.” Salim Başol, görevden çekilmeyip itaati tercih ettiğine göre, aynı zamanda teslimiyeti de tercih etmişti.”2

“Hukuk ve felsefe literatüründe "Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun" (Latince: Fiat justitia, et pereat mundus) olarak bilinen Adaletin Yüceliği ilkesi, tavizsiz bir adalet arayışını ve hukukun üstünlüğünü ifade eder.”3

Üst akıl, devlet aklı veya her neyse işin kolayını buldu. Devletin bekası veya düzenin selameti için diyerek bazılarına istediklerini yaptırmakta. Yapmayanlara da Evlad ü iyal hatırlatılmakta…

“12 Mart 1971 Muhtırası'nın ardında CIA'in doğrudan bir askeri planlama yaptığına dair kesin bir kanıt olmasa da ABD'nin Türkiye'deki sol yükselişi engellemek için istihbarat desteği verdiği, cuntacılarla temas kurduğu ve muhtırayı önceden bildiği tarihsel belgelerle kanıtlanmıştır.”4

“2 Eylül 1980 askeri darbesinde ABD'nin ve CIA'in doğrudan müdahalesi veya bilgisi olduğu tarihsel belgeler, diplomatik yazışmalar ve eski istihbaratçıların itiraflarıyla kuvvetle desteklenmektedir. Darbenin dış destekli olduğuna dair en somut ve bilinen kanıtlar şunlardır:

"Bizim Çocuklar" Vakası: Darbe gecesi, dönemin CIA Türkiye İstasyon Şefi Paul Henze, Beyaz Saray'da görevli Ulusal Güvenlik Konseyi üyesine darbeyi "Ankara'daki çocuklar başardı" (Our guys in Ankara did it) diyerek bildirmiştir.”5

“1990’lı yılların ortasından itibaren CIA kontrolündeki (Feto) Cemaat Türk siyasetini şekillendirmeye yöneldi. Adalet ve kalkınma Partisinin kurulma zemini hazırlandı.”6

“AK Parti yönetimi ve dönemin yetkilileri ise bu iddiaları kesin bir dille reddetmektedir. Parti kanadı, AK Parti'nin tamamen Türkiye'nin iç dinamikleri, halkın talepleri ve demokratik ihtiyaçlar doğrultusunda kurulmuş yerli bir siyasi hareket olduğunu savunur.”7

“Bugün Amerika’ya karşı “Antiemperyalist” bir söylem kullanan Adalet ve Kalkınma Partisi, 28 Şubat 1997 yumuşak askeri müdahalesi sonunda, ABD’nin büyük desteği ile kurulmuş ve iktidara gelmiş bir partidir.

Necmettin Erbakan’ın askerler tarafından iktidardan uzaklaştırılan Antiemperyalist ve Anti Amerikancı Refah Partisi’ne karşı, Erbakan’ın çok yakınındaki dört kişi tarafından kurulmuştur! Parti, “Ilımlı İslam” adı altında “Amerikancı İslam” modeli üzerinden, Neoemperyalizmin ve Neoliberalizmin bir aracı olarak iktidara getirilmiştir.”8

ABD'nin Ankara büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, New York'ta katıldığı bir etkinlikte Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili dikkat çeken yorumlar yaptı.

"[Erdoğan] 71 yaşına geldi. [Türkiye] bir demokrasi ama otoriter gibi. Başkan Trump dahice bir şekilde 'çözüm olarak ona meşruiyet vermeliyim' dedi. Şu an bu oluyor. Bence bunun sonucunda büyük değişiklikler göreceksiniz."9

Meşruiyet verme sözünü yanlış yorumlandığı, saygınlık kazandırmak anlamında söylendiği belirtilmiştir.

“ABD'li diplomat, Ortadoğu'da tutunabilen yegâne hükümetlerin monarşik yapılı "güçlü liderlik rejimleri" olduğunu savunmuştu.

Barrack bu sözleri hakkında "Bunlardan bahsederken ideolojiden değil on yıllara dayanan ve zor kazanılmış gözlemler üzerinden konuşuyordum"10 dedi.

Yukarıdaki alıntılardan da anlaşılacağı üzere Atatürk’ün kurulmasında önderlik ettiği Cumhuriyetimizi savunanlar, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletini savunanlar kuvvetlendiği ve iktidara yakın olduğu zamanlar beylik tabirleriyle derin devlet tarafından engellenmişlerdir. Liderlerimiz de açık açık konuşamaz oldular. Ne derin devleti? Tom Barrack’ın sözleri karşısında susmak her şeyi açıklamıyor mu?

Aydınlık yarınlarımız için “Aklını kendin kullanma cesaretini göster!”

Sabahattin Gencal, 05. 06. 2026

__________________________

1.      Https://e-motivasyon.net/cesaret-butun-silahlardan-ustundur-ovidius.html

2.      https://iktibasdergisi.com/2022/05/28/27-mayisin-ozeti-sizi-buraya-tikan-kuvvet-boyle-istiyor/

3.      https://en.wikipedia.org/wiki/Fiat_iustitia,_et_pereat_mundus

4.      https://www.hurriyet.com.tr/gundem/12-mart-1-gun-once-ciadaymis-40342144

5.      https://fehmikoru.com/soylu-abd-parmagi-var-diyor-dis-parmak-darbeler-ve-abd-bir-ornek-olay/

6.      https://www.manaz.net/cemaat-cianin-besinci-kol-teskilatidir/

7.   https://www.google.com/search?q=AK+Parti+y%C3%B6netimi+ve+d%C3%

8.      https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/emre-kongar/bir-abd-projesi-olarak-akp-841525

9.      https://www.bbc.com/turkce/articles/cvg91j6jd0ro

10.  https://www.bbc.com/turkce/articles/cy71l575pxlo


Bazı Sessizlikler Bütün Felsefeden Daha Ağırdır

 



Bazı Sessizlikler Bütün Felsefeden Daha Ağırdır | Şiir Dinletisi

"Ruhum felsefe istiyor, bedenim ise sadece bir huzur..." Toplumsal gerçekliğin, geçim derdinin ve insani değerlerin çaresizlik karşısındaki sarsıcı çatışmasını sinematik bir görsel dille anlatan yeni şiir klibim yayında. İyi seyirler. ✨ Kanalıma Abone Olmayı unutmayın lütfen! 🔔 Bildirimleri açmayı ve videoyu beğendiyseniz yorum yapmayı unutmayın lütfen! 📝 ŞİİR METNİ ASKIDA HAYATLAR Ne Petersburg'un ayazı var sokakta, ne çölün sıcağı, Burası bir metropol köşesi, bir bodrum katı karanlığı. Rafta duran kitabın sayfaları ağır geliyor şimdi, Çünkü boş buzdolabı, unutturuyor felsefeyi ve bilimi... İbn Haldun haklıymış, çözülüyor bağlar birer birer, Market raflarında gezerken o eski, mağrur değerler. Dostoyevski'nin bahsettiği o ekmek, şimdi bir aslan ağzı, Tuzu kuruya konuşmak kolay, görmeyince yokluğu, enkazı. Sistem mi, kader mi, yoksa ben mi yanlış doğdum bu toprağa? Güldüm, başka ne yapılır, ağlamak da artık bir lüks olmuşsa… Erdem zenginlerin lüksü, vicdan ise boş midelerin yükü Bazı sessizlikler, bütün felsefeden daha ağırdır çünkü... Kötü müyüm ben şimdi, kirayı denkleştirmek için susuyorsam? Yoksa çaresiz miyim, her sabah kendimi tanımıyorsam? Çalmadım, çırpmadım ama eksiliyorum her ay başı benden, Ahlak dedikleri sırça saray, çatlıyor yavaşça temelinden. Bir yanda medeniyet nutukları, bir yanda askıda ekmek, Ne zormuş meğer şu yirmi birinci asırda "insanım" demek. Ruhum felsefe istiyor, bedenim ise sadece bir huzur; Çaresizlik dedikleri zincir, en temiz kalbi bile kurutur. Ne olur sorma bana artık erdemi, hakkı, adaleti, Önce bir derman bul şu içimdeki yarınsızlık yarasına. Çünkü insan bazen çiğner geçmezdi kendi çizgisini, Görmeseydi eğer, evladının o boynu bükük gölgesini... Ahmet Gencal, Mayıs 2026 #şiir #şiirklibi #edebiyat #felsefe #sinematik #toplumsalşiir #ahmetgencal #vicdanınenkazı

Ah, Kendimize Kavuşabilsek

  

 



 

 Üzülerek belirteyim ki hiçbir sosyal etkinliğimiz yok. Vefakâr ve cefakâr sevgili eşimin rahatsızlığı dolayısıyla evimize, odamıza kapanmış yaşıyoruz. Şükürden aciz değiliz, mutsuz ve umutsuz da değiliz. Sohbet ediyoruz, oynuyoruz, okuyoruz. İki günümüzün eşit olmaması için kendi kapasitemize göre çabalıyoruz.      En büyük alışkanlığımız okumaktır. Okumaktan bıkmıyoruz. Bıkkınlığa düşecek gibi olduğumuzda da kitap değiştiriyoruz.                                         

Değişiklik iyi geliyor. Bize iyi gelen mutlaka başkalarına da iyi gelir iddiasında değiliz. Ama yine de okumakta olduğum Yasemin Soysal’ın Tek Suçlu Beynimiz adlı kitabından aldığım birkaç satırı yazıyorum:                                                                 

“Ağacın sessizliği, kaybedişinden değil, tekrar çiçek açacağı güne hazırlanmasındandır. Dalganın çekilişi, kıyıya daha hızlı vurma arzusundandır. Ayın yokluğu, kocaman parıldayacağı dolunay içindir… Şimdi hazırlığını yap, yüreğinde hazır olduğunda, gece güneşe, müzik ritme, dalgalar sahile kavuşacak. Sen kendine kavuşacaksın…”                         

70 yaşında bir emeklinin sessizliği neden? Evimize odamıza çekilişimiz neden? …             

İçtenlikle belirtmem gerekirse çiçek açma, kıyıya hızlı vurma ya da parlama umudumuz yok. Böyle bir kaygımız da yok. Yok, da niçin yazıyorum bunları?              

Biz isimsiz öğretmeniz. Beşikten mezara kadar okumak ve damla kadar bile olsa yararlı bulduğu-muzu aktarma çabasındayız. Çiçek açanları, meyve verenleri, parıldayanları, aydınlatanları; etkin rol alanları görünce, duyunca sevincimiz artar.                           

İçinde bulunduğumuz krizin üstesinden gelebilmek için hepimize görevler düşmektedir. Ben elbette bloglarda değil, aktif hayatta etkin rol oynamalıydım; ama yukarıda belirttiğim gibi rol alacak durumda değilim. Vurdumduymaz da olamıyorum. İşte bunun için buralarda oyalanıyorum.

İnsan oyalanırken bile yararlı olmaya çalışamaz mı?

Sabahattin GENCAL, Yuvacık, 27 Eylül 2012

 

__________________________

Sabahattin Gencal, Dünya Labirentinde BEN / BİZ, Ciniuss yayınları, İstanbul,2018

Nereden Bileceksiniz

 



Nereden Bileceksiniz (Ahmet Kaya)

Nereden Bileceksiniz

Ahmet Kaya'nın şarkısı

 

Şarkı Sözleri

 

Üstüm başım toz içinde
Önüm arkam pus içinde
Sakallarım pas içinde
Siz benim nasıl yandığımı
Nereden bileceksiniz


Siz benim nasıl yandığımı
Nereden bileceksiniz

Siz benim nasıl yandığımı
Nereden bileceksiniz

Siz benim nasıl yandığımı
Nereden bileceksiniz


Bir fidandım derildim
Fırtınaydım duruldum
Yoruldum çok yoruldum
Siz benim neler çektiğimi
Nereden bileceksiniz


Siz benim neler çektiğimi
Nereden bileceksiniz

Siz benim neler çektiğimi
Nereden bileceksiniz


Siz benim neler çektiğimi
Nereden bileceksiniz


Taş duvarlar yıkıp geldim
Demirleri söküp geldim
Hayatımı yakıp geldim hey

Taş duvarlar yıkıp geldim
Demirleri söküp geldim
Hayatımı yakıp geldim hey
Siz benim neden kaçtığımı
Nereden bileceksiniz


Siz benim neden kaçtığımı
Nereden bileceksiniz

Gökte yıldız söner şimdi
Annem beni anar şimdi
Sevdiğim var kanar şimdi
Siz benim niye içtiğimi
Nereden bileceksiniz


Siz benim niye içtiğimi
Nereden bileceksiniz

Siz benim niye içtiğimi
Nereden bileceksiniz

Siz benim niye içtiğimi
Nereden bileceksiniz


Bir pınardım kan oldum
Yol kenarı han oldum
Yanıldım ah ziyan oldum
Siz benim neden sustuğumu
Nereden bileceksiniz

Siz benim neden sustuğumu
Nereden bileceksiniz


Siz benim neden sustuğumu
Nereden bileceksiniz

Siz benim neden sustuğumu
Nereden bileceksiniz


Ben ardımda yaş bıraktım
Ağlayan bir eş bıraktım
Sol yanımı boş bıraktım hey

Ben ardımda yaş bıraktım
Ağlayan bir eş bıraktım
Sol yanımı boş bıraktım hey

Siz benim kime küstüğümü
Nereden bileceksiniz


Siz benim kime küstüğümü
Nereden bileceksiniz

Siz benim kime küstüğümü
Nereden bileceksiniz
Siz benim kime küstüğümü
Nereden bileceksiniz


Kaynak: LyricFind

Besteciler: Ahmet Kaya / Yusuf Hayaloglu

https://www.google.com/search?sa=X&sca_esv=35896ee927ddd118&sxsrf=ANbL-



Stok Görseli

 


Maalesef, "flowers-6635117_1280.jpg" dosya adına sahip bu görselin kimin tarafından oluşturulduğuna dair kesin bir bilgiye sahip değilim. Görsel, Pixabay gibi stok fotoğraf sitelerinde yaygın olarak kullanılan bir isimlendirme formatına sahip, bu da onun bir stok görseli olabileceğini gösteriyor.

Ancak, yaptığım görsel arama sonuçlarında tam bir eşleşme bulamadım. Bu tür stok sitelerinde içerikler, farklı kullanıcılar tarafından yüklenir ve bu görselleri kimin oluşturduğunu tam olarak belirlemek için daha fazla bilgiye ihtiyaç vardır.

Rabbani'nin Mektupları- 095

 İmam-ı Rabbânî Ahmed el-Fârûkî es-Serhendî Hazretleri tarafından Seyyid Bicvare’ye yazılan 95. Mektup, tasavvufi düşüncenin en temel meselelerinden olan "insanın hakikati, kalbin genişliği, sekr (manevi sarhoşluk) ve sahv (manevi ayıklık) halleri ile nübüvvet-velayet ilişkisini" ele almaktadır.

Metnin sistematik özeti konu başlıklarına göre aşağıda maddelenmiştir:

1. İnsanın ve Kalbin Camiiyeti (Kapsayıcılığı)

·                     Nüsha-i Câmia: İnsan, kâinatta parçalar halinde bulunan her manayı ve varlığı özünde toplayan kapsayıcı bir nüshadır. Dünyadaki varlıkları "hakikat" yoluyla, Yüce Allah’ın sıfatlarını ise "suret/yansıma" olarak kendisinde barındırır ("Allah, Âdem'i kendi sureti üzerine yarattı" hadisi bu manaya gelir).

·                     Kalbin Genişliği (Hakikat-ı Camia): İnsandaki bu bütünsel kapsayıcılık en kâmil manada kalpte tecelli eder. Bazı mutasavvıfların "Arş ve içindekiler arifin kalbinin bir köşesine konsa, ağırlığı bile hissedilmez" sözü kalbin bu mekânsız (lâmekânî) ve sınırsız boyutundan kaynaklanır. Kalp, mekâna bağlı olan ve olmayan her şeyi kuşattığı için maddi büyüklüğü ne olursa olsun Arş’ın kalp yanında bir ağırlığı yoktur.

2. Sekr (Sarhoşluk) Halindeki Sözlerin Değerlendirilmesi ve Misaller

·                     Hakikat ile Numunenin Karıştırılması: Sekr (manevi coşku/sarhoşluk) halindeki bazı veliler, kalplerinde gördükleri Arş'ı, Arş’ın aslı/hakikati zannederler. Oysa kalpte görülen şey Arş'ın aslı değil, sadece bir numunesidir (örneğidir). Kalp bu numuneyi kolayca yutar ama bu, kalbin fiziki Arş'tan daha büyük olduğu anlamına gelmez.

·                     Ayna ve Beden Misali: Gökyüzü bir aynaya yansıdığında gökyüzünün resimleri aynadan küçüktür ama o resimler gökyüzünün kendisi değildir. Benzer şekilde, insanın bedeninde de yeryüzüne ait unsurlar (numuneler) vardır ancak bu durum, insan bedeninin yeryüzünden daha büyük olduğu anlamına gelmez.

·                     Şathiyatların Analizi (Örn: Cem-i Muhammedi): Bazı mutasavvıfların "Cem-i Muhammedi, Cem-i İlahi'den daha ileridir" şeklindeki hatalı ve aşırı sözleri de bu sekr halinin ürünüdür. Hz. Muhammed (s.a.v.) vücub (zorunlu varlık) mertebesinin hakikatini değil, sadece suretini/yansımasını taşır. Kendisi yaratılmış, sınırlı bir kuldur; Allah ise sınırsız ve namütenahidir.

·                     Kudsî Hadisin Tefsiri: "Beni ne yerim ne semam aldı, mümin kulumun kalbi aldı" hadisinde kastedilen de "hulul" (Allah'ın kalbe girmesi) değildir; kalbin, vücub mertebesinin suretini ve tecellisini kabul etme yeteneğidir.

3. Sahv (Ayıklık) ile Sekr (Sarhoşluk) Makamlarının Karşılaştırılması

·                     Makamların Aidiyeti: Sekre dayalı hükümler velayet makamından; sahve (ayıklığa/bilinç açıklığına) dayalı hükümler ise nübüvvet (peygamberlik) makamından gelir.

·                     Bayezid-i Bistamî'nin Tercihi: Bayezid-i Bistamî gibi sekr halini sahv halinden üstün görenler, "Benim sancağım Muhammed'in sancağından daha yüktedir" diyerek sekre dayalı velayet sancağını, sahve dayalı nübüvvet sancağına tercih etmişlerdir ki bu sekr halinin getirdiği bir perdelenmedir.

4. Nübüvvet ve Velayet Karşılaştırması

·                     Nübüvvetin Üstünlüğü: Bazı sufiler velayeti nübüvvetten üstün görmüştür; çünkü velayette yönelişin (teveccühün) Hakka, nübüvvette ise halka (insanları irşada) olduğunu sanmışlardır.

·                     İmam-ı Rabbânî’nin İtirazı: Bu görüş kesinlikle yanlıştır. Peygamberlerin halka yönelmesi Hak’tan yüz çevirmek demek değildir; onların iç dünyaları (bâtınları) Hak ile, dış dünyaları (zahirleri) ise halk iledir. Velayet, nübüvvetin içinde sadece küçük bir parçadır. Bu yüzden nebinin kendi velayeti de dahil olmak üzere, nübüvvet makamı velayetten her halükarda katbekat üstündür.

5. Sonuç ve Şeriatın Esas Alınması

·                     Makbul Sahv Hali: En faziletli hal, sıradan insanların gaflet halindeki ayıklığı değil; sekr halini de içinde barındıran (manevi sarhoşluğu sindirmiş) sahv halidir.

·                     Şeriat Ölçüsü: Peygamberlik kaynağından gelen şer'î ilimlerin tamamı bu kâmil sahv (ayıklık) makamının ürünüdür. Dolayısıyla şeriata ve zahiri ilme muhalif olan her söz/hal sekr (sarhoşluk) ürünüdür. Sekr halindeki kişi (cezbe sahibi) mazur sayılsa da onun sözlerine ve hallerine uyulmaz, ondan dinî hüküm çıkarılmaz. Din ve hayat için asıl uyulması gereken tek ölçü sahv makamının ilimleri, yani şeriattır.