Kant’ın
“Aklını kendin kullanma cesaretini göster!” (Sapere aude!) sözü aydınlanmanın
parolası olmuştur.
Toplumumuzun
aydınlanmasını ve çağdaş uygarlık düzeyine çıkmasını isteyenler, 2026 yılı ve
sonrası cesaret göstermenin tam zamanı.
“Cesaret,
bütün silahlardan üstündür.” Ovidius
“Cesaret;
korkuya rağmen adım atabilme, belirsizlikle yüzleşebilme ve risk alabilme
gücüdür. Bu yönüyle cesaret, yalnızca savaş meydanlarında değil; hayatın her
alanında bizi ayakta tutan görünmez bir kalkandır. Gerçek güç, çoğu zaman
dışarıda değil, insanın kendi içinde saklıdır.”1
Türkiye’mizde
korku iklimi var. Hiçbir kişiye ve kuruma güven kalmadı. Belirsizlikler,
tutarsızlıklar, yalanlar diz boyu… İşte bu durumda dahi görevimiz:
Aklımızı
kendimiz kullanma cesaretini göstermemizdir. Cumhuriyetimizi ve demokrasimizi
kurtarmak ve başta hukuk, ekonomi, eğitim, yönetim vb. alanlarda düzlüğe
çıkabilmek için yurttaşlık görevimizi cesaretle yapmalıyız.
Şimdi,
yukarıda da söylendiği gibi cesaret göstermenin tam zamanı. Cesaretimizi kırmak
için akla gelmedik engeller çıkabilir. Bütün bunlara rağmen yasal çerçevede
yasal haklarımızı kullanabilmeliyiz. Yoksa yine eskisi gibi olur.
Bu
aralar basında çokça devlet aklından, derin devlet aklından, siyasal akıldan
vb. söz ediliyor. Ne hikmetse hep böyle ola gelmiştir. “Ben bilmem eşim bilir.”
Oyunu gibi bireylerimiz, hocam böyle demişti, şeyhim böyle istemişti, il
başkanım şöyle demişti, liderim öyle istiyor vb. düşünce tembelliği ve
sorumsuzluk göstergeleri yetmiyormuş gibi derin devletten söz edenler oluyor.
Devlet şemasını düşünelim şemada gösterilen bütün birimler ve kurullar alttan
yukarı doğru devlet aklının oluşmasına yol açar. Bütün şema derken yasama,
yürütme, yargılama erkleri başta olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlar
kastedilmektedir.
Okumuşlarımız
ben bilmem liderim bilir veya şeyhim bilir demez elbet ama derin devlet denince
nedense bir başka oluyorlar. Bunlar bu derin akıllıların kimler olduğunu az çok
tahmin de etmelerine rağmen? Saf ve temiz yurttaşımızdan çok bunlar vebal
altındadır.
Zaman
zaman da aydın dediğimiz okumuşlarımız üstlerine düşen görevleri hakkıyla
yapmalı yoksa, yukarıda da söylediğimiz gibi yine eskisi gibi olur ve onlarca
yıllar yine heba olur.
*
27
Mayıs 1960’ı düşünelim. Henüz tam aydınlanmamakla beraber CIA şemsiyesi
altındaki MİT ve diğer devletlerin istihbaratları, darbecilerle görüşmemelerine
rağmen ortam hazırladıkları bellidir.
“Yassıada Mahkemesi Başkanı Salim
Başol’un “Niçin, sizi alıp Yassıada’ya tıkan kudret böyle
istemiş, onu biz bilemeyiz” sözü, “Sizi buraya tıkanlar cezalandırılmanızı istiyor” anlamına
geliyorsa zaten bir hukuk faciasıdır. Bu söz “Ben iddianame ile
sınırlıyım, iddianamenin dışında kalanları yargılayamam” anlamında
ise, o takdirde ceza kanununun kendisine yüklediği görevler var ve o görevleri
yapmakla sorumludur. Bu görevini yerine getirmiyorsa, ya da getiremiyorsa, yine
hukuk açısından çok ciddi sıkıntı vardır. Esasen bir darbe dönemi ve ortamından
dolayı Salim Başol’un yasanın kendisine yüklediği bu görevi yapmadığı ya da yapamadığı
çok açıktır. Darbe yargısında görev kabul etmeyen hukukçular da vardı. Başol,
görev kabul ettiğine göre darbecilere bağlı ve güdümlüdür. Erich Fromm’un
ifadesi ile “Bir insana, kuruma veya iktidara itaat, teslimiyettir.” Salim
Başol, görevden çekilmeyip itaati tercih ettiğine göre, aynı zamanda
teslimiyeti de tercih etmişti.”2
“Hukuk
ve felsefe literatüründe "Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet
kopsun" (Latince: Fiat justitia, et pereat mundus) olarak bilinen Adaletin
Yüceliği ilkesi, tavizsiz bir adalet arayışını ve hukukun üstünlüğünü ifade
eder.”3
Üst
akıl, devlet aklı veya her neyse işin kolayını buldu. Devletin bekası veya
düzenin selameti için diyerek bazılarına istediklerini yaptırmakta.
Yapmayanlara da Evlad ü iyal hatırlatılmakta…
“12
Mart 1971 Muhtırası'nın ardında CIA'in doğrudan bir askeri planlama yaptığına
dair kesin bir kanıt olmasa da ABD'nin Türkiye'deki sol yükselişi engellemek
için istihbarat desteği verdiği, cuntacılarla temas kurduğu ve muhtırayı
önceden bildiği tarihsel belgelerle kanıtlanmıştır.”4
“2 Eylül 1980 askeri darbesinde ABD'nin ve CIA'in
doğrudan müdahalesi veya bilgisi olduğu tarihsel belgeler, diplomatik
yazışmalar ve eski istihbaratçıların itiraflarıyla kuvvetle desteklenmektedir.
Darbenin dış destekli olduğuna dair en somut ve bilinen kanıtlar şunlardır:
"Bizim Çocuklar" Vakası: Darbe gecesi, dönemin CIA Türkiye İstasyon Şefi Paul
Henze, Beyaz Saray'da görevli Ulusal Güvenlik Konseyi üyesine darbeyi "Ankara'daki
çocuklar başardı" (Our guys in Ankara did it) diyerek bildirmiştir.”5
“1990’lı yılların ortasından itibaren CIA
kontrolündeki (Feto) Cemaat Türk siyasetini şekillendirmeye yöneldi. Adalet ve
kalkınma Partisinin kurulma zemini hazırlandı.”6
“AK
Parti yönetimi ve dönemin yetkilileri ise bu iddiaları kesin bir dille
reddetmektedir. Parti kanadı, AK Parti'nin tamamen Türkiye'nin iç dinamikleri,
halkın talepleri ve demokratik ihtiyaçlar doğrultusunda kurulmuş yerli bir
siyasi hareket olduğunu savunur.”7
“Bugün
Amerika’ya karşı “Antiemperyalist” bir söylem kullanan Adalet ve Kalkınma
Partisi, 28 Şubat 1997 yumuşak askeri müdahalesi sonunda, ABD’nin büyük desteği
ile kurulmuş ve iktidara gelmiş bir partidir.
Necmettin
Erbakan’ın askerler tarafından iktidardan uzaklaştırılan Antiemperyalist ve
Anti Amerikancı Refah Partisi’ne karşı, Erbakan’ın çok yakınındaki dört kişi
tarafından kurulmuştur! Parti, “Ilımlı İslam” adı altında “Amerikancı İslam”
modeli üzerinden, Neoemperyalizmin ve Neoliberalizmin bir aracı olarak iktidara
getirilmiştir.”8
ABD'nin
Ankara büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, New York'ta katıldığı
bir etkinlikte Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili dikkat
çeken yorumlar yaptı.
"[Erdoğan]
71 yaşına geldi. [Türkiye] bir demokrasi ama otoriter gibi. Başkan Trump dahice
bir şekilde 'çözüm olarak ona meşruiyet vermeliyim' dedi. Şu an bu oluyor.
Bence bunun sonucunda büyük değişiklikler göreceksiniz."9
Meşruiyet
verme sözünü yanlış yorumlandığı, saygınlık kazandırmak anlamında söylendiği
belirtilmiştir.
“ABD'li
diplomat, Ortadoğu'da tutunabilen yegâne hükümetlerin monarşik yapılı
"güçlü liderlik rejimleri" olduğunu savunmuştu.
Barrack
bu sözleri hakkında "Bunlardan bahsederken ideolojiden değil on yıllara
dayanan ve zor kazanılmış gözlemler üzerinden konuşuyordum"10
dedi.
Yukarıdaki
alıntılardan da anlaşılacağı üzere Atatürk’ün kurulmasında önderlik ettiği
Cumhuriyetimizi savunanlar, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletini
savunanlar kuvvetlendiği ve iktidara yakın olduğu zamanlar beylik tabirleriyle
derin devlet tarafından engellenmişlerdir. Liderlerimiz de açık açık konuşamaz
oldular. Ne derin devleti? Tom Barrack’ın sözleri karşısında susmak her şeyi
açıklamıyor mu?
Aydınlık
yarınlarımız için “Aklını kendin kullanma cesaretini göster!”
Sabahattin
Gencal, 05. 06. 2026
__________________________
1.
Https://e-motivasyon.net/cesaret-butun-silahlardan-ustundur-ovidius.html
2.
https://iktibasdergisi.com/2022/05/28/27-mayisin-ozeti-sizi-buraya-tikan-kuvvet-boyle-istiyor/
3.
https://en.wikipedia.org/wiki/Fiat_iustitia,_et_pereat_mundus
4.
https://www.hurriyet.com.tr/gundem/12-mart-1-gun-once-ciadaymis-40342144
5.
https://fehmikoru.com/soylu-abd-parmagi-var-diyor-dis-parmak-darbeler-ve-abd-bir-ornek-olay/
6.
https://www.manaz.net/cemaat-cianin-besinci-kol-teskilatidir/
7. https://www.google.com/search?q=AK+Parti+y%C3%B6netimi+ve+d%C3%
8.
https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/emre-kongar/bir-abd-projesi-olarak-akp-841525
9.
https://www.bbc.com/turkce/articles/cvg91j6jd0ro
10. https://www.bbc.com/turkce/articles/cy71l575pxlo

