5 Haziran 2026 Cuma

Osmanlıca

 Ahmet Mutluoğlu

O S M A N L I C A
Değerli Arkadaşlarım, zaman zaman “dedelerimizin mezar taşlarını bile okuyamızyoruz, mazimizden kopartıldık, harf devrimi olmasa şimdi Japonya gibi kalkınmış ülke olacaktık…”gibi paylaşımlar yapılıyor. Bu işle iştigal eden ve asla şu veya bu niyeti olmayan bir kişi olarak, sadece bilelim, ezbere konuşmayalım, fuzuli yerde birbirimizi kırmayalım diye belirtmek isterim ki:
1.MEZAR TAŞLARI: Normal yazı değil sanatsal yazılardır. Sanatına Hat Sanatı, sanatkarına da “haddat” denir. Çoğu zaman Arapça ve farsça olan kelimeler hecelerine bölünüp farklı yerlerde ve farklı biçimlerde istiflenerek yazılır. Kelimenin anlamını bilemezseniz tamamını bulamazsınız.
Harf devriminden önce Osmanlı’da okuma yazma bilenler halkın sadece 100 de 5 i kadardı, üstelik bunların da belki 5 de biri ( yani toplumun 100 de 1 i ) mezar taşlarını okuyabilirdi. Dolayısı ile mezar taşlarını dedelerimiz de okuyamıyordu.
Aşağıda, köyümüzden Meşhur bir Hoca Efendinin mezar taşını göreceksiniz. Bunu şu anda okuyabilen yok. Emin olun o zaman da okuyabilenler, yazarı dahil metni hazırlayanlardı. Öyle sellem musellem her okuma yazma bilen okuyamıyordu.

2.OSMANLICA YAZILAR:
Elbette bizim bildiğimiz Kuranı Kerim Harfleri ile okumak zor değildir, aynı şimdiki alfabemiz gibi kolaydır. Yazması da zor değildir. Ben yazmasını 60 yaşımdan sonra kolayca öğrendim. Şimdi sıradan bir Araptan daha güzel yazdığımı iddia edebilirim. Ancak Osmanlıca öyle değil. Osmanlıca Arap Alfabesinin şeklen değiştirilmesi ile oluşturulan ve genel manada 13 grupta toplanan değişik yazı türleri ile yazılmıştır.
Daha bir çok çeşitinin yanında hele “siyakat” diye bir çeşiti var ki onu şimdi okuyabilenin sayısı Türkiyede iki elin parmaklarını geçmez.
Osmanlı'da ayrıca her yazının bir de "kırması" diye tabir edilen o yazının özelliklerini yarım yansıtan yazılar bulunuyor. Aklam-ı Seb'a (Yedi yazı çeşidi ya da yedi kalem) denilen bu yazılar da şöyle: Sülüs Kalemi, Nesih Kalemi, Muhakkak Kalemi, Reyhani Kalemi, Tevkî Kalemi, Rik'a Kalemi…V.S.
Osmanlıca belge türleri de yazının çıktığı birime göre değişmekdedir. Bu belgeleri türleri de şöyle: ferman, hüküm, hükmü humayün, alameti şerif, tevki, yarlığ, nişanı hümayün, menşur berat, hattı hümayün, namei hümayun, adaletname, berat, takrir…V.S
Osmanlı arşivlerinde rastlanabilecek diğer belgeler ise şöyle: Buyuruldu, kaime, mürasele, seraskerlik beratı, şukka, maruzat, tahrirat, tezkere, arîza, cevabname, emirname, zabıtname, layiha, ruhsatname, kefaletname, temessük, ruus, ruus hükmü, temlikname, icmal, ilam, iluhaber, fetihname, muahedename, hududname, ahidname, huccet, Hucceti- Şeriyye, vakıfname, Sicillat-ı Şer'iyye…V.s

Evet Değerli Arkadaşlarım, Osmanlı Arşivlerindeki belgeler yukarıda belirtildiği üzere, yerine, zamanına, yazıldığı makama, çıktığı makama, konusuna…v.s. göre yaklaşık 35 stil ve çeşitte (Yani ayrı yazı stili ile) yazılan yazılarla yazılmış olup günümüz araştırmacılarını bir haylı uğraştırmaktadır. Diğer yandan kullanılan karma dil (Türkçe+Arapça+Farsça = Osmanlıca) de hem okumayı hem de anlamayı zorlayan sebeplerdir.
Bütün bu karmaşayı görerek denilebilinir ki bu yazılarla işler ve süratli bir okuma yazma faaliyeti sağlanamayacağını yaşayarak gören Cumhuriyetin Kurucuları yazı şeklimizi değiştirip okur yazar oranımızı 100 de 5 lerden 100 de 100 lere yükseltilmesine ön ayak olmuşlardır. Sezarın hakkını Sezara vermek gerekirse, Gerçek budur.

Osmanlıca da bir Tarih Dili olarak üniversitelerde, özel kurslarda okutuluyor böylece Tarihimiz de araştırılıyor.
Bunun haricindeki yorumlar maksatlı, kötü niyetli değilse bilgisizlikten kaynaklandığı kanaati ile ve bu iş ile iştigal etmiş ve etmekte olan biri olarak kısaca özetlediğim bu duruma, hakarete varmadan her türlü lehte aleyhte yorum yapılabilir tabii olarak.