Kartal Nerede Yok ki?
Yunus Emre ve Mevlana'yı, hayali olarak
karşılıklı konuştururlar:
…
Mevlana, Yunus Emre'nin bir süre
dergâhta kalmasını istiyordu.
-''Evet, davetimizi kabul
buyurursanız, çok memnun kalacağız. Hem de size yazdığımız 6 ciltlik Mesneviyi
okurduk.'' dedi.
Yunus Emre kalktı, kapıya doğru
yönelirken ilk kez şiirsiz konuştu;
-“Ne kadar uzun yazmışsınız! Çok emek
ve gayret sarf etmişsiniz. Bize kalsaydı aynen şunu söylerdik;
''Ete kemiğe büründüm, Yunus diye
göründüm.'' Yunus Emre Kapıdan
hızla çıkıp gözden kayboldu...
(https://yunusemresiirleri.com/hayati/yunus-emre-ve-mevlana.html)
Yukarıdaki alıntıya niçin yer verdim ki?
Okuyucuları hayalen görür gibiyim. Yine
onların “Çok uzun yazmışsın.” dediklerini de duyar gibiyim. “… Kartal gibi
göründüm.” demek uygun düşmez. Ama “Nerede kartal yok ki…” cümlesiyle bu
derleme özetlenebilir. Evet, aklımıza gelecek her yerde kartal karşımıza
çıkıyor. Kimi zaman heykeliyle, logosuyla, kimi zaman hikâyelerle,
benzetmelerle, kimi zaman eşyalarla; şununla bununla karşımıza çıkıyor.
En
sonda söylenecek sözü başta niye söyledim ki? Bilmiyorum. Zaten kitaptaki
anlatım düzeninde de bir bilimsel sistematik yok ki. (Oysa kendime göre, sözde
öğretimi kolaylaştıracak bir düzenleme yapmaya çalıştım.)
Yunus’tan Mevlana’dan söz etmeden de
“Nerede kartal yok ki?” diye soramaz mıydık? Kartalla bu şair ve düşünürlerin
ne ilgisi var? İnternet ortamında söylencelerde Yunus Emre başlıklı bir yazı
buldum. O yazıda da kartalları gördüm. Artık her yerde kartal görüyorum.
(...)
_______________________
