Kendimi soğukkanlı sanırdım ama maalesef soğukkanlı değilim. Karadenizli olmanın izlerini hâlâ taşıyorum. Kaygılı olmam da üstelik. Bunu bugün bir kere daha öğrendim:
Günlük
blogumun Medyadan Alıntılar bölümünü hazırlamak için ulusal gazetelerin köşe yazılarına
göz gezdirdim. Hepsi birbirlerinden güzel ama içlerinden birini seçemedim. Suya
sabuna dokunmayan yazılar işte seç, ne olacak yani? Olur mu ne olacak? Ben
seçiyorsam bir anlamı, bir yararı olmalı değil mi?
Bu
kez yerel gazetelere bakayım, dedim. Çok defa Trabzonspor haberlerini okumak
için başvurduğum Günebakış’a gittim. İyi ki gitmişim. Orada bir hazine varmış.
Nasıl da önceden görmemişim. Hepsi de birbirlerinden değerli yazarlardan biri
olan Hatice Kübra Çelik’ten söz edeceğim:
Ben,
genellikle yazıları yapay zekâya özetlettiriyorum hem telif sorunu olmasın hem
de kısa ve anlaşılır olsun… Tabii önce kopyala yapıştır. Sonra tekrar okuma ve
incele, sonra da özet ve bloga yazmak… Yazıyı kopyalamaya başlarken bir yazı
çıktı karşıma: ChatGPT ile özetle. Heyecanlandım doğrusu. Kafamda kaygılar,
kurgular, senaryolar… Hiç sormayın. Yazıyı klasöre yerleştirdikten sonra
bilgisayardan çıktım. Dinlenmeye çekildim. Bu sırada günceye ne yazacağımı
düşündüm. Şöyle yazacaktım:
Dikkat
dikkat! Aramızda casus var! Herkesi özellikle kamuda çalışanları
uyarıyorum: İnternet tarafından gözlendiğinizi biliyorsunuzdur…
Burada
şu örnekler üzerinde duracaktım. Sosyal medyada tıkladığımız, ya da üzerinde
biraz fazla durduğumuz yazılar hep akışta oluyor. Bu artık bilinen bir şey. Ama
yapay zekânın bizi başka mecrada da takip etmesi… Aklıma imal ettiği
telefonları patlatarak onlarca kişinin ölümüne sebep olan İsrail geldi. Sonra
düşündüm. İranlı önemli şahsiyetleri de nokta atışı öldürmeleri de yapay zeka
takibi sayesinde mi oluyor?
Her
neyse önceden düşünülmüş, planlanmış bir yazı yazacaktım ki…
Bilgisayarı
açınca ilk işim günceye başlamak oldu. Bu arada Trabzon_Günebakış’a gittim.
Hatice hanımın yazısını tekrar okudum ve gördüm ki “ChatGPT ile özetle”ifadesi
var baş tarafta. Aaa boşuna heyecanlanmışım. Bunca kurgular, senaryolar meğer
benim kaygı bozukluğumdanmış. Herkeste kaygı olabilir ama demek ki benim fren
sistemleri de bozuk ki… İyi ki günceye başlamadan önce birkaç saat verme
alışkanlığı edindim. Yoksa ortalığı velveleye verecektim.
Bu
arada Hatice Kübra Çelik’in diğer yazılarını da okumaya başladım. Hepsi benim
için yazılmış. Benim psikolojiyle aram çok iyidir. Biraz da anksiyete (kaygı
bozukluğu) var. Yazıları beğendim demeyeceğim bayıldım. Yazara mesaj göndermek
istedim. Torunlarımdan birkaç yaş daha küçük olan yazarı hem tebrik edecektim. Hem
de yarınların büyük ilim ve bilim adamı olabileceğinin müjdesini verecektim.
Ama bir türlü beceremedim mesaj atmayı. Daha doğrusu robot olmadığınızı
ispatlamak için kutuyu işaretleyin yazıyor. Gözlerim kutu mutu görmedi. Demek
ki gözlerim de yaşlandı…
Şunu
da ekleyeyim Çelik’in salık verdiği kitaplar da öyle böyle değil. Örneğin Daniel Kahneman’ın Hızlı
ve Yavaş Düşünme kitabını ilk fırsatta okumaya çalışacağım. Üç senedir Düşünme
üzerinde bir kitap yazmaya çalışıyorum ama beceremiyorum. Daniel Kahneman bir
çare bulur belki…
Yine kızıyorum kendime.
Çareyi başkalarında görmemek gerekir.
Kendimiz ne güne duruyoruz!
Sabahattin Gencal, İstanbul, 16. 02. 2026
|
"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci |
||||||
|
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü
Etkinliklerinden Bazıları |
||||||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
||||||
