5 Mart 2026 Perşembe

Ön Söz Denemesi

  

 


 Merhaba Değerli Okurum,

 

Siz, gerçekten tebrik edilecek bir okursunuz. Sizin hakkınızda, sizi hiç görmemekle beraber oluşturduğum bu kanım boşuna değil. Bir nevi okuyucuya şirin görünme, menfaat temin etme başka deyişle yalakalık da değil.

Beraberce düşünelim bir: Günümüzdeki Türkiye’de okuma oranı nedir? Bu konudaki kişisel gözlem ve düşüncelerimiz bizde kalsın. Biz Google’dan yararlanarak bu soruya cevap arayalım:

    “Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) verilerine göre Türkiye, kitap okuma oranında dünyada 86'ncı sırada, yoksul Afrika ülkeleriyle aynı kategoride.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’e göre ise Türkiye'de kitap, ihtiyaç listesinin 235'inci sırasında yer alıyor.”(https://www.cnnturk.com/dunya/dw/unesco-turkiye-kitap-okuma-oraninda-86inci-sirada)

Bu durumda siz tebriki, ben yazsam da yazmasam da çoktan hak ettiniz.

Bu kadarla da değil. Okuduğumuz eserlerin yüzde kaçı edebiyatla ilgili? Peki, okuduğumuz edebi eserlerin yüzde kaçı fikri yazılar. Ya deneme okuma oranı? Biraz da abartarak yazalım: ‘Bir sen okuyorsun bir de ben.’

Mevla’na gibi söyleyelim: “Ben sen oldum, sen de ben.”

Bakın bu son cümlemizi, diğer cümleler gibi akışa uyarak değil kasıtlı yazdım. Neden mi?

Denemeciler genellikle kendileriyle konuşur gibi yazarlar. Eee, ben ne yapıyorum? Sizinle konuşur gibi yazıyorum. O zamanda deneme olmuyor. Onun için ‘Ben sen oldum, sen de ben.’ deyiverdim.

Öyle deyivermekle olmuyor deneme yazmak. Hiçbir denemeci dimağından ve gönlünden gelenleri kalemle kâğıtlara, kitaplara aktarırken ‘Deneme yazıyorum.’ dememiştir.

Aslında ben de yazılarımı yazarken şu tür, bu tür demedim. Bloglar için yazdığım bu yazıları bir gün iki kapak arasına alarak kitaplaştıracağım da aklıma gelmemişti.

Kitap yazma tutkusu kursağında kalan bir emekli öğretmenim. Bu tutkumu yakından gören/bilen bir akademisyen öğrencim bu yazıların kitap haline getirilebileceğini söyledi. Ben de ne yaptım?

Bloglardaki yazılarımdan seçerek iki deneme kitabı yayınladım. Bir müddet sonra da, yani şimdilerde de kitaplara koymadığım, başka deyişle hiçbir kitaba sığmayan yazılarımı ele aldım. Bunları ‘Elenenler ismi ile yayınlamayı düşündüm, daha doğrusu düşünüyordum. İsim koymayı da, belki bir soruşturmadan sonra yaparız. Atalarımızın çocuklarına isim koymalarını düşünün.

Bu düşüncelerle yazılarımı yeniden okudum:

‘Aaa, bu yazıları ben mi yazmışım?’

‘Aaa, bu yazıları niye yayınladığım kitaplara almamışım?’ vb. duygusal cümleler kurdum.

Belli ki şimdilerde duygusallığım arttı. Demek ki önceleri okunabilir de olsa kategorilere uymayanları çekmecelerde bırakmışım.

Ne çekmecesi! Ne kategorisi! Hem denemeler öyle kalıplara sığar mı? (Buldum! Buldum! Kitaba koyacağım ismi buldum: Kalıpları Kıran Denemeler)

Kalıpları Kıran Denemeler, bir bakarsın makaleye benziyor, bir bakarsın fıkraya, sohbete ve eleştiriye…

Hem, bu günlerde ne okudum biliyor musunuz? Bir sayfa kadar kısa deneme olacağı gibi bir kitap kadar da uzun olabilir. Doğrusu böyle uzun bir deneme okumadım hiç. Bunu yazanın da okuyup okumadığından şüpheliyim.

Aklınızdan, ‘Yazar, uzun denemeler için, makale gibi olan yazılar için bir gerekçe yazıyordur.’ gibi düşünce geçti mi bilemem. Okuması 200 karakterle sınırlı okuyucular için böyle gerekçeler hazırlayabilirdim. Ama sizin gibi okuyuculara öyle gerekçe ayakları yapmam yapamam. Dedim ya seni ben bilmişim. Zaten öylesin de; çünkü gönüllü olarak ünsüz birinin, hacimli ‘denemelerini’  alıyorsunuz.

Ne güzel. Burada kelime oyunu da yapıyoruz. Deneme kategorisine sığmayanlar için ‘denemelerini’ diyerek topu taca atıyoruz. Tabii bizde topu kasıtlı olarak taca atmak diye bir şey yok. Ama denemelerde arada sırada da olsa değil taca atma mizah dünyasına da atarlar. Taa stat türbinlerine de atarlar. Siyasetçilerin, kodamanların oturduğu localara kadar…

Bir şey daha söyleyeyim mi? Şimdilerde moda oldu. Önsözlerde ya okuyucu yönlendiriliyor ya da eksiklere gediklere bahaneler üretiliyor. Okuyucu zaten ön yargılarla dopdolu. Bir de sen doldurmaya kalkarsan bozulur. Okuyacağı varsa da okumaz veya okuyamaz.

Bazı önsözler de kullanma kılavuzu gibi. Şöyle oku, böyle oku… Ya, dur bi, sus bi. Adam kırk yılda bir kitap aldı. İstediği gibi okusun. Yaygın bir kanaat var: Yazar okuyucuya bir şey veremez. Alsa alsa okuyucu alır.

Sizin gibi okuyucuların bu eserimizden çok şey alacağını tahmin ediyorum. Ama yazılanların hepsini birden almaya kalkarsanız kaldıramazsınız, hazmede-mezsiniz. Yavaş yavaş, ağır ağır, sessiz sessiz…

Aklınıza bir şey gelmesin dedik ya ben sen oldum. Seni biliyorum. Seni de bütün okuyucuları da seviyorum.

 

Çekmeköy-İstanbul, 25. 09. 2018

______________________________

SabahattinGencal, Kalıpları Kıran DENEMELER, Cinius Yayınları, İstanbul, 2019

  

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ