AHMET
– 1
(…)
Şu
anda siz istirahat ediyorsunuz, ben pencere kenarında, masa başındayım. Temmuz
ayındayız. Dışarıda sicim gibi yağmur yağıyor. Açık olan pencereden gök
görüntüsünü duyabiliyorum, toprak kokusunu duyalı çok oldu ama…
Ne
güzel yağıyor dedim kendi kendime. Daha sonra bugün televizyonda izlediklerim
geldi aklıma. Bir yerlerde dereler taşmıştı, mahalleler seller içinde kalmıştı.
Bu yağmur aynı yağmur. Birkaç saat önce onlar için hiç de güzel değildi.
Güzellik
alt yapıya göre değişir sevgili babacığım. Altyapımız sağlamsa, iyi
planlanmışsa eğer en şiddetli sağanaklar bile bize güzel gelebilir. Ama dere
kenarına yapılan mahalleler gibi olmak da var işin içinde. Mecbur kalmak,
zorunda olmak… O zaman her an sizden kaynaklı olmayan şeylere hazırlıklı
olmamız lazım. Bazen yel, bazen sel alabilir duygularımızı…
Klavye
olmadığında değiştiremiyorsunuz yazdıklarınızı. Silemiyorsunuz da…
Güzellik;
bazen yaptıklarımızı silebilmek ve değiştirebilmektir sevgili babacığım. Bu
aslında en güzel şeydir. Beğenmediğini silebilmek. İstediğin ile
değiştirebilmek. Bazen şimdi, bazen belirli bir süre sonra…
Silebilmek
ve değiştirebilmek…
Güzellik,
kendi beslenme çantanda olanlar ile mutlu olabilmektir sevgili babacığım.
Yanındaki arkadaşının beslenme çantasındaki muzda olmamalıdır gözlerin. Öyle
bir bakmıştı ki o muza. Hâlbuki o küçük kızın beslenmesi de çok güzeldi…
Güzellik,
tek bir sözdür sevgili babacığım. Tek bir söz… Ömür boyu unutmazlar sonra.
Yarın öbür gün karşılaştıklarında, senin unutup gittiğin o sözü, o cümleyi
ezbere söylerler sana. Yüreğine dokunmak mı deniyordu buna?..
Güzellik,
sabretmektir sevgili babacığım. Sabırla devam edebilmektir. Harcamamaktır, boş
vermemektir… Sabrettiğinizi hiçbir zaman belli etmemektir. Gülebilmektir, ses
tonundaki değişmeleri filtreleyip öyle çıkarabilmektir boğazınızdan.
Bakışlarınızdaki buharlaşmaları indirmemektir yanaklara. Beden diline de sahip
olabilmektir… Sabreden, güzel sabreden, belirli bir sürenin sonunda
kavuşacaktır esas güzel olana… Ya burada ya da toprak kokusunda…
Güzellik,
rahat olmaktır, kendini sıkmamak, stres yapmamak, kaygı duymamaktır sevgili
babacığım. O zaman izin verirsin içindekine, anahtarı her zaman üzerinde
bırakmalısın ki; haydi bakalım dediğin zaman birkaç denemeden sonra rahatça
dışarıya çıkabilsin. İçimizdeki karanlıklar aydınlığa çıktıklarında gözleri
kamaşabilir ilk başta, zamanla alıştıkça gün ışığına, miyop ya da
hipermetropluk derecelerine göre karar verirler güzele.
Bazen
haydi bakalım içeriye demelidir, önce gözlükçüye. Zaman geçtikçe gözlük
takabilmek ya da gözlük camlarımızı değiştirmek gerekir. O zaman güzel olan
görünebilir. Güzellik, gözlüklerimize göre değişir sevgili babacığım. Bir de
bakmak ile görmenin ne demek olduğunu ayırt edebildiğimizde… Güzel bakan hep
güzel görecektir…
Elle
yazmaya alıştım. Unutmamışım demek ki ne güzel!.. El yazımın çirkin olduğunu
görebiliyorum, hep çirkindi nedense… İnşallah bu çirkin el yazısı ile
yazdıklarım güzel gelmiştir size…
SAGEN
- 2
Beklentimin
üzerinde bir biçim verdiğiniz diyalogumuza. Bu biçim belki de ilk olacak
çağımızda. Sizden de bu beklenirdi. Platon’u, Aristo’yu aşmak gerekirdi ki
farkında olarak veya olmayarak biçim bakımından olsun aştınız. Bunu
vurgulamamın nedeni, o kadar övülen batı dünyası bile uzun süre Aristo’yu
aşamadı. Doğu dünyasında Platon’a Eflatun diyorlar. Doğu’da da Eflatun
aşılamadı.
Yanlış
anlamalara meydan vermemek için tekrar edeyim: Biçim yönünden aşmayı
kastediyorum. Artık ben de sana uyacağım. Kısa, net cevaplar vermek yerine uzun
da olsa bir denemenin, bir yaşanmışlığı anlatan cümlelerin içindeki brüt
cevaplar vermeye çalışacağım. Böylesi daha güzel olacak okurlar indinde...
Güzellik
kavramının göreceli olduğunu söylerlerdi. Sen bunu örneklerle belirttin, daha
doğrusu adeta sergiledin.
Yine
Güzellik kavramının birçok kavram yerine de kullanılabileceğini de göstermiş
oldun.
Yazdıklarını
analiz etmek benim işim değil, okuyucuların işi.
Evet,
doğrusuyla yanlışıyla okuyucuların karşısına çıkıyoruz. Ben senelerdir hep
böyle yaptım. Maddi hatalar dışında hiçbir şeyi değiştirmedim. Anlaşılan siz de
aynı yöntemi takip edeceksiniz.
Bu
ilk sayfalarda açıklamalara yer verdiğimiz için konu uzamış oluyor ki bu
elbette doğru değil. Onun için okuyucunun uyarısını duyar gibi oluyorum:
“Sadede gel.”
Güzel
kavramı konusunda oldukça çok eser okudum, makale ve yazı okudum. Ancak
başlangıçta da dediğim gibi unuttum. Unuttum derken, kimin ne dediğini, nasıl
dediğini unuttum, yoksa kavram olarak yine aklımızda. Bir başka deyişle bütün
okuduklarımı kendi potamda eritemedim; ancak yine de bir şeyler kaldı. Bir
arkadaşımız; “Cami yıkılsa da mihrap yerindedir.” demişti benim için, sağ
olsun.
Kur’an-ı
Kerim’de, mealen “Ben insanları en güzel biçimde yarattım.” diyor Allah.
Allah’ın
tüm yarattıkları güzeldir ki buna doğal güzellik diyoruz. Felsefede doğal
güzellik değil, insan eli değen güzellik konu edilmektedir. Felsefecilere bir
ek yapmak haddimiz olmamakla birlikte yukarıda sözü edilen ayetteki en kelimesi
üzerinde duracağım.
İnsan
bitkilerden ve hayvanlardan, evrenden daha güzeldir. Başka biçimde söyleyelim,
neden en kelimesi kullanıldı? İnsanın hangi özelliğine işaret ediliyor?
Bildiğimiz kadarıyla akıl, konuşma yeteneği ve irade özellikleriyle
hayvanlardan ayrılıyor insanoğlu. Konuya devam ederken ara söz olarak diyelim
ki buradaki güzel ifadesi mükemmel anlamında kullanılmış olsa gerek.
Elbette
bir ders kitabı yazmıyoruz. Yazmış olsak aklı, konuşma yeteneğini ve iradeyi
ayrı ayrı incelememiz gerekirdi. Şimdilik özetle, değinmekle, anmakla
yetinelim:
Akıl
melekesinin mutediline/vasatına hikmet deniyor. Hikmet güzeldir; ama ifrat ve
tefrit güzel değildir. Aklın çokluğundan zarar mı gelir? Burada sözü edilen
ifrat kurnazlığa kaçan, insanları ipnotize eden vb. akıldır ki hiç de güzel
değildir. O kadar ki toplumları kargaşaya sürükleyen, devletleri çökerten
böyleleridir desek yanlış olmaz. Öte yandan tefrit de akıl azlığıdır ki
böylelerini koyun yerine koyuyorlar, koyun olduklarına inandırıyorlar, tabii
aklı uçta olanlar tarafından. Demek ki güzel olan mutedil olandır, ılımlı
olandır, orta olandır. Taa Konfüçyüs’ten beri orta akıl övülmüştür. Aristo da
bu konu üzerinde durmuştur. Batılı filozoflarda “altın orta” sözü de çok
kullanılır olmuştur.
Konuşmanın
da elbet güzeli makbuldür. “Dil adamı vezir de eder rezil de.” diye bir
atasözümüz var. Yine Konfüçyüs’ün dilin doğru kullanılmasının devlet
yönetiminde çok etkili olduğunu belirten sözleri var. Demek ki konuşmada da
orta yolu tercih etmek gerek. Hazreti Ali’ye (ra) atfedilen bir söz vardır:
“Konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde konuşmak doğru değildir.” Günümüzde
konuşması gerekenlerin susması, konuşmaması gerekenlerin konuşması, hem de
bıktırıcı derecede konuşması hiç de güzel değildir
Cüz’i
irade konusuna gelince, bu konuda birçok âlimin dinden çıktığı söylenmiştir.
Onun için çok dikkatli olmak gerekir. Kısaca şunu söyleyebiliriz: Allah (cc)
bile cüz’i irademizi kullanmamıza karışmamaktadır. Evet, doğru yolu işaret
etmekle birlikte insanı serbest bırakmaktadır. Günümüzde insanların iradelerine
ipotek koyan başta siyasetçiler ve patronlar olmak üzere kendilerini bir şey
sanan kişilerin hareketleri de güzel değil, iradelerini kendileri
kullanmayanların hareketleri de güzel değil.
Ahlakçılar
güzel ahlak ifadesini kullanmaktadırlar. Erdemlerle dolu ahlaka güzel ahlak,
aksine de reziletler denmektedir…
Yukarıda
da hep güzel kavramının mükemmel, iyi, yararlı, hoşa giden vb. anlamlarda
kullanıldığından söz edilmiştir. Hemen belirtelim ki bütün bunlar günlük
konuşma dilimizdeki güzellik kavramına işaret ediyor.
Bir
bilim adamımız (Prof. Dr. Niyazi Kahveci) bir televizyon programında kavramları
yerli yerinde kullanmak gerektiğini söyledi ve ekledi: “Ahlak alanında
iyi-kötü, dinde sevap-günah, felsefede tutarlı-tutarsız, edebiyatta
güzel-çirkin, bilimde doğru-yanlış kavramları kullanılır. Yanlış kullanılırsa
örneğin iyi yerine güzel kullanılırsa o eseri çöpe atınız.
Kahveci’ye
göre çöpe atılması gereken bu çalışmamızı okuyucularımıza kabul ettirebilmek ve
başlangıçta belirttiğimiz gibi diyaloglara bir yenilik getirebilmek için
çalışacağız.
Çalışacağız
derken yanlış anlaşılmasın, bilimsel çalışma yapmayacağız. Her şeyi unuttuktan
sonra aklımızda kalanları bilinç akışı biçiminde de olsa sergileyeceğiz.
_____________________________
