6 Mayıs 2026 Çarşamba

Güzellik

  


AHMET – 1

(…)

Şu anda siz istirahat ediyorsunuz, ben pencere kenarında, masa başındayım. Temmuz ayındayız. Dışarıda sicim gibi yağmur yağıyor. Açık olan pencereden gök görüntüsünü duyabiliyorum, toprak kokusunu duyalı çok oldu ama…

Ne güzel yağıyor dedim kendi kendime. Daha sonra bugün televizyonda izlediklerim geldi aklıma. Bir yerlerde dereler taşmıştı, mahalleler seller içinde kalmıştı. Bu yağmur aynı yağmur. Birkaç saat önce onlar için hiç de güzel değildi.

Güzellik alt yapıya göre değişir sevgili babacığım. Altyapımız sağlamsa, iyi planlanmışsa eğer en şiddetli sağanaklar bile bize güzel gelebilir. Ama dere kenarına yapılan mahalleler gibi olmak da var işin içinde. Mecbur kalmak, zorunda olmak… O zaman her an sizden kaynaklı olmayan şeylere hazırlıklı olmamız lazım. Bazen yel, bazen sel alabilir duygularımızı…

Klavye olmadığında değiştiremiyorsunuz yazdıklarınızı. Silemiyorsunuz da…

Güzellik; bazen yaptıklarımızı silebilmek ve değiştirebilmektir sevgili babacığım. Bu aslında en güzel şeydir. Beğenmediğini silebilmek. İstediğin ile değiştirebilmek. Bazen şimdi, bazen belirli bir süre sonra…

Silebilmek ve değiştirebilmek…

Güzellik, kendi beslenme çantanda olanlar ile mutlu olabilmektir sevgili babacığım. Yanındaki arkadaşının beslenme çantasındaki muzda olmamalıdır gözlerin. Öyle bir bakmıştı ki o muza. Hâlbuki o küçük kızın beslenmesi de çok güzeldi…

Güzellik, tek bir sözdür sevgili babacığım. Tek bir söz… Ömür boyu unutmazlar sonra. Yarın öbür gün karşılaştıklarında, senin unutup gittiğin o sözü, o cümleyi ezbere söylerler sana. Yüreğine dokunmak mı deniyordu buna?..

Güzellik, sabretmektir sevgili babacığım. Sabırla devam edebilmektir. Harcamamaktır, boş vermemektir… Sabrettiğinizi hiçbir zaman belli etmemektir. Gülebilmektir, ses tonundaki değişmeleri filtreleyip öyle çıkarabilmektir boğazınızdan. Bakışlarınızdaki buharlaşmaları indirmemektir yanaklara. Beden diline de sahip olabilmektir… Sabreden, güzel sabreden, belirli bir sürenin sonunda kavuşacaktır esas güzel olana… Ya burada ya da toprak kokusunda…

Güzellik, rahat olmaktır, kendini sıkmamak, stres yapmamak, kaygı duymamaktır sevgili babacığım. O zaman izin verirsin içindekine, anahtarı her zaman üzerinde bırakmalısın ki; haydi bakalım dediğin zaman birkaç denemeden sonra rahatça dışarıya çıkabilsin. İçimizdeki karanlıklar aydınlığa çıktıklarında gözleri kamaşabilir ilk başta, zamanla alıştıkça gün ışığına, miyop ya da hipermetropluk derecelerine göre karar verirler güzele.

Bazen haydi bakalım içeriye demelidir, önce gözlükçüye. Zaman geçtikçe gözlük takabilmek ya da gözlük camlarımızı değiştirmek gerekir. O zaman güzel olan görünebilir. Güzellik, gözlüklerimize göre değişir sevgili babacığım. Bir de bakmak ile görmenin ne demek olduğunu ayırt edebildiğimizde… Güzel bakan hep güzel görecektir…

Elle yazmaya alıştım. Unutmamışım demek ki ne güzel!.. El yazımın çirkin olduğunu görebiliyorum, hep çirkindi nedense… İnşallah bu çirkin el yazısı ile yazdıklarım güzel gelmiştir size…

 

SAGEN - 2

 

Beklentimin üzerinde bir biçim verdiğiniz diyalogumuza. Bu biçim belki de ilk olacak çağımızda. Sizden de bu beklenirdi. Platon’u, Aristo’yu aşmak gerekirdi ki farkında olarak veya olmayarak biçim bakımından olsun aştınız. Bunu vurgulamamın nedeni, o kadar övülen batı dünyası bile uzun süre Aristo’yu aşamadı. Doğu dünyasında Platon’a Eflatun diyorlar. Doğu’da da Eflatun aşılamadı.

Yanlış anlamalara meydan vermemek için tekrar edeyim: Biçim yönünden aşmayı kastediyorum. Artık ben de sana uyacağım. Kısa, net cevaplar vermek yerine uzun da olsa bir denemenin, bir yaşanmışlığı anlatan cümlelerin içindeki brüt cevaplar vermeye çalışacağım. Böylesi daha güzel olacak okurlar indinde...

Güzellik kavramının göreceli olduğunu söylerlerdi. Sen bunu örneklerle belirttin, daha doğrusu adeta sergiledin.

Yine Güzellik kavramının birçok kavram yerine de kullanılabileceğini de göstermiş oldun.

Yazdıklarını analiz etmek benim işim değil, okuyucuların işi.

Evet, doğrusuyla yanlışıyla okuyucuların karşısına çıkıyoruz. Ben senelerdir hep böyle yaptım. Maddi hatalar dışında hiçbir şeyi değiştirmedim. Anlaşılan siz de aynı yöntemi takip edeceksiniz.

Bu ilk sayfalarda açıklamalara yer verdiğimiz için konu uzamış oluyor ki bu elbette doğru değil. Onun için okuyucunun uyarısını duyar gibi oluyorum: “Sadede gel.”

Güzel kavramı konusunda oldukça çok eser okudum, makale ve yazı okudum. Ancak başlangıçta da dediğim gibi unuttum. Unuttum derken, kimin ne dediğini, nasıl dediğini unuttum, yoksa kavram olarak yine aklımızda. Bir başka deyişle bütün okuduklarımı kendi potamda eritemedim; ancak yine de bir şeyler kaldı. Bir arkadaşımız; “Cami yıkılsa da mihrap yerindedir.” demişti benim için, sağ olsun.

Kur’an-ı Kerim’de, mealen “Ben insanları en güzel biçimde yarattım.” diyor Allah.

Allah’ın tüm yarattıkları güzeldir ki buna doğal güzellik diyoruz. Felsefede doğal güzellik değil, insan eli değen güzellik konu edilmektedir. Felsefecilere bir ek yapmak haddimiz olmamakla birlikte yukarıda sözü edilen ayetteki en kelimesi üzerinde duracağım.

İnsan bitkilerden ve hayvanlardan, evrenden daha güzeldir. Başka biçimde söyleyelim, neden en kelimesi kullanıldı? İnsanın hangi özelliğine işaret ediliyor? Bildiğimiz kadarıyla akıl, konuşma yeteneği ve irade özellikleriyle hayvanlardan ayrılıyor insanoğlu. Konuya devam ederken ara söz olarak diyelim ki buradaki güzel ifadesi mükemmel anlamında kullanılmış olsa gerek.

Elbette bir ders kitabı yazmıyoruz. Yazmış olsak aklı, konuşma yeteneğini ve iradeyi ayrı ayrı incelememiz gerekirdi. Şimdilik özetle, değinmekle, anmakla yetinelim:

Akıl melekesinin mutediline/vasatına hikmet deniyor. Hikmet güzeldir; ama ifrat ve tefrit güzel değildir. Aklın çokluğundan zarar mı gelir? Burada sözü edilen ifrat kurnazlığa kaçan, insanları ipnotize eden vb. akıldır ki hiç de güzel değildir. O kadar ki toplumları kargaşaya sürükleyen, devletleri çökerten böyleleridir desek yanlış olmaz. Öte yandan tefrit de akıl azlığıdır ki böylelerini koyun yerine koyuyorlar, koyun olduklarına inandırıyorlar, tabii aklı uçta olanlar tarafından. Demek ki güzel olan mutedil olandır, ılımlı olandır, orta olandır. Taa Konfüçyüs’ten beri orta akıl övülmüştür. Aristo da bu konu üzerinde durmuştur. Batılı filozoflarda “altın orta” sözü de çok kullanılır olmuştur.

Konuşmanın da elbet güzeli makbuldür. “Dil adamı vezir de eder rezil de.” diye bir atasözümüz var. Yine Konfüçyüs’ün dilin doğru kullanılmasının devlet yönetiminde çok etkili olduğunu belirten sözleri var. Demek ki konuşmada da orta yolu tercih etmek gerek. Hazreti Ali’ye (ra) atfedilen bir söz vardır: “Konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde konuşmak doğru değildir.” Günümüzde konuşması gerekenlerin susması, konuşmaması gerekenlerin konuşması, hem de bıktırıcı derecede konuşması hiç de güzel değildir

Cüz’i irade konusuna gelince, bu konuda birçok âlimin dinden çıktığı söylenmiştir. Onun için çok dikkatli olmak gerekir. Kısaca şunu söyleyebiliriz: Allah (cc) bile cüz’i irademizi kullanmamıza karışmamaktadır. Evet, doğru yolu işaret etmekle birlikte insanı serbest bırakmaktadır. Günümüzde insanların iradelerine ipotek koyan başta siyasetçiler ve patronlar olmak üzere kendilerini bir şey sanan kişilerin hareketleri de güzel değil, iradelerini kendileri kullanmayanların hareketleri de güzel değil.

Ahlakçılar güzel ahlak ifadesini kullanmaktadırlar. Erdemlerle dolu ahlaka güzel ahlak, aksine de reziletler denmektedir…

Yukarıda da hep güzel kavramının mükemmel, iyi, yararlı, hoşa giden vb. anlamlarda kullanıldığından söz edilmiştir. Hemen belirtelim ki bütün bunlar günlük konuşma dilimizdeki güzellik kavramına işaret ediyor.

Bir bilim adamımız (Prof. Dr. Niyazi Kahveci) bir televizyon programında kavramları yerli yerinde kullanmak gerektiğini söyledi ve ekledi: “Ahlak alanında iyi-kötü, dinde sevap-günah, felsefede tutarlı-tutarsız, edebiyatta güzel-çirkin, bilimde doğru-yanlış kavramları kullanılır. Yanlış kullanılırsa örneğin iyi yerine güzel kullanılırsa o eseri çöpe atınız.

Kahveci’ye göre çöpe atılması gereken bu çalışmamızı okuyucularımıza kabul ettirebilmek ve başlangıçta belirttiğimiz gibi diyaloglara bir yenilik getirebilmek için çalışacağız.

Çalışacağız derken yanlış anlaşılmasın, bilimsel çalışma yapmayacağız. Her şeyi unuttuktan sonra aklımızda kalanları bilinç akışı biçiminde de olsa sergileyeceğiz.

 _____________________________

SabahattinGencal- Ahmet Gencal, Baba ile Oğul Arasında Sessiz ve Uzun Diyaloglar GÜZELLİK,Cinius Yayınları, İstanbul,