Malumat Hamallığından Marifet Deryasına!
Fatİh Yüksektepe,17.03.2026 - 05:05Yayınlanma
İnsan, hayat yolculuğuna çıktığında cebine koyduğu ilk azığı "merak",
sırtına aldığı ilk yükü "bilmek arzusu ",
içine düştüğü ilk telaşı ise "anlam/aslını bulma" arayışıdır.
Oysa bilmek ve bildiğini anlamlandırmak; aklın kılı kırk yaran öğrenme
hırsından değil, "Lâ" diyerek zihindeki putları
kırmaktan, yani bildiklerinin, O’nun bilgisi karşısında bir
hiçlikten ibaret olduğunu idrak etmekten geçer.
(...)
Gerçek mânâda öğrenme, bir “biriktirme süreci” değil, bir "eksiltme
sanatı"dır; yani "nefs-i emmare"nin "her
şeyi biliyorum" diyen mağrur sesini susturarak, "bilmiyorum" diyebilme
erdemidir. Bu yolda atılan her adım, insana ne kadar çok şey bildiğini değil,
ne kadar "hiç" olduğunu, yani cehaletinin, o
sonsuz "Bilgi" karşısında nasıl da kıymetli bir
boşluk olduğunu fısıldar. Bu, akıl yoksulluğu değil, aksine aklın sınırlarını
idrak edip onu Yaratıcı’nın kudreti karşısında bir "hizmetkâr/kul" kılma
tevazusudur. Öğrendikçe kendi cahilliğinin ufkunu genişleten insan, aslında
kibir duvarlarını yıkarak, yaratılanın ardındaki Yaratıcı’nın ince sanatını
fark etmeye başlar.
(...)
Unutulmamalıdır ki;
"Kıyıda 'ben' diyen taş yosun tutar,
Akışta 'hiç' olan damla derya olur."
https://www.milligazete.com.tr/malumat-hamalligindan-marifet-deryasina