29 Nisan 2026 Çarşamba

Sanat İçin

  



Kapıdan çıkmak üzereydim. Duvarın bir bölümünün rengârenk olduğunu gördüm. Elimi uzattım. Gökkuşağına girmişim. Şaşırdım. Sağa sola baktım. Işık huzmesini takip ederek oturma odasına girdim. Eşim masanın üzerine metal bir çerçeve koymuştu. Camdan giren güneş ışınları bu çerçeveden yansıyarak koridorda ilerliyor ve duvarda güneşin rengini yazıyordu.  ‘İşte sanat budur.’ dedim bir kere daha.

Yıllar öncesinden beri aynı şeyleri söylüyorum. 1958-1959 öğretim yılı idi, Erzurum Yavuz Selim İlköğretmen Okulu laboratuvarı’ndayız. Dersi de konuyu da şimdi hatırlamıyorum. Hatırladığım mercekler ve prizmalardır. Güneş ışınlarının bu prizmalardan geçerek gökkuşakları oluşturmalarını, renklerin dans etmesini unutamadım.

Öğrencilerime hep söylemişimdir. ‘Sanatçı içinde merceği, prizması olandır.

Başkaları da bu prizma benzetmesi üzerinde dur-muşlardır; ama yanlış sonuçlara varmışlardır. Sanatçı gerçekleri öyle boyayıp süsleyerek sunan kişi değildir. Ne yazık ki gençler yanlış yönlendirilmiş ve sanat adına kalıcı olmayan eserler ortaya çıkmıştır.

Güneş ışığının rengi bizim ilk bakışta gördüğümüz renk midir? Değil kuşkusuz. Güneşin rengi prizmanın ortaya çıkardığı gök kuşağına benzeyen renktir. İçinde prizması olan sanatçılar aslında gerçeği ortaya çıkarmaktadırlar.

Kamera objektifliği ile bir insanı, hayvanı, bitkiyi kısaca varlıkları tam olarak görebilir misiniz? Yani, sanatçı kameradan farklıdır. Sanatçı sıradan kişilerden farklıdır. Sanatçı için aykırı insan diyorlar. Aslında sıradanlardan farklı olan, gerçeğin yüzünü yansıtabilen anlamında kullanılıyordur bu ‘aykırı insan’ benzetmesi.

Kısaca, bana göre sanatçı gerçeği gören kişidir.

Çok eleştirmenler, yazarlar, bilerek ya da bilmeyerek sanat adına sanatı yozlaştırdılar.

Sanatsız bir yaşam düşünülemez.

Sanata katkı için herkes üstüne düşeni yapmalıdır.

       Başiskele-Kocaeli, 14. 02. 2011

___________________________

SabahattinGencal, Kalıpları Kıran DENEMELER, Cinius Yayınları, İstanbul, 2019