Değerli arkadaşım Erdoğan Teke Bey’le bu kez Ekpa’da buluştuk. 02 Mayıs 2026 Cumartesi günü 14.30 ile 16.30 arasında beraber olmanın mutluluğunu yaşadık. Konuşmalarımızın doğal akışında hem hatıralarımızdaki burukluklardan hem 01 Mayıs’ta medyada görülen mutsuzluklardan hareketle mutluluk üzerinde sohbet ettik.
“Mutluluk
nedir?” diye sordum. Erdoğan Bey de Ahmet Bey de örnekler de vererek güzelce
mutluluğu tanımladılar. Bu defa da “Çevrenizdekiler mutsuzken mutlu olabilir
misiniz diye sordum? Ne mümkün…
Ahmet
Bey, bazıları mutlu oluyor deyince ben “İnsanlardan söz ediyorum.” dedim.
Bu
konuya girmemin nedeni şu: Bu ara eski defterleri karıştırırken aldığım notlara
takıldım: Goethe, çevre mutlu değilse mutlu olunamayacağını belirtiyor. Bu arada
Ahmet, hocalarımızın komşu tanımlamasını söyledi: 40 ev doğu tarafında 40 ev
batı tarafında. Kuzey ve güneyi de hesap edersek… Bir kişi yatağa aç girerse…
Vaazlarda söylenenleri noktalayarak geçtik ama zenginlerin şatolara, sitelere,
villalara geçip kimseleri görmedikleri üzerinde de durduk. Daha doğrusu İslamiyet’in
ne derece uygulanabildiği üzerinde durduk. Bu arada söz yine Goethe’ye geldi:
“Batı
dünyasının gelmiş geçmiş en büyük edibi olarak kabul edilen ve Müslüman olup
olmadığı hakkında çeşitli spekülasyonlar bulunan Alman şair ve yazar Wolfgang
von Goethe, ömrünün son yıllarında Doğu medeniyetini ve İslam'ı tanımak
amacıyla çeşitli çalışmalar yapmıştı.” Hatta sevgili peygamberimiz hakkında
şiir de yazmıştı. Bu arada “Hatalarımı söyleyen adam, uşağımda olsa efendim
sayılır.” sözünü sanırım Hz. Ebubekir’den esinlenerek söylemiştir. Çünkü Hz.
Ebubekir’in de böyle bir sözü vardır.
Medyada
işçilerimizin göz yaşlarını görünce, herkes gibi bizim de içimiz kan ağladı.
Böyleyken siyasetten konuştuğumuz zannedilmesin. Böyle siyaset olmaz olsun. Biz
insanlıktan söz ettik:
İnsan
olarak amacımız nedir? Yaratılış amacını gerçekleştirmek yani Allah’a kulluk görevimizi
tam olarak yerine getirmektir. Peki, kulluk görevi nedir? Allah’ın (cc) bütün
buyruklarını yerine getirmektir. Bunları yerine getirebilmek için de yaratılış
potansiyelimizi (kâmil insan, halife olabilme potansiyelimizi)
gerçekleştirebilmek gereklidir. Daha açık deyişle evren bize emanettir.
Hayvanlardan da biz sorumluyuz, ormanlardan da. Kurttan kuştan da…
Bu
arada Erdoğan Bey, Şile’de kaldığı yıllarda sokakta kalan köpek yavrularına
sitelerinin müsait yerinde nasıl kulübe yaptıklarını, onlara nasıl baktıklarını
anlattı. Köpek yavrularına… Az kalsın “bile” kelimesini kullanacaktım. Allah’ın
gücüne gider. Canlı cansız her şey bize emanet… (Bu konuda Ahmet Bey'in çalışmasının örnek bir çalışma olduğunu, görülmeye ve okunmaya değer olduğunu belirtelim. Tıkla-gör)
Ahmet,
internete girerek Erdoğan Bey’in İsviçre de kaldığı köyü gösterdi. Erdoğan Bey, İşte bu evde 14 yıl kaldık, dedi. Bu arada çevredeki ağaçlar yerli yerinde. Ormanlar
da… Ya, bizde?
Erdoğan
Bey, iplik fabrikası patronunun arazisinin içinden geçen bir dereden söz etti.
Evet, balık kaynayan bir dereden. Balık tutmanın bir mevsimi, zamanı vardı. Herkes
uyardı… Patronun fabrikaya bisikletle gidip geldiğini de ayrıca belirtelim.
İsviçre
anıları ve çağrıştıkları ışığında kendi yöremize bakıyoruz. İnsanımıza ve
tabiatımıza böyle hor bakanları getiriyoruz gözümüzün önüne…
...
EKPA’ya
girince hava güneşliydi. Yazlıklarımı giymiştim. Elimde baston, kafamda
güneşliğim vardı. İki saat geçti geçmedi birden bozdu hava. Ahmet, hasta
olmamam için sohbeti sonlandırmayı isteyince kalkıverdik. Öyle ki tam dairemizden içeri
girdik ki yağmur ve yer yer dolu başladı. Bu son yıllarda havalar hep böyle. Aman
aman çok dikkatli olalım. Kafayı üşütmeyelim.
Sabahattin Gencal, 02. 05. 2026
__________________________
Hz. Muhammed'e Şiir ve Goethe'nin şiirlerinden
![]() |
Şile’nin Vicdanı: Erdoğan Bey |

