27 Mart 2026 Cuma

Bugün Dünya Tiyatrolar Günü

  




Bugün 27 Mart 2026 Cuma.

Bugün Dünya Tiyatrolar Günü.

Tiyatrolar gününde düşünüyorum:

Hayat da bir tiyatro mu? Çokları öyle sanmasına rağmen, değil.

Değil çünkü Allah (cc) bir senaryo yazmış da biz bu senaryoyu oynuyor değiliz. Cüzi irademizi kullanıyoruz. Tabii bizim yazdığımız senaryoyu da Allah (cc) biliyor…

Bu anda da senaryodan bir sahne oynanıyor:

Saat 09.30.

83’lük bir emekli öğretmen İstanbul’un Çekmeköy’ündeki dairesinde bilgisayarının başında… Asker arkadaşı, her zamanki gibi Cuma bayramını kutlamak üzere arıyor.

Aranmak güzel, asker arkadaşı tarafından aranmak daha güzel. Ta 1972’ye gidiyor insan. Güzel anılar paylaştığımız güler yüzlü ve insan gibi insanla konuşmak huzur veriyor insana.

Arkadaşım soruyor, “Bugün ne yazacaksın?” Ben de bilmiyorum, diyorum. Konunun üzerinde kuluçkaya yatmadan yazmanın iyi olmadığını bilmiyor değilim ama nedense günlük yazılarımda plan yapamıyorum. Kalvyenin başına oturmak üzere olduğum anda…

Konuşmamız bitti. Bilgisayarda Reel denilen kısa videoları izliyordum. Kaldığım yerden izlemeye devam ettim:

Trabzon, Yol havası. Beni çocukluğuma götürdü. Kaval ilk dinlediğim enstrüman. Kaval bir de kemençe iz bıraktı bende… Videodaki yazı da tam da beni anlatıyor gibi: “Kıymetini bilmediğin bir şey bir gün özlediğin her şey olur…”

Bugünün zenginlerini şöminenin başında görüp gıpta edenler bizi ocak başında görseler…

Bugünün zenginlerini yazlıklarında görüp gıpta edenler bizi mesirelerde ve yaylalar da görseller…

Kuş sesleri, derelerin çağıl çağıl akanda çıkan sesler, sülenler akanda çıkan sesler, rüzgârın yayla duvarındaki ezgisi. Yayla dedim de sanki oradaymışım gibi hartomalardaki damla sesleri…

Kuzuların koyunların, ineklerin, buzakların ve onların boyunlarına takılan akortlu çanların, çınkıraklıların sesleri, civcivleri ve horozların sesini duyuyorum.

Nereden girdim bu konuya. Kerentilerin (tırpanların) örste dövülürken, tırpan taşı ile bilenirkenki sesler…

Bunları da geçelim; gençlerin türküleri, orta yaşlıların vaybana… atışmaları…

Allah Allah! Ben büyük bir orkestra içinden gelen biriyken kulaklarım nasıl bu kadar yetersiz kalır?

Bilmem ki bilemem ki…

Saat: 1048. Yaştaşım, komşum, Fikir Masasındaki  arkadaşlarımdan biri arıyor. O arayınca taa Trabzon’dan İsviçre’ye dek uzanan ufuk çizgisinde gezerim. Böylesi bir arkadaş bulduğum için de şükrederim.

Cuma bayramını karşılıklı kutladıktan sonra televizyonda duyduğu haberleri özetledi bana. İki belediye başkanı daha tutuklanmış. Hangi partili diye sormaya gerek olmamasına rağmen sordum… Ve kendi kendime dedim ki işte tiyatro bu? Senaryo biri tarafından yazılıyor ve sahneye koyuluyor. Traji komedi gibi bir şey…

Yazarken de 90 saniyelik reelden gelen kaval sesini dinliyorum. Kulağım mı bozuluyor bilemem ki kaval sesi bile değişiyor. Yazık  yazık…

Saat: 11.31 dayımın ortanca oğlu, 11.33 dayımın büyük oğlu aradılar. Hamd olsun bir yaramazlık yok. Dayımları, teyzelerimi, yengemi anne annemi hatırlamak… Ruhları şad olsun.

Hayat bu işte birkaç saatte kaç mevsim yaşadım. Tabii yaşayacağımdan başka.

Kavalı sanki ben çalıyorum da eski coşkulu havasına hüzün katıyorum. Neyse biraz sonra kahvaltı yapmak için kalkacağım ve televizyonlu odaya geçeceğim.

Bu kadar geç kahvaltı olur mu? Olmaz tabii ama ben her zamanki gibi zeytinyağının içindeki incirlerden iki incir yedim sabah sabah…

Aslında günlük bu. Ama olmuyor ki…

Defterler yetmiyor ki diyecektim alışkanlıktan. Ne defteri yaz babam yaz; yer çok… Çok olmak da bazen.

Bazen öyle bazen böyle.

Sabahattin Gencal, İstanbul, 27. 03. 2026

 

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ