11 Ocak 2026 Pazar

Ebu Hanife’nin Aklını Yeniden Kuşanma

 

                              İmam-ı Azam Ebu Hanife Ziyaretleri – Kerbela


Bugün de birkaç makale okudum. Hepsi de güzel ve yararlıydı ama Sayın Mustafa Yeneroğlu’nun (11. 01. 2026 tarihli Karar gazetesindeki) makalesi öteden beri yazmak isteyip de yazamadığım düşüncelerimin bir özeti gibiydi. Bu makalenin “Gemini” tarafından yapılan özetini, Ebu Hanife’nin aklını yeniden kuşanma umuduyla aşağıda sunuyorum. (Sabahattin Gencal, 11. 01. 2026)

GÖRÜŞLER

Mustafa Yeneroğlu tarafından kaleme alınan bu makale, İslam dünyasının en büyük hukukçularından biri olan İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin trajik sonu üzerinden, İslam coğrafyasındaki hukuk ve demokrasi krizinin tarihsel kökenlerini analiz etmektedir.

Yazının temel argümanlarını şu başlıklarla özetleyebiliriz:

1. İki Filozof, İki Kader: Sokrates ve Ebu Hanife

·                     Sokrates: Batı medeniyeti, Sokrates’in baldıran zehriyle idam edilmesini bir "vicdan azabı" ve "devlet gücüne karşı hakikati söyleme" miti haline getirmiştir. Batı hukuk felsefesi bu sorgulama kültürü üzerine inşa edilmiştir.

·                     Ebu Hanife: İslam dünyasının Sokrates’i olarak tanımlanan Ebu Hanife de iktidarın (Halife Mansur) yargıçlık teklifini reddettiği için zindanda zehirlenerek öldürülmüştür. Ancak İslam dünyası, onun bu direnişçi ruhunu anlamak yerine onu sadece bir "ilmihal hocası"na indirgemiştir.

2. Özgür Akıl ve Sivil Duruş

·                     Ebu Hanife, geçimini ticaretten (ipek ticareti) kazandığı için ekonomik bağımsızlığa sahipti. Bu durum ona devlete muhtaç kalmadan, özgürce fikir üretme imkanı tanımıştır ("Cüzdanı halifenin elinde olanın, aklı hür olamaz").

·                     Hukuk metodolojisinde "Ehl-i Rey" (Akıl Ekolü) yaklaşımını benimsemiş; nakli (rivayetleri) akıl, Kur’an ilkeleri ve kamu yararı filtresinden geçirmiştir. Hukuku, körü körüne bir itaat kültürü yerine rasyonel bir adalet arayışı olarak görmüştür.

3. Tarihsel Kırılma: Ruhun Terk Edilişi

·                     Ebu Hanife’den sonra öğrencisi Ebu Yusuf döneminde Hanefilik, devletin resmi mezhebi haline gelmiştir. Bu süreçte Ebu Hanife’nin "zalim sultana isyan haktır" ilkesi, yerini "fitne çıkmasın diye itaate" bırakmıştır.

·                     Yargı erki, bağımsız bir denetleyici olmaktan çıkıp yürütmenin (sultanın) bir alt şubesi ve meşrulaştırıcısı konumuna gerilemiştir.

4. Bugünün Panoraması: Ahlaki ve Hukuki Kuraklık

·                     Makaleye göre bugünkü İslam toplumlarındaki otoriterleşme ve entelektüel kısırlığın nedeni, Ebu Hanife’nin fıkhının (kurallarının) alınıp ruhunun (duruşunun) zindanda bırakılmasıdır.

·                     Dindarlık, sadece şekli ritüellere (namaz, oruç vb.) hapsedilmiş; adaletsizlik, kamu malı hırsızlığı ve zulüm gibi meseleler dinin asli konusu olmaktan çıkarılmıştır.

Sonuç

Yazar, İslam dünyasının kurtuluşunun Ebu Hanife’nin türbesini kutsamaktan değil, onun sivil, bağımsız ve sorgulayan aklını yeniden kuşanmaktan geçtiğini savunur. Batı’nın Sokrates’le kurduğu sağlıklı ilişkiyi, İslam dünyasının Ebu Hanife ile kuramadığını vurgular.


 Geldiğin yere dön