31 Ocak 2026 Cumartesi

Güncelerdeki Karakutular

 



İkide bir aklım şuna takılıyor. Yayınlayacağımız yazılara edebi anlamda “günce” denebilir mi? Günlük yazılan bir yazı, o tamam da… Günce/günlük bambaşka.

Şunu da merak etmişimdir hep: Eskiden, çok eski değil canım 40 bilemedin 50 sene öncelerinde “sevgili günlük” diye başlanılan ve herkesten gizli olan günce yazarları “Bir gün bu güncem de okunacak.” diye akıllarından geçirir miydi? Akıllarından geçirmişlerse otosansür uygulamış demektirler ki… Eskilerin güncelerini bile defolanmış bulan biri olarak güncelerimizi (Günce demeyeyim günce adını verdiğimiz yazılarımızı) hemen yayınlıyoruz. Bu demektir ki otosansür uyguluyoruz.

Yanlış anlaşılmasın. Otosansür deyince bugünkü korku ikliminden, bugünkü zalimliklerden söz etmiyorum. Hiç kimsenin baskısı olmadığı halde yazarın kendine uyguladığı sansürdür söz konusu. Yok, efendim, ben aklıma geleni yazıyorum, kendime sansür uygulamıyorum, sansürsüz… falan filan diyenlere inanalım mı bilmem. Ben bile çok önceleri “İçimde bir karakutu var.” demişimdir. Hem de ne karakutu…

Hz. Mevlâna küp zamanla sızıntı yapar ve içindekini ele verir mealinde sözler etmiştir. Bugünkü küpler en teknik imkânlarla “sırlanmış” olduğundan… Kendimden biliyorum canım.

Sır küpüne karakutu diyorsam uçak kazalarında sık sık sözü edilen karakutulardandır. “Düşen Libya uçağının kara kutusu Londra'ya gönderildi.15 Ocak 2026 tarihli gazeteler) demek ki Türkiye’de deşifre edememişlerdir. Allah(cc) bilir ama benim karakutuyu da çözemezler, anlayamazlar. Londra’ya değil Viyana’ya da Bağdat’a da gönderseler…

Bazıları durum-u vaziyeti çakabilir. Haa, "Psikanalizin babası" olarak da anılan Freud’a atıf için Viyana diyor, Haa bir zamanlar İslâm ilimlerinin ilerlediği Bağdat’tan da söz ediyor falan filan diyebilenler olabilir. Atina yazsam felsefeyi de hatırlayanlar olabilir ama yine de kimse  çözemez benim karakutuyu. Ben bile çözemem. Niye mi?

İnsanlar halden hale giriyor mu? Peki, halden hale girince frekansları da değişir mi? Doğrusu bilmiyorum. Bilemediğim için de... Google’dan da öğrenemiyorum. Google amca (Bu deyişi de birkaç gün önce konuştuğum bir değerli arkadaşımdan duydum) sorulara göre cevap verir. Nasıl bir soru sormuşsam şöyle bir cümleyle karşılaştım: “Bu merak temelli bir soru, lütfen beni yasaklamayın…” Neyse geçelim. 20 yaşımdaki benim yazılarımı 83 yaşındaki ben anlayabilir mi? Eğer frekansları aynı kalmışsa anlar. Bazen yaşlılar der ya kendimi 18 yaşında hissediyorum. Siz rakamı tersinden okuyun.

Gırgır gibi görülen bu boş laflar aslında bilimin önemli sorunlarındandır. Sık sık videolarını dinlediğim Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, “Anlamıyorsanız canınızı sıkmayın bazen ben de anlamıyorum.” mealinde sözler ediyor.

Duymuşsunuzdur. Bazıları çay demlemek için mutfağa gider ama bir bardak soğuk su içerek döner… Eee, ben de o duruma düştüm düşüyorum. Niyetim “toplumsal ahlakımızın” düştüğü hallerden ve bu konuda Gemini ile (YZ) yaptığımız sohbetten söz etmekti. (Aşağıdaki medyadan butonuna tıklarsanız bu konuda öğretici yazılarla karşılaşabilirsiniz. Video da koydum, Profesörlere giden kapı butonları da… Siz düşünün artık…)

Şunu da ekleyeyim. Bir ara bugün de yazmayıvereyim diyerek bir video koydum bu sayfaya. Ee, şimdi artık sana ihtiyacımız kalmadı diyerek onu sileyim mi? Ya ben Amerikalı mıyım? Vefa diye bir şey yok mu? deyiverdim…

Galiba uzatıverdim. Uzatmak iyi değildir.

Sabahattin Gencal, İstanbul, 31. 01. 2026

 *

 

GÜNCE

MEDYADAN

MÜZİK

RESİM

VECİZE

ŞİİR

KİTAPLARDAN

DİĞER

            Not: Etkinliklerin tümünü bir arada görmek isteyenler aşağıdaki arşiv butonundan istedikleri tarihi tıklayabilirler.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

*

 

https://www.facebook.com/reel/1205529294574893