İkide
bir aklım şuna takılıyor. Yayınlayacağımız yazılara edebi anlamda “günce”
denebilir mi? Günlük yazılan bir yazı, o tamam da… Günce/günlük bambaşka.
Şunu
da merak etmişimdir hep: Eskiden, çok eski değil canım 40 bilemedin 50 sene
öncelerinde “sevgili günlük” diye başlanılan ve herkesten gizli olan günce
yazarları “Bir gün bu güncem de okunacak.” diye akıllarından geçirir miydi?
Akıllarından geçirmişlerse otosansür uygulamış demektirler ki… Eskilerin
güncelerini bile defolanmış bulan biri olarak güncelerimizi (Günce demeyeyim
günce adını verdiğimiz yazılarımızı) hemen yayınlıyoruz. Bu demektir ki
otosansür uyguluyoruz.
Yanlış
anlaşılmasın. Otosansür deyince bugünkü korku ikliminden, bugünkü zalimliklerden
söz etmiyorum. Hiç kimsenin baskısı olmadığı halde yazarın kendine uyguladığı
sansürdür söz konusu. Yok, efendim, ben aklıma geleni yazıyorum, kendime sansür
uygulamıyorum, sansürsüz… falan filan diyenlere inanalım mı bilmem. Ben bile
çok önceleri “İçimde bir karakutu var.” demişimdir. Hem de ne karakutu…
Hz.
Mevlâna küp zamanla sızıntı yapar ve içindekini ele verir mealinde sözler
etmiştir. Bugünkü küpler en teknik imkânlarla “sırlanmış” olduğundan… Kendimden
biliyorum canım.
Sır
küpüne karakutu diyorsam uçak kazalarında sık sık sözü edilen
karakutulardandır. “Düşen Libya uçağının kara kutusu Londra'ya gönderildi.15 Ocak
2026 tarihli gazeteler) demek ki Türkiye’de deşifre edememişlerdir. Allah(cc)
bilir ama benim karakutuyu da çözemezler, anlayamazlar. Londra’ya değil Viyana’ya
da Bağdat’a da gönderseler…
Bazıları
durum-u vaziyeti çakabilir. Haa, "Psikanalizin babası" olarak da
anılan Freud’a atıf için Viyana diyor, Haa bir zamanlar İslâm ilimlerinin ilerlediği
Bağdat’tan da söz ediyor falan filan diyebilenler olabilir. Atina yazsam
felsefeyi de hatırlayanlar olabilir ama yine de kimse çözemez benim karakutuyu. Ben bile çözemem.
Niye mi?
İnsanlar
halden hale giriyor mu? Peki, halden hale girince frekansları da değişir mi?
Doğrusu bilmiyorum. Bilemediğim için de... Google’dan da öğrenemiyorum. Google
amca (Bu deyişi de birkaç gün önce konuştuğum bir değerli arkadaşımdan duydum)
sorulara göre cevap verir. Nasıl bir soru sormuşsam şöyle bir cümleyle
karşılaştım: “Bu merak temelli bir soru, lütfen beni yasaklamayın…” Neyse
geçelim. 20 yaşımdaki benim yazılarımı 83 yaşındaki ben anlayabilir mi? Eğer
frekansları aynı kalmışsa anlar. Bazen yaşlılar der ya kendimi 18 yaşında
hissediyorum. Siz rakamı tersinden okuyun.
Gırgır
gibi görülen bu boş laflar aslında bilimin önemli sorunlarındandır. Sık sık
videolarını dinlediğim Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, “Anlamıyorsanız canınızı
sıkmayın bazen ben de anlamıyorum.” mealinde sözler ediyor.
Duymuşsunuzdur.
Bazıları çay demlemek için mutfağa gider ama bir bardak soğuk su içerek döner…
Eee, ben de o duruma düştüm düşüyorum. Niyetim “toplumsal ahlakımızın” düştüğü
hallerden ve bu konuda Gemini ile (YZ) yaptığımız sohbetten söz etmekti.
(Aşağıdaki medyadan butonuna tıklarsanız bu konuda öğretici yazılarla
karşılaşabilirsiniz. Video da koydum, Profesörlere giden kapı butonları da… Siz
düşünün artık…)
Şunu
da ekleyeyim. Bir ara bugün de yazmayıvereyim diyerek bir video koydum bu
sayfaya. Ee, şimdi artık sana ihtiyacımız kalmadı diyerek onu sileyim mi? Ya
ben Amerikalı mıyım? Vefa diye bir şey yok mu? deyiverdim…
Galiba
uzatıverdim. Uzatmak iyi değildir.
Sabahattin
Gencal, İstanbul, 31. 01. 2026
*
|
DİĞER |
|||||||
|
Not: Etkinliklerin
tümünü bir arada görmek isteyenler aşağıdaki arşiv butonundan istedikleri
tarihi tıklayabilirler. |
|||||||
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
*
.jpeg)