Televizyonda, az da olsa bazen güzel ve yararlı programlar da izleyebiliyoruz. Örneğin bugün bir televizyonda Prof. Dr. Üstün Dökmen’i izledim. Yararlandım. Verdiği bir örnek üzerinde durulmasında yarar görüyorum:
Bir
ilkokulda öğretmen çocuklara deprem anında hemen masa ve sıraların altına girmek
ve başı iki elle korumak gerektiğini söyler. Birkaç hafta sonra çocuklar
bahçedeyken bir deprem olur. Depremi hisseden çocuklar koşa koşa sınıflarına
girerek sıraların altına sokulurlar…
Dökmen,
bunun ezbere dayanan bir eğitimden kaynaklandığını söylemektedir. Öğretmen
konuyu geniş açıdan ele almamış öğrenciler de aklını kullanmamıştır.
Aklını
kullanma üzerinde çokça durulmaktadır. Büyükler de akıllarını birine emanet
etmektedir. Ezberin zararları üzerinde durulmaktadır. Ezberlemeye alışanlar düşünmeyi
akletmekte zorlanırlar.
Millî
Eğitim Bakanlığımız da bunun farkında. Yeni hazırlanan kitaplarda eskilere göre
değişiklikleri görüyoruz. Ancak işler istenildiği gibi yürümemektedir.
Bu
konuda, daha önceleri de yazdıklarımı tekrar etmemin yararlı olacağını
umuyorum.
13
sene kadar önce, bir Anadolu İmamhatip Lisesinde torunumun velisi olarak bir
veli toplantısına katılmıştım. Sağ olsunlar öğretmenler beni öğretmen odasına
aldılar. Edebiyat öğretmenlerine, ben bir edebiyat konusundaki hazırlık
çalışmalarını 45 dakikada yapamıyorum. Aranızdan yapabilen var mı? Hiç kimse de
yapamıyor. Çocuklar evde bunun için saatlerini harcarlarsa diğer dersler için
zamanları kalmaz. Bu bir yana bu ders 45 dakikada da bitmez. Bitirebilen var
mı? Bir öğretmen, ben özet yazdırıyorum, dedi. Yani çocuklar ezberlemeye devam…
Peki, bu durumu bildirdiniz mi? Söylemişler. Kime kendi kendilerine ve
idarecilere. Biz hep böyle yapıyoruz. Kendi kendimize yakınıp duruyoruz.
Açılmışken
aynı konuya devam edeyim. Kitapları yazanlar akademisyen. Derya gibiler.
Bizlerden çok daha fazla bildikleri herkesçe malum. Yalnız öyle anlaşılıyor ki
bunlar liselerde öğretmenlik yapmamışlar. Teorik bilgi çok fazla ama pratik
yok. Onun için liseliler için yine liseli öğretmenler kitap yazmalı, diyorum.
Su
değirmeni örneğini verebiliriz. İki değirmen taşının ortasına zahire tane tane
akar. Tabii bu ayarlanmıştır. Bütün bilgiler boca edilirse değirmen fonksiyonun
yapamaz veya durur. Çocukluğumda değirmenlere çok giderdim. Bütün parçalarının
isimlerini bilirdim. Ama unuttuğum için anlatamıyorum. Bundan da bir ders
çıkarabiliriz: Biz kelime ve kavramlarla düşünürüz. Kelime ve kavram yoksa
düşünce de yoktur. Onun için yazının sonuna, bulabilirsem bir su değirmeni
eklemeyi düşünüyorum.
Bir
televizyon programının sadece bir örneği bakın neler düşündürdü. Programın
tamamı üzerinde dursak bir ders kitabı yazabilirdik. İnşallah televizyonlarımız
düzelir de…
Ülkemizin
çocuklarını ve insanlarını çok sevdiğimi ve onlar için düşünmeğe çalıştığımı
peşinen söyleyeyim ve yazayım. Ancak insanımıza yararlı olabilmek için
kendimizi de düşünmek durumundayız. Kaliteli bir yaşam için uzman görüşlerine
göre etkinliklerde bulunmaya çalışıyorsam da bir türlü gelişemiyorum. Örneğin müzik
konusunda hâlâ 0 (sıfır) noktasındayım. Bu noktanın arkasına koyacağımız
rakamlar kadar gelişiriz. Önüne koyacağımız rakamlar kadar da küçülürüz. Müzik
için verdiğimiz bu örnek her şey için tabii insanlık için de geçerlidir. Bazen
öfkelenip sıfırın arkasındaki rakamı kaldırırsak sıfıra sıfır elde var sıfır. Yani
esfele safilin. Açık deyişle “Esfeli Safilin, bir kişinin düşebileceği en
aşağılık mertebedir. İslama göre hayvandan da daha aşağıda bir mertebede olma
hal ve durumunu ifade eder.”
Asırlardır
“ezberden”, rivayetlerden kurtulamazsak, akıl yürütmeyi öğrenemezsek
düşeceğimiz yer bellidir.
Aklımızı
kullanabilmek umuduyla…
Sabahattin
Gencal, İstanbul, 14. 02. 2026
____________________
|
"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci |
||||||
|
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü
Etkinliklerinden Bazıları |
||||||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
||||||
“İnsan beyni değirmen taşı
gibidir, içine bir şeyler atmazsanız, kendi kendini öğütür.”
İbn-i Haldun
***
.jpeg)