Bugün İmam Serahsî'den söz edeceğim. (Ebu Bekir Muhammed bin Ahmed
es-Serahsî). Onun 11. yüzyılın en büyük İslam hukukçularından ve
düşünürlerinden biri olduğunu, Hanefi mezhebinin en büyük fakihlerinden biri
olduğunu ve başyapıtı olan el-Mebsut ve bu eserin yazılma süreci, dünya bilim
tarihinde eşine az rastlanır bir olay olduğunu vb. yazacağım…
Yazacağım ama nasıl yazacağım? Klavye başına oturmadan önce kafamda sözde
bir plan yapmıştım. Önce neden icap etti de şimdi anlatmak istediğimi sonra da dün
hatta bugün de kafamı nasıl işgal ettiğini anlatacaktım.
Bir BEN, ne gerek var, diyor. Başka bir BEN güncede asıl bu yazılır. Yani
kafadan geçenler. Yoksa falan filan âlimin hayatı ansiklopediden de Google’dan
da öğrenilir. (Aşağıdaki medyadan butonuna basılarak da öğrenilir. Bir başka BEN, olur mu canım. “İmam
Serahsî’nin hayatı sadece bir biyografi değil, aynı zamanda muazzam bir azmin
ve entelektüel derinliğin hikayesidir. Özellikle başyapıtı olan el-Mebsut ve bu
eserin yazılma süreci, dünya bilim tarihinde eşine az rastlanır bir olaydır.” diyor.
BENler kavgasını sona erdirecek gücüm kalmadı. Susun be! Ne yazacağımı da
nasıl yazacağımı da size mi soracağım! diyemiyorum. Defalarca dedik ya, günceyi
yayınlayınca günce olmaktan büyük ölçüde çıkıyor. Biraz da bunun için elim
zayıflıyor.
Güncemi okuyan olur mu? Okursa o işini bilir. Aşağıdaki medyadan kapısından
çıkar ve İmam Serahsî' hakkında bilgi edinir. Benim aşağıda yazacağım laga lugalardan
da kurtulmuş olur. Tek başına kurtulamaz ama neyse…
Dün akşam günümüzün allamesi olarak kabul ettiğim “allame-i cihan" Prof. Dr. İsmail Hakkı
Aydın’ın bir videosunu izledim. Söz ettiği her şeyi ilginç buldum. İmam Serahsî hakkında söylediklerini ise
ilgincin ötesinde…
Klavye
başına geçtim. Sözü edilen İmam hakkında yazacaktım. Aaa adamın ismini
unutmuşum. Ah, bendeki bu unutkanlık! Ahlandık mı? Hani ahlanıp
vahlanmayacaktık. Her durumda Allah’a (cc) şükürler olsun. Her şeyde bir hikmet
var. Bir zamanlar koskoca ders kitaplarını ezberlerken şükürden aciz
kalıyorduk. Şimdilerde bir kişinin ismini bile… Bunu yazmamın nedeni şu: İmam
Serahsî, hapsedildiği kuyudan (Zindandan) dışarıdaki öğrencilerine yanında
defter, kalem, kitap vb. olmadan ders veriyordu. 14 sene devam eden bu ders
sonucu el-Mebsut yazılmış oldu. Az değil 30 cilt. Üstelik her yönüyle örnek bir
eser. Bu nasıl bir hafıza. Ben İsmail Hakkı Aydın’ın hafızasına hayran olduğumu
söylerdim. Ya bunun için ne diyeyim? Bugünkü hafızam için? Allah’a şükürler
olsun. Yapay Zekâ hızır gibi yetişti, derken haksız mıyım?
Sordum
yapay zekâya 1009 ile 1099 yılları arasında, Türkmenistan ya da Özbekistan’da
yaşayan ve zamanın hükümdarı tarafından hapsedilen, zindana açılan bir delikten
öğrencilerine ders veren adam kimdir? Gerçi videoyu tekrar dinleyerek de
öğrenebilirdim ama yapay zekâyı deneyeyim dedim. Yapay zekâyı denemeye kalkan
hayretler içinde kalır. En ince ayrıntısına kadar takır takır söyleyiverdi.
Bu
allamenin zindana atılmasının sebebi ile günümüzdeki zindana atılma sebepleri
sanki birebir uyuyor. Demek ki hükümdarların psikolojileri benziyor…
Bir de
şunu düşündüm: “Bugün hem İslam dünyasında hem de Batı’daki saygın hukuk
fakültelerinde (örneğin Harvard, Oxford veya Leiden) Serahsî,
"Karşılaştırmalı Hukuk" ve "Hukuk Tarihi" derslerinin
başrol oyuncularından biridir.” Bizim fakültelerde de okutuluyordur her halde.
Aslında lise müfredatlarında da olmalı. (Belki de vardır.) Sonra sayısız âlimle
karşılaştım kütüphanelerde. Serahsî ile nasıl oldu da karşılaşmadım. Yoksa
kütüphanelere koymuyorlar mı? Yok canım, koyuyorlar da ben…
"Şemsü'l-Eimme" (İmamların Güneşi) unvanını alan İmam Serahsî ile
inşallah bir röportaj yapmaya çalışacağım ilerde…
Ey gidi Sabahattin! Hâlâ ne yapabileceğini ne yapamayacağını öğrenemedin.
Önce kendinle röportaj yap da…
Sabahattin Gencal, İstanbul, 02. 02. 2026
|
"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci |
||||||
|
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü
Etkinliklerinden Bazıları |
||||||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
||||||
