Zaman
zaman aydınlarımızın suskunluğundan söz ettik. Ancak bu duruma uygun bir başlık
koymamıştık. Bu başlığı Dr. İkbal Vurucu koydu: Kuzuların Sessizliği mi
Akademinin Konforu mu?
Vurucu,
Karar gazetesindeki bugünkü yazısında (17.02. 20269 Prof. Dr. İskender Öksüz,
01.02.2026 tarihli Karar gazetesindeki “Türkiye’de Toplum Bilimi - Dün ve
Bugün” başlıklı yazısı üzerindeki görüşlerini yazdı. (Bu yazının yapay zekâ ile
yapılan özeti Medyadan bölümünde)
Bu
yazıdan ben de gereken dersleri aldım:
Prof.
Dr. İskender Öksüz’ün temel eleştirisi, sosyolojinin uygulamadan koparak
“seyirle yetinen” bir disipline dönüşmesidir. Al benden de o kadar:
Günlük
çalışmalarım hep “seyirlik.” Resim diyoruz tablolara bakmakla yetiniyoruz. Bir
iki çizgi çizsek belki daha iyi olurdu.
Müzik
desek mi demesek mi? Bir öylesini dinledim bir böylesini ama zevk almanın z’si
yok. Zevk aldığım müzik yok değil ama onlar da, yaralarımı depreştirdiği için
bana yasakmış. Müzik yapmam yani türkü veya şarkı söylemem imkânsız imkânsız.
Bari mırıldana bilsem. Yapay zekâ bana mırıldanmayı tavsiye etti. İleride bu
konunun üzerinde duracağım.
Vecizelere
gelince sosyal medyadan derlediklerimi yazıveriyorum. Aslında kitaplarımın her
birinde benim vecize değerinde onca sözüm var… Onları ayrı bir kitapta toplama
niyetim olduğu için…
Kısaca
biz de kuzu gibiyiz.
“Öksüz
Hocamın makalesindeki en sarsıcı imge olan “Kuzuların Sessizliği” metaforu,
toplum bilimcilerin güncel ve siyasî açıdan “tehlikeli” bulunan sulardan uzak
durma refleksini çarpıcı bir biçimde yüzümüze vurmaktadır.”
Ben
Kuzuların Sessizliği adlı romanı okudum mu? Hatırlamıyorum. Bilmiyorum.
Ben
Kuzuların Sessizliği adlı filmi izledim mi? Ne gezer…
Sözde
İstanbuldayız. Sözde kültür başkentindeyiz. Ne sinema ne tiyatro. Güya evde
etkinlikler yapmaya çalışıyoruz da…
Ha
hatırladım: Yukarıda sözünü ettiğim yazıda “kendi odasında yankılanma”
benzetmesi de var. Benim sesim çıkmıyor ki odamda yankılansın. Hep iç konuşma
hep iç konuşma.
Yankılar
birbirine karıştı kafamda.
Sesler
kafatasımı delecek.
Yakındır
“gelecek”
Geleceğimizin
çok iyi olması dileğiyle…
Sabahattin
Gencal, İstanbul, 17. 02. 2026
|
"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci |
||||||
|
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü
Etkinliklerinden Bazıları |
||||||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
||||||
______________________________
Kuzuların
Sessizliği, yazar Thomas Harris'in aynı adlı romanından beyaz perdeye
aktarılan, yönetmenliğini Jonathan Demme'nin yaptığı, 1991 yapımı psikolojik
gerilim türündeki filmdir.
Thomas
Harris'in romanının bu uyarlamasında, FBI'daki eğitimi devam eden Clarice
Starling (Jodie Foster) yüksek güvenlikli bir tımarhaneye girerek bir psikiyatr
iken yamyamlık yapan bir kitle katiline dönüşen Hannibal Lecter'in (Anthony
Hopkins) hastalıklı zihninin derinliklerine inmeye çalışmaktadır. Starling'in
bir seri katili yakalamak için ipuçlarına ihtiyacı vardır. Ancak ne yazık ki,
Lecter ile yaşadığı Faustiyen ilişki sonunda onun kaçışına sebep olur ve artık
iki ayrı seri katil karanlıklarda serbest dolaşır.
1992 yılında yedi dalda Oscar'a aday olan film, yönetmenine ve başrol
oyuncularına altın heykelciği getirirken; en iyi film ve en iyi senaryo
uyarlaması dalında da ödüle layık görülmüştü. Filmde başrol oynayan Jodie Foster 30 yaşına gelmeden iki Oscar kazanan nadir
oyuncular arasına girdi. Anthony Hopkins, bu filmdeki toplam 16 dakikalık performansıyla en
iyi erkek oyuncu Oscar'ını kazandı. Bu süre, bir başrol oyuncusunun bir
filmde gözüktüğü en kısa süredir. En
iyi film Oscarı'nı alan tek gerilim-korku filmidir.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Kuzular%C4%B1n_Sessizli%
.
