28 Şubat 2026 Cumartesi

Yeniden Ele Almak

  


Kendimizi Görme Denemesi veya Bilimsel Dedikodu” adlı eserimizi yeniden ele alıyoruz

 

Kitaplar ruhun, beynin ve dolaylı da olsa bedenin gıdası, hatta ilâcıdır. Başka deyişle kitap insanın besleyicisidir, şifasıdır.

Gıdaların da ilâçların da son kullanım tarihleri vardır.

“Uluslararası kabul gören ve 'T-90' diye adlandırılan kurala göre, içindeki etken madde miktarı yüzde 90'a düşen ilaç gücünü kaybetmiş sayılır. İçerdiği etken maddenin yüzde 10'unu bile kaybeden ilaç artık ölüdür, yarardan çok zarar verir.” (1)

Peki, kitapların son kullanma tarihleri var mıdır?

Elif Şafak; “Her şeyin bir son kullanma tarihi var. Bildiğimiz ama ekseriya bilmezden geldiğimiz bir hakikat bu.” diye başladığı yazısının sonlarında şunları da yazıyor:

Peki yazının? Ya edebiyatın da bir son kullanma tarihi var mı?

Bu hafta bu mesele bambaşka bir biçimde gündeme geldi ABD’de. Ülkenin çeşitli yerlerinde bulunan yirmiden fazla kütüphane, raflarından çok sayıda kitabı kaldıracaklarını açıkladı. Sebep? Sebep, uzun zamandır kimsenin bu kitapları okumuyor olması. Yani kitabın arkasında damga yoksa, kimse o kitabı alıp okumuyorsa, demek ki son kullanma tarihi geçmiş bunların diye bir sonuca vardı kimi kütüphaneciler. Ve verdikleri listede neler yok ki? Hemingway’den tutun Harper Lee’nin klasik eseri To Kill a Mockingbird’e kadar nice kitap “tavsadı, eski artık bunlar” gerekçesiyle kaldırılmak isteniyor.

Kapitalizm hız istiyor. Almak ve öğütmek. Yediklerini hızla sindirip yenilerini gövdeye indirmek. Her televizyoncunun her gazetecinin gayet iyi bildiği bir çark bu.

Suya yazı yazıyorsun aslında. Anında unutuluyor onca emek ve zaman sarf ederek oluşturdukların. Kimsenin tahammülü, sabrı, vakti yok bir esere hak ettiği ilgiyi göstermeye. Fast food kitaplar peşinde modernite. Okumak, tüketmek ve unutmak üzere. 21.01.2000 (2)

Özetle yazarsak, Kur’an-ı Kerim hariç, hangi alanlarda olursa olsun bütün kitapların miâdı dolar.

 

 Bilimsel ilerlemeler olunca, ömürleri uzun gibi görünen bilimsel eserlerin de raf ömürleri biter.  Kur’an’ı kaynak alan kitapların çağları aştığı görülüyorsa da, onlar da bir gün raflardan inebilir. Demek ki sonuna kadar kalıcı eser yazmak olası değil. Bunu bile bile, mümkün olabildiğince uzun yaşayabilen eser yazmak hevesindeydim. Ama hevesim kursağımda kaldı. Açık deyişle seneler öncesinden beri kalıcı bir eser yazma hevesimi gerçekleştiremedim. Bunun üzüntüsünü duymadım desem yalan olur. Bu hayal kırıklığı içindeyim.

Miâdı dolmaktan çokça söz ediyordum ya, benim kitabımın miâdı daha basılmadan doldu. Bunca sene önce başladığım, ara ara yazmayı denediğim, birkaç defa da bastırmaya çalıştığım Kendimizi Görme Denemesi veya Bilimsel Dedikodu adlı eserimi yeniden ele almak istiyorum.

Burada bir açıklama yapmak borcum var:

Günümüzde, gazete haberlerinden öğrendiğimize göre; son kullanma tarihi dolmuş gıdaları, hatta ilâçları topluyor ve yeniden paketleyip piyasaya sürüyorlar. İnşallah bu haberler doğru değildir. Bunu hatırlatmamın nedeni şu:

 Eski kitabımı, tarihleri ve bazı kısımları değiştirip okurlara sunmam, yukarıda kınadığımız yeniden paketleme örneği gibi olur mu, olur. Onun için ben eski yazdığımı değiştirmeyecek, ancak altı çizili eklerle güncelleyeceğim. Bunu becerebilirsem bu aradaki gelişmeleri de vurgulamış olurum. Bu arada, ithaf bölümünde de söylediğim gibi rahmetli eşimin isteği üzerine kitaba ikinci ad olarak “Bilimsel Dedikodu” koydum. Bilimsel dedikodu olur mu? Bilmem. Hele kitabı bir okuyalım bakalım…

Bu kitabı, demiştim ya bir ara bastırmayı düşündüğüm zaman birkaç kişiye okutmuştum. Dediler ki: “Bölümler arasında üslup farkları var.” Gerçekten var. Otuz yıl önceki ben ben değilim. İstedim ki anlatımımdaki değişiklikler de, hatta yazım kurallarına ne derece uyabildiğimin seyri de görülsün. Yanı bariz yazım yanlışlarını da değiştirmemiştim. Nasip olur da bastırabilirsem şimdi de değiştirmeyeceğim.

Şahsımda bir öğretmenin deneme yazma çabasını aynen sergilemek istedim, istiyorum da. Peki, ya neyi, değiştireceğim, nasıl değiştireceğim? Deneme çalışmalarımı yaparken bir takvim yaprağından, bir köşe yazısından, bir dergiden, bir kitaptan… kısaca elime geçen her şeyden yararlanmaya çalıştım. Kütüphanelere sık sık de gittim. Demem o ki, kaynaklarım ikinci eldendi, kısıtlıydı da diyebiliriz.  Şimdi, hiçbir şey yoksa internet var. İnternete de güven olmaz ya, o da başka bir konu.

Bir konuyu yazıyordum, diğer konuya geçerken önceki konuyla ilgili yeni veriler ortaya çıkıyordu. Dipnotlarında düzeltmeler yapmaya çalışıyordum… Kısaca epeyce karışık bir şey yazmıştım.

“Kendimizi Görme Denemesi  veya Bilimsel Dedikodu” adlı bu kitabı yazdım; fakat kendimi göremedim. İhtimal siz de kendinizi göremeyeceksiniz. Ama hiç olmazsa bu konuda düşünebileceksiniz. Beni de az çok görebileceksiniz gibime geliyor. “Senden bana ne?” diyenlere diyeceğim yok; ancak Montaigne’nin “Bir insanda insanlığın tüm halleri, sorunları bulunur.” sözünü dikkate alanlar, kim bilir, bakarsın kendilerini de görmeye başlarlar.

Bu yazdıklarımı, aslında kitabın içinde belki de defalarca yazmışımdır. Şimdi, yazmak istediğim şu:

 Kitaba yapacağım eklerin altlarını çizeceğim. Önemli şeylerin altları çizilir derler, siz böyle düşünmeyin. Bu kısım sonradan eklendi diye düşünün yeter.

Ne uzatıyorum ki; size, belki de bundan önce hiç okumadığınız, çok uzun bir zaman diliminde yazılan  bir deneme sunuyorum. Denemeler de kesin bilgi var mı? Yok; ama bu kitapta kesin bilgi de var. Denemeler de     ispat kaygısı var mı? Yok, ama bu kitap da o da var. Şiir de var, fıkra da, anı da… Var oğlu var. O halde denemeyi edebi bir terim olarak düşünmeyelim; denemek olarak düşünelim.

Tahmin edebileceğiniz üzere, benim en büyük zaaflarımdan biri de kendimi kıyasıya eleştirmemdir. Satırlar arasında bu tür eleştirilere rastlarsanız inşallah okuma hevesiniz kırılmaz.

Bir binayı onarmak, yeni bina yapmaktan zordur.”derler. En azından bu zorluğu göreceksiniz.

 Başka bir şey daha diyeyim: “Bunca eserden alıntı yapan biri böyle mi kitap yazar?” diyeceksiniz. Gerçekten öyle  okuduklarımı, topladıklarımı bal yapıp sunamadım. Öyle yazabilsem “Bal tutan parmağını yalar.” örneği ben de tatlanırdım.

 

Tatlı tatlı demeyelim, dikkatli dikkatli ve de düşünerek, ara ara okumalar dileğiyle…

Hoşça kalın.

Sabahattin GENCAL,

28. 03. 2016, Başiskele-Kocaeli

______________

1.              Prof. Dr. Araman,

http://www.hurriyet.com.tr/bu-noktadan-sonra-ilac-degil-zehir-22749997

2.              Elif Şafak,                                                                                http://www.elifsafak.us/yazilar.asp?islem=yazi&id=489

 

_________________________________

Sabahattin Gencal, Kendimizi Görme Denemesi veya Bilimsel Dedikodu, Cinius Yayınları, İstanbul, 2018

 

"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci

Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları

 

GÜNCE

 

MEDYADAN

 

MÜZİK

 

RESİM

 

VECİZE

 

ŞİİR

 

KİTAPLARDAN

 

MEKTUBÂT-Î RABBÂNÎ