Kendimizi Görme Denemesi veya Bilimsel
Dedikodu” adlı eserimizi yeniden ele alıyoruz
Kitaplar
ruhun, beynin ve dolaylı da olsa bedenin gıdası, hatta ilâcıdır. Başka deyişle kitap insanın besleyicisidir, şifasıdır.
Gıdaların
da ilâçların da son kullanım tarihleri vardır.
“Uluslararası
kabul gören ve 'T-90' diye adlandırılan kurala göre, içindeki etken madde
miktarı yüzde 90'a düşen ilaç gücünü kaybetmiş sayılır. İçerdiği etken maddenin yüzde 10'unu bile kaybeden ilaç artık ölüdür,
yarardan çok zarar verir.” (1)
Peki,
kitapların son kullanma tarihleri var mıdır?
Elif
Şafak; “Her şeyin bir son kullanma
tarihi var. Bildiğimiz ama ekseriya bilmezden geldiğimiz bir hakikat bu.”
diye başladığı yazısının sonlarında şunları da yazıyor:
Peki
yazının? Ya edebiyatın da bir son kullanma tarihi var mı?
Bu
hafta bu mesele bambaşka bir biçimde gündeme geldi ABD’de. Ülkenin çeşitli
yerlerinde bulunan yirmiden fazla kütüphane, raflarından çok sayıda kitabı
kaldıracaklarını açıkladı. Sebep? Sebep, uzun zamandır kimsenin bu kitapları
okumuyor olması. Yani kitabın arkasında damga yoksa, kimse o kitabı alıp
okumuyorsa, demek ki son kullanma tarihi geçmiş bunların diye bir sonuca vardı
kimi kütüphaneciler. Ve verdikleri listede neler yok ki? Hemingway’den tutun
Harper Lee’nin klasik eseri To Kill a Mockingbird’e kadar nice kitap “tavsadı,
eski artık bunlar” gerekçesiyle kaldırılmak isteniyor.
Kapitalizm
hız istiyor. Almak ve öğütmek. Yediklerini hızla sindirip yenilerini gövdeye
indirmek. Her televizyoncunun her gazetecinin gayet iyi
bildiği bir çark bu.
Suya
yazı yazıyorsun aslında. Anında unutuluyor onca emek ve
zaman sarf ederek oluşturdukların. Kimsenin
tahammülü, sabrı, vakti yok bir esere hak ettiği ilgiyi göstermeye. Fast
food kitaplar peşinde modernite. Okumak, tüketmek ve unutmak üzere. 21.01.2000
(2)
Özetle
yazarsak, Kur’an-ı Kerim hariç,
hangi alanlarda olursa olsun bütün kitapların miâdı dolar.
Bilimsel ilerlemeler olunca, ömürleri uzun
gibi görünen bilimsel eserlerin de raf ömürleri biter. Kur’an’ı kaynak alan kitapların çağları
aştığı görülüyorsa da, onlar da bir gün raflardan inebilir. Demek ki sonuna
kadar kalıcı eser yazmak olası değil. Bunu bile bile, mümkün olabildiğince uzun yaşayabilen eser yazmak hevesindeydim.
Ama hevesim kursağımda kaldı. Açık deyişle seneler öncesinden beri kalıcı bir eser yazma hevesimi gerçekleştiremedim.
Bunun üzüntüsünü duymadım desem yalan olur. Bu hayal kırıklığı içindeyim.
Miâdı
dolmaktan çokça söz ediyordum ya, benim
kitabımın miâdı daha basılmadan doldu. Bunca sene önce başladığım, ara ara
yazmayı denediğim, birkaç defa da bastırmaya çalıştığım Kendimizi Görme Denemesi veya Bilimsel Dedikodu adlı eserimi
yeniden ele almak istiyorum.
Burada
bir açıklama yapmak borcum var:
Günümüzde,
gazete haberlerinden öğrendiğimize göre; son kullanma tarihi dolmuş gıdaları,
hatta ilâçları topluyor ve yeniden paketleyip piyasaya sürüyorlar. İnşallah bu
haberler doğru değildir. Bunu hatırlatmamın nedeni şu:
Eski kitabımı, tarihleri ve bazı kısımları değiştirip okurlara sunmam, yukarıda kınadığımız yeniden paketleme örneği gibi olur mu, olur. Onun için ben eski yazdığımı değiştirmeyecek, ancak altı çizili eklerle güncelleyeceğim. Bunu becerebilirsem bu aradaki gelişmeleri de vurgulamış olurum. Bu arada, ithaf bölümünde de söylediğim gibi rahmetli eşimin isteği üzerine kitaba ikinci ad olarak “Bilimsel Dedikodu” koydum. Bilimsel dedikodu olur mu? Bilmem. Hele kitabı bir okuyalım bakalım…
Bu
kitabı, demiştim ya bir ara bastırmayı düşündüğüm zaman birkaç kişiye
okutmuştum. Dediler ki: “Bölümler arasında üslup farkları var.” Gerçekten var. Otuz yıl önceki ben ben değilim.
İstedim ki anlatımımdaki değişiklikler de, hatta yazım kurallarına ne derece
uyabildiğimin seyri de görülsün. Yanı bariz yazım yanlışlarını da
değiştirmemiştim. Nasip olur da bastırabilirsem şimdi de değiştirmeyeceğim.
Şahsımda
bir öğretmenin deneme yazma çabasını aynen sergilemek istedim, istiyorum da.
Peki, ya neyi, değiştireceğim, nasıl değiştireceğim? Deneme çalışmalarımı
yaparken bir takvim yaprağından, bir köşe yazısından, bir dergiden, bir
kitaptan… kısaca elime geçen her şeyden yararlanmaya çalıştım. Kütüphanelere sık
sık de gittim. Demem o ki, kaynaklarım ikinci eldendi, kısıtlıydı da
diyebiliriz. Şimdi, hiçbir şey yoksa
internet var. İnternete de güven olmaz ya, o da başka bir konu.
Bir
konuyu yazıyordum, diğer konuya geçerken önceki konuyla ilgili yeni veriler
ortaya çıkıyordu. Dipnotlarında düzeltmeler yapmaya çalışıyordum… Kısaca epeyce
karışık bir şey yazmıştım.
“Kendimizi
Görme Denemesi veya Bilimsel Dedikodu” adlı bu kitabı yazdım; fakat kendimi
göremedim. İhtimal siz de kendinizi göremeyeceksiniz. Ama hiç olmazsa bu
konuda düşünebileceksiniz. Beni de az çok görebileceksiniz gibime geliyor.
“Senden bana ne?” diyenlere diyeceğim yok; ancak Montaigne’nin “Bir insanda insanlığın tüm halleri,
sorunları bulunur.” sözünü dikkate alanlar, kim bilir, bakarsın kendilerini
de görmeye başlarlar.
Bu
yazdıklarımı, aslında kitabın içinde belki de defalarca yazmışımdır. Şimdi,
yazmak istediğim şu:
Kitaba
yapacağım eklerin altlarını çizeceğim. Önemli şeylerin altları çizilir
derler, siz böyle düşünmeyin. Bu kısım sonradan eklendi diye düşünün yeter.
Ne
uzatıyorum ki; size, belki de bundan
önce hiç okumadığınız, çok uzun bir zaman diliminde yazılan bir deneme sunuyorum. Denemeler de kesin
bilgi var mı? Yok; ama bu kitapta kesin bilgi de var. Denemeler de ispat kaygısı var mı? Yok, ama bu kitap da
o da var. Şiir de var, fıkra da, anı da… Var oğlu var. O halde denemeyi edebi
bir terim olarak düşünmeyelim; denemek
olarak düşünelim.
Tahmin
edebileceğiniz üzere, benim en büyük zaaflarımdan biri de kendimi kıyasıya
eleştirmemdir. Satırlar arasında bu tür eleştirilere rastlarsanız inşallah
okuma hevesiniz kırılmaz.
“Bir binayı onarmak, yeni bina yapmaktan
zordur.”derler. En azından bu zorluğu göreceksiniz.
Başka bir şey daha diyeyim: “Bunca eserden
alıntı yapan biri böyle mi kitap yazar?” diyeceksiniz. Gerçekten öyle okuduklarımı, topladıklarımı bal yapıp
sunamadım. Öyle yazabilsem “Bal tutan
parmağını yalar.” örneği ben de tatlanırdım.
Tatlı
tatlı demeyelim, dikkatli dikkatli ve de düşünerek, ara ara okumalar dileğiyle…
Hoşça
kalın.
Sabahattin
GENCAL,
28.
03. 2016, Başiskele-Kocaeli
______________
1.
Prof. Dr. Araman,
http://www.hurriyet.com.tr/bu-noktadan-sonra-ilac-degil-zehir-22749997
2.
Elif Şafak, http://www.elifsafak.us/yazilar.asp?islem=yazi&id=489
_________________________________
Sabahattin Gencal, Kendimizi Görme Denemesi veya Bilimsel
Dedikodu, Cinius Yayınları, İstanbul, 2018
"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci | ||||||
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü Etkinliklerinden Bazıları | ||||||
|
|
|
|
|
|
|
| ||||||
