Öteden beri, arkadaşlarıma ve soranlara terapi amaçlı
yazı yazdığımı söylüyorum.
Birileri buna neden ihtiyaç duyduğumu sorsa ne cevap
verirdim?
Doktor tavsiyesi, derdim.
Doktor neden tavsiye etmiş? Stresimi azaltmak kaygı
bozukluğunu düzeltmek ve zihinsel iyileşmek için.
Doktor tam da böyle mi dedi? Hayır doktor meşguliyet,
dedi. Ben başka neyle meşgul olabilirdim?
Her tür terapi yazıyı kabul etmez. Niçin mi?
Niçin olacak bu tür yazılarda imlâ kurallarına,
noktalama işaretlerine riayet edilmediği gibi dilbilgisi ve estetik kurallara
da riayet edilmez. Mükemmellik şöyle dursun yazım iyi olması, etkili olması
gibi hususlar bile düşünülmez. Sadece içteki duygular ortaya dökülür hem de
zihin akışı dedikleri dur durak bilmeyen bir anlatımla. Durum böyle olunca
makale de yazamazsınız, eleştiri de söyleşi de… Günlük tutmak iyi gelirmiş anacak
duygu günlüğü tutmak koşuluyla. Bilinçli olarak böyle bir günlük
tutulabilinirse insan kendi kendinin psikoloğu olabilirmiş.
Makale ve benzeri yazılarda düşünce, deneme ve günce
gibi yazılarda duygu hakimdir.
Ben, ne kadar çabaladımsa duygu ve düşüncelerimi
birbirlerinden ayıramadım. Çok önceleri de benim düşünce ve duygularım
birbirlerine aşık olmuş sarmaşık gibidirler demişimdir. Gerçekte bazı yazılarım
duygu karışmış diye, bazıları da fikir karışmış diye beğenilmiyor. Tabii bazı
eleştirmenlerce. İşte bunun için onlarca kitap, hem de her çeşitinden kitap
yazmama rağmen kendime yazar sıfatını yakıştıramadım. Ama geçende bir yazı
okuyunca az da olsa içim açıldı.
Adını unuttuğum bir yazar diyor ki fikir yazısı da olsa duygusuz olmaz. Duygulu yazılar da fikirsiz. İşte bu. Ben hep böyle diyordum zaten. Hatta bu konuyu pekiştirecek bir benzetme var. Kuşlar nasıl ki iki kanat sayesinde uçuyorsa insanların da akıl ve gönül kanatları olması gerekir. Peki, olmazsa ne olur? Ne olacak? Bugünkü manzaralar ortaya çıkar:
Siyonist + evangelist= emperyalist güçlerin Gazze’ye, Beyrut’a ve Tahran’a vb. saldırılarına bakalım. Teknik oldukça yüksek. Peki, acıma, merhamet vb. güzel duygular? Savaş bu dememeli; savaşın da haklı gerekçeleri olmalı, savaşta da insani duygular olmalı değil mi? Buna savaş hukuku mu diyorlar?
Savaşta hukukmuş. Barışta bile hukuk tunne. Sözde
barıştayız. Sözde barış sürecindeyiz.
Bu sözde sözcüğünü de çok kullanıyorum. Güya eleştiri
yapıyorum. Sözüm ona belirli kişileri kınıyorum gibisinden.
İşte “zurnanın zırt dediği yer” yani yapılmakta olan
bir işin en önemli, en özen isteyen, en can alıcı yeri. Terapi amaçlı yazılarda
ne olurdu? Duygular kâğıda dökülürdü. Olumlu olumsuz, haklı haksız, güzel
çirkin vb. Allah (cc) ne verdiyse insan içini boşaltılırdı…
Sen de boşalt ama yayınlama. Sen de boşalt ama yazma.
Sen de boşalt ama konuşma… O zaman balon gibi olurdu insanlar. Balonlarım var!
Ve bir de balon yazılar olur. Daha okunmadan Fıss diye sönen. Küçük bir iğneleme ile pat pat diye patlayıp dökülen…
İçinde ne olduğu herkes tarafından anlaşılmayan
yazılara yazı demem ben. Bir yazıda en azından yazarın nefesi olmalıdır1.
Sabahattin Gencal, İstanbul, 13. 03. 2026
Not: Kitaplardan bölümünde, trabzon Hakimiyet Gazetesinde 1963 ılında yayınlanan bir yazım var. Hâlâ geçerliliğini devam ettiriyor: ÇAĞRI
_______________________
|
"Basitlik en üst düzey gelişmişliktir." - Leonardo da Vinci |
||||||
|
Sabahattin Gencal’ın Bugünkü
Etkinliklerinden Bazıları |
||||||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
||||||
1. Okkalı bir söz ettim değil mi? “Bunu anlamadık.” mı diyorsunuz?
Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, videosunu izlediğim bir konuşmasında bir sözü
için “Bunu anlamadık diye fazla düşünmeyin. Çünkü ben de anlamadım.” demişti.
Sordum Google’ye (Google AI bakışı kullanıyor artık) “Bir yazıda en azından
yazarın nefesi olmalıdır.” Ne demek? El-cevap:
"Bir yazıda en azından yazarın nefesi olmalıdır" ifadesi, metnin
özgün, samimi ve yazarın kişisel üslubunu (sesini/ruhununu) taşıması
gerektiğini vurgulayan edebi bir yaklaşımdır. Teknik kuralların ötesinde,
yazının ruhunu yansıtan bu yaklaşım, özellikle deneme türü gibi öznel
anlatımlarda, yazarın kendi düşüncelerini hissettirdiği bir atmosferi ifade
eder.
- Özgünlük ve Kimlik: Yazı,
yazarın tarzını, düşünce yapısını ve o konuya yaklaşımını yansıtarak
taklit olmaktan çıkmalı ve kişisel bir "imza" taşımalıdır.
- Samimiyet: Yazarın içtenliği, yazının samimi ve
etkileyici olmasını sağlar.
- Üslup (Tarz): Yazarın kendine has kelime seçimi, cümle yapısı ve anlatım
biçimi, onun nefesini (ruhunu) metne yansıtır.
Bu yaklaşım, özellikle Mavera Ödülleri makalesinde belirtildiği
gibi, yazarın kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi hissettiren deneme türü için
temel bir unsurdur.
